(2709 S. K. m. 141) (5235 S. K. m. 46) (5271 S. K. m. 34, 191, 229, 230, 272, 273, 279, 280, 289) (5237 S. K. m. 53, 145, 168) (1412 S. K. m. 30, 308) (ANY. MAH. 08.10.2015 T. 2014/140 E. 2015/85 K.) (YCGK 10.10.2006 T. 2006/3-206 E. 2006/205 K.) (YCGK 02.05.2000 T. 2000/11-89 E. 2000/91 K.) (YCGK 17.03.1998 T. 1998/6-18 E. 1998/91 K.) (YHGK 25.01.2006 T. 2006/9-23 E. 2006/3 K.) (YHGK 22.03.2006 T. 2006/4-87 E. 2006/84 K.) (YCGK 02.12.2014 T. 2013/9-548 E. 2014/531 K.)
İlk derece mahkemesinden verilen son hükme karşı yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna müracaat olunması üzerine dairemize istinaf incelemesi yapılmak üzere gönderilen kamu davası dosyasında başkanlıkça görevlendirilen raportör üye hakimin dosyayı incelemesi, raporunu hazırlayıp sunması ve müzakere gününün bugüne belirlenmesi üzerine dosyanın müzakeresi yapılması için aşağıda isimleri ve sicilleri yazılı mahkeme heyeti dairemiz müzakere salonunda toplandı,
5235 Sayılı Kanunun 46/1 inci maddesi gereğince gizli müzakereye başlandı.
Gizli yapılan müzakerede;
Dava dosyasında tebligat eksikliği bulunup bulunmadığı, mahkememiz dairesinin görevli olup olmadığı, olup olmadığı, dairemizin yetkili olup olmadığı, bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, ilk derece mahkemesinin kararının bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olup olmadığı ve istinaf başvurusunda bulunanın buna hakkı bulunup bulanmadığı yönünden ön inceleme yapıldı, dosyadaki bu hususlara ilişkin, belgeler, tebligatlar, tutanaklar, bilgiler ve tespitler okundu,
Raportör üye hakimin sunduğu raporunda ön inceleme evresine ilişkin sunduğu görüşü incelendi, dinlenildi, raportör üyenin ön inceleme sonucunda esastan inceleme yapılması için istinaf başvurusunun kabulü yönünde görüş bildirdiği görüldü, okundu müzakere olundu,
Zikrolunan görüşün dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülmekle;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü;
CMK.nın 279/1 inci maddesi kapsamında dosya üzerinde yapılan incelemede; ön inceleme sonucunda başvurunun reddi sebepleri varid görülmediğinden İSTİNAF BAŞVURUSUNDA BULUNANIN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESAS İNCELEME YAPILMASI İÇİN KABULUNE oybirliği ile karar verildi, gizli müzakereye devam olundu,
CMK.nın 280 inci maddesi gereğince başvurunun esastan incelenmesine geçilip başvurunun esastan görüşülmesi yapıldı,
İlk derece mahkemesinin kamu dava dosyası, iddianame ve iddianameye ekli belgeler, kolluk tutanakları ve raporlar iddianamenin kabulü kararı, ilk derece mahkemesinin tensip zaptı, duruşma tutanakları, ilk derece mahkemesinde soruşturma ve kovuşturma evresinde toplanan deliller, savunmalar, şikayetçi beyanları, kovuşturma evresine gelen cevabi müzekkereler ve soruşturma ve kovuşturma evresinde tanzim olunan raporlar, ilk derece mahkemesinin son kararı ve tüm dosya okundu,
İstinaf başvuru dilekçeleri okundu,
Raportör üyenin esas incelemesini de yaptığı ve rapor tanzim ettiği görüldü, raporda ilk derece mahkemesinin kararına karşı vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesini talep ettiği görüldü, okundu, müzakere olundu,
Hukuki mesele müzakere olundu,
Karar kurulması için toplanması gereken bir delilin veya araştırılması gereken bir hususun kalmamış olduğu görüldü,
Başkanlıkça CMK.nın 229/1 inci maddesi gereğince kıdemsiz üyeden başlanmak üzere oylar ayrı ayrı toplandı,
Dosya tetkik edildi, müzakereye son verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
Başvuran Sanık O. Y. müdafii vermiş olduğu 29/11/2016 tarihli istinaf dilekçesi ile Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/11/2016 gün ve 2016/1128 esas ve 2016/967 karar sayılı kararın yasaya aykırı olduğunu, yargılamanın istinaf mahkemesinde yeniden yapılmasını istemiştir.
İstinaf başvurusu üzerine;
Dairemizce Sanık O. Y. hakkında açılan kamu davalarına konu tüm suçlar açısından CMK.nın 279/1 inci maddesi gereğince yapılan ön inceleme ve değerlendirmede;
Dosyada kamu davalarının haber verilmesi kişiler açısından ve son kararın tebliğ edilmesi gereken kişiler açısından eksiklik bulunmadığı, keza işlendiği iddia olunan eylemlerin mümas olduğu kanuni tiplere göre inceleme ve hukuki gerek görülürse istinaf kovuşturması yapma görevinin dahi mahkememiz dairesine ait bulunduğu, işlendiği iddia olunan eylemlerin mahkememiz adli sınırları içerisinde işlenmiş olması nedeniyle yargılama yetkisinin mahkememiz dairesine ait olduğu, başvuranların istinaf başvuru taleplerinin yasanın aradığı 7 günlük yasal süresi içerisinde yaptıkları, haklarında istinaf başvurusunda bulunulan hükümlerin CMK.nın 272/1. maddesinde belirtilen hakkında istinaf yasa yoluna başvurulacak kararlardan olduğu, başvuranların sıfatı itibarıyla CMK.nın 273/4 üncü maddesinde belirtilen kişilerden olup, istinaf yasa yoluna başvurma haklarının bulunduğu tespit olunduğundan dairemizce yapılan başvurular yasa ve usule uygun bulunarak başvuruların esas inceleme yapılması için kabulüne karar verilmiştir.
Sanığın üzerlerine atılı her bir suç için CMK.nın 280/1-2. maddesi açısından yapılan genel değerlendirmede;
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, hüküm yerinde gösterilen hüküm kurulmuş ise de;
İş bu hükümde ve hükmün tesisi için yapılan soruşturma ve kovuşturma evresindeki hukuki işlemlerde;
CMK.nın 191/3-a maddesi gereğince duruşmaya sanığın kimliğinin tespiti ile başlanmasını amir olduğu, sanığın T.C. Kimlik numarasının en temel kimlik bilgisi olduğu ve duruşmada dahi kimlik bilgileri arasında tespit edilmesinin gerektiği, bu durum hukuki eksiklik ise de, T.C. Kimlik numarasının gerekçeli kararda belirtilmiş olması nedeni ile duruşma zaptına eklenmemiş olması eleştirilir bulunmuştur.
İlk derece mahkemesince son kararında TCK.nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak TCK.nın 53/1-b maddesinin Anayasa Mahkemesince bu fıkradaki bazı hak ve ehliyetler açısından kısmı iptal edildiği gözetilmeyip bu fıkranın tümden iptal edilmiş gibi hüküm kurularak hatalı uygulama yapılmış ise de, TCK.nın 53/1-b maddesindeki bazı hak ve ehliyetlerin iptaline dair Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ilk derece mahkemesinin son kararının verildiği tarihte yürürlükte olmakla, kanun maddesinin iptal kararından sonra yürürlükte kalmış hali ile bu maddedeki hak yoksunluklarının uygulanmasına ve ehliyetlerin kısıtlanmasına infaz aşamasında yasal engel bulunmadığından ilk derece mahkemesinin hatalı uygulaması için bozma yapılmamış ve bu durum eleştirilir mahiyette görülmüştür.
TCK.nun 145. maddesinin, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği, somut olayda sanığın gereksinimi olmayan iki adet bıçağı çalmak şeklindeki eyleminde koşulları oluşmadığı halde TCK.nın 145. maddesi uyarınca cezada indirime gidilmiş olması sanık hakkında aleyhe istinaf bulunmadığından eleştiri konusu yapılmıştır.
Şikayetçi ve sanığın anlatımlarından işyerinin camının kırılmasıyla meydana gelen zararın giderilmediği açıkça anlaşılmasına rağmen, zararın kovuşturma aşamasında tamamen giderildiğinden bahisle uygulama yeri olmadığı halde TCK.nın 168/2. maddesi uyarınca ceza indirimine gidilmesi hususu da sanık aleyhine istinaf bulunmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir.
Yukarıda belirtilen ve eleştirilen nedenler ile aşağıda belirtilen bozma nedenleri dışında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden Başvuran Sanık müdafiinin diğer tüm İSTİNAFLARININ REDDİNE,
1-)Dairemizce Sanık O. Y. hakkında nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından açılan kamu davaları dosyasında CMK.nın 280/1-2 inci maddesi gereğince yapılan esas inceleme ve değerlendirmede;
Maddi olay denetiminde;
İlk derece mahkemesince;
Sanık O. Y. hakkında isnad olunan nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından mahkumiyet hükümleri kurulmasını hukuken haklı ve zorunlu kılan iş bu suçun maddi ve manevi unsurlarının bulunduğunun tespit olunduğu, keza ilk derece mahkemesince tespit olunan ve mahkumiyet hükümleri ile tecziye olunan eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin belirlendiği, iş bu tespitlerin soruşturma evresinde ve kovuşturma evresinde yasaya uygun toplanan ve duruşmada tartışılan delillere dayandırıldığı, zikrolunan delillerin ilk derece mahkemesinde kovuşturma evresinde iddianın ve savunmanın tartışılmasına açılıp muhakemenin özünü teşkil eden tartışmanın sağlandığı ve bu durumun duruşma tutanaklarında istinaf denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz yansıtıldığı, böylece ilk derece mahkemesince mahkumiyet yönünde hüküm oluşturulduğu, oluşturulan mahkumiyet yönündeki vicdani kanaatin kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde mahkumiyete esas alınan delillerin gösterildiği ve keza gerekçede iş bu delillerin özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, bu itibarla kurulan mahkumiyet hükümlerinde suçun subutu açısından yasal ve vicdani bir isabetsizlik olmadığı belirlenmiş,
Hukuki denetimde de; sanığın eylemlerinin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine mümas olduğu, temel cezaların suçun alt ve üst sınırları gözetilerek makas aralığında kurulduğu, bu yönde takdir hakkının kullanılmasında yasal ve vicdani bir isabetsizliğin olmadığı, cezada arttırım ve indirim nedenlerinin ve cezanın şahsileştirilmesine ilişkin sebeplerin takdirinin doğru olarak yapıldığı, cezaların yasal bağlamda uygulanması nedeniyle de bu yönden de hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı saptanmıştır.
2-)Dairemizce Sanık O. Y. hakkında iş yeri dokunulmazlığını ihlal etmek suçundan açılan kamu davası dosyasında CMK.nın 280/1-2 inci maddesi gereğince yapılan esas inceleme ve değerlendirmede;
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinin "1-) ... 2-)..., 3-) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenleme ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmalarını en üst norm olarak kuşkuya yer vermeyecek şekilde emrettiği,
Anayasamızın iş bu düzenlemesine paralel olarak CMK.nın 34/1.maddesinde " [1] Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir." hakim ve mahkemelerin tüm kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı, gerekçenin yazımında CMK.nın 230. maddesinin göz önünde bulundurulacağının emredildiği,
CMK.nun 230 ncu maddesinde ise "MADDE 230. - [1] Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
[2] Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
[3] Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
[4] Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir. " denilmek suretiyle gerekçeli olarak yazılacak tüm mahkeme kararlarında gösterilmesi gereken hususların neler olduğunun belirtildiği, iş bu açık hüküm karşısında mahkemenin mahkumiyet hükmünde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça belirtilmesinde ve bunların hükme esas alınması ve reddedilmesi sebeplerinin tartışılmasında hukuki zorunluluk bulunduğu,
CMK.nın 289/1-g maddesinin ise; "MADDE 289. - [1] Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) ...
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi..." şeklinde düzenleme yapılarak hükmün CMK.nın 230. maddesinde belirtildiği şekilde gerekçeyi içermemesini kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlediği,
CMK.nın 280/1-b maddesinin de "MADDE 280. - [1] Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) ...
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289. maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c)... Karar verir" şeklindeki düzenlemesi ile kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunduğunun saptandığı durumlarda hükmün bozulmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesini emrettiği,
Nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2006 gün ve 2006/3-206 esas ve 2006/205 karar sayılı ilamında;
"...Usul yasaları ve ceza yasalarındaki düzenlemelere uyumsuzluk genel olarak hukuka aykırılığı oluşturmaktadır; bununla birlikte, kesin hukuka aykırılık halleri, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 308. maddesinde sayılmıştır. 308. maddenin 7. fıkrasında; hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlenmiştir.
Kararların gerekçeli olması zorunluluğu 1412 sayılı Yasanın 308. maddesi dışında; Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, yürürlükten kalkan 1412 sayılı Yasanın 30. maddesinde ve 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Yasanın 32. (34 olacak) maddesinde yer almaktadır. Yerleşik içtihatlara göre; Yargıtay kararlarının da gerekçeli olması zorunludur. Kararda gerekçenin bulunmasının ne anlama geldiği, birçok yargısal kararda açıklanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02/05/2000/11-89-91 gün ve sayılı kararına göre; gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetim yapılmasına olanak sağlamak için, hükmün gerekçeli olması gerekir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.03.1998/6-18-91 gün ve sayılı kararına göre; hükümde, iki seçenek birbirleriyle çatıştıklarında yekdiğerini çürütecek, bu suretle hüküm gerekçesiz kalmış olacaktır.
Bununla birlikte; “karar” kelimesinin sözlük anlamı (Türk Dil Kurumu Sözlüğü); bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargıdır. Aynı sözlükte, hukukta karar; herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm, olarak ifade edilmiştir. Yine, karar kelimesinin ifade ettiği farklı bir anlam olarak; kesin yargıyı bildiren belge belirtildikten sonra, karar; değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik ve değişmez olma olarak ta tarif edilmiştir. Bu tanımlardan yola çıkıldığında, yargısal karar; bir yargılama işlemi sonunda belli bir yönteme bağlı olarak verilmiş, kesin yargıyı ifade eden belge olarak tanımlanabilir. Bu durumda kararın en önemli özelliği olarak, “kesinlik” karşımıza çıkmaktadır. Kesinlik kelimesinin sözlük anlamı; bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumudur. Şu halde; bir yargının karar olabilmesi için kesinlik ifade etmesi gerekir, bu itibarla karar çelişki içermemeli, hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde anlaşılabilir olmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2006/9-23-3; 22.03.2006/4-87-84 gün ve sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; bu biçim, yargıda açıklık ve netlik ilkesinin bir gereğidir. Aksi halde, kararın infazında ortaya çıkacak tereddüt; ihtilaf ve karışıklığa neden olur.
Somut olayda; sanık H. T. hakkındaki mahkumiyet hükümleri ile sanık B. B. A. hakkındaki mahkumiyet hükmü (1) nolu bentte onanıp, (2) nolu bentte bozulmuş böylece; aynı metin içerisinde birbiriyle çatışan iki seçeneğe yer verilmiştir. İki seçenek çatıştığında birbirlerini çürüteceklerinden; gerekçesizliğe yol açacak olan bu durumda, yargılama işlemi sonunda ortaya çıkan kesin bir yargıdan da bahsedilemeyecektir. Bu itibarla; gerekçe içermeyen ve bünyesindeki çelişki nedeniyle kesinlik ifade etmeyen Özel Daire kararı bu yönleriyle hukuka aykırıdır." denilmek suretiyle CMK.nın 289/1-g maddesine vurgu yaparak mahkeme kararında gerekçe bulunmamasının kararı kesin hukuka aykırılık hali ile sakatlanmış hale getirdiğini içtihat ettiği,
Daha yakın tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02/12/2014 gün ve 2013/9-548 esas, 2014/531 karar sayılı başka bir ilamında da; "Dosya içerisinde bulunan delillerden suça konu aracın bulunma yeri ve şekli anlaşılamamakta olup, sanığın iddia ettiği gibi aracın düz kontak yapılmak suretiyle mi, yoksa herhangi bir zor kullanılmadan mı götürüldüğü, ele geçirildiğinde ruhsatı ve anahtarlarının katılanlarda olup olmadığı hususu belli değildir. Gündüz vakti ilçenin sebze halinde park halinde duran ve tanık beyanına göre lastiklerinin havası indirilmiş bir kamyonetin bulunduğu yerden götürülmesiyle ilgili olay mahallindeki çalışan ve görevlilerin bilgi sahibi olması muhtemel olup, bu yönde bir araştırma da yapılmamıştır. Ayrıca olayın tanığı olan katılanların beyanlarına niçin itibar edilmediği ve sanık ile tanığın beyanlarının kendi içerisinde ve birbirleri arasındaki mevcut çelişkiler karar yerinde tartışılmamıştır. Belirtilen bu hususlara ilişkin herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterince gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır."
şeklindeki yargısal görüş ile suçun sübutu hususunda yeterince araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden hüküm kurulmasını yasa ve usule aykırı olduğunun içtihat edildiği,
Bu bu mer'i kanuni düzenlemeler ve yüksek mahkemenin ilamları ışığında ilk derece mahkemesinin hükmünde yapılan incelemede;
CMK.nın 230. maddesinin mahkumiyet hükmünde mahkumiyete esas alınan delillerin gösterilmesini ve bunların sabit görülen olaylarla ilişkilendirilmesini amir olduğu, işyeri dokunulmazlığını suçunun sabit olması için kişinin mutad olmayan zamanlarda işyerine girdiğinin sabit olmasının gerektiği, olay yeri inceleme tutanağına göre kan birikintisinin işlerinin dışında bulunduğunun anlaşılması, atılı suçu birlikte işlediği öne sürülen Enes'in, bıçakları işyerine girmeden elini uzatarak vitrinden aldığı yönündeki beyanı ve tanık Atilla'nın vitrinde bulunan bıçakların çalındığı yönündeki anlatımı karşısında, gerekçeli kararda sanığın işyerine ne şekilde girdiğinin delillerinin gösterilip tartışılması ve gerekçelendirilmesi gerektiği, bunun aksine tesis olunan işlemin hükmü gerekçesiz bıraktığı, bu durumunda kesin hukuka aykırılık sebebi olduğu,
Hususları hukuka aykırılık olarak tespit edilmiş olup hüküm bu yönlerden bozmayı gerektirir mahiyette görülmüştür.
Bu kabullere göre de aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM; İzah olunan gerekçeye ve oluşan vicdani kanıya göre;
Sanık O. Y. hakkında kurulan hükümlere ilişkin yapılan istinaf başvurularından;
1-)Sanık O. Y.'ın üzerine atılı NİTELİKLİ HIRSIZLIK VE MALA ZARAR VERME suçlarından yapılan istinaf başvurusuna istinaden yapılan istinaf denetiminde ilk derece mahkemesinin bu suça yönelik kararında yasa ve usule aykırılıklar görülmediğinden İSTİNAF BAŞVURUSUNUN CMK.nın 280/1-a MADDESİ GEREĞİNCE ESASTAN AYRI AYRI REDDİNE,
2-)Sanık O. Y.'ın İŞ YERİ DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL ETMEK suçundan verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunun ESASTAN KABULU ile; CMK.nın 289/1-g maddesi delaletiyle 280/1-b maddesi gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA ve kamu davasının yeniden görülmek ve hüküm verilmek üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, yasa yolları kapalı ve kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/01/2017 (¤¤)