(2709 S. K. m. 141) (5235 S. K. m. 46) (5271 S. K. m. 34, 191, 229, 230, 272, 273, 279, 280, 289) (1412 S. K. m. 30, 308) (YCGK 10.10.2006 T. 2006/3-206 E. 2006/205 K.) (YCGK 02.05.2000 T. 2000/11-89 E. 2000/91 K.) (YCGK 17.03.1998 T. 1998/6-18 E. 1998/91 K.) (YCGK 25.01.2006 T. 2006/9-23 E. 2006/3 K.) (YCGK 22.03.2006 T. 2006/4-87 E. 2006/84 K.) (YCGK 02.12.2014 T. 2013/9-548 E. 2014/531 K.)
İlk derece mahkemesinden verilen son hükme karşı yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna müracaat olunması üzerine dairemize istinaf incelemesi yapılmak üzere gönderilen kamu davası dosyasında başkanlıkça görevlendirilen raportör üye hakimin dosyayı incelemesi, raporunu hazırlayıp sunması ve müzakere gününün bugüne belirlenmesi üzerine dosyanın müzakeresi yapılması için aşağıda isimleri ve sicilleri yazılı mahkeme heyeti dairemiz müzakere salonunda toplandı,
5235 Sayılı Kanunun 46/1 inci maddesi gereğince gizli müzakereye başlandı.
Gizli yapılan müzakerede;
Dava dosyasında tebligat eksikliği bulunup bulunmadığı, mahkememiz dairesinin görevli olup olmadığı, olup olmadığı, dairemizin yetkili olup olmadığı, bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, ilk derece mahkemesinin kararının bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olup olmadığı ve istinaf başvurusunda bulunanın buna hakkı bulunup bulanmadığı yönünden ön inceleme yapıldı, dosyadaki bu hususlara ilişkin, belgeler, tebligatlar, tutanaklar, bilgiler ve tespitler okundu,
Raportör üye hakimin sunduğu raporunda ön inceleme evresine ilişkin sunduğu görüşü incelendi, dinlenildi, raportör üyenin ön inceleme sonucunda esastan inceleme yapılması için istinaf başvurusunun kabulü yönünde görüş bildirdiği görüldü, okundu müzakere olundu,
Zikrolunan görüşün dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülmekle;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü;
CMK.nın 279/1 inci maddesi kapsamında dosya üzerinde yapılan incelemede; ön inceleme sonucunda başvurunun reddi sebepleri varid görülmediğinden İSTİNAF BAŞVURUSUNDA BULUNANIN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESAS İNCELEME YAPILMASI İÇİN KABULUNE oybirliği ile karar verildi, gizli müzakereye devam olundu,
CMK.nın 280 inci maddesi gereğince başvurunun esastan incelenmesine geçilip başvurunun esastan görüşülmesi yapıldı,
İlk derece mahkemesinin kamu dava dosyası, iddianame ve iddianameye ekli belgeler, kolluk tutanakları ve raporlar iddianamenin kabulü kararı, ilk derece mahkemesinin tensip zaptı, duruşma tutanakları, ilk derece mahkemesinde soruşturma ve kovuşturma evresinde toplanan deliller, savunmalar, şikayetçi beyanları, kovuşturma evresine gelen cevabi müzekkereler ve soruşturma ve kovuşturma evresinde tanzim olunan raporlar, ilk derece mahkemesinin son kararı ve tüm dosya okundu,
İstinaf başvuru dilekçeleri okundu,
Raportör üyenin esas incelemesini de yaptığı ve rapor tanzim ettiği görüldü, raporda ilk derece mahkemesinin kararına karşı vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesini talep ettiği görüldü, okundu, müzakere olundu,
Hukuki mesele müzakere olundu,
Karar kurulması için toplanması gereken bir delilin veya araştırılması gereken bir hususun kalmamış olduğu görüldü,
Başkanlıkça CMK.nın 229/1 inci maddesi gereğince kıdemsiz üyeden başlanmak üzere oylar ayrı ayrı toplandı,
Dosya tetkik edildi, müzakereye son verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
Başvuran Katılan A. K. vekili Av. C. B. vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/01/2017 gün ve 2015/376 esas ve 2017/28 karar sayılı kararın yasaya aykırı olduğunu, yargılamanın istinaf mahkemesinde yeniden yapılmasını istemiştir.
İstinaf başvurusu üzerine;
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 279/1 inci maddesi gereğince yapılan ön inceleme ve değerlendirmede;
Dosyada kamu davasının haber verilmesi kişiler açısından ve son kararın tebliğ edilmesi gereken kişiler açısından eksiklik bulunmadığı, keza işlendiği iddia olunan eylemin mümas olduğu kanuni tipe göre inceleme ve hukuki gerek görülürse istinaf kovuşturması yapma görevinin dahi mahkememiz dairesine ait bulunduğu, işlendiği iddia olunan eylemin mahkememiz adli sınırları içerisinde işlenmiş olması nedeniyle yargılama yetkisinin mahkememiz dairesine ait olduğu, başvuranın istinaf başvuru talebini yasanın aradığı 7 günlük yasal süresi içerisinde yaptığı, hakkında istinaf başvurusunda bulunulan hükmün CMK.nın 272/1 inci maddesinde belirtilen hakkında istinaf yasa yoluna başvurulacak kararlardan olduğu, başvuranın sıfatı itibarıyla CMK.nın 273/4 üncü maddesinde belirtilen kişilerden olup, istinaf yasa yoluna başvurma hakkının bulunduğu tespit olunduğundan dairemizce yapılan başvuru yasa ve usule uygun bulunarak başvurunun esas inceleme yapılması için kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 280/1-2 inci maddesi gereğince yapılan esas inceleme ve değerlendirmede;
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, hüküm yerinde gösterilen hüküm kurulmuş ise de;
İş bu hükümde ve hükmün tesisi için yapılan soruşturma ve kovuşturma evresindeki hukuki işlemlerde;
CMK.nın 191/3-a maddesi gereğince duruşmaya sanıkların kimliğinin tespiti ile başlanmasını amir olduğu, sanıkların T.C. Kimlik numarasının en temel kimlik bilgisi olduğu ve duruşmada dahi kimlik bilgileri arasında tespit edilmesinin gerektiği, bu durum hukuki eksiklik ise de, T.C. Kimlik numarasının gerekçeli kararda belirtilmiş olması nedeni ile duruşma zaptına eklenmemiş olması eleştirilir bulunmuştur.
Yukarıda belirtilen ve eleştirilen neden ile aşağıda belirtilen bozma nedenleri dışında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden Başvuran katılan vekilinin diğer tüm İSTİNAFLARININ REDDİNE,
ANCAK;
1-)2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinin "1-) ... 2-)..., 3-) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenleme ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmalarını en üst norm olarak kuşkuya yer vermeyecek şekilde emrettiği,
Anayasamızın iş bu düzenlemesine paralel olarak CMK.nın 34/1.maddesinde " [1] Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir." hakim ve mahkemelerin tüm kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı, gerekçenin yazımında CMK.nın 230. maddesinin göz önünde bulundurulacağının emredildiği,
CMK.nun 230 ncu maddesinde ise "MADDE 230. - [1] Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
[2] Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
[3] Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
[4] Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir. " denilmek suretiyle gerekçeli olarak yazılacak tüm mahkeme kararlarında gösterilmesi gereken hususların neler olduğunun belirtildiği, iş bu açık hüküm karşısında mahkemenin mahkumiyet hükmünde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça belirtilmesinde ve bunların hükme esas alınması ve reddedilmesi sebeplerinin tartışılmasında hukuki zorunluluk bulunduğu,
CMK.nın 289/1-g maddesinin ise; "MADDE 289. - [1] Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) ...
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi..." şeklinde düzenleme yapılarak hükmün CMK.nın 230. maddesinde belirtildiği şekilde gerekçeyi içermemesini kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlediği,
CMK.nın 280/1-b maddesinin de "MADDE 280. - [1] Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) ...
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289. maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c)... Karar verir" şeklindeki düzenlemesi ile kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunduğunun saptandığı durumlarda hükmün bozulmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesini emrettiği,
Nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2006 gün ve 2006/3-206 esas ve 2006/205 karar sayılı ilamında;
"...Usul yasaları ve ceza yasalarındaki düzenlemelere uyumsuzluk genel olarak hukuka aykırılığı oluşturmaktadır; bununla birlikte, kesin hukuka aykırılık halleri, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 308. maddesinde sayılmıştır. 308. maddenin 7. fıkrasında; hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlenmiştir.
Kararların gerekçeli olması zorunluluğu 1412 sayılı Yasanın 308. maddesi dışında; Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, yürürlükten kalkan 1412 sayılı Yasanın 30. maddesinde ve 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Yasanın 32. (34 olacak) maddesinde yer almaktadır. Yerleşik içtihatlara göre; Yargıtay kararlarının da gerekçeli olması zorunludur. Kararda gerekçenin bulunmasının ne anlama geldiği, birçok yargısal kararda açıklanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02/05/2000/11-89-91 gün ve sayılı kararına göre; gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetim yapılmasına olanak sağlamak için, hükmün gerekçeli olması gerekir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.03.1998/6-18-91 gün ve sayılı kararına göre; hükümde, iki seçenek birbirleriyle çatıştıklarında yekdiğerini çürütecek, bu suretle hüküm gerekçesiz kalmış olacaktır.
Bununla birlikte; “karar” kelimesinin sözlük anlamı (Türk Dil Kurumu Sözlüğü); bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargıdır. Aynı sözlükte, hukukta karar; herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm, olarak ifade edilmiştir. Yine, karar kelimesinin ifade ettiği farklı bir anlam olarak; kesin yargıyı bildiren belge belirtildikten sonra, karar; değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik ve değişmez olma olarak ta tarif edilmiştir. Bu tanımlardan yola çıkıldığında, yargısal karar; bir yargılama işlemi sonunda belli bir yönteme bağlı olarak verilmiş, kesin yargıyı ifade eden belge olarak tanımlanabilir. Bu durumda kararın en önemli özelliği olarak, “kesinlik” karşımıza çıkmaktadır. Kesinlik kelimesinin sözlük anlamı; bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumudur. Şu halde; bir yargının karar olabilmesi için kesinlik ifade etmesi gerekir, bu itibarla karar çelişki içermemeli, hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde anlaşılabilir olmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2006/9-23-3; 22.03.2006/4-87-84 gün ve sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; bu biçim, yargıda açıklık ve netlik ilkesinin bir gereğidir. Aksi halde, kararın infazında ortaya çıkacak tereddüt; ihtilaf ve karışıklığa neden olur.
Somut olayda; sanık H. T. hakkındaki mahkumiyet hükümleri ile sanık B. B. A. hakkındaki mahkumiyet hükmü (1) nolu bentte onanıp, (2) nolu bentte bozulmuş böylece; aynı metin içerisinde birbiriyle çatışan iki seçeneğe yer verilmiştir. İki seçenek çatıştığında birbirlerini çürüteceklerinden; gerekçesizliğe yol açacak olan bu durumda, yargılama işlemi sonunda ortaya çıkan kesin bir yargıdan da bahsedilemeyecektir. Bu itibarla; gerekçe içermeyen ve bünyesindeki çelişki nedeniyle kesinlik ifade etmeyen Özel Daire kararı bu yönleriyle hukuka aykırıdır." denilmek suretiyle CMK.nın 289/1-g maddesine vurgu yaparak mahkeme kararında gerekçe bulunmamasının kararı kesin hukuka aykırılık hali ile sakatlanmış hale getirdiğini içtihat ettiği,
Daha yakın tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02/12/2014 gün ve 2013/9-548 esas, 2014/531 karar sayılı başka bir ilamında da; "Dosya içerisinde bulunan delillerden suça konu aracın bulunma yeri ve şekli anlaşılamamakta olup, sanığın iddia ettiği gibi aracın düz kontak yapılmak suretiyle mi, yoksa herhangi bir zor kullanılmadan mı götürüldüğü, ele geçirildiğinde ruhsatı ve anahtarlarının katılanlarda olup olmadığı hususu belli değildir. Gündüz vakti ilçenin sebze halinde park halinde duran ve tanık beyanına göre lastiklerinin havası indirilmiş bir kamyonetin bulunduğu yerden götürülmesiyle ilgili olay mahallindeki çalışan ve görevlilerin bilgi sahibi olması muhtemel olup, bu yönde bir araştırma da yapılmamıştır. Ayrıca olayın tanığı olan katılanların beyanlarına niçin itibar edilmediği ve sanık ile tanığın beyanlarının kendi içerisinde ve birbirleri arasındaki mevcut çelişkiler karar yerinde tartışılmamıştır. Belirtilen bu hususlara ilişkin herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterince gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır."
şeklindeki yargısal görüş ile suçun sübutu hususunda yeterince araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden hüküm kurulmasını yasa ve usule aykırı olduğunun içtihat edildiği,
Bu bu mer'i kanuni düzenlemeler ve yüksek mahkemenin ilamları ışığında ilk derece mahkemesinin hükmünde yapılan incelemede;
CMK.nın 34 ve 230. maddesinin mahkeme kararlarının gerekçeli olmasını, kurulan mahkumiyet hükümlerinde mahkumiyete esas delillerin gerekçeli kararda gösterilmesini, iş bu delillerin sabit kabul olunan oluş ile ilişkilendirilmesini emretmekte olduğu, bu emrin sadece suçun subutuna ilişkin olmayıp, kararda uygulanan her bir CMK. müessesesine ilişkin olarak ve keza iddianamede talep olunup da gerekçeli kararda uygulanmayan her bir müesseye ilişkin olduğu, ilk derece mahkemesince her ne kadar sanıkların beraatine karar verilmiş ise de, gerekçeli kararda beraate ilişkin olarak "sanıkların hırsızlık ürünü olan ürünlerin hırsızlık ürünü olduğunu bildiklerine ilişkin delil bulunamadığından" denilmek suretiyle beraat kararı kurulmuş olduğu, bu cümlenin mahkemenin kabulünü yansıtıp gerekçe olmadığı, gerekçenin suçu sabit olmadığına ilişkin vicdani kanaati oluşturan nedenlerin neler olduğunun gösterilip beraate ilişkin tartışmayı içermesi gerektiği, iş bu nedenle ilk derece mahkemesinin son kararının gerekçeyi ihtiva etmediği, gerekçesizliğin kesin hukuka aykırılık nedeni olup, bozma müeyyidesine tabi olduğu,
2-)Sanıklardan M. I. ve H. I.'ın savunmalarında adı geçen ve suça konu malları temin ettiği bildirilen, A. D.'in, işyerinin bulunduğu öne sürülen yerden kolluk marifetiyle araştırılarak, savunmada iddia edildiği üzere suça konu malzemeleri sanıklara satıp satmadığının ve satmış ise bu malları nereden ve ne şekilde temin ettiği, alım satıma ilişkin fatura, irsaliye gibi belgelerin bulunup bulunmadığı hususları sorulmaması
3-)Keza suça konu malzemelerin bulunduğu kamyon sürücüsü M. Z. E.'in de olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olup olmadığının sorulmaması,
4-)Ve keza, suça konu malların satılmak istendiği M. İletişim yetkilisi olan G. A.'ın da tanık sıfatıyla dinlenerek olaya ilişkin bilgi ve görgüsünün sorulmaması, hususları hukuka aykırı hususlar olarak tespit olup hüküm bu yönlerden bozmayı gerektirir mahiyette görülmüştür.
Her ne kadar iş bu karardaki 2, 3 ve 4. maddedeki bozma nedenleri CMK.nın 289. maddesindeki kesin hukuki aykırılık nedenlerinden biri değil ise de ve istinaf mahkemelerinin CMK.nın 289. maddesindeki kesin hukuka aykırılık halleri dışında bozma kararı verebilmelerine yasal imkan yok ise de, bu durumun aynı dava dosyasında kesin hukuka aykırılık hallerinden birinin bulunmadığı durumlar için olduğu, istinaf mahkemesinin CMK.nın 289. maddesindeki kesin hukuka aykırılık hallerinden birinin varlığını tespit etmiş olması halinde bu bozma kararına ek olarak tespit ettiği ve CMK.nın 289. maddesinde yazılı olan kesin hukuka aykırılık halleri dışındaki hukuka aykırılık nedenleri ile de bozma kararı verebileceğinin tartışmasız olduğu, bu nedenle zikrolunan maddelerdeki bozma sebeplerinde bu yönden yasaya aykırılık bulunmadığı tereddütsüz görülmüş ve kabul bu şekil yapılmıştır.
Bu kabullere göre de aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM; İzah olunan gerekçeye ve oluşan vicdani kanıya göre;
Katılan A. K. vekili Av. C. B.'in istinaf başvurusunun ESASTAN KABULU ile; CMK.nın 289/1-h-g maddesi delaletiyle 280/1-b maddesi gereğince HÜKÜMLERİN AYRI AYRI BOZULMASINA ve kamu davasının yeniden görülmek ve hüküm verilmek üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, yasa yolları kapalı ve kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 13.03.2017 (¤¤)