(2709 S. K. m. 36) (5271 S. K. m. 147, 193, 229, 272, 273, 279, 280, 289, 307) (5237 S. K. m. 168) (1412 S. K. m. 308, 326) (YCGK 27.11.2007 T. 2007/7-248 E. 2007/251 K.) (YCGK 26.06.2001 T. 2001/11-138 E. 2001/137 K.) (YCGK 19.11.2002 T. 2002/6-272 E. 2002/402 K.)
İlk derece mahkemesinden verilen son hükme karşı yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna müracaat olunması üzerine dairemize istinaf incelemesi yapılmak üzere gönderilen kamu davası dosyasında başkanlıkça görevlendirilen raportör üye hakimin dosyayı incelemesi, raporunu hazırlayıp sunması ve müzakere gününün bugüne belirlenmesi üzerine dosyanın müzakeresi yapılması için aşağıda isimleri ve sicilleri yazılı mahkeme heyeti dairemiz müzakere salonunda toplandı,
5235 Sayılı Kanunun 46/1 inci maddesi gereğince gizli müzakereye başlandı.
Gizli yapılan müzakerede;
Dava dosyasında tebligat eksikliği bulunup bulunmadığı, mahkememiz dairesinin görevli olup olmadığı, dairemizin yetkili olup olmadığı, bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, ilk derece mahkemesinin kararının bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olup olmadığı ve istinaf başvurusunda bulunanın buna hakkı bulunup bulanmadığı yönünden ön inceleme yapıldı, dosyadaki bu hususlara ilişkin, belgeler, tebligatlar, tutanaklar, bilgiler ve tespitler okundu,
Raportör üye hakimin sunduğu raporunda ön inceleme evresine ilişkin sunduğu görüşü incelendi, dinlenildi, raportör üyenin ön inceleme sonucunda esastan inceleme yapılması için istinaf başvurusunun kabulü yönünde görüş bildirdiği görüldü, okundu müzakere olundu,
Zikrolunan görüşün dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülmekle;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü;
CMK.nın 279/1 inci maddesi kapsamında dosya üzerinde yapılan incelemede; ön inceleme sonucunda başvurunun reddi sebepleri varid görülmediğinden İSTİNAF BAŞVURUSUNDA BULUNANIN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESAS İNCELEME YAPILMASI İÇİN KABULUNE oybirliği ile karar verildi, gizli müzakereye devam olundu,
CMK.nın 280 inci maddesi gereğince başvurunun esastan incelenmesine geçilip başvurunun esastan görüşülmesi yapıldı,
İlk derece mahkemesinin kamu dava dosyası, iddianame ve iddianameye ekli belgeler, kolluk tutanakları ve raporlar iddianamenin kabulü kararı, ilk derece mahkemesinin tensip zaptı, duruşma tutanakları, ilk derece mahkemesinde soruşturma ve kovuşturma evresinde toplanan deliller, savunmalar, şikayetçi beyanları, kovuşturma evresine gelen cevabi müzekkereler ve soruşturma ve kovuşturma evresinde tanzim olunan raporlar, ilk derece mahkemesinin son kararı ve tüm dosya okundu,
İstinaf başvuru dilekçeleri okundu,
Raportör üyenin esas incelemesini de yaptığı ve rapor tanzim ettiği görüldü, raporda ilk derece mahkemesinin kararına karşı vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesini talep ettiği görüldü, okundu, müzakere olundu,
Hukuki mesele müzakere olundu,
Karar kurulması için toplanması gereken bir delilin veya araştırılması gereken bir hususun kalmamış olduğu görüldü,
Başkanlıkça CMK.nın 229/1 inci maddesi gereğince kıdemsiz üyeden başlanmak üzere oylar ayrı ayrı toplandı,
Dosya tetkik edildi, müzakereye son verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
Başvuran Katılan Şirket Vekili Av. H. B. vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile İstanbul Anadolu 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/03/2017 gün ve 2016/298 esas ve 2017/170 karar sayılı kararın yasaya aykırı olduğunu, yargılamanın istinaf mahkemesinde yeniden yapılmasını istemiştir.
İstinaf başvurusu üzerine;
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 279/1 inci maddesi gereğince yapılan ön inceleme ve değerlendirmede;
Dosyada kamu davasının haber verilmesi kişiler açısından ve son kararın tebliğ edilmesi gereken kişiler açısından eksiklik bulunmadığı, keza işlendiği iddia olunan eylemin mümas olduğu kanuni tipe göre inceleme ve hukuki gerek görülürse istinaf kovuşturması yapma görevinin dahi mahkememiz dairesine ait bulunduğu, işlendiği iddia olunan eylemin mahkememiz adli sınırları içerisinde işlenmiş olması nedeniyle yargılama yetkisinin mahkememiz dairesine ait olduğu, başvuranın istinaf başvuru talebini yasanın aradığı 7 günlük yasal süresi içerisinde yaptığı, hakkında istinaf başvurusunda bulunulan hükmün CMK.nın 272/1 inci maddesinde belirtilen hakkında istinaf yasa yoluna başvurulacak kararlardan olduğu, başvuranın sıfatı itibarıyla CMK.nın 273/4 üncü maddesinde belirtilen kişilerden olup, istinaf yasa yoluna başvurma hakkının bulunduğu tespit olunduğundan dairemizce yapılan başvuru yasa ve usule uygun bulunarak başvurunun esas inceleme yapılması için kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 280/1-2 inci maddesi gereğince yapılan esas inceleme ve değerlendirmede;
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, hüküm yerinde gösterilen hüküm kurulmuş ise de;
İş bu hükümde ve hükmün tesisi için yapılan soruşturma ve kovuşturma evresindeki hukuki işlemlerde;
İstinaf talebi üzerine istinaf incelemesine tabi tutulan kamu davasının soruşturma evresinde TCK.nın 168/5 inci maddesinin "Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz." amir düzenlemesine uygun olarak soruşturma evresinde sanığın katılan şirketin zararını tamamıyla karşılaması halinde hakkında kamu davası açılmayabileceği, iş bu durumda soruşturma makamının kamu davası açılmaması halini soruşturma sonunda iddianame düzenlenebilmesi için kovuşturma şartı kabul edip, sanığa tüm cezalar çıkartılmış vergiler eklenmiş şekilde hesaplanacak katılan taraf zararını makul bir süre içerisinde ödemesi halinde hakkında kamu davası açılmayacağı yönünde şerhi havi bir tebligat yapmak suretiyle kovuşturma şartının oluşup oluşmadığını tespit etmesi gerektiği, bu işlemin sonucuna göre iddianame düzenlemesi cihetine gidilmesi gerektiği, bu hususlar gözetilmeksizin iddianame düzenlenmesi halinde ise bu kerre kovuşturma makamının soruşturma makamınca zikrolunan kovuşturma şartı araştırması yapılmamasını iddianamenin iadesi nedenlerinden biri olarak görüp iade etmesi gerekir iken, bu hukuki yola tevessül etmemesi hukuka aykırı görülmüş ise de, kovuşturmanın varmış olduğu evre itibarıyla bu hususlar kovuşturma ve soruşturma makamları açısından eleştirilir mahiyette görülmüştür.
Yukarıda belirtilen ve eleştirilen neden ile aşağıda belirtilen bozma nedenleri dışında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden Başvuran katılan şirket vekilinin diğer tüm İSTİNAFLARININ REDDİNE,
ANCAK;
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1 inci maddesi ile "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenleme ile herkesin yargı merciileri önünde savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına sahip olduğunu düzenlendiği,
Anayasamızın bu düzenlemesine paralel olarak CMK.nun 147 nci maddesindeki "MADDE 147. - [1] Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır..."
şeklindeki düzenleme ile müdafii seçme hakkının, yakalandığının yakınlarına bildirmesi hakkının, suç hakkında açıklama yapmamak ve susma hakkının, toplanmasını isteyebileceği somut delillerinin toplanmasını isteme ve şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak için lehine olan hususları ileri sürmek hakkının bulunduğunun hatırlatılmasına amir olduğu, savunma hakkının Anayasal ve yasal anlamda böylece dokunulmayacak şekilde korunduğu,
CMK.nın 289/1-h maddesinin ise "MADDE 289. - [1] Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) ...
h)Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması..." şeklindeki düzenlemesi ile hüküm için önemli hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olmasını kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlediği,
CMK.nın 280/1-b maddesinin ise "MADDE 280. - [1] Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) ...
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c)... Karar verir" şeklindeki düzenlemesi ile kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunduğu durumlarda hükmün bozulmasına karar verilmesini emrettiği,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/11/2007 gün ve 2007/7-248 esas ve 2007/251 karar sayılı ilamında;
"...Çözümü gereken sorun, sorgusu yapılmayan sanık hakkında beraat kararı verilmesinin mümkün olup olamayacağı hususuna ilişkindir.
Ceza Yargılaması Hukukumuzda genel kural, duruşmaya gelmeyen sanık hakkında yargılama yapılmaması ve hüküm verilmemesidir. Ancak gerek hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 223. maddesinin son fıkrası, gerek sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 193. maddesinin 2. fıkrası ile bu prensibe istisna getirilmiş ve toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sanığın sorgusu yapılmamış olsa da davanın gıyabında bitirilebileceği belirtilerek, sorgusu yapılmayan sanıklar bakımından bazı sınırlı hallerde hüküm kurulması olanağı sağlanmıştır. Çeşitli yargısal kararlarda da, beraat kararı yönünden bu ayrıksı hükmün, ancak ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hali ile sınırlı olarak uygulanabileceği, mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı vurgulanmış ve benimsenen bu ilkeler uygulamada istikrar kazanmıştır. (CGK 21.09.1992 gün ve 225-236, 27.01.1997 gün ve 39-46, 26.06.2001 gün ve 138-137, 19.11.2002 gün ve 6/272-402 s. kararları)..."
Şeklinde belirtildiği üzere ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması halleri ile sınırlı olmak üzere sanığın savunmasının alınmadan karar verilebileceğinin içtihat edilmekte olduğu,
Bu düzenlemeler ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ışığında ilk derece mahkemesinin hükmünde yapılan incelemede;
Yukarıda alıntılanan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararında belirtildiği üzere; ceza muhakemesinde esas kuralın duruşmaya gelmeyen sanık hakkında yargılama yapılmamasının ve hüküm verilmemesinin olduğu, CMK.nın 193/2. maddesinin bu kuralın istisnası olduğu, CMK.nın 193/2. maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi mümkün hallerin ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması halleri ile sınırlı olduğu, daha açık bir anlatımla sanığın suç işlemediğinin hiç tereddütsüz bir şekilde saptanmış olması, yeni yürürlüğe giren bir kanun ile eylemin suç olmaktan çıkarılmış olması gibi eylemin ilk bakışta suç oluşturmadığının tespit edilebildiği haller için sınırlı olarak uygulanabileceği, mevcut deliller tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesine ise yasal ve vicdani imkanın bulunmadığı, zira sanığın savunmasının da bir delil olduğu ve sanığın savunmasında atılı suçu ikrar etmiş olmasının her zaman muhtemel bulunduğu, iş bu kamu davasında kurulan beraat kararının delillerin takdiri ile tesis olunduğu, dolayısıyla sanığın savunması alınmadan kurulmuş olmasına yasal imkan bulunmadığı,
Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/11/2016 gün ve 2014/14-124 esas ve 2016/415 karar sayılı ilamında;
"...Sanıklar T. K. ve E. E. hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri temyiz incelemesinde onanarak kesinleşmiş, sanık S. A. hakkında ise Özel Dairece ölüm nedeniyle düşme kararı verilmiş olup inceleme, sanık R. A. hakkında verilen beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı ırza geçme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, sanık R. A.'ın aleyhine olan bozma kararından sonra yapılan yargılamada, sanık adına çıkarılan duruşma gününü bildirir davetiyenin bila ikmal iade edildiği, mahkemece sanığın hazır bulundurulması sağlanarak aleyhine olan bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan, yokluğunda önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup aynı kurala 5271 sayılı CMK'nun 307/2. maddesinde de yer verilmiştir. Anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkanı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir..." Şeklinde içtihat edilmekle, sanığın beraatine karar verilmiş olmasına rağmen sanık hakkında aleyhe istinaf bulunduğundan ve istinaf incelemesi sonucunda toplanan delillerin mahkumiyete işaret etmesi halinde mahkumiyete karar verebilme ihtimali bulunduğundan sanığın beraatine karar verilmesi halinde dahi savunma hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği,
Sanığın savunma hakkının kısıtlanmış olmasının ise kesin hukuka aykırılık sebebi olup bozma müeyyidesine tabi olduğu, hususu hukuka aykırı husus olarak tespit edilmiş olup hüküm bu yönlerden bozmayı gerektirir mahiyette görülmüştür.
Bu kabullere göre de aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM; İzah olunan gerekçeye ve oluşan vicdani kanıya göre;
Katılan Şirket Vekili Av. H. B.'un istinaf başvurusunun ESASTAN KABULU ile; CMK.nın 289/1-h maddesi delaletiyle 280/1-b maddesi gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA ve kamu davasının yeniden görülmek ve hüküm verilmek üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, yasa yolları kapalı olmak üzere KESİN VE OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 02/05/2017 (¤¤)