(2709 S. K. m. 36, 141) (5271 S. K. m. 34, 98, 147, 176, 191, 193, 223, 229, 230, 272, 273, 279, 280, 289) (5237 S. K. m. 142) (1412 S. K. m. 308) (YCGK 10.10.2006 T. 2006/3-206 E. 2006/205 K.) (YCGK 17.03.1998 T. 1998/6-18 E. 1998/91 K.) (YHGK 25.01.2006 T. 2006/9-23 E. 2006/3 K.) (YHGK 22.03.2006 T. 2006/4-87 E. 2006/84 K.) (YCGK 02.12.2014 T. 2013/9-548 E. 2014/531 K.)
İlk derece mahkemesinden verilen son hükme karşı yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna müracaat olunması üzerine dairemize istinaf incelemesi yapılmak üzere gönderilen kamu davası dosyasında başkanlıkça görevlendirilen raportör üye hakimin dosyayı incelemesi, raporunu hazırlayıp sunması ve müzakere gününün bugüne belirlenmesi üzerine dosyanın müzakeresi yapılması için aşağıda isimleri ve sicilleri yazılı mahkeme heyeti dairemiz müzakere salonunda toplandı,
5235 Sayılı Kanunun 46/1 inci maddesi gereğince gizli müzakereye başlandı.
Gizli yapılan müzakerede;
Dava dosyasında tebligat eksikliği bulunup bulunmadığı, mahkememiz dairesinin görevli olup olmadığı, olup olmadığı, dairemizin yetkili olup olmadığı, bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, ilk derece mahkemesinin kararının bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olup olmadığı ve istinaf başvurusunda bulunanın buna hakkı bulunup bulanmadığı yönünden ön inceleme yapıldı, dosyadaki bu hususlara ilişkin, belgeler, tebligatlar, tutanaklar, bilgiler ve tesbitler okundu,
Raportör üye hakimin sunduğu raporunda ön inceleme evresine ilişkin sunduğu görüşü incelendi, dinlenildi, raportör üyenin ön inceleme sonucunda esastan inceleme yapılması için istinaf başvurusunun kabulü yönünde görüş bildirdiği görüldü, okundu müzakere olundu,
Zikrolunan görüşün dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülmekle;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü;
CMK.nın 279/1 inci maddesi kapsamında dosya üzerinde yapılan incelemede; ön inceleme sonucunda başvurunun reddi sebepleri varid görülmediğinden İSTİNAF BAŞVURUSUNDA BULUNANIN İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESAS İNCELEME YAPILMASI İÇİN KABULUNE oybirliği ile karar verildi, gizli müzakereye devam olundu,
CMK.nın 280 inci maddesi gereğince başvurunun esastan incelenmesine geçilip başvurunun esastan görüşülmesi yapıldı,
İlk derece mahkemesinin kamu dava dosyası, iddianame ve iddianameye ekli belgeler, kolluk tutanakları ve raporlar iddianamenin kabulü kararı, ilk derece mahkemesinin tensip zaptı, duruşma tutanakları, ilk derece mahkemesinde soruşturma ve kovuşturma evresinde toplanan deliller, savunmalar, şikayetçi beyanları, kovuşturma evresine gelen cevabi müzekkereler ve soruşturma ve kovuşturma evresinde tanzim olunan raporlar, ilk derece mahkemesinin son kararı ve tüm dosya okundu,
İstinaf başvuru dilekçeleri okundu,
Raportör üyenin esas incelemesini de yaptığı ve rapor tanzim ettiği görüldü, raporda ilk derece mahkemesinin kararına karşı vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesini talep ettiği görüldü, okundu, müzakere olundu,
Hukuki mesele müzakere olundu,
Karar kurulması için toplanması gereken bir delilin veya araştırılması gereken bir hususun kalmamış olduğu görüldü,
Başkanlıkça CMK.nın 229/1 inci maddesi gereğince kıdemsiz üyeden başlanmak üzere oylar ayrı ayrı toplandı,
Dosya tetkik edildi, müzakereye son verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
Başvuran Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş olduğu 25/11/2017 tarihli istinaf dilekçesi ile Küçükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/11/2016 gün ve 2014/514 esas ve 2016/587 karar sayılı kararın yasaya aykırı olduğunu, yargılamanın istinaf mahkemesinde yeniden yapılmasını istemiştir.
İstinaf talebi üzerine;
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 279/1 inci maddesi gereğince yapılan ön inceleme ve değerlendirmede;
Dosyada kamu davasının haber verilmesi kişiler açısından ve son kararın tebliğ edilmesi gereken kişiler açısından eksiklik bulunmadığı, keza işlendiği iddia olunan eylemin mümas olduğu kanuni tipe göre inceleme ve hukuki gerek görülürse istinaf kovuşturması yapma görevinin dahi mahkememiz dairesine ait bulunduğu, işlendiği iddia olunan eylemin mahkememiz adli sınırları içerisinde işlenmiş olması nedeniyle yargılama yetkisinin mahkememiz dairesine ait olduğu, başvuranın istinaf başvuru talebini yasanın aradığı 7 günlük yasal süresi içerisinde yaptığı, hakkında istinaf başvurusunda bulunulan hükmün CMK.nın 272/1 inci maddesinde belirtilen hakkında istinaf yasa yoluna başvurulacak kararlardan olduğu, başvuranın sıfatı itibarıyla CMK.nın 273/4 üncü maddesinde belirtilen kişilerden olup, istinaf yasa yoluna başvurma hakkının bulunduğu tesbit olunduğundan dairemizce yapılan başvuru yasa ve usule uygun bulunarak başvurunun esas inceleme yapılması için kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce kamu davası dosyasında CMK.nın 280/1-2 inci maddesi gereğince yapılan esas inceleme ve değerlendirmede;
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, hüküm yerinde gösterilen hüküm kurulmuş ise de;
İş bu hükümde ve hükmün tesisi için yapılan soruşturma ve kovuşturma evresindeki hukuki işlemlerde;
CMK.nın 191/3-a maddesi gereğince duruşmaya s.s.çocuğun kimliğinin tespiti ile başlanmasını amir olduğu, s.s.çocuğun T.C. Kimlik numarasının en temel kimlik bilgisi olduğu ve duruşmada dahi kimlik bilgileri arasında tesbit edilmesinin gerektiği, bu durum hukuki eksiklik ise de, T.C. Kimlik numarasının gerekçeli kararda belirtilmiş olması nedeni ile duruşma zaptına eklenmemiş olması eleştirilir bulunmuştur.
Yukarıda belirtilen ve eleştirilen neden ile aşağıda belirtilen bozma nedenleri dışında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden Başvuran Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının diğer tüm İSTİNAFLARININ REDDİNE,
ANCAK;
1-)2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1 inci maddesi ile "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenleme ile herkesin yargı merciileri önünde savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına sahip olduğunu düzenlendiği,
Anayasamızın bu düzenlemesine paralel olarak CMK.nun 147 nci maddesindeki "MADDE 147. - (1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır..."
şeklindeki düzenleme ile müdafii seçme hakkının, yakalandığının yakınlarına bildirmesi hakkının, suç hakkında açıklama yapmamak ve susma hakkının, toplanmasını isteyebileceği somut delillerinin toplanmasını isteme ve şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak için lehine olan hususları ileri sürmek hakkının bulunduğunun hatırlatılmasına amir olduğu, savunma hakkının Anayasal ve yasal anlamda böylece dokunulmayacak şekilde korunduğu,
CMK.nın 289/1-h maddesinin ise "MADDE 289. - (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) ...
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması..." şeklindeki düzenlemesi ile hüküm için önemli hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olmasını kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlediği,
CMK.nın 280/1-b maddesinin ise "MADDE 280. - (1) Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) ...
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c)... Karar verir" şeklindeki düzenlemesi ile kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunduğu durumlarda hükmün bozulmasına karar verilmesini emrettiği,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/12/2013 gün ve 2012/10-1295 esas ve 2013/36 karar sayılı ilamında;
"...İncelenen dosya içeriğinden; Adana C. Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin yerel mahkemece kabul edilmesinden sonra firari olan sanık hakkında 30.10.2010 tarihli tensip tutanağıyla 5271 sayılı CMK'nun 98. maddesi uyarınca yakalama kararı çıkarıldığı, 27.02.2011 tarihinde yakalandığında nöbetçi mahkeme olan Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince yakalama kararına ekli iddianamenin okunarak sanığa yüklenen suçlamanın anlatılıp, CMK'nun 191/3-c ve 147. maddesindeki haklarının hatırlatıldığı, sanığın yasal haklarını anladığını beyan ederek iddianamede açıklanan olay hakkında savunma yaptığı, yerel mahkemece de tutuklu sanığın hazır olduğu ve ilk hükmün verildiği 23.03.2010 tarihli oturumda sanığın savunmasının alındığından söz edilerek sanığın kimliğinin tespit edilmediği, iddianamenin okunmadığı ve haklarının hatırlatılmadığı, ancak sanığın müsnet suça ilişkin savunmasının alınarak hüküm kurulduğu, bozmadan sonra ise müdafii huzurunda duruşmada sanığa CMK'nun 147. maddesindeki hakları anlatılarak bozmaya karşı diyeceklerinin sorulduğu anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK'nun "İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması" başlıklı 176. maddesinde; "(1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunur.
(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla getirileceği yazılır.
(3) Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir; müdafii de sanıkla birlikte davet olunur. Bu işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır.
(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir" şeklinde iddianame ve duruşma gününün sanığa tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta sürenin bulunması gerektiği düzenlenmiş, aynı kanunun 190/2. maddesindeki; "176 ncı maddede belirlenen süreye uyulmamış ise duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğu sanığa hatırlatılır" hükmü gereğince de, bu süreye uyulmaması halinde savunmasının alınmasından önce sanığa duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun hatırlatılması zorunluluğu getirilmiştir.
CMK.nın "Duruşmanın başlaması" başlıklı 193. maddesinin 3. fıkrasında yer alan;
"Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır" biçimindeki düzenlemeyle de, kendisine aynı kanunun 176. maddesi uyarınca duruşma gününden bir hafta önce iddianamenin tebliğ edilmesi gereken sanığın sorgusu yapılmadan iddianamenin okunarak yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer haklarının bildirilmesi gereklidir. Bu yöntem uygulandıktan sonra sanık savunma yapmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılmalıdır.
Diğer taraftan CMK’nun 196/2. maddesinde; “sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir” denilmek suretiyle kanun koyucu belirli ağırlıkta olan suçlarda sanıkların sorgularının mutlaka yargılamayı yapan mahkeme huzurunda yapılmasını öngörmüş ve bu suçlarda sanığın savunmasının talimat yoluyla alınmasını engellemiştir. Sanığa müsnet uyuşturucu madde ticareti suçuna TCK’nun 188/3 maddesinde 5 yıldan 15 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüş olup bu suçlarda sanıkların bizzat mahkeme huzurunda savunmalarının alınmaları gerekmektedir. Bu düzenlemeye göre usulüne uygun olarak alınsa ve hatta sanık buna rıza gösterse bile talimat yoluyla alınan savunma bu suç açısından kanunun aradığı anlamda bir savunma olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yerel mahkeme tarafından 23.03.2010 tarihli oturumda, sanığa iddianame okunup yasal hakları hatırlatılmadan sorgusu yapılmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 191/3-b ve 147. maddelerine aykırı davranılmış ise de, hakkında tensip tutanağı ile CMK’nun 98. maddesi uyarınca yakalama kararı çıkarılmış olan sanığın, 27.02.2012 tarihinde yakalandığında nöbetçi mahkeme huzuruna çıkarılarak kendisine iddianame okunup, diğer yasal hakları hatırlatılmak suretiyle savunmasının alınması, bu savunmasında iddianamede anlatılan müsnet suça ilişkin açıklamada bulunması, yakalandığında çıkarıldığı nöbetçi mahkemede kendisine iddianame tebliğ edilip, CMK'nun 176/4. maddesinde belirtilen bir haftalık süre geçtikten sonra 23.03.2010 tarihinde de iddianamedeki suçlama doğrultusunda mahkeme huzurunda savunma yapması, bozmadan sonra da müdafii huzurunda CMK'nun 147. maddesi gereğince kanuni hakları hatırlatılarak bozmaya karşı beyanlarının alınmış olması karşısında bu aykırılığın giderildiği, iddianamede atılı suçla ilgili olarak sanığa savunma yapabilmesi imkanının tanındığı anlaşıldığından savunma hakkının kısıtlanmadığının kabulü gerekir."
Denilmek suretiyle sanığa haklarının hatırlatılmadan savunmasının alınmasının ve CMK.nın 196 maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak esas mahkemesi yerine istinabe mahkemesince sanığın savunmasının alınmasının savunma hakkını kısıtlayacağını içtihat ettiği,
Bu düzenlemeler ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ışığında ilk derece mahkemesinin hükmünde yapılan incelemede;
S.S.Çocuğun aşamalardaki tüm savunmalarında, atılı suçu kendisinin işlemediğini savunduğu, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda s.s.çocuğun atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden delil yetersizliğinden beraatine karar verildiği, oysa idari soruşturma sırasında beyanlarına başvurulan Tanıklar S. Y., A. Ö., B. E., A. Ç. ve E. A.'ın kovuşturmada tanık olarak dinlenmesinden sonra ve çalındığı iddia olunan telefonunun suç tarihinden önceki ve sonraki dönemde hangi haklarla kullandığına ilişkin TİB bilgilerinin getirtilmesinden sonra toplanan delil durumuna göre s.s.çocuğun tazminat sorumluluğunu da gerektirmeyecek şekilde CMK.nın 223/2-b maddesi gereğince beraatine karar vermek mahallinin bulunması karşısında zikrolunan savunma delillerinin toplanmamasının s.s.çocuğun savunma hakkını kısıtlar mahiyette olduğu, bunun da kesin hukuka aykırılık nedeni olduğu,
2-)2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinin "1-) ... 2-)..., 3-) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenleme ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmalarını en üst norm olarak kuşkuya yer vermeyecek şekilde emrettiği,
Anayasamızın iş bu düzenlemesine paralel olarak CMK.nın 34/1.maddesinde "(1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir." hakim ve mahkemelerin tüm kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı, gerekçenin yazımında CMK.nın 230. maddesinin gözönünde bulundurulacağının emredildiği,
CMK.nun 230 ncu maddesinde ise "MADDE 230. - (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir. " denilmek suretiyle gerekçeli olarak yazılacak tüm mahkeme kararlarında gösterilmesi gereken hususların neler olduğunun belirtildiği, iş bu açık hüküm karşısında mahkemenin mahkumiyet hükmünde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça belirtilmesinde ve bunların hükme esas alınması ve reddedilmesi sebeplerinin tartışılmasında hukuki zorunluluk bulunduğu,
CMK.nın 289/1-g maddesinin ise; "MADDE 289. - (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) ...
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi..." şeklinde düzenleme yapılarak hükmün CMK.nın 230. maddesinde belirtildiği şekilde gerekçeyi içermemesini kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlediği,
CMK.nın 280/1-b maddesinin de "MADDE 280. - (1) Bölge adliye mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) ...
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289. maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c)... Karar verir" şeklindeki düzenlemesi ile kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunduğunun saptandığı durumlarda hükmün bozulmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesini emrettiği,
Nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2006 gün ve 2006/3-206 esas ve 2006/205 karar sayılı ilamında;
"...Usul yasaları ve ceza yasalarındaki düzenlemelere uyumsuzluk genel olarak hukuka aykırılığı oluşturmaktadır; bununla birlikte, kesin hukuka aykırılık halleri, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 308. maddesinde sayılmıştır. 308. maddenin 7. fıkrasında; hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlenmiştir.
Kararların gerekçeli olması zorunluluğu 1412 sayılı Yasanın 308. maddesi dışında; Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, yürürlükten kalkan 1412 sayılı Yasanın 30. maddesinde ve 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Yasanın 32. (34 olacak) maddesinde yer almaktadır. Yerleşik içtihatlara göre; Yargıtay kararlarının da gerekçeli olması zorunludur. Kararda gerekçenin bulunmasının ne anlama geldiği, birçok yargısal kararda açıklanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02/05/2000/11-89-91 gün ve sayılı kararına göre; gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetim yapılmasına olanak sağlamak için, hükmün gerekçeli olması gerekir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.03.1998/6-18-91 gün ve sayılı kararına göre; hükümde, iki seçenek birbirleriyle çatıştıklarında yekdiğerini çürütecek, bu suretle hüküm gerekçesiz kalmış olacaktır.
Bununla birlikte; “karar” kelimesinin sözlük anlamı (Türk Dil Kurumu Sözlüğü); bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargıdır. Aynı sözlükte, hukukta karar; herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm, olarak ifade edilmiştir. Yine, karar kelimesinin ifade ettiği farklı bir anlam olarak; kesin yargıyı bildiren belge belirtildikten sonra, karar; değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik ve değişmez olma olarak ta tarif edilmiştir. Bu tanımlardan yola çıkıldığında, yargısal karar; bir yargılama işlemi sonunda belli bir yönteme bağlı olarak verilmiş, kesin yargıyı ifade eden belge olarak tanımlanabilir. Bu durumda kararın en önemli özelliği olarak, “kesinlik” karşımıza çıkmaktadır. Kesinlik kelimesinin sözlük anlamı; bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumudur. Şu halde; bir yargının karar olabilmesi için kesinlik ifade etmesi gerekir, bu itibarla karar çelişki içermemeli, hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde anlaşılabilir olmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2006/9-23-3; 22.03.2006/4-87-84 gün ve sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; bu biçim, yargıda açıklık ve netlik ilkesinin bir gereğidir. Aksi halde, kararın infazında ortaya çıkacak tereddüt; ihtilaf ve karışıklığa neden olur.
Somut olayda; sanık H. T. hakkındaki mahkumiyet hükümleri ile sanık Behiç Barış Ateş hakkındaki mahkumiyet hükmü (1) nolu bentte onanıp, (2) nolu bentte bozulmuş böylece; aynı metin içerisinde birbiriyle çatışan iki seçeneğe yer verilmiştir. İki seçenek çatıştığında birbirlerini çürüteceklerinden; gerekçesizliğe yol açacak olan bu durumda, yargılama işlemi sonunda ortaya çıkan kesin bir yargıdan da bahsedilemeyecektir. Bu itibarla; gerekçe içermeyen ve bünyesindeki çelişki nedeniyle kesinlik ifade etmeyen Özel Daire kararı bu yönleriyle hukuka aykırıdır." denilmek suretiyle CMK.nın 289/1-g maddesine vurgu yaparak mahkeme kararında gerekçe bulunmamasının kararı kesin hukuka aykırılık hali ile sakatlanmış hale getirdiğini içtihat ettiği,
Daha yakın tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02/12/2014 gün ve 2013/9-548 esas, 2014/531 karar sayılı başka bir ilamında da; "Dosya içerisinde bulunan delillerden suça konu aracın bulunma yeri ve şekli anlaşılamamakta olup, sanığın iddia ettiği gibi aracın düz kontak yapılmak suretiyle mi, yoksa herhangi bir zor kullanılmadan mı götürüldüğü, ele geçirildiğinde ruhsatı ve anahtarlarının katılanlarda olup olmadığı hususu belli değildir. Gündüz vakti ilçenin sebze halinde park halinde duran ve tanık beyanına göre lastiklerinin havası indirilmiş bir kamyonetin bulunduğu yerden götürülmesiyle ilgili olay mahallindeki çalışan ve görevlilerin bilgi sahibi olması muhtemel olup, bu yönde bir araştırma da yapılmamıştır. Ayrıca olayın tanığı olan katılanların beyanlarına niçin itibar edilmediği ve sanık ile tanığın beyanlarının kendi içerisinde ve birbirleri arasındaki mevcut çelişkiler karar yerinde tartışılmamıştır. Belirtilen bu hususlara ilişkin herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterince gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır." şeklindeki yargısal görüş ile suçun sübutu hususunda yeterince araştırma ve değerlendirme yapılmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden hüküm kurulmasını yasa ve usule aykırı olduğunun içtihat edildiği,
Bu mer'i kanuni düzenlemeler ve yüksek mahkemenin ilamları ışığında ilk derece mahkemesinin hükmünde yapılan incelemede;
CMK.nın 230. maddesine göre hükme esas alınan ve reddedilen delillerin gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği, gerekçeli kararda gerekçe olarak mağdurun hattının suç tarihinde çalınan telefona takılı olmaması ve mağdurun telefonu odasına bıraktığı öğretmenin odasını bildirememesinin gösterildiği, bu iki hususun suçun sübutu ile ilgisinin olmadığı gibi dosya kapsamından da böyle bir kabul yapılamayacağı, zira mağdurun bu telefonu okula getirdiğinde, beden eğitimi dersine kadar arkadaşının hattı ile kullandığını belirttiği, ayrıca dosyadaki bilgilerden telefonun beden eğitimi öğretmeni N. C. tarafından kullanılan spor odasına bırakıldığının anlaşıldığı, olaya ilişkin dosyada toplanan tek delil olan tanık Z.'nin beyanlarının ise kararda hiç değerlendirilmediği, bu duruma göre ilk derece mahkemesince kurulan beraat hükmü ile CMK.nın 34. ve 230.maddeleri gereğince beraat vicdani kanaatini oluşturan delillerin bulunmadığı, bunların oluş ile ilişkilendirilmediği, kararın gerekçesiz olduğu, gerekçesizliğin ise kesin hukuka aykırılık nedeni olduğu,
Hususları tesbit edilmiş olup hüküm bu yönlerden bozmayı gerektirir mahiyette görülmüştür.
Bu kabullere göre de aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM; İzah olunan gerekçeye ve oluşan vicdani kanıya göre;
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının istinaf başvurusunun ESASTAN KABULU ile; CMK.nın 289/1-h-g maddesi delaletiyle 280/1-b maddesi gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA ve kamu davasının yeniden görülmek ve hüküm verilmek üzere dava dosyasının ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, yasa yolları kapalı ve kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.23.01.2017 (¤¤)