T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/472
KARAR NO: 2024/825
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/12/2020
NUMARASI: 2016/381 Esas - 2020/622 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Limited Şirketi'nin maliki davalı ...'ın sürücüsü bulunduğu ve davalı ... Sigorta A.Ş nezdinde ZMM sigortalı, diğer davalı ... Sigorta A.Ş nezdinde de kasko sigortalı olan ... plaka sayılı aracın, yaya konumundaki vekil edenlerine çarpması neticesinde meydana gelen 14/03/2016 günlü trafik kazasında her iki davacının da vücutlarında kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandıklarını, tedavilerinin halen devam ettiğini, halen sakat kalma ihtimallerinin olduğunu, ayrıca olayla ilgili Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın halen devam etmekte bulunduğunu, müvekkilleri tarafından kaza nedeniyle hastane masrafı, ulaşım gideri, ilaç ve tıbbi malzemeler için bugüne değin yaklaşık 2.000,00-TL harcama yapılmak zorunda kalındığını beyanla; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davacıların uğrayabilecekleri sürekli iş göremezlik zararına ilişkin olarak ayrı ayrı 4.500,00'er-TL, bedensel güç kayıpları içinde yine ayrı ayrı 4.500,00'er-TL ve tedavi giderine ilişkin olarak ayrı ayrı 1.000,00'er-TL olmak üzere 10.000,00'er-TL maddi tazminatın ve yine her bir davacı için ayrı ayrı 100.000,00'er-TL manevi tazminatın kaza tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; dava dilekçesinde SGK'na da husumet yöneltildiği görülmüştür.Davalılar vekilleri aracılığı ile ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddine karar verilmesin istemişlerdir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".Denmektedir. Haksız fiil sorumluluğuna dayanan tazminat davalarında kusur araştırması yaptırılması gerekti inden açılan kamu davasının sonuçlanması ve kesinleşmesi beklenmiştir.İlgili ceza davasında alınan bilirkişi raporunda davalı sürücü ...'ın K. çekmece 7 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/377 esas sayılı dosyada kusurunun bulunmaması nedeniyle( taksirli birden fazla kişinin yaralanması nedeniyle açılan kamu davasında )beraat ettiği iş bu kararın da kesinleştiği anlaşıldığından, Kusur sorumluluğuna dayalı iş bu haksız fiilden kaynaklanan maddi manevi tazminat davalarında davalıları kusur izafe edilemeyeceğinden davacının açtığı davanın reddi gerekmiştir." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar tarafından birlikte istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı asillerin istinaf nedenleri; davalı tarafın kazanın oluşumunda kusursuz olduğuna ilişkin belirleme ve değerlendirmelerin hükme esas alınmasının hatalı olduğu, zira kaza yeri incelenerek düzenlenen ve kendilerinin asli, karşı tarafın ise tali kusurlu olduğunu belirleyen rapor bulunduğu, bu durumda kusur tayini yönünden çelişki olduğunun gözetilmesi gerektiği, ayrıca kaza neticesinde her iki davacı yönünden büyük maddi ve manevi zararlar söz konusu olduğu halde, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyetle bağdaşmadığı hususlarına ilişkin olup; istinaf süresi geçirildikten sonra sunulan ve itiraz gerekçelerine ek beyanları içeren 10/02/2021 günlü dilekçede de tedavilerine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin yeterince değerlendirilmediğinden yeni delil teşkil edecek raporların ve ifade tutanaklarının dikkate alınması talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, bedensel zarara dayanılarak açılmış, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkin olup, davacıların istinaf yasa yoluna başvuru dilekçesinde açıkça ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; Her ne kadar talep konusu kaza neticesinde her iki davacının da yaralandığı ve davacı ...'ün yaralanmasına bağlı olarak engelli hale geldiği dosya kapsamından anlaşılmakta ise de; kazaya karışan aracın maliki, sürücüsü ve sigortacısı bulunan davalı şirketlerin oluşan zararın giderilmesinden sorumlu tutulabilmeleri için araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiil olması zorunludur. Aksi takdirde sorumlulukları yoluna gidilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle; haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla bir talepte bulunulması halinde kazanın oluşumunda taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, sorumluluk belirlenecek duruma göre tespit edilecektir.Somut olayda davacı taraf kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün de kusurlu olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise kazaya davacıların kendilerinin sebebiyet verdiğini savunmuştur.Eldeki davada mahkemece; kazanın oluşumunda kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranlarının ne olduğuna ilişkin bilirkişi raporu alınmadan ceza yargılamasına ilişkin dosyadaki belirleme ve değerlendirmelerin benimsenmesi suretiyle kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün kusurlu olmadığı sonucuna varıldığı ve buna göre hüküm tesis edildiği görülmüştür.Hal böyle olunca; ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde durulması gerekmektedir.TBK'nun 74. maddesi"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir." hükmünü taşımaktadır. (Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.) Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları). Bundan ayrı, hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk hakimini bağlayacaktır. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır. Hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Yasasının 74.maddesi bir engel oluşturmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre de, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı). Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir. Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı taraf vekili tarafından kusur incelemesi yaptırılabilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'ne gönderilmesi yönünde talepte bulunulmuş ise de davalı tarafça davalı araç sürücüsünün kusursuz olduğuna dair zaten ATK tarafından düzenlenmiş bir rapor bulunduğunun belirtilmesi ve müteakip davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan 29/11/2019 günlü dilekçe ile de "kusur oranının belirleneceği Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/377 Esas sayılı dosyasının istinaf incelemesinde olduğu, takdir edilecek kusur durumuna göre zarar hesaplaması yapılmasının daha doğru ve sağlıklı olacağı" yönünde açıklamada bulunularak, ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasının beklenilmesinin talep etmesi üzerine; mahkemece 13/02/2020 günlü duruşma oturumunda olayla ilgili olarak Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenilmesine karar verildiği görülmüştür. Mahkemenin sonucunun beklenilmesine karar verdiği ceza yargılaması ilişkin dosyasının da davalı ...'ın kazanın gerçekleşmesinde kusursuz olduğu kabul edilerek, CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince sanığın beraatine karar verildiği ve bu kararın yasa yolu denetiminden geçerek 15/02/2022 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir. Bu durumda; dosya içeresindeki bilgi ve belgelere mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle davacıların katılan sıfatıyla yer aldıkları Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan ve yasa yolu denetiminden de geçmek suretiyle kesinleşen ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasındaki sanığın (eldeki davada davalı ...) olay tarihinde yönetimindeki araçla gece vakti bariyerlerle yaya trafiğine kapatılmış mahalde ve tek yönlü yolda seyir halindeyken, yoldan karşıya geçmekte olan katılanlara çarpmak suretiyle meydana gelen kazada, buradan bir yayanın karşıdan karşıya geçmek için kaplamaya girebileceğini öngöremeyeceğinden meydana gelen olayda atfı kabil bir kusuru bulunmadığına ilişkin kabule dayalı, CMK'nın 223/2-c madde hükmü uyarınca (-Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması) verilen beraat kararının maddi olgu niteliğine sahip olması ve davacıları da bağlar nitelikte bulunması ayrıca mahkemenin ceza yargılaması sonucunu bekletici mesele sayması karşısında, yazılı biçim ve şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında istinaf edenlerin sıfatına ve istinaf nedenlerine göre usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacıların yerinde olmadığı sonucuna varılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE, 2/İstinaf eden davacılardan ayrı ayrı alınması gereken 427,60'ar -TL harçtan, davacılar tarafından yine ayrı ayrı yatırılan 59,30'ar-TL harcın düşümü ile kalan 368,30'ar- TL bakiye harcın davacılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361.madde hükmü uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.16/05/2024