T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/412
KARAR NO: 2024/819
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/12/2020
NUMARASI: 2018/538 Esas - 2020/857 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde ZMM sigortalı bulunan ... plaka sayılı dava dışı araç sürücüsünün direksiyon hakimiyetini yitirmesi neticesinde meydana gelen 10/09/2009 günlü tek taraflı trafik kazasında, sigortalı araçta yolculuk etmekte bulunan vekil edeninin ağır bir biçimde yaralanarak yatağa bağımlı hale geldiğini, her ne kadar eldeki dava açılmadan önce davalı sigorta şirketi aleyhine uğranılan kalıcı ve geçici iş göremezlik zararının tazmini amacıyla Ankara 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/386 Esasına kayıtlı dava açılmış ve yapılan yargılama neticesinde verilen 2013/78 Karar sayılı ilamla talep edilen geçici ve kalıcı iş göremezlik zararının davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de, söz konusu bu davada bakıcı gideri tazminatı talep edilmediğinden, bakıcı gideri zararının da giderilmesi için 30/03/2018 tarihinde davalı sigorta şirketine gerekli başvuru yapıldığı halde bu başvurunun 19/04/2018 tarihli cevabi yazı ile reddedildiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak), bakıcı gideri zararına karşılık olmak üzere 1.000,00-TLmaddi tazminatın kaza tarihinden işletilecek avans faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiş; 11/12/2020 günlü bedel arttırım dilekçesi ile de maddi tazminata ilişkin talep miktarını poliçe limiti olan 150.000,00-TL'ye çıkarttıklarını açıklamıştır.Davalı sigorta şirketi vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı itirazında bulunarak, uzamış ceza zaman aşımı süresinin geçirilmesinden sonra açılan davanın, reddine karar verilmesin istemiş; ayrıca bakıcı gideri zararının giderilmesinden vekil edeni sigorta şirketinin sorumluluğu bulunmadığını, zira 6111 sayılı yasayla değişik, 2918 sayılı KTK'nun 98.maddesi uyarınca bakıcı giderine ilişkin sorumluluğun SGK'ya geçtiğini ileri sürmüş ve mahkemece vekil edeninin sorumluluğu yoluna gidilecek olur ise de sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusur durum ve oranının ne olduğunun usulüne uygun şekilde belirlenmesi ve davacının müterafik kusurlu olup olmadığının araştırılmasını; ayrıca SGK tarafından yapılan rücua tabi bir ödeme varsa bunun da dikkate alınmasını istediklerini beyan etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporları, taraflar arasında daha önce Ankara 16. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan 2011/386 Esas sayılı dava dosyası ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek;"Davanın trafik kazası nedeniyle oluşan maluliyetten ve bakıma muhtaç olmaktan kaynaklanan bakıcı giderinin tazmini istemine ilişkin olduğu, dava konusu kazanın 10/09/2009 tarihinde meydana gelmiş olduğu, olayın oluş şekli, mahkememizce yaptırılan inceleme neticesinde aldırılan kusur raporu, ceza dosyası içeriği birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu kazanın sürücü ...'nun % 100 kusuru ile meydana geldiği, davacının ise kazanın meydana gelmesinde bir kusurunun bulunmadığı, davacının dava konusu kaza nedeniyle % 76 oranında malul olduğu, yine adli tıp kurumunca Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri 15. Maddesine göre davacının sürekli olarak başka birinin bakımına muhtaç durumda olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, davalının ... plaka sayılı aracı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalamış olduğu, kazanın poliçenin geçerlilik süresinde meydana geldiği, kazada oluşan rizikoyu kapsar olduğu, bu nedenle davalının davacının zararından poliçe teminat limiti olan 150.000 TL kadar sorumlu olacağı ve davalının temerrüdünün 19/04/2018 tarihinde oluştuğu..." şeklindeki gerekçeyle; -Davacının davasının KABULÜNE, 150.000 TL nın 19/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili ve davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf nedenleri; zamanaşımı süresinin geçirilmesinden sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesi uyarınca usulüne uygun şekilde yapılmış bir başvuru bulunmadığından, davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiği, kaldı ki bakıcı gideri zararı sakatlık teminatı içerisinde olduğundan ve daha önce yapılan ödeme ile limit tüketildiğinden, bu durumun gözetilmeksizin yeniden tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığı, ayrıca davacının müterafik kusurlu olduğu sabit olduğu halde, müterafik kusur indirimi cihetine gidilmeksizin karar verilmesinin hatalı bulunduğu ve bakıcı gideri zararının brüt ücret üzerinden hesaplanmasında da isabet olmadığı hususlarına yöneliktir.Davacı vekilinin istinaf nedenleri ise; kazaya sebebiyet veren araç, ticari bir araç olduğundan, hüküm altına alınan tazminata avans faizi uygulanması gerekirken yasal faiz uygulanmış olmasının hatalı olduğu, faiz cinsine ilişkin bu yanılgının düzeltilmesi gerektiğine ilişkindir. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, yaralanmaya bağlı maluliyet nedeniyle oluşan, bakıcı gideri zararının tazmini isteğine ilişkin olup, davalı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunmuştur. 2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.)818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.madesinde "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrur olan tarafın zarara ve failine ittila tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki, zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince mühdeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur. " denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 72.maddesinde de;"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Yani zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Ve bu iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Bu nedenle zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.Ne var ki, bazı hallerde ortaya çıkan zarar kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme-gelişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem ve işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz gerçekleşmiş olmayacağı için 2 yıllık kısa zaman aşımına ilişkin süre bu değişen-gelişen durumun durduğunun veya ortaya kalktığının öğrenilmesiyle başlayacaktır. Gelişen-değişen durum olup olmadığı da hekim raporuyla açıklığa kavuşturulmalıdır. Somut olayda; davacı dahil birden çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazası 10/09/2009 tarihinde meydana gelmiş olup, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89/1-2 ve 66/1.e madde hükümleri uyarınca, uzamış (ceza) zamanaşımı süresi, 8 yıldır. Bu durumda, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde, dava tarihi olan 11/06/2018 tarihi itibariyle 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolduğu ve fakat 10 yıllık genel zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı uğradığı zararı ve zarar sorumlusunu eğer 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımının dolmasından sonra öğrenmiş ise ancak bu şartla 10 yıllık genel zamanaşımının dolacağı tarihe kadar dava açma hakkına sahiptir.Ne var ki görülmekte olan dava açılmadan önce, davacı tarafından davalı sigorta şirketi aleyhine geçici ve kalıcı iş göremezlik zararının tazmini amacıyla Ankara 16. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 18/01/2013 tarihinde dava açıldığı ve mahkemece yapılan yargılama neticesinde verilen 11/04/2013 gün 2011/386 Esas-2013/78 Karar sayılı ilamla davanın kabulüne karar verildiği, bu kararın temyiz yasa yoluna başvuru konusu yapılmaksızın 10/09/2013 tarihinde kesinleştiği, söz konusu bu karara dayanak kılınan ve davacının kaza neticesinde %76 oranında maluliyete uğradığını gösterir Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen raporun 03/01/2012 tarihli olduğu görülmüştür.Eldeki davanın yargılaması sırasında ATK 2. İhtisas Kurulundan temin edilen 17/02/2020 günlü raporda da davacının maluliyetine ilişkin olarak Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 03/01/2012 tarihli rapora iştirak edilerek davacının uğradığı maluliyetinin %76 olduğu ve bu maluliyet durumuna göre de kişinin sürekli olarak başka birinin bakımına muhtaç durumda bulunduğu yönünde görüş açıklandığı tespit edilmiştir.Bu durumda; daha önce belirlenen maluliyet oranında herhangi bir değişme ve gelişme olmadığı sabit olmakla, davacının bakıcı ihtiyacı gereksinimi içerisinde olduğunu ve zarar sorumlusunun da kim bulunduğunu 03/01/2012 tarihinde veya en geç 10/09/2013 tarihinde öğrendiğinin kabulü zorunludur.Hal böyle olunca; davacının eldeki davayı, zararı (-talep hakkının varlığını) ve zarar sorumlusunu öğrendiği 03/01/2012 veya 10/09/2013 tarihinden itibaren 2 yıl içinde ve en geçte 8 yıllık uzamış ceza zaman aşımı süresinin sona erdiği 10/09/2017 tarihinde açmak zorunda olup, görülmekte olan davanın bu sürenin geçirilmesinden sonra 11/06/2018 tarihinde açıldığı, arada zaman aşımını kesen veya durduran herhangi bir durumda olmadığı ve dahi davacının kendi beyanına göre, kazadan sonra yatalak hale gelen bir kişinin bakıcı ihtiyacı içinde olduğunu bilmemesinin de mümkün bulunmadığı gözetildiğinde; mahkemece davalı sigorta şirketi vekili tarafından süresi içerisinde yapılan zaman aşımı definin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus üzerinde hiç durulmaksızın yargılamaya devam olunarak yazılı biçim ve şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.Ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ve varılan sonuç itibariyle davacı vekilinin tüm; davalı sigorta şirketinin ise sair istinaf itirazları incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan bu nedenle kabulü ile, ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK.m.353/1-b/2 hükmü uyarınca kaldırılarak; davanın zaman aşımı süresinin geçirilmiş olması nedeniyle reddine karar verilmek suretiyle yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/12/2020 tarih ve 2018/538 Esas-2020/857 Karar sayılı kararına karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜNE, -Varılan sonuç dikkate alındığında; davalı vekilinin öteki istinaf itirazları ile davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun değerlendirilmesine YER OLMADIĞINA, -Davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, a-)İstinaf yasa yoluna başvuran davalı ve davacı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harçlarının talepleri halinde ilgilisine iadesine, b-)İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, c-)İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin takdiren yapan üzerinde bırakılmasına, 2-)İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/12/2020 tarih ve 2018/538 Esas-2020/857 Karar sayılı kararının HMK.m.353/1-b/2 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, a-)Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, b-)Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL harcın, davacı tarafından davanın başında yatırıldığı anlaşılan 35,90-TL peşin harç ve 508,91-TL tamamlama harcı toplamı olan 544,81-TL'den düşümü ile kalan 117.21-TL fazla harcın talep halinde davacıya İADESİNE, c-)Davalı sigorta şirketi kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ç-)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına d-)Kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a madde hükmü uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/05/2024