T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/611
KARAR NO: 2024/1385
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/10/2020
NUMARASI: 2016/155 Esas - 2020/436 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili adli yardım talepli dava dilekçesinde özetle; ZMM sigortası bulunmayan dava dışı ... isimli şahsın sevk ve idaresindeki ... ... sayılı aracın, ... ... sayılı araca (çekici) çarpması neticesinde meydana gelen 15/12/2015 günlü trafik kazasında ... plaka sayılı araçta yolculuk etmekte olan müvekkilinin yaralanarak sakat kaldığını, vekil edeninin yolcu konumunda olması nedeniyle kazanın oluşunda herhangi bir kusuru bulunmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak) geçici ve kalıcı iş göremezlik zararına karşılık olmak üzere 2.000,00-TL maddi tazminatın olay tarihinde işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'ndan tahsiline karar verilmesini istemiş, müteakip sunduğu dilekçe ile 2.000,00-TL'lik maddi tazminata ilişkin talebinin 1.900,00-TL'sinin kalıcı iş göremezlik, 100,00-TL'sinin de geçici iş göremezlik zararına ilişkin olduğunu açıklamış ve daha sonra sunduğu 29/06/2020 günlü talep arttırım dilekçesi ile de; toplam istek miktarını 296.000,00-TL'ye çıkarttıklarını bildirmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; vekil edeni kuruma davanın yöneltilmesine sebep aracın, ZMM sigorta poliçesi olup olmadığının öncelikle tespiti gerektiğini, ayrıca kazanın oluşumundaki kusur durum ve oranı ile, davacının uğradığını iddia ettiği maliyetinin varlığının usulüne uygun şekilde tespitini istediklerini, kaldı ki geçici iş göremezlik tazminatının ...'ndan istenemeyeceğini, tüm bunlardan ayrı davacı hatır için taşınıyor ise ve müterafik kusuru bulunmaktaysa, belirlenecek tazminatta hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini ve olay tarihinden itibaren avans faizi istenemeyeceğini, ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini ileri sürerek davaya karşı koymuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek; davacının yaralanmasıyla sonuçlanan 15/12/2015 günlü çift taraflı trafik kazasının oluşumunda ZMM sigortası bulunmayan ve davacının içinde yolculuk etmekte olduğu ... plaka sayılı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu, davacının kaza neticesinde yaralanmasına bağlı olarak %20 oranında maluliyete uğradığı, iyileşme süresinin 9 ay bulunduğu, ancak SGK tarafından davacıya yapılan geçici iş göremezlik ödemesi dikkate alındığında davacının talep edebileceği geçici iş göremezlik tazminatı kalmadığının anlaşıldığı, buna karşılık geçici iş göremezlik tazminatının 300.938,85-TL olduğunun aktüer bilirkişi raporuyla belirlendiği, davacının içinde bulunduğu aracın kaza tarihinde kazazedenin eşi adına kayıtlı olması nedeniyle hatır taşıması indirimi yapılamayacağı ve davalı sigorta şirketinin poliçe limitiyle sınırlı sorumlu yoluna gidilebileceği şeklindeki özet gerekçe ile; -Davanın KISMEN KABULÜ İLE, -Sürekli iş göremezlikten kaynaklanan 289.900 TL'nin 15/02/2016 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, -Geçici iş göremezlik talebinin REDDİNE, karar verilmiştir. Kararı karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. nedenleri; görülmekte olan davada, kaza tarihinin 15/12/2015 olduğu ve bu tarih itibariyle ZMM sigortası genel şartlarında yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, genel şartlardaki değişiklikle zorunlu hale getirilen başvuru dava şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu, ayrıca davacının uğradığı maluliyete ilişkin belirlemenin yine 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlar uyarınca "Erişkinlen İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik" hükümleri uyarınca belirlenmesi gerekirken, bunun yapılmamış olmasının hatalı bulunduğu, keza davacının kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmadığı anlaşıldığından hüküm altına alınan tazminat miktarına müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğinin karar yerinde göz ardı edildiği, ayrıca somut olayda hatır taşıması mevcut bulunduğu halde hatır taşıması indirimi yapılmamış olmasının da isabetsiz bulunduğu, keza SGK tarafından davacıya ödenmiş veya ödenecek rücuya tabi ödeme olup olmadığı hususunun da usulüne uygun şekilde araştırılıp belirlenmeden sonuca ulaşılmış olmasının da doğru bulunmadığına yöneliktir. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen bedensel zarara dayanılarak açılan maddi tazminat isteğine ilişkin olup; davalı vekilinin istinaf yasa yoluna başvuru dilekçesinde açıkça ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; 1-26/04/2016 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanunu'nun 5. maddesiyle değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesinde, zarar görenin, dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği düzenlenmiş, aynı değişiklikle sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği belirtilmiştir. Yasal değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMSS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacak olup yasa ile özel bir dava şartı getirilmiştir. Ne var ki somut olayda, dava tarihi olan 15/02/2016 itibariyle 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde konuya ilişkin olarak yapılan değişiklik yürürlüğe girmediğinden, dava şartına ilişkin yasal bu düzenlemenin taraflar arasındaki uyuşmazlığa uygulanamayacağının açık olması karşısında, davalı vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının reddi gerekmiştir. 2-Haksız bir eylem sonucu çalışma gücünün kaybedildiği, bedensel bütünlüğün bozulduğu ve maluliyet oluştuğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talep edilmesi durumunda; zararın kapsamının belirlenmesi açısından malûliyetin varlığı ve oranı ile davacının iyileşme süresinin ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsurlardan biri olup, bu yöndeki belirlemelerin ise; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arasında ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arasında ise Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra ise de Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. (Bkn: Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 11/01/2022 gün ve 2021/7309 E.-2022/122 K. sayılı içtihadı). Bu durumda; eldeki davada, kaza tarihi 15/12/2015 olduğuna göre maluliyete ilişkin belirlemenin kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre yapılması gerektiği konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dosyada mevcut olan ve Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi'nce düzenlendiği anlaşılan 21/08/2019 günlü raporun, kaza tarihinde yürürlükte bulunan doğru yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş olması ve mahkemenin de bu raporu hükme esas alması karşısında davalı vekilinin maluliyetin belirlenmesi yöntemine ilişkin istinaf itirazının yerinde olmadığı reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. 3-Davalı vekilinin SGK tarafından davacıya yapılan rücuya tabi ödemeler için yapılan araştırmanın yetersiz olduğuna yönelik istinaf itirazı değerlendirildiğinde; Dosya içerisinde mevcut SGK cevabi yazılarına göre davacıya rücuya tabi geçici iş göremezlik ödemesi yapıldığı ve yapılan ödemenin de ilgilisinden rücuan tahsil edildiğinin anlaşılması nedeniyle, davacının geçici iş göremezlik dönem zararına ilişkin talebinin reddine karar verildiğinin sabit olmasına ve yine dosyada mevcut olan ve SGK tarafından gönderilen 30/01/2020 günlü cevabi yazıda açıkça; davacının SGK'dan herhangi bir emeklilik aylığı almadığının bildirildiğine ve yine SGK tarafından gönderilen güncel kayıtlara göre davacının kazadan sonra aktif şekilde sigortalı olarak çalışmaya devam ettiği belirlendiğine göre; davacıya talep konusu kaza nedeniyle bağlanmış rücuya tabi bir gelir olduğundan da söz edilemeyecek olması karşısında davalı vekilinin açıklanan hususa yönelik istinaf itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir. 4-Davalı vekilinin müterafik kusur ve hatır taşımasına ilişkin istinaf itirazlarına gelince; Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde diğer bir ifadeyle zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya zarar sorumlusunun durumunu ağırlaştırmış ise kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 52.maddesi (benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44. Maddesinde de mevcuttur) uyarınca hakim tazminat miktarını hafifletebilir.Hatır taşımaları da bir menfaat karşılığı olmadığı hallerde bu gibi taşımalarda kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51.madde hükmü uyarınca (benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesinde de mevcuttur) tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hatır taşımasından söz edebilmek için de yaralanan ya da ölen karşılıksız taşınmış olmalıdır. Bu bakımdan hatır taşıma ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma ya da kullanmanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemli olduğu gibi yarar ekonomik olabileceği gibi ortak toplumsal yararları da ilgilendirilebilir. Ancak taşıma ve kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişinin (sürücü) bir çıkarı veya yararı bulunması halinde hatır taşımasından söz edilemeyecektir. a-Somut olayda, davacı ile içinde bulunduğu ... plaka sayılı araç sürücüsünün arkadaş oldukları dosya kapsamından anlaşılmakta ise de; Bursa İl Emniyet Müdürlüğü'nün 27/06/2019 günlü resmi cevabi yazısına göre; ... plaka sayılı aracın, 25/11/2015 tarihinde ... plaka nosu ile ... isimli kişi adına tescil edildiği, daha sonra bu plakanın ... isimli şahıs adına 25/01/2016 tarihinde kayıtlandığı ve dosyada mevcut nüfus kayıt örneğine göre de ...'ün davacının eşi olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Yargıtay'ın ve Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre; kaza tarihinde davacının eşine ait araçla yapılan taşımanın, hatır taşıması niteliğinde bir taşıma olduğundan söz edilemeyecek bulunması karşısında, mahkemece hatır taşıması indirimi cihetine gidilmeksizin karar verilmiş olması doğru olmakla, davalı vekilinin bu hususa ilişen istinaf itirazının reddi gerekmiştir. b-Bundan ayrı; kaza tespit tutanağında davacının kaza anında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı yönünde bir belirleme olmadığı gibi, davacının kaza anında içinde bulunduğu aracın sağ ön yolcu koltuğunda oturduğu dosya kapsamından anlaşılmakta olup, davacının oturduğu koltuktan fırlayarak araç dışına düştüğü yönünde de herhangi bir somut tespit ve iddia da mevcut değildir, Bu durumda, ilk derece mahkemesince müterafik kusur indirimi yapılmaksızın, hüküm tesis edilmiş olmasında bir yanılgı bulunmadığından, davalı vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının da yerinde olmadığı reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davalı ... vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf eden davalıdan alınması gereken 19.803,07-TL harçta,n peşin yatırılan 4.950,76-TL harcın düşümü ile bakiye 14.852,31-TL istinaf karar ve ilam ilam harcının, davalı ...ndan alınarak tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.19/09/2024