T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2022/220
KARAR NO : 2025/2013
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/10/2021
NUMARASI : 2018/22 Esas - 2021/929 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/12/2025
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracın vekil edeni küçük ...'a çarpması neticesinde meydana gelen 02/07/2017 günlü trafik kazasında, kazazedenin ağır bir biçimde yaralandığını ve kazadan sonra araç sürücüsünün olay yerinden firar etmesi nedeniyle kaza tespit tutanağı düzenlenemediğini, ayrıca kazaya sebebiyet veren ... plaka sayılı aracın, kaza tarih ve saatinde geçerli Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi'nin de bulunmadığını, kazanın meydana gelmesinde sigortasız araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunu ve bedensel zararın giderilmesi için davalı ...'na 27/10/2017 tarihinde yazılı biçimde başvuruda bulunulmasına rağmen sonuç alınamadığını beyanla; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak) kazazede küçük için 1.000,00-TL kalıcı iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 09/11/2017 tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; 21/06/2021 günlü bedel arttırım dilekçesi ile de; sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin istek miktarını 149.189,64-TL'ye arttırdıklarını açıklamıştır.Davalı ... vekili ise cevap dilekçesinde özetle; her ne kadar talep konusu kaza nedeniyle müvekkili kuruma yazılı biçimde başvuru yapılmış ise de başvuru sahibinin maluliyetini belirten hiçbir belge ve bilgi bulunmadığından, eksik evrakların tamamlanmasının istenildiğini, ancak davacı tarafın bu belgeleri ibraz etmek yerine eldeki davayı açmayı tercih ettiğini, dolayısıyla usulüne uygun biçimde yeterli belgeyle yapılmış bir başvuru olmadığından, davanın öncelikle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesinin gerektiğini; ayrıca vekil edeni kurumun çocuklar bakımından geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu tutulamayacağını ve kazazede ya da yayanın kazanın meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığının tespiti yanında küçüğün kaza tarihinde 5 yaşında olduğu gözetilerek anne ve babasının bakım ve gözetim yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının da belirlenmesini istediklerini, tüm bunlardan ayrı davacı küçükte var olduğu ileri sürülen maluliyetin varlığı ve oranının da usulüne uygun şekilde belirlenmesi ve tazminat hesaplamasının da 01/06/2016 tarihinde yürürlüğe giren ZMM Sigortası Genel Şartlarındaki düzenlemeler gözetilerek yapılması gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, olayla ilgili olarak Muratlı Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen 2018/303 esas sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyası, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek;"... 02/07/2017 tarihinde davacıların velayetindeki küçük ... ile dava dışı aracın sürücüsü arasında trafik kazası meydana geldiği, dava dışı aracın kaza tarihi itibariyle zorunlu mali mesuliyet sigortasının olmadığı, bu halde davalı Güvence Hesabının sorumluluğu bulunduğu, davacının malul kaldığı, davalı Güvence Hesabına başvuruda bulunduğu, sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığı, davacılar tarafından eldeki davayı açtığı, mahkememizce tarafların tüm delilleri toplandığı, kusur raporu alınmak üzere Makine Mühendisi ve Aktüer bilirkişilerin hüküm kurmaya ve denetime elverişli kusur raporunda davacının %10, dava dışı ... plakalı araç sürücüsünün %90 kusurlu olduğunun bildirildiği, alınan maluliyet raporunun ise kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olduğu, davacının maluliyetinin belirlendiği, dosyada aktüerya bilirkişi raporunun kaza tarihi esas alınarak TRH-2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemine göre düzenlendiği, davacı küçüğün olay tarihinde herhangi bir kazanç sağlamamakta ise de gelir hesabının asgari ücret esas alınarak yapıldığı, davacının alınan aktüerya ek raporuna itirazı olmadığı, rapor doğrultusunda talebini artırdığı, davacı tarafından davalıya 27/10/2017 tarihinde başvuruda bulunulduğu, başvurudan itibaren 8 iş günü eklenmek suretiyle davalının 09/11/2017 tarihi itibari ile temerrüde düştüğü, davacının belirsiz alacak davası olarak açtığı davasına bu tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği..." gerekçesiyle;-Davanın KABULÜ ile 149.189,64 TL sürekli işgöremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 09/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Karara karşı davalı vekili ve davacı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalı vekilinin istinaf nedenleri; başvuru dava şartının gerçekleştiğine ilişkin mahkeme kabulünün hatalı olduğu, maluliyet raporu temini için yapılan giderlerin vekil edenine yükletilmesinin doğru bulunmadığı, ayrıca tazminat hesaplamasında esas alınan maluliyete ilişkin ATK raporunun Mevzuat'a uygun olarak düzenlenmediği ve heyetçe küçüğün bizzat muayenesinin bile yapılmadığı dikkate alındığında, söz konusu raporun hükme esas alınamayacağının karar yerinde gözetilmediği gibi talep konusu kazaya esasın bakım ve gözetim yükümlülüklerini yerine getirmeyen anne ve babanın sebebiyet verdiği ve davacı küçüğün de aniden yola atlaması neticesinde meydana gelen bir kazada, davacı tarafın tam kusurlu olduğu kabul edilmesi gerekirken ... plaka sayılı araç sürücüsüne %90 kusur atfeden hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmak suretiyle sonuca ulaşılmasının da isabetsiz bulunduğu ve kabule göre de TRH 2010 Yaşam Tablosu ve teknik faiz uygulamasıyla tazminat hesaplaması yapılması gerekirken prograsif rant uygulamasıyla hesaplama yapılmasının hatalı olduğu ve temerrüt tarihinin de yanlış belirlendiğine yöneliktir.Davacı vekilinin istinaf nedenleri ise; maluliyet, kusur ve hesap raporlarının hatalı olduğu kabul edilerek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması halinde, güncel asgari ücretler dikkate alınarak yeniden tazminat hesaplaması yapılması gerektiğinin dikkate alınması gerektiğine yöneliktir.Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen bedensel zarara dayanılarak açılmış maddi tazminat isteğine ilişkindir.(1) Her ne kadar talep konusu kaza neticesinde yaya konumunda bulunan davacı küçüğün yaralandığı ve bu şekilde bedensel zarara uğradığı anlaşılmakta ise de; kazaya karışan ... plaka sayılı aracın hukuki sorumluluğunu üstlenen ...'nın sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için sigortasız araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiil bulunması zorunludur. Aksi taktirde davalı tarafın sorumluluğu yoluna gidilmesi mümkün değildir.Bu nedenle, haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla talepte bulunulması halinde, taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, sorumluluk belirlenecek duruma göre tespit edilecektir.Somut olayda davacı taraf, kazanın oluşumunda dava dışı sigortasız araç sürücüsünün kusurlu olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise kazaya davacı tarafın kendisinin sebebiyet verdiğini savunmuştur.Eldeki davanın yargılaması sırasında, kazanın oluşumu ve kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranların ne olduğuna ilişkin olarak Mak. Yük. Müh. ...'ı katılımıyla düzenlenen 02/03/2021 günlü raporda; kazaya karışan araç sürücüsü ve tanıkların beyanları ile kaza yerini gösterir uydu fotoğrafları ve dahi Muratlı Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen dava dosyasında alınan 31/01/2019 tarihli bilirkişi raporu değerlendirilerek, talep konusu kazanın oluşumunda, dava dışı araç sürücüsü ...'ın asli (%90 oranında), kazazede küçük Sema'nın ise tali (%10 oranında) kusurlu olduğu, küçüğün anne ve babasına yükletilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı sonucuna varıldığı, söz konusu bu rapora karşı davalı taraf vekili tarafından, ceza yargılamasına ilişkin davaya esas kılınan bilirkişi raporuyla, görülmekte olan dava nedeniyle temin edilen bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu, bu çelişkinin giderilmesi gerektiği ileri sürülerek itiraz edildiği, mahkemece dosya kapsamında temin edilen 02/03/2021 günlü bilirkişi raporunun benimsenmesi suretiyle davanın sonuçlandırıldığı görülmüştür.Olayla ilgili olarak Muratlı Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülerek araç sürücüsü ...'ın cezalandırılmasıyla sonuçlanan ve 22/07/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılan 10/04/2019 gün 2018/303 Esas, 2019/178 Karar sayılı ceza yargılaması sırasında temin edilen 31/01/2018 tarihli raporda, kazanın meydana gelmesinde ... plakalı otomobil sürücüsü ...'ın asli kusurlu olduğu, ancak yaya ...'ın ve 5 yaşındaki bir çocuğu sokakta yalnız bırakan ebeveynlerin de ayrı ayrı tali kusurlu oldukları sonucuna varıldığı ve ceza mahkemesince bu raporun hükme esas alınarak sanığın cezalandırılması cihetine gidildiği ve kazazede küçüğün yola aniden çıktığı yönünde değerlendirme yapıldığı görülmüştür.Hal böyle olunca mahkemece, olayın özellikleri, konunun önemi ve davalı tarafın hükme esas alınan kusur raporuna karşı itiraz sebepleri dikkate alınmak suretiyle İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü gibi kuruluşlardan seçilecek kusur konusunda uzman 3 kişilik bir bilirkişi kurulundan kaza ile ilgili olarak yapılan tüm soruşturma evrakları ile ceza yargılamasına ilişkin dava dosyası ve ceza yargılaması sırasında temin edilen bilirkişi raporunu ve eldeki davada temin edilen bilirkişi raporunu da irdeleyen ve var olan çelişkileri de giderebilecek nitelikte talep konusu kazanın nasıl meydana geldiği, kazanın oluş şekline göre kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranının ne olduğu konusunda açık, ayrıntılı ve denetimine imkan verecek nitelikte rapor alınması ve ondan sonra ulaşılacak sonuca göre, davalıların sorumluluğunun kapsamının tartışılıp belirlenmesi gerekirken, bunun yapılmamış olması isabetsizdir.(2) Haksız fiil sonucu çalışma gücünün kaybedildiği, bedensel bütünlüğün bozulduğu ve maluliyet oluştuğu iddiasıyla tazminat talep edilmesi durumunda; zararın kapsamının belirlenmesi açısından malûliyetin varlığı ve oranı ile davacının iyileşme süresinin ne olduğu ve davacının iyileşme süresi içerisinde bir başkasının yardımına ihtiyat duyup duymadığı, duyuyor ise süresinin ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, bu yöndeki belirlemelerin ise; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arasında ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arasında ise Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra ise de Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. (Bkn: Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 11/01/2022 gün ve 2021/7309 E.-2022/122 K. sayılı içtihadı). Bu durumda kaza tarihinin 02/07/2017 olduğu gözetildiğinde maluliyete ilişkin belirlemenin "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre yapılması gerektiği konusunda duraksama bulunmamaktadır. Somut olayda, ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından iki adli tıp uzmanı, bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı ve nöroloji uzmanı olduğu anlaşılan doktor bilirkişinin katılımıyla düzenlendiği anlaşılan 12/08/2020 günlü raporda, "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre davacı küçükte meydana gelen maluliyet oranının %7 olduğunun açıklandığı ve bu raporun hükme esas alındığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar söz konusu bu rapor; kaza tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş ise de, yönetmeliğin 6. maddesi hükmü gereğince davacının yaralanmasının niteliklerine göre oluşturulması gereken uzman heyetten rapor alınmadığı gibi kişinin bizzat muayenesinin de yapılmadığı görüldüğünden böyle bir raporun da hükme esas alınması mümkün değildir.Bu halde; olay tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde davacının yaralanmasının niteliği dikkate alınarak yönetmeliğin 6. maddesine göre heyette olması gereken tüm uzman doktorların kontrolünde ve kazazedenin kaza tarihinde 5 yaşında olduğu, bedensel gelişiminin de henüz tamamlanmamış bulunduğu hususu üzerinde durulmak ve bizzat muayenesi yapılmak suretiyle maluliyetin belirlenmesi gerekirken bunun yapılmamış olması isabetsizdir.(Bknz: Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 27/09/2022 gün 2022/8049 esas-2022/10868 karar sayılı ilamı) Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş; davacının kazaya ilişkin olarak gördüğü tüm tedavi evrakı eklenip (eksik evrak varsa temiyle birlikte) dosyada bulunan sağlık kurulu raporu da irdelenerek ve kişi bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine uygun olarak Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi'nden (mümkün ise) mümkün değil ise davacının ikametgahına en yakın başka bir üniversitenin adli tıp alabilim dalı bölümünden veya yetkili sağlık kuruluşundan davacıda oluşan yaralanmaların niteliğine uygun uzman hekimlerin de bulunduğu heyetten davacıda var olduğu ileri sürülen kaza ile illiyetli maluliyetin derecesi ve oranının ne olduğu konusunda ayrıntılı, taraf ve yargı denetimine açık sağlık kurulu raporu alınması gerekirken, bunun yapılmamış olması da doğru değildir. Eksik inceleme ve araştırmayla karar verilemez.Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan sebeplere kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK 353/1-a/6 maddesi gereğince kaldırılmasına, kaldırma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve yukarıda bentler halinde işaret edilen şekilde araştırma ve işlem yapıldıktan sonra taraflar arasındaki uyuşmazlık hakkında yeni bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ / Gerekçe uyarınca,
1/Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurularının yukarıda bentler halinde açıklanan nedenlerle KABULÜ ile, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2021 tarih ve 2018/22 Esas 2021/929 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a/6 madde hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,- Kaldırma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları ile davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,2/Dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3/İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca, peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harçlarının talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,4/İstinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılması nedeniyle, avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,5/İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ise ilk derece mahkemesince verilecek müteakip kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a madde hükmü uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/12/2025