T.C.
İSTANBUL
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2022/143
KARAR NO:2025/1045
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:12/10/2021
NUMARASI:2018/273 Esas - 2021/876 Karar
DAVANIN KONUSU:Trafik Kazasına Bağlı Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/07/2025
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R:Davacı vekili dava açan dilekçesinde; 09/12/2009 kaza tarihinde, davalıya ZMM poliçesi ile sigortalı olan ... plaka sayılı aracın park halindeki bir tıra çarpması sonucunda meydana gelen kaza neticesinde araçta yolcu konumunda olan müvekkilinin yaralandığını, tazminat ödenmesi hususunda davalı sigorta şirketine başvurduklarını, ancak zaman aşımı nedeniyle başvurularının reddedildiğini, müvekkilinin bedensel zararını KTÜ Anadbilim Dalı Başkanlığı'nın 23/02/2018 tarihli raporu ile öğrendiğini, bu nedenle zaman aşımının dolmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla (-HMK.m.107-) 50-TL geçici iş göremezlik ve 50-TL kalıcı iş göremezlik tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; 19/01/2021 tarihli dilekçesi ile geçici iş göremezlik tazminatı talebini 4.559,38-TL, sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 46.469,46-TL olmak üzere toplam 50.928,84-TL. olarak artırmıştır.Davalı vekili, davanın; zamanaşımı sebebiyle reddi gerektiğini, maluliyet oranının Adli Tip Kurumu 3. İhtisas Kurulu marifetiyle tespit ettirilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin geçici iş göremezlik giderleri bakımından sorumluluğu bulunmadığını belirterek, davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda;''.... 09/12/2009 tarihinde meydana gelen kazada davalı sigorta şirketine ZMMS ile sigortalı olan araç sürücüsü dava dışı ...'ın kazanın oluşumunda tam kusurlu olduğu, davacı ...'nın kamyonda yolcu konumunda bulunması sebebiyle kazanın oluşumunda atfı kabil kusurunun bulunmadığı, zarara sebebiyet veren aracın ticari kamyon olması sebebiyle davacının avans faizi talebinin yerinde olduğu, kaza tarihi itibariyle TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanmasının mümkün olmadığı, bilirkişi tarafından PMF 1931 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılmasının yerinde olduğu, bilirkişi raporunun denetime elverişli hüküm kurmaya yeterli olduğu, eldeki dava, dava konusu kazaya ilişkin maluliyet oranının davacı tarafından ilk olarak 23/02/2018 tarihli KTÜ ATK raporu ile öğrendiği anlaşılmakla dava tarihi itibariyle davalının zamanaşımına ilişkin itirazının yerinde olmadığı, ıslah dilekçesine karşı beyan dilekçesinde eldeki dosya bakımından hem müterafik kusur hem de hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğinin talep edildiği, davacının ...plakalı çekici de yolcu olarak bulunduğu, davalı sigortalısı olan ... plakalı kamyonun park halinde çekiciye arkadan çarptığı ve olayın oluş biçimi dikkate alındığında davalının müterafik kusur, hatır taşımasına ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı'' gerekçesiyle,Davanın kabulü ile, 46.469,46-TL sürekli iş göremezlik tazminatının, 4.459,38-TL geçici iş göremezlik tazminatının 30/01/2018 temerrüt tarihinden (başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü ) itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere) tahsil ile davacıya verilmesine karar verilmiş, davalı vekili tarafından; kaza tarihi 09/12/2009 olup uygulanacak ceza zaman aşımının 8 yıl olduğu, dava 06/03/2018 tarihinde açıldığından talep edilen alacakların zaman aşımına uğradığı, davanın zaman aşımından reddi gerekirken kabulünün hatalı olduğu belirtilerek, istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Dava, trafik kazasına bağlı cismani zarar sebebiyle geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatı isteğine ilişkindir.2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.)818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.madesinde "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrur olan tarafın zarara ve failine ittila tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki, zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince mühdeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur. " denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 72.maddesinde de;"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır.Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Yani zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Ve bu iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Bu nedenle zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1.(BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.Ne var ki, bazı hallerde ortaya çıkan zarar kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme-gelişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem ve işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz gerçekleşmiş olmayacağı için 2 yıllık kısa zaman aşımına ilişkin süre bu değişen-gelişen durumun durduğunun veya ortaya kalktığının öğrenilmesiyle başlayacaktır.Gelişen-değişen durum olup olmadığı da hekim raporuyla açıklığa kavuşturulmalıdır.Somut olayda; davacı dahil birden çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazası 09/12/2009 tarihinde meydana gelmiş olup, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 89/1-2 ve 66/1.e madde hükümleri uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu durumda, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde, dava tarihi olan 06/03/2018 tarihi itibariyle 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolduğu ve fakat 10 yıllık genel zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda davacı uğradığı zararı ve zarar sorumlusunu eğer 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımının dolmasından sonra öğrenmiş ise ancak bu şartla 10 yıllık genel zamanaşımının dolacağı tarihe kadar dava açma hakkına sahiptir. Bu doğrultuda dosyada yapılan incelemede, davacı tarafça dosyaya sunulan 23/02.2018 tarihli, KTÜ Adli Tıp raporunda davacının bizzat müracaatı sonrasında yapılan 14/02/2018 tarihli muayenesi ve Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne ait 09/12/2009 tarihli genel adli muayene raporu incelendiğinde Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre davacının iş gücü kaybı oranının %4 olduğu ve iyileşme süresinin 6 ay olduğu belirtilmiş; dosya kapsamında alınan ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 30/09/2019 tarihli raporda ise, Konya Eğitim Araştırma Hastanesi 'nin 09/12/2009 tarihli epikriz raporu, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 30/07/2019 tarihli rapor ve grafisi incelendiğinde sol fibula orta diafizde kaynamış kırık sekeli şeklindeki yaralanmanın Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %4 olduğu, iyileşme süresinin 9 ay olduğu belirtilmiştir. Bu halde, davacının maluliyet oranının aynı olduğu, gelişen durum olmadığı belirgindir.Hal böyle olunca davacı davasını en geç, ceza zaman aşımı süresinin sona erdiği 09/12/2017 tarihine kadar açmak zorunda olup, görülmekte olan davanın bu sürenin geçirilmesinden sonra 06/03/2018 tarihinde açıldığı, arada zaman aşımını kesen veya durduran herhangi bir durum da olmadığı gözetildiğinde; yerel mahkemece davalı sigorta şirketi vekili tarafından süresi içerisinde yapılan zaman aşımı definin ( yasal cevap süresine ilaveten 3 hafta uzatılmasına dair 22.03.2018 tarihli ara karar vardır) kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus üzerinde hiç durulmaksızın yargılamaya devam olunarak yazılı biçim ve şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan bu nedenle kabulü ile, ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK'nın 353/1-b/2.maddesi hükmü uyarınca kaldırılarak; davanın zaman aşımı süresinin geçirilmiş olması nedeniyle reddine karar verilmek suretiyle yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/Gerekçe uyarınca,1/Karar başlığında bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesinin kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, (HMK.m.353/1-b/2)2/İstinaf karar harcının talep halinde davalı tarafa iadesine 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin takdiren kendi üzerinde bırakılmasına,5/İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/273 esas, 2021/876 karar sayılı ve 12/10/2021 tarihli kararının HMK'nın 353/1-b/2.maddesi hükmü gereğince kaldırılmasına, a/Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,b/Harç hususunda mükerrerlik olmaması koşuluyla, alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından davacı tarafça karşılanan toplam 209,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 405,5-TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,c/Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,d/Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,6/Taraflarca yatırılan gider avanslarından arta kalanın kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; 04/06/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Yasanın 20.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek-1 maddesi ikinci fıkrasında yapılan değişiklik nedeniyle, HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.10/07/2025