T.C. İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/575
KARAR NO : 2026/1186
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/06/2023
NUMARASI : 2022/681 Esas - 2023/486 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Munzam Zarar)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 03/07/2026
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R
Görülmekte olan dava, trafik kazasına bağlı araç hasarı nedeniyle oluşan araç değer kaybı bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan zararların (munzam zarar) tahsili isteğine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, davacı tarafın geçerli bir mazereti olmaksızın 11/04/2023 tarihli duruşmaya katılmadığı, bunun üzerine dosyanın HMK'nın 150.maddesi gereğince işlemden kaldırıldığı, davacı tarafın sonradan yenileme talep ettiği, ancak dosyanın 06/06/2023 tarihli duruşmada 2.kez müracaata bırakıldığı, davanın HMK'nın 150 ve 320. maddeleri açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş,
Davacı vekili tarafından; TBK'nın 122.maddesi kapsamında açılan davanın munzam zararın tahsili istemine ilişkin olduğu hususunun ve bu suretle davaya bakma hususunda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun gözden kaçırılması suretiyle esas hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu,
Sigorta şirketlerinin ihbar üzerine en geç 8 iş günü içerisinde kusursuz tarafa tazminat ödemekle yükümlü olduğu, davalının; ihbarı müteakip zamanında tazminat ödemesini kasıtlı olarak yapmayarak müvekkilinin zarara uğramasına sebep olduğu, Sigorta Tahkim Komisyonu kararını müteakip geç ödemek suretiyle uhdesinde tuttuğu tazminattan kazanç sağladığı,
TBK'nın 112.maddesinde, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğunun, 118.maddesinde temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğunun, 122/1.maddesinde alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlü olduğunun belirtildiği,
TBK'nın 122/1.maddesinde belirtilen kusursuzluğun, borçlunun temerrüde düşmekteki kusursuzluğu olduğu, davalı sigorta şirketinin temerrüde düşmekte kusurlu olduğu,
Pasiflerdeki artma anlamında her zaman somut zararın aranmasının hakkaniyete uygun sonuçlar vermeyeceği, her türlü mal ve eşya fiyatlarının aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle malvarlığına dahil edilmesi gereken bir aktif değerden mahrum kalarak alacaklının zarara uğradığının hayatın olağan akışına uygun ve herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, herkes tarafından bilinen bu gerçeğin her olayda yeniden ispatını beklemenin hukukun temel kurallarına ve mantık ilkelerine aykırılık oluşturduğu, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiği, fiyat değişikliklerinin aşırı olmadığı hallerde ise, bu karinenin uygulanamayacağı ve somut zararın gerçekleştiğinin ispatının aranacağı, sözü edilen karinenin gerçekleştiği durumlarda yerel mahkemece; munzam zararın varlığı ve zarar miktarı konusunda fiyat artış endeksleri, döviz kurları, yatırım araçları, faiz kurları, çalışanların ücretleri gibi ekonomik göstergeler de değerlendirilmek suretiyle alınacak bilirkişi veya bilirkişi kurulu raporu ile elde edilen ve elde edilmesi gereken değerler de karşılaştırılmak suretiyle munzam zararın varlığı ve miktarının belirlenmesi gerektiği,
2023 yılı açısından Ekim ayı itibariyle bir önceki yılın Aralık ayına göre on aylık sürede gerçekleşen TÜFE'deki değişimin % 55,00 oranında arttığı, yıllık enflasyonda ise artış oranının % 61,36 olduğu, enflasyon değerlerinin tüm iddiaları doğruladığı, enflasyon, eşya fiyatlarının artışı, döviz fiyatlarının artışı ve buna bağlı olarak TL'nin değer kaybedişinin inkar edilemez ekonomik bir gerçeklik olduğu, bu vakıaların oluşumunda (enflasyon vs.) borçlunun kusuru bulunduğu, borçlunun paranın değerini kaybedici davranışları sebebiyle alacaklının zararı oluştuğu yönünde bir iddialarının bulunmadığı, ancak paranın sürekli olarak değerini kaybettiği bu enflasyonist ortamda davalının alacaklıya ödemesi gereken parayı ödemeyip uhdesinde tuttuğu, bu şekilde alacağın değerinin azalmasına sebebiyet verdiği iddialarına dayandıkları, zira; sigorta şirketine 09.10.2019 tarihli başvuru üzerine ödeme yapılmadığı için davalı şirketin temerrüde düştüğü, Sigorta Tahkim Kuruluna talepte bulunulduğu, alacağın tahkimde karar altına alınmış olmasına rağmen ödeme yapmamakta ısrar eden sigorta şirketinden ancak 10.03.2022 tarihinde icra yoluyla alacağın tahsil edilebildiği, yıllar içerisinde fiyatlarda aşırı yükselme olduğu, Yargıtay'ın kararlarının bu artışlardan önceki dönemlere ilişkin olması nedeniyle somut duruma emsal olamayacağı, delillerin toplanması ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu hususlarına yöneliktir.
6100 sayılı HMK'nın 342/2.maddesinde istinaf dilekçesinde bulunması gereken hususlar belirtilerek (e) bendinde istinaf başvuru sebeplerinin ve gerekçesinin bulunması gerektiği belirtilmiştir. Aynı kanunun 352/1-d maddesinde ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'nce dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi halinde gerekli kararın verileceği düzenlenmiştir.
Eldeki davada davacı tarafın istinaf dilekçesinde, ilk derece mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılması kararına ilişkin açık ve somut bir istinaf sebebi gösterilmediği, istinaf isteminin gerekçelendirilmediği, ilk derece mahkemesinin davanın açılmamış sayılması yönündeki kararının kararın hangi yönüyle usul ve yasaya aykırı olduğunun açıklanmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte HMK'nın 355.maddesi gereğince re'sen yapılan incelemeye göre de istinafa konu kararda kamu düzenine aykırı bir husus da bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi hükmü gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca,
1/Karar başlığında bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince esastan reddine,
2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacıdan alınması gereken 732,00-TL harçtan peşin yatırılan 427,60-TL harcın düşümü ile bakiye 304,40-TL istinaf ilam harcının istinaf eden dava.. tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361. ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.03/07/2026