(5237 S. K. m. 50, 62, 116) (5271 S. K. m. 196, 223, 231, 272, 279, 280, 289) (YCGK. 03.02.2009 T. 2008/11-250 E. 2009/13 K.)
Yerel Mahkemece verilen hüküm istinaf edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya incelendi:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A.1.Suça Sürüklenen Çocuk B. K. hakkında Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Mala zarar verme suçundan tayin edilen 1320 TL adli para cezasına ilişkin hükmün, 5237 sayılı TCK'nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye ve hükmolunan cezanın türü ile miktarına göre, 5271 sayılı CMK'nun 272/3-a. maddesi gereğince kesin olması nedeniyle istinafı olanaklı bulunmadığından, SSÇ müdafiinin istinaf isteminin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 279/1-b maddesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
2.Suça Sürüklenen Çocuk B. K. hakkında Hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan suça sürüklenen çocuk müdafinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
3.Suça Sürüklenen Çocuk B. K. hakkında İşyeri dokunulmazlığını İhlal suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Geceleyin İşyeri dokunulmazlığını ihlal suçundan hüküm kurulurken TCK'nun 116/2-4. Maddesi gereğince hüküm kurulması gerekirken hüküm yerinde sadece TCK'nun 116/4. maddesinin yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.Yargıtay 18. C.D'nin 07.11.2016 tarih ve 2016/15422 esas, 2016/17212 sayılı ilamında da belirtildiği gibi; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
- Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
- Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının olmaması,
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte ayrıca “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen zararın giderilmesi koşulu, maddi ve ekonomik kayba yol açan suçlarda, belli bir yargılama ve hakim takdirine ihtiyaç duyulmayan, uzman bir bilirkişi aracılığıyla saptanabilen hallere ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları içinde değerlendirilebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/02/2010 tarih ve 4/253-28 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 esas-2009/13 karar sayılı içtihadında; “ Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır.” şeklinde karar verilmiştir.
Somut olayda daha önce kasıtlı bir suçtan hükümlülüğü bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, konut dokunulmazlığını bozma eyleminin niteliği gereği ancak manevi zarar doğurabileceği ve bu zararın somut nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, “sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği” hususu irdelenerek CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2.Mahkemece "Suça sürüklenen çocuğun yargılama sürecindeki tutum ve davranışları" gerekçe gösterilerek Suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nun 62. maddesi uyarınca cezada indirim uygulanırken, sabıkasız olan ve dosyaya yansıyan herhangi bir olumsuzluğu bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, suç işlemeye eğilimli olduğuna ilişkin delillerin neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden çelişkili biçimde " Suça sürüklenen çocukların dosyaya yansıyan kişilikleri, suç işleme hususundaki eğilimleri ve suçtan pişmanlık duyduklarına dair bir emare bulunmayışı nazara alındığında, cezalarının ertelenmesi halinde suç işlemekten çekincekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile hapis cezasının ertelenmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 289/1-g. Maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, SSÇ müdafinin istinaf itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle CMK’nun 280/1-b ve 289/1-g Maddeleri gereğince BOZULMASINA,
B.1.Suça Sürüklenen Çocuk M. H. Ç. hakkında Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Mala zarar verme suçundan tayin edilen 1320 TL adli para cezasına ilişkin hükmün, 5237 sayılı TCK'nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye ve hükmolunan cezanın türü ile miktarına göre, 5271 sayılı CMK'nun 272/3-a. maddesi gereğince kesin olması nedeniyle istinafı olanaklı bulunmadığından, SSÇ ve müdafiinin istinaf isteminin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 279/1-b maddesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
2.Suça Sürüklenen Çocuk M. H. Ç. hakkında Hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan suça sürüklenen çocuk ve müdafinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
3.Suça Sürüklenen Çocuk M. H. Ç. hakkında İşyeri dokunulmazlığını İhlal suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Geceleyin İşyeri dokunulmazlığını ihlal suçundan hüküm kurulurken TCK'nun 116/2-4. Maddesi gereğince hüküm kurulması gerekirken hüküm yerinde sadece TCK'nun 116/4. maddesinin yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.Yargıtay 18. C.D'nin 07.11.2016 tarih ve 2016/15422 esas, 2016/17212 sayılı ilamında da belirtildiği gibi; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
- Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
- Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının olmaması,
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte ayrıca “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen zararın giderilmesi koşulu, maddi ve ekonomik kayba yol açan suçlarda, belli bir yargılama ve hakim takdirine ihtiyaç duyulmayan, uzman bir bilirkişi aracılığıyla saptanabilen hallere ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları içinde değerlendirilebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/02/2010 tarih ve 4/253-28 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 esas-2009/13 karar sayılı içtihadında; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır.” şeklinde karar verilmiştir.
Somut olayda daha önce kasıtlı bir suçtan hükümlülüğü bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, konut dokunulmazlığını bozma eyleminin niteliği gereği ancak manevi zarar doğurabileceği ve bu zararın somut nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, “sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği” hususu irdelenerek CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2.Mahkemece "Suça sürüklenen çocuğun yargılama sürecindeki tutum ve davranışları" gerekçe gösterilerek Suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nun 62. maddesi uyarınca cezada indirim uygulanırken, sabıkasız olan ve dosyaya yansıyan herhangi bir olumsuzluğu bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, suç işlemeye eğilimli olduğuna ilişkin delillerin neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden çelişkili biçimde " Suça sürüklenen çocukların dosyaya yansıyan kişilikleri, suç işleme hususundaki eğilimleri ve suçtan pişmanlık duyduklarına dair bir emare bulunmayışı nazara alındığında, cezalarının ertelenmesi halinde suç işlemekten çekincekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile hapis cezasının ertelenmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 289/1-g. Maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, SSÇ ve SSÇ müdafinin istinaf itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle CMK’nun 280/1-b ve 289/1-g Maddeleri gereğince BOZULMASINA,
C.1. Suça Sürüklenen Çocuk A. E. hakkında Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Mala zarar verme suçundan tayin edilen 1320 TL adli para cezasına ilişkin hükmün, 5237 sayılı TCK'nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye ve hükmolunan cezanın türü ile miktarına göre, 5271 sayılı CMK'nun 272/3-a. maddesi gereğince kesin olması nedeniyle istinafı olanaklı bulunmadığından, SSÇ müdafiinin istinaf isteminin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 279/1-b maddesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
2.Suça Sürüklenen Çocuk A. E. hakkında Hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.İddianame ile Suça sürüklenen çocuğu isnat edilen eylemin Sevk maddesinin 5237 Sayılı TCK'nun 142/2-h olması karşısında, 5271 sayılı CMK'nin 196/2. maddesine göre, alt sınırı beş yıldan az olmayan cezayı gerektiren suçtan yargılanan sanığın İstinabe yasağı bulunmasına rağmen Derik Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınmış savunması ile yetinilip hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2.Suç tarihinde 15-18 yaş grubunda yer alan Suça Sürüklenen Çocuk A. E. hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35.maddesine göre sosyal inceleme raporu alınmadığı, yine aynı maddenin 3.fıkrasına göre bu yönde inceleme yaptırılmamasının gerekçesinin de kararda gösterilmemesi,
3.Suça sürüklenen çocuğun baştan beri tüm aşamalarda suçu inkar etmesi, suça sürüklenen çocuğun İstinafa konu suç ve suç tarihi dışında 14/11/2014 tarihli tutanakta belirtildiği gibi SSÇ M. B. Ç. ile koşarak gittikleri sırada polislerce durdurulup yakalanması dışında, İstinafa konu suçu işlediğine ilişkin kamera kaydı, tanık, parmak izi ve başkaca delil bulunmaması karşısında, suça sürüklenen çocuğun ne suretle suçu işlediği karar yerinde yeterince irdelenip tartışılmadan yetersiz gerekçe ile suça sürüklenen çocuk hakkında yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, SSÇ müdafinin istinaf itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle CMK’nun 280/1-b ve 289/1-g-h Maddeleri gereğince BOZULMASINA,
3.Suça Sürüklenen Çocuk A. E. hakkında İşyeri dokunulmazlığını ihlal suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Geceleyin İşyeri dokunulmazlığını ihlal suçundan hüküm kurulurken TCK'nun 116/2-4. Maddesi gereğince hüküm kurulması gerekirken hüküm yerinde sadece TCK'nun 116/4. maddesinin yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.Suç tarihinde 15-18 yaş grubunda yer alan Suça Sürüklenen Çocuk A. E. hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35.maddesine göre sosyal inceleme raporu alınmadığı, yine aynı maddenin 3.fıkrasına göre bu yönde inceleme yaptırılmamasının gerekçesininde kararda gösterilmemesi,
2.Suça sürüklenen çocuğun baştan beri tüm aşamalarda suçu inkar etmesi, suça sürüklenen çocuğun İstinafa konu suç ve suç tarihi dışında 14/11/2014 tarihli tutanakta belirtildiği gibi SSÇ M. B. Ç. ile koşarak gittikleri sırada polislerce durdurulup yakalanması dışında, İstinafa konu suçu işlediğine ilişkin kamera kaydı, tanık, parmak izi ve başkaca delil bulunmaması karşısında, suça sürüklenen çocuğun ne suretle suçu işlediği karar yerinde yeterince irdelenip tartışılmadan yetersiz gerekçe ile suça sürüklenen çocuk hakkında yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
3.Yargıtay 18. C.D'nin 07.11.2016 tarih ve 2016/15422 esas, 2016/17212 sayılı ilamında da belirtildiği gibi; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
- Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
- Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının olmaması,
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte ayrıca “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen zararın giderilmesi koşulu, maddi ve ekonomik kayba yol açan suçlarda, belli bir yargılama ve hakim takdirine ihtiyaç duyulmayan, uzman bir bilirkişi aracılığıyla saptanabilen hallere ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları içinde değerlendirilebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/02/2010 tarih ve 4/253-28 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 esas-2009/13 karar sayılı içtihadında; “ Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır.” şeklinde karar verilmiştir.
Somut olayda daha önce kasıtlı bir suçtan hükümlülüğü bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, konut dokunulmazlığını bozma eyleminin niteliği gereği ancak manevi zarar doğurabileceği ve bu zararın somut nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, “sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği” hususu irdelenerek CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
4.Mahkemece " Suça sürüklenen çocuğun yargılama sürecindeki tutum ve davranışları" gerekçe gösterilerek Suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nun 62. maddesi uyarınca cezada indirim uygulanırken, sabıkasız olan ve dosyaya yansıyan herhangi bir olumsuzluğu bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, suç işlemeye eğilimli olduğuna ilişkin delillerin neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden çelişkili biçimde " Suça sürüklenen çocukların dosyaya yansıyan kişilikleri, suç işleme hususundaki eğilimleri ve suçtan pişmanlık duyduklarına dair bir emare bulunmayışı nazara alındığında, cezalarının ertelenmesi halinde suç işlemekten çekincekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile hapis cezasının ertelenmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 289/1-g. Maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, SSÇ ve SSÇ müdafinin istinaf itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle CMK’nun 280/1-b ve 289/1-g Maddeleri gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine iadesine, İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine ve Bozulmasına ilişkin karar yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/2 maddesi uyarınca KESİN,
Mala zarar verme suçu açısından yapılan İstinaf Başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 279/1-b maddesi uyarınca REDDİNE ilişkin karar yönünden Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 268 ve 279. maddeleri uyarınca İTİRAZ kanun yolu açık olmak üzere 09.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)