T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
ESAS NO: 2024/1302
KARAR NO: 2025/467
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 05/04/2024
NUMARASI: 2018/119 Esas - 2024/256 Karar
ASIL DAVA: Maddi tazminat
ASIL DAVA TARİHİ : 06/02/2018
Birleşen İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/780 Esas-2021/590 Karar Sayılı Dosyası
BİRLEŞEN DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
BİRLEŞEN DAVA TARİHİ: 30/12/2020
KARAR TARİHİ: 12/03/2025
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı motorsiklet ile davalı sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracıyla ... petrol istasyonu çıkışına gelerek karşı istikametten gelen trafik akımını kontrol etmeden ani bir şekilde sola manevra yaparak ... petrol istasyonu çıkışına terkten girmek istediği esnada sağ ön tampon, sağ ön yan muhtelif ve ön cam kısımları üzerine yatarak gerisinde 12 m sürtünme izi bırakarak aksi istikamette sol şeritte durarak ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasına sebebiyet verdiğini, müvekkili davacı sigortalısı ...'ın ciddi biçimde yaralandığını, kaza sonrasında gerçekleştirilen ilk tedavisinin ardından yaşadığı İsviçre'ye nakli gerçekleştirilen müvekkili sigortalısının burada da uzunca bir süre tedavi gördüğünü, müvekkili sigortalısının sağlık durumunun doktor raporlarıyla da sabit olduğunu, müvekkili davacı sigorta şirketinin, sigortalısına uygulanan tedavi giderlerine karşılık olmak üzere 343.786,85 CHF (İsviçre Frangı) tutarında ödeme yaptığını, sigortalısına gereken sağlık harcamalarını yaparak hukuki sorumluluğunu yerine getiren davacının yaptığı ödemeyi hukuki sorumluluğu bulunan davalılardan TTK'nın 1472 maddesi kapsamında rücuen tazminini talep etme hakkı doğduğunu, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkili davacı ... tarafından sigortalısı ...'ın geçirdiği kaza nedeniyle; davacı tarafından sigortalısının tedavi, sağlık ve bakım giderlerine karşılık günümüze kadar yapılan 343.786,85 CHF (İsviçre Frangı) tutarındaki harcamaya karşılık gelen maddi tazminatın şimdilik 5.000,00CHF (İsviçre Frangı ) CHF tutarındaki kısmının olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ..., Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından (izafeten İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü) ve (Poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere) ... Sigorta A.Ş. ile ... Sigorta Şirketi'nden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; kazada yaralanan ...'nın Amerika'da moda ve sanat tasarımı eğitimi gördüğünü ve 23 yaşında olduğunu, üniversitede birlikte eğitim gördüğü arkadaşı ... ile yaz tatili için Türkiye'de olduğu sırada 07/08/2013 günü davalı ...'nin sürücüsü ve maliki olduğu ... plakalı aracın ...'ın kullandığı ve Laura'nın da yolcu olarak arkasında bulunduğu ... plakalı motosiklete ağır kusurlu olarak çarpması sonucunda ...'nın ağır bir şekilde yaralandığını, müvekkili ...'nın motosiklette yolcu olarak bulunması ve ayrıca kask da takıyor olması nedeniyle hiçbir kusurunun bulunmadığını, kazada müvekkili ...'nın kazanın etkisiyle yola fırladığını, kafasının yarıldığını, kolu ve kaburgalarının kırıldığını, dizinin parçalandığını, omurgasında oluşan büyük tramva ve bu tramvanın beyninde ve merkezi sinir sisteminde ciddi hasarlar meydana getirdiğini, kazanın müvekkilinde fonksiyon ve duyu kaybı yarattığını, İsviçre Cenevre'de düzenlenen doktor raporuna göre müvekkilinin C2- C3 omurlarında ağır ve kalıcı biçimde hasar oluştuğunu, bu durumun kendisinde kol bacak sakatlığına ve şiddetli ve sürekli istemsiz kasılmalara ve nörolojik ağrılara neden olduğunu, müvekkiline "ehlers danlos sendromu" tanısı konulduğunu, bu hastalığın tedavisi ve çözümünün olmadığını, 6 ay hiç kıpırdamadan yattığını, devamındaki 2 yılı da tuvalet ve beslenme dahil olmak üzere hiç bir ihtiyacını kendisinin karşılayamadan hastanede yattığını, ...'nın anne babasından bağımsız bir hayat sürdürmesinin mümkün olmadığını, ikame edilen iş bu dava ile müvekkilinin sağlık sigortası tarafından karşılanamayan tedavi masrafları, bakım ve bakıcı giderleri ile yaşadığı ve ömür boyu da yaşayacağı tramva, üzüntü ve acılar sebebiyle uğradıkları maddi zararın talep edildiğini, ...'nın önce kısa süre Türkiye Amerikan Hastanesinde sonra da İsviçre de dilekçede yazılan hastanelerde tedavi gördüğünü, bu tedavilerin büyük bir kısmının özel sağlık sigortası kapsamından karşılanmışsa da hayatta kalmak, hareket edebilmek ve acılarını dindirmek adına almak zorunda kaldığı fizik tedaviler, ergo terapiler, tıbbi masajlar, evde verilen sağlık hizmetleri, ortopedi ve eczane masrafları ile hastane tarafından temin edilmeyen özel kıyafetler, Hastanelere ve Kliniklere ambulans ya da özel transferle ulaşım, evine yaptırılan engelli tuvaleti, merdiven çıkma mekanizması, günlük hayatının devamı için kendisine tahsis edilen hemşire ve yardımcı giderleri, aldığı psikolojik destek gibi kapsam dışında kalan pek çok kalem yıllardır müvekkilleri tarafından karşılandığını, yapılan tüm bu harcamaların detaylı listesi ve belgelerin delilleri arasında paylaşıldığını, tüm bu zaruri bakım masraflarının müvekkili ...’ın hayatı boyunca da devam edeceğinin izahtan vareste olduğunu, bunun yanı sıra; yukarıda da belirtikleri üzere ...'ın Üniversite eğitimi görmekteyken, okulunun yaz tatili esnasında bu elim kazayı geçirdiğini ve kaza sebebiyle eğitimini de yarıda bırakmak zorunda kaldığını, bu nedenle müvekkillerinin ödemiş olduğu yüzbinlerce dolarlık eğitim giderlerinin kaza sebebiyle boşa gittiğini, dolayısıyla bu kalemlerin de müvekkilleri açısından maddi zarar teşkil ettiğini, müvekkilinin gelecekteki iş hayatının da bu kazadan olumsuz etkilendiğini, olayda araç sahibi ve sürücüsü Davalı ...’in, aracın işletilmesi esnasında zarara uğrayan 3. kişilere karşı sorumluluğunun belli limitler dahilinde karşılayan ZMMS'nin davalı ... Sigorta Şirketi tarafından yapıldığını, bu sigorta kapsamında sürücünün kaza esnasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına neden olması halinde doğan maddi zararlardan, sürücünün yanı sıra Sigortanın da sorumlu olduğunu belirterek şimdilik 150.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, 250.000,00 TL manevi tazminatı da olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'ten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı ... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu talepin zamanaşımına uğradığından, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, kaza sırasında sigortalı aracın işleteninin sigorta ettiren olup olmadığının araştırılmasını talep ettiklerini, işletenin sorumluluğunu teminat altına alan müvekkili şirketin işletenin sorumluluğu bulunmaması karşısında sorumluluğu bulunmayacağını, HMK 6. madde gereği yetkili mahkemenin davalı tarafın davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri olduğunu, bu nedenle davanın yetki yönünden reddi ile dosyanın yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesini talep ettiklerini, Trafik kazası sebebiyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarınca gerçekleştirilen tedavi giderleri bakımından, şirketin sorumluluğunun olmadığını, kurumun tüm borçtan sorumlu olduğunu, ayrıca faturalar incelendiğinde görüleceği üzere belirtilen harcamaların dava dışı ... tarafından yapıldığını, davacının bu davaya açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığını belirterek reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı sigorta şirketinin taleplerinin, yasal ve hukuksal talep koşullarından yoksun olup davanın reddi gerektiğini, davacı yanın 5718 sayılı Milletletarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’nun 48. maddesine göre teminat yatırmadığını, bu nedenle bu teminatın ikmali gerektiğini, İsviçre’de mukim olduğu anlaşılan davacı sigorta şirketinin, trafik kazasında yaralanan kişinin sigortalısı olduğunu ve bu nedenle tedavi giderleri ödediğini ileri sürmüş ise de, dava dilekçesi ekinde sigorta poliçesinin sunulmadığını, bu itibarla davacı tarafın, öncelikle sigorta poliçesinin aslını ve noter tasdikli Türkçe çevirisini sunmakla yükümlü olduğunu, davacı sigorta şirketi tarafından sigorta poliçesi sunulmadan ve bu poliçenin Türkiye’de meydana gelen rizikoları kapsadığı ortaya konulmadan böyle bir davayı açmakta akti, hukuki yararı bulunmadığından, aktif taraf ehliyeti de olmayacağını, ayrıca aşağıda belirtileceği ve 17/01/1972 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edildiği üzere, can sigortalarında sigortacının rücu hakkının bulunmaması nedeniyle de davacının aktif taraf ehliyetinin olmadığını, davacı sigorta şirketinin de kabulünde olduğu üzere, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.98’e göre trafik kazalarından kaynaklanan tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmesi, bu itibarla husumetin Sosyal Güvenlik Kurumuna yöneltilmesi gerektiğini, bir an için tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayacağı düşünülse bile davalı müvekkilinin kazaya karışan ... plakalı aracı, kaza tarihi itibariyle davalı ... Sigorta tarafından hem zorunlu mali mesuliyet hem de ihtiyari mali mesuliyet sigortasıyla sigortalı olduğunu, bu itibarla Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sorumlu olmayabileceği düşünülse bile, davalının sorumluluğunun söz konusu olmadığını, davalı müvekkilinin ... Sigorta nezdinde hem zorunlu hem de ihtiyari sorumluluk sigortasının bulunması nedeniyle olsa olsa davalı ... Sigorta’nın sorumluluğunun söz konusu olabileceğini, bu nedenlerle davalı ...’nın pasif husumet ehliyeti (pasif taraf ehliyeti) bulunmadığını, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, davacı sigorta şirketi tarafından tedavi giderleri ödemeleri yapılmış olsa bile bu ödemelerin yersiz yapıldığını, davacı sigorta şirketinin basiretli bir tacir gibi davranmadığını, davalı müvekkilinin hukuksal sorumluluğunun bulunmadığının açık olduğunu, davalıya atfedilen kusur oranının hatalı olup taraflarınca kabul edilmediğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... Sigorta A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu taleplerin zamanaşımına uğramış olduğunu, poliçe limiti üzerindeki zararlardan müvekkili şirketin sorumluluğu bulunmadığını, zorunlu trafik sigortasının sorumluluk sigortası olduğunu, 6111 sayılı Yasanın 98. maddesinde resmi ve özel tüm sağlık kuruluşları nezdinde yapılan harcamalardan sosyal güvenlik kurumunun sorumlu olacağının belirtildiğini, trafik kazaları sebebi ile sunulan sağlık hizmet bedellerinin sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanacağını ve hazine müsteşarlığı tarafından belirlenen miktarın kuruma ödenmesi ile sigorta şirketinin ve güvence hesabının yükümlülüklerinin sona ereceğinin belirtilmiş olup, tedavi hizmet bedellerinin belirlenmesinde herhangi bir kısıtlamaya gidilmediğini ancak 2012/5 sayılı genelge ile SGK tarafından tedavi giderlerinin ödenmesi konusunda kanunda yer almayan bir kısıtlama getirildiğini, düzenleyici işlemlerin sebep öğesi olan üst normlara uygun olmasının bir zorunluluk olduğunu, idarenin kanunlara aykırı düzenleyici işlem yapamayacağını, idarenin düzenleyici işlemleri kanunlara uygun olması gerektiğini, kanunların çizdiği sınırların dışına çıkmaması gerektiğini, bu nedenle SGK'nın genelge ile kanunda belirtilen sorumluluğunu daraltmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline karşı husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkilinin 2918 sayılı Kanunun 6111 sayılı Kanunun 59. maddesiyle değişik 98. maddesindeki sorumluluğunun münhasıran tedavi giderlerine ve sağlık hizmeti sunucularına karşı olduğunu öte yandan yabancı uyruklu kişilerin Türkiye'de maruz kaldıkları trafik kazaları ile ilgili olarak kurumlarının sorumluluğunun Türkiye'deki tedavileriyle sınırlı olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Asıl dosya açısından; -Davacının SGK hakkında açmış olduğu davasının reddine, -Davacının diğer davalılar hakkında açmış olduğu davasının kısmen kabulü ile, 313.453,49 CHF (İsviçre Frangı)nın (davalı ... Sigorta yönünden 250.000,00 TL tedavi gideri limiti ile sorumlu olmak, davalı ... Sigorta yönünden ise 250.000,00 TL tedavi gideri limiti ile sorumlu olmak kaydı ile) davalı ...'dan 03/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarınca İsviçre Frangı cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödenecek en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle, davalı sigorta şirketleri yönünden ise 11/04/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine,
Birleşen dosya açısından; -Davacı ...'nın "geçici ve sürekli iş göremezlik" tazminatına ilişkin talebinin, dava dilekçesinde olmayan hususun ıslah ile talep edilmeyeceği kuralı gereğince usulünce yapılmış bir ıslah bulunmadığından usulden reddine, -Davacıların bakıcı gideri ile ilgili davalı ... hakkında açmış oldukları davanın kabulü ile, 5.965.747,20 TL bakıcı giderinin 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacı ...'ya verilmesine, - 5.965.747,20 TL bakıcı giderinin 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacı ...'ye verilmesine, -5.965.747,20 TL bakıcı giderinin 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacı ...'ye verilmesine, -Davacı ..'nin eğitim masrafları ile ilgili açmış olduğu davasının reddine, -Davacı ...'nin tedavi gideri ile ilgili açmış olduğu davasının kabulü ile 320.427,54 TL'nin 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, -Davacı ...'nin tedavi gideri ile ilgili açmış olduğu davasının kabulü ile 320.427,54 TL'nin 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacı ...'ye verilmesine, -Davacıların sigorta şirketine karşı açmış olduğu davanın, asıl dosyada verilen hüküm nedeniyle tedavi gideri limiti dolduğundan ... Sigorta A.Ş hakkında açılan davanın reddine, - Davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile, ... için 100.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL , ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın 07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'dan alınarak davacılara verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı asıl davada davacı ... vekili, birleşen davada davacılar vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, asıl davada davalı ... Sigorta vekili ve asıl ve birleşen davada davalı ... sigorta vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Asıl davada davacı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Hükme esas alınan 31/10/2023 heyet raporu ile 24/03/2020 tarihli hesap raporu arasında asıl dava davacısının uğradığı zarar bakımından ortaya çıkan çelişkinin giderilmediğini, rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadan yerel mahkemece doğrudan rapor hükme esas alınarak hüküm kurulduğunu, talebe aykırı olarak hüküm verildiğini, davalı SGK'dan ıslah edilen tutarla birlikte 16.903,75 CHF talep edilmesine rağmen talep aşılarak 326.514,05 CHF talep edilmiş gibi talep edilmeyen tutar üzerinden de vekalet ücreti tayin edilemeyeceğini, dava konusu olayın tipik bir haksız fiil mahiyetinde olması nedeni ile faiz başlangıç tarihinin kaza tarihi olan 07.08.2013 olması gerektiği halde aksi yönde kurulan hükmün hatalı olduğunu, sigorta sözleşmesinden doğan davanın mutlak ticari dava olup avans faizine hükmedilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretlerinin tayininde hatalı karar verildiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Birleşen davada davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun kasko poliçesine göre sınırsız olduğunu, bunu yargılama sırasında öğrendiklerini, herhangi bir poliçe limiti bulunmadığını, ıslah ile talep ettiklerini, ilk derece mahkemesince geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmemesi gerektiğini, manevi tazminat talebinin bütünüyle kabulüne karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmiş olması hukuka uygun olmadığını, dava harcına ilişkin faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olarak belirtilmemesi ve tarafları lehine arabuluculuk vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; rücuen tazminat talebi için öncelikle ortada geçerli bir sigorta poliçesi bulunması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yabancı sigorta poliçesiyle ilgili hiçbir tespit yapılmadığını ve ek raporda da dosyada yabancı sigorta poliçesi bulunmadığının belirtilip değerlendirme yapılmadığı halde yabancı sigorta poliçesinin var olduğunun kabul edildiğini ve davanın kabul edilmesi yoluna gidildiğini, poliçenin limitinin 100.000 CHF (İsviçre Frangı) ile sınırlı olduğunu, rücuen tazminat talebine dayanak yapılan ödeme belgelerinin geçersiz olduğunu, yabancı sigorta şirketi tarafından tedavi giderleriyle ilgili ödeme yapıldığı kabul edilse bile bu tedavi giderlerinden SGK'nın sorumlu olduğunu, kusur değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, motosiklet sürücüsünün kusuru oranında indirim yapılıp buna göre hesaplama yapıldığı halde, mahkemece bariz bir yanılgı ile hesaplanandan daha fazla tazminata hükmedildiğini, yabancı para üzerinden tazminata hükmedilemeyeceğini, asıl davada avans faizine hükmedilemeyeceğini, belirsiz alacak davası olarak açılan asıl davanın, alacak miktarının belirsiz olmaması nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, müvekkilinin kaza tarihi itibariyle asıl ve birleşen davalı ... Sigorta şirketi nezdinde sınırsız ihtiyari mali mesuliyet poliçesi olduğu halde asıl davada icrai nitelikte olmamakla birlikte, tespit hükmüne yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, müterafik kusur ve hatır taşımacılığı indirimi yapılması gerekirken yapılmadığını, birleşen davada bakıcı gideri varlığı ispatlanmadığı ve Adli Tıp Kurumu'nun 12.08.2013 tarihli raporunda iyileşme süresinin kazadan itibaren en fazla 12 aya kadar uzayabileceği saptandığı halde, ömür boyu bakıcı gideriyle ilgili yapılan hesaplamanın afaki olduğunu, birleşen davada tedavi giderlerine hükmedilemeyeceğini, birleşen davada kazanç kaybı ve bakıcı gideriyle ilgili bir talepte bulunulmadığını, kazanç kaybıyla ilgili davanın reddedildiği halde bakıcı gideriyle ilgili hüküm tesisinin hukuka aykırı olduğunu, birleşen davada hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Asıl davada davalı ... Sigorta vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı sigorta şirketi dava konusu alacağı ödediğine ilişkin herhangi bir dekont sunmadığını, iş bu ödemeye ilişkin evrak mevcut olmadığından davacının aktif husumeti bulunmadığını, davacı sigortalısına ödediği tutarı bildirmeli ve bu aşamadan sonra halefiyete dayanarak dava açması gerektiğini, ancak davacı tarafça talep konusu ve halefiyet hakkı ispatlanamadığını, dosyada alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere kazazedinin tedavileri ile kaza arasında illiyet bulunup bulunmadığını, yapılan harcamların içeriği ve davacının sigortalısına yaptığı ödeme ispatlanamadığını, zamanaşımına yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazların tekrarla, söz konusu rucuen tazminat alacağının dâva açıldığı târihte zamanaşımına uğradığını, iş bu durum davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosyada alınan kusur raporu hatalı olup %20 kusur oranı üzerinden hesaplama yapılması kabul edilemeyeceğini, sigortalı araç sürücüsüne izafe edilen %20 kusura katılmalarının mümkün olmadığını, bilirkişi raporları arasında çelişki mevcut olup daha önce yapılan itirazları değerlendirilmeden iş bu kusur oranının esas alınması hukuka aykırı olduğunu, dosyada bilirkişi tarafından, Mahkemece SGK'nın sorumlu olmadığı yönünde kanaati oluşması halinde müvekkil şirketin tedavi giderleri nedeni ile oluşan zarardan sorumlu olduğu yönündeki tespitleri kabul edilemeyeceğini, dosyada alınan raporlar arasında açıkça çelişki bulunduğunu, 6111 sayılı yasanın 98. maddesinde resmi ve özel tüm sağlık kuruluşları nezdinde yapılan harcamalardan SGK'nın sorumlu olacağının belirtildiğini, sigortalı araç sürücüsüne kusur atfedilmesi kabul edilemeyeceğini, davacı motosiklette yolcu olup kask ve koruyucu ekipman hususunun araştırılması gerektiğini, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Asıl ve birleşen davada ... Sigorta A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlara göre sağlık gideri teminatı kapsamındaki zararların SGK'nın sorumluluğunda olduğunu, sigortalı araç sürücüsüne atfedilecek kusur bulunmadığını, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkili şirket yönünden faiz başlangıç tarihinin hatalı şekilde belirlendiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Somut uyuşmazlıkta 07/08/2013 tarihinde davalı ...'nin sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobili ile Beşiktaş- Ortaköy-Bebek istikametinde seyir halinde iken ... parkının olduğu yere geldiğinde kendi seyir istikametine göre yolun sol tarafında bulunan benzin istasyonuna girmek üzere sol tarafa manevra yaparak şerit değiştirdiği, karşı yönden gelen ve dava dışı sürücü ... yönetiminde bulunan ... plakalı motorsiklet ile gerçekleşen trafik kazası sonucunda sürücü ...'ın öldüğü, motorsiklette bulunan davacı ...'nın yaralandığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince alınan kusur raporunda; sürücü ...'ın %20, davalı sürücü ...'nin %80 kusurlu olduğu belirtilmiştir. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/354 Esas ve 2022/483 Karar sayılı kararında "... Olay mahallinde hız limitinin 30 km/saat olduğu ve yaya geçidi bulunduğu, olay anını gösteren CD incelendiğinde, müteveffa motorsiklet sürücüsü ...'ın ve yolcu olan katılan ...’ın kaza anında başlarında kasklarının takılı olduğu, olay yerinde yapılan incelemede, zeminde motosiklete ait çarpışma öncesi 10 m fren izi bulunduğu tespit edilmiştir.Mahkememizce bu şekilde kabul olunan oluş ve tespitler karşısında, sanığın özü itibariyle, olayda gerekli dikkat ve özeni gösterdiği ve kusurlu olmadığı yönündeki aşama savunmaları yapılan yargılama ile duruşmada tartışılan delillerle tüm dava dosyası bağlamında irdelendiğinde;Sanık aşamalarda alınan savunmalarında özetle; aracıyla yaya geçidinin biraz ilerisindeki akaryakıt istasyonu hizasına yaklaştığı sırada, istasyona girmek üzere hızını düşürerek sinyal verip, kesik çizgilerin bulunduğunu ve yaya geçidine yaklaşan karşı yönden gelen araçların yavaşlayacağını gözeterek sola doğru dönüşe başladığı esnada bir anda karşı yönden hızla gelen fark etmediği motosikletin aracına çarptığını beyan etmiş ise de;Kamera kayıtlarına, kaza tespit tutanağına ve bunları değerlendiren bilimsel, objektif ve hükme esas alınmaya elverişli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin 11/08/2013 ve 14/10/2014 tarihli Raporlarına göre; Sanık sürücü ...'in kurallara aykırı olarak orta şeridi düz çizgilerle belirlenmiş dönüşe yasak mahalde sola doğrultu değiştirdiği, dönüşü öncesi karşı istikametinden gelen araçlara ilk geçiş hakkını vermediği,kontrolsüzce ve aniden dönüşe geçtiği anlaşılmış, Müteveffa sürücü ...'ın ise, olay mahallinde bulunan yaya geçidini ve mahal hız limitlerini dikkate almadan mahal hız limitlerinin üzerinde bir hızla seyir halinde bulunduğu,incelenen olay anını gösteren kamera kayıtları, aracı ile yaptığı fren mesafesi ile duramaması ve neticesindeki araçlardaki hasar durumlarının bu durumu teyit ettiği anlaşıldığından, kazanın meydana gelmesi yönünden sanığın asli derecede kusurlu olduğunun; müteveffa sürücü ...'ın ise olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı ile alt düzeyde tali derecede kusurlu olduğunun belirlendiği anlaşılmış, bu nedenlerle sanığın tartışılan delil durumuna nazaran oluşla bağdaşmayan savunmalarına itibar edilmemiştir." gerekçesiyle hüküm kurulmuştur. Kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/3106 Esas 2024/2764 Karar sayılı ilamı ile düzelterek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. (Yargıtay HGK'nun 11/10/1989 gün E:1989/11-373, K:472 ve 27/04/2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamları) Somut uyuşmazlıkta İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2022/354 Esas 2022/483 Karar sayılı kesinleşen kararı ile maddi vakıayı belirlemiştir. Ceza Mahkemesi kararının kesinleşmesi ile maddi olgu da kesinleşmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince, hukuk hakimi ceza hakiminin tespit ettiği kusurla ve beraat kararı bağlı değil ise de Ceza Mahkemesince tespit edilen fiilin hukuka aykırılığı ve illiyet bağını saptayan maddi vakıalar yönünden Ceza Mahkemesi kararı ile bağlıdır. Bu durumda ceza mahkemesince kabul edilen olayın meydana geliş biçimi ile ilgili maddi olgu hukuk mahkemesi içinde bağlayıcı olduğundan mahkemece ceza mahkemesince kabul edilen maddi olgulara göre düzenlenen kusur raporunun hükme alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.Kaza tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda haksız fiil halinde müteselsil sorumluların dış ilişkisi 61.maddede düzenlenerek birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanacağı kabul edilmiş; müteselsil sorumlar arasındaki iç ilişkisi ise 62.maddede düzenlenmiştir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin TBK'nın 162/1.maddesine göre ise müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur. Aynı Kanun'un 163.maddesi gereğince borç tamamen ifa edilinceye kadar alacaklıya karşı bütün borçluların sorumluluğu devam eder. Alacaklı, borçluların birinden, bir kısmından veya hepsinden alacağını talep etme ve dava açma hakkına sahiptir.Bu nedenle yukarıda belirtilen KTK'nın 85 ve 91. maddelerindeki düzenlemeler gereğince trafik kazası sonucu oluşan maddi zararlardan iki tarafın işleten, sürücü ve trafik sigortacısı zarar görene karşı müteselsilen sorumludur. Zarar gören davacı yolcu , TBK'nın 162 ve 163. maddesi gereğince müteselsil sorumluların hepsine karşı dava açabileceği gibi bunlardan sadece birine karşıda tazminat davası açabilir. Davalı vekilinin kusur oranına ilişkin tazminata hükmedilmesi talebi yerinde değildir. Asıl dava dosyasında davacı sigorta şirketi ... tarafından ... Sigorta poliçesi kapsamında sigortalısı ...'ın davaya konu trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanmasına bağlı tedavi giderleri ödendikten sonra trafik kazasında kusurlu olduğu iddiası ile yapılan ödemelerin davalılardan rücuen tazmini talep edilmiştir. Asıl davada dava dilekçesine ekli olarak dayanak yapılan sigorta poliçesi, tedavi giderlerine ilişkin ödeme belgeleri ile tercümelerinin sunulmuştur. Sigorta poliçesinin incelenmesinde üst limite ilişkin bir sınırlama tespit edilmediği, poliçe içeriğinde belirtilen 100.000 CHF'nin sakatlık durumunda LAA normlarına göre kazadan sonra ilave hizmetler olarak açıklandığı ek limit olarak gösterildiği anlaşılmıştır. Bu doğrultuda davalıların limit üstünde karar verildiğine, poliçenin ve tedavi giderine ilişkin ödeme evraklarının sunulmadığına ilişkin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. TBK'nın 54. m. ile KTK'nın 98. m. hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kazadaki yaralanmadan kaynaklanan iyileşme sürecindeki geçici bakıcı gideri, geçici işgöremezlik ve belgesiz tedavi giderlerine ilişkin zarardan sorumluluk, zarara neden olanlar ile bu kişilerin sorumluluğunu poliçe ile üstlenen sigorta şirketine aittir. Başka bir ifadeyle geçici iş göremezlik zararı bedeni zarar teminatı ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi kapsamında olup, 6111 sayılı yasa uyarınca tedavi gideri kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun sona erdiğine ilişkin istinaf talepleri yerinde değildir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/13975 E. - 2022/7544 K. ve 2021/15255 E. - 2022/7709 K. sayılı kararları).Kısmen ıslah, önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K.,15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları) (HGK’nın 15.02.2017 gün, 2015/7-917 E.-2017/265 K. sayılı kararı).Davacı ...'ın söz konusu trafik kazası nedeni ile %100 malul olacak şekilde yaralandığı sabit olup birleşen dava dilekçesi ile SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, manevi tazminat, bakım ve bakıcı giderlerinin tazmini talep edildiğinden davalı ...'nin aksi yöndeki istinaf talebi yerinde değildir. Somut uyuşmazlıkta birleşen dava dosyasında dava dilekçesi ve 23/03/2021 tarihli talep açıklama dilekçesinde; Davacı ...'ın trafik kazasından kaynaklı yaralanması nedeni ile özel sağlık sigortası tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, bakım ve bakıcı giderleri, üniversite eğitimi için ödenen eğitim ücreti ile manevi tazminatın dava konusu edildiği belirtilmiş, sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının talep edilmemiştir. Dava dilekçesi ile talep edilmeyen tazminat talebinin kısmi ıslah ile istenmesi mümkün değildir. Bu yöne ilişkin davacı istinafı yerinde değildir. Birleşen dosya kapsamında davalı ... Sigorta hakkında ZMMS poliçesinden kaynaklı olarak dava açılmış olup kısmi ıslah dilekçesi ile İMM kapsamında davalı sigorta şirketinden bir talepte bulunulmadığı gibi bu talebin kısmi ıslah ile istenmesi mümkün olmadığından bu yöne ilişkin davacı istinafı yerinde değildir. Davacı ... 'ın söz konusu trafik kazası nedeni ile %100 malul olacak şekilde yaralandığı sabit olup eğitimine bu kaza nedeni ile devam edemediği açıktır. Dava dilekçesinde eğitim giderlerinin de tazmini talep edilmiştir. Dolaylı zarar olan eğitim giderleri ZMMS poliçesi teminatı kapsamında değildir. Ancak davalı sürücüden eğitim giderinin iade edilmeyen kısmının tazmini talep edilebilir. Bu doğrultuda İlk Derece Mahkemesince %100 malul kalan davacının üniversite eğitimi için 2013-2014 dönemi için ödendiği belirtilen eğitim ücretinin tamamen veya kısmen davacıya iade edilip edilmediği de araştırılarak sonucuna göre peşin yatırılıp da iade edilmeyen eğitim ücretinin davalı sürücüden tahsiline karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması doğru olmamıştır. 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesine göre, yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası olarak ödenmesini isteyebilir. Yabancı para cinsinden yapılan harcamalar, yabancı para alacağı olarak dava edilebilir ve ödeme günündeki kura göre işlem görür. Asıl dava dosyasında davacısının alacağı, yabancı para cinsinden meydana gelmiş olup taleple bağlı kalınarak yabancı para üzerinden karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak mahkemece davalılar arasında faizin türünde farklı hüküm kurularak çelişki yaratılması doğru olmamıştır. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/1715 E. - 2016/6513 K.sayılı kararı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2019 tarih, 2017/17-1099 E. ve 2019/460 K. sayılı kararında "Somut olay bakımından davacının belirsiz tazminat alacağı davasına konu ettiği; aracında oluşan değer kaybının varlığının ve miktarının belirlenebilmesi ancak yargılama sırasında delilerin toplanıp değerlendirilmesinden yani HMK 107/2 maddesinde belirtildiği gibi tahkikatten sonra mümkün olabilecektir. Bir başka anlatımla değer kaybının miktarının tespiti bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Bu nedenle davacının iddia ettiği zararın dava tarihi itibariyle miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği kabul edilmelidir. Belirtilen nedenlerle, davacının davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olduğu ve dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği anlaşılmakla HMK’nın 107. maddesine uygun olarak, aradaki hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar veya değeri belirtmek suretiyle dava açabileceği sonucuna varılmıştır." yönünde karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da asıl ve birleşen davada dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değeri tam ve kesin olarak belirlenmesi davacılardan beklenemeyeceğinden davaya konu talepler belirsiz alacak davasına konu olabilecek niteliktedir. 13.02.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak 25.2.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile 2918 sayılı KTK'nın 98.maddesinde yapılan değişiklikle "Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın SGK tarafından karşılanacağı..." hükmüne yer verilmiş; 6111 Sayılı Yasanın Geçici 1.maddesinde de "Bu kanunun yayınlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin de SGK tarafından karşılanacağı..." hükmü getirilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, tüm tedavi giderlerinden değil, 6111 Sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 Sayılı Yasa'nın 98. maddesi kapsamında kalan ve belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Belgeye dayanmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten, sürücü ve sigortacının sorumluluğu devam etmektedir.Sosyal Güvenlik Kurumu' nun tedavi giderlerinden Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamındaki sorumluluğuna ilişkin hüküm, Danıştay 10. Dairesinin 05/10/2010 tarih, 2007/7391 Esas ve 2010/7354 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir.Elde ki dava da yaralanan ...'ın bir kısım tedavisi yurt dışında yapılmıştır. 6111 Sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 Sayılı Yasa'nın 98. maddesi kapsamında kalan ve belgeli tedavi giderleri yurt içinde olanlardan SGK sorumlu olacak ancak yabancı uyrukluların Türkiye'de geçirdiği trafik kazası nedeniyle yurt dışında devam eden tedavilerinin SGK sorumluluğu kapsamında olmadığından yurt dışında devam eden tedavi giderlerinden SGK değil işleten, sürücü ve ZMMS sigortacısı sorumlu olacaktır. Mahkemece asıl davada rücuen tazminat miktarının belirlenmesi için alınan 24/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda yurt dışında yapılan tedavi harcaması 326.514,05 CHF, yurt içinde yapılan tedavi harcaması16.903,75 CHF olarak belirlenmiş, asıl ve birleşen davada talepler bakımından ayrışım yapılmaksızın tüm tedavi giderleri hesaplanmıştır. Ayrıca rapor kendi içinde de tedavi giderlerine ilişkin rakamlarda farklılıklar bulunmakta olup hatır indirimi de yapılmıştır. Oysa asıl ve birleşen davada davacılar ile talep edilen alacak/tazminat kalemleri ve hesaplama yöntemleri farklıdır. Bu nedenle asıl ve birleşen davada ayrı ayrı da hüküm kurulacağından denetime elverişli olacak şekilde asıl ve birleşen dava için ayrı ayrı bilirkişi raporu düzenlenmesi gerekirken denetime elverişli olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınması eksik incelemeye dayalı olmuştur. Yine Mahkemece gerekçeli kararda 31/10/2023 bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilmiş ise de gerekçesinin açıklanmamış olması, bilirkişi rapor içeriğinde hatır ve müterafik kusur indirimi yapılarak tazminat hesaplandığı halde mahkemece gerekçeli kararda müterafik kusur ve hatır indirimi yapılmadığı belirtilerek karar ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında çelişki yaratılması da doğru olmamıştır. İlk Derece Mahkemesince bilirkişi heyetine davacı ...'ın yaralanma bölgesine göre ortapedi ve travmatoloji uzmanı da eklenerek asıl davada dava dilekçesine ekli sigorta poliçesi, poliçe genel şartları, ödemesi yapılan faturalar ve tüm tedavi evrakları da incelenerek ...'ın trafik kazası nedeniyle Türkiye'de ve yurtdışında yapılan tedavi için ödenen faturaların hizmet ile uyumu ve gerekliliği bakımından illiyet bağı da açıklanarak sağlık poliçesi kapsamında kalan tedavi giderlerinin kalem kalem denetlenip hesaplamasının yapılması, Türkiye'de Amerikan Hastanesinde yapılan tedavi giderlerinden 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı KTK'nın 98. maddesi kapsamında kalan SGK'nın sorumlu olacağı tutarın SUT hükümleri uygulanmaksızın belirlenmesi; Birleşen davada davacının dava konusu ettiği yurdışında yapılan tedavi giderlerinin hizmet ile uyumlu ve gerekli olup olmadığı konusunda kaza ile illiyet bağı da açıklanarak belirlenmesi için ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli ek rapor alınarak sonucuna göre usuli kazanılmış haklarda gözetilerek karar verilmelidir. Somut uyuşmazlıkta olay tarihi, kazanın oluş şekli, yolcu olan müteveffanın kusursuz olması, tarafların dosyaya yansıyan ekonomik ve sosyal durumları, manevi tazminatın belirlenmesine hakim ilkeler ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece belirlenen manevi tazminat miktarları da bir miktar düşük olmuştur. Trafik kazaları, nitelikleri itibariyle haksız fiillerdendir. Haksız fiillerde temerrüt tarihi, haksız fiilin meydana geldiği tarih olup, zarar sorumlusunun ayrıca ihbar ve ihtar edilmesine gerek yoktur. Sigorta ettirenin dava hakkı tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Ödeme tarihi aynı zamanda 3. şahsa rücu edebilme tarihidir. Bu nedenle işleten ve sürücünün faizden sorumluluğunun başlangıcının halefiyet başlangıcı olan ödeme tarihi olarak kabulü gerekir. Davacı vekilinin faiz başlangıç tarihinin kaza tarihinden itibaren başlamasına yönelik istinafı yerinde değildir. Yargılama giderleri için faiz işletilmeyeceğinden hükümde davacılar tarafından yatırılan ve davalı taraftan tahsiline karar verilen harca faiz işletilmemiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamakla birlikte arabuluculuk ücreti hakkında karar verilmemiş olması doğru olmamıştır. Kabule göre de asıl davada davacı vekili tarafından sunulan ıslah dilekçesinde davalı SGK yönünden 16.903,75 CHF talep edilmesine rağmen diğer davalılar yönünden ıslah edilen 326.514,05 CHF üzerinden davalı SGK lehinde de red vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı ... vekili, birleşen davada davacılar vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, asıl davada davalı ... Sigorta vekili ve asıl ve birleşen davada davalı ... sigorta vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Asıl davada davacı ... vekili, birleşen davada davacılar vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, asıl davada davalı ... Sigorta vekili ve asıl ve birleşen davada davalı ... sigorta vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine, 4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Asıl davada davacı ..., birleşen davada davacılar, asıl ve birleşen davada davalı ..., asıl davada davalı ... Sigorta ve asıl ve birleşen davada davalı ... sigorta tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/03/2025