T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
ESAS NO: 2022/2048
KARAR NO: 2025/1143
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 22/06/2022
NUMARASI: 2018/739 Esas - 2022/521 Karar
DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
KARAR TARİHİ: 09/07/2025
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 30.09.2017 tarihinde sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen aracın kusurlu olarak çarpması sonucu yaralandığını ve malul kaldığını, müvekkilinin davalıdan maluliyetine ilişkin eksik ödeme aldığını, tedavi süresinde % 100 iş göremezlik durumu ve bakıcı giderine dair herhangi bir ödeme almadığını, davalı sigorta şirketinin bakıcı gideri ve SGK tarafından karşılanması mümkün olmayan tedavi giderleri bakımından trafik sigorta poliçesi kapsamında temin edilen tedavi giderleri limitine kadar mesuliyeti olduğunu, zarar miktarının tayin ve tespitinin bilirkişi marifetiyle netlik kazanacağını, müvekkilinde oluşan cismani zarar nedeniyle oluşacak maddi tazminat nedeniyle 50 TL sürekli iş göremezlik, 50 TL geçici maluliyet, 50 TL bakıcı giderinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere öncelikle 6100 sayılı Yasa'nın 107. maddesine göre belirlenecek maddi tazminatın sigorta şirketi açısından temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından başvuru şartının yerine getirilmediğini, işbu davanın dava şartı nedeniyle usulden reddi gerektiğini, müvekkili kurum tarafından davacı için 29.739,00- TL hesaplanan maluliyet tazminatının 02/07/2018 tarihinde ödendiğini, davacı tarafa ödenen tazminat ibraname mukabilinde ödenmiş olduğunu, müvekkili kurumun başaka bir sorumluluğun bulunmadığını, plakası tespit edilemeyen araçların ispatı somut delillere dayanması gerektiğini, davaya konu kazaya ilişkin davacının kusur oranın % 25 olarak dikkate alınması gerektiğini, SGK tarafından ödenen rücuya tabi tazminat miktarı tespit edilerek müvekkili kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, davacı tarafın temerrüt tarihinden itibaren avans faiz işletilmesi talebinin haksız olduğunu, ancak dava tarihinden itibaren yasal faizi ile talep edilebileceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davanın kabulü ile 67.097,75 TL'nin 07.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kaza tarihi 30.09.2017 olduğundan, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Trafik Sigortası Genel Şartları'nın işbu davada uygulanması gerektiğini, KTK'nın 97. maddesi gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacıya ödenen tazminat ibraname mukabilinde ödenmiş olup, müvekkili kurumun başkaca bir sorumluluğu bulunmadığını, hesap raporunda ödeme tarihindeki verilere göre hesaplama yapılmadığını, hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, tazminat hesabında kullanılan hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, müvekkil kurumun geçici işgöremezlik tazminatından sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya ödenmiş veya ödenen rücuya tabi tazminat miktarı tespit edilerek müvekkili kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, davacının müvekkili kurumdan talep etmiş olduğu bakıcı giderlerine bağlı maddi tazminat isteklerinin reddi gerektiğini, fiilen bakıcı tutulduğunun ispatı gerektiğini, ATK raporunda, davacının bakıcı ihtiyacının bulunup bulunmadığı veya süresi hususunda bir tespit bulunmadığını, buna rağmen, bakıcı gideri hesabı yapılmış ve bu miktardan müvekkili kurumun sorumlu tutulduğunu, hesaplanan haksız tazminat için hatalı bir şekilde 07.02.2018 tarihinden itibaren faize hükmettiğini, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakasının tespit edilemediğinin ispatlanamadığını, sorumluluğu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, kusur tespitinin net olarak yapılamaması halinde, taraflara ancak eşit kusur yüklenebileceğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Davacı, Güvence Hesabına başvuru yaptıktan hatta ödeme de aldıktan sonra dava açtığına ve eksik ödeme nedeniyle tazminat talebi halinde yeniden başvuru gerekmediğine göre KTK'nın 97.madddesindeki başvuru koşulu yerine getirildiğinin kabul edilmesinde usul ve yasaya aykırılık yoktur. Yine mahkemece davadan önce yapılan ödeme tarihi olan 02/07/2018 tarihinin faiz başlangıç tarihi olarak kabul edilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Kazanın varlığını ispat yükü davacıda olup, kazadan sonra düzenlenen kaza tespit tutanağı, davacının yaranmasına ilişkin hastane kayıtları, rapor gibi belgelerden davacının trafik kazasında yaralandığı ispat edilmiştir. Kaldı ki başvuru üzerine davalı Güvence Hesabı'nın ödeme dahi yaptığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı iptal kararı sonrasında vermiş olduğu güncel içtihatları uyarınca tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir. Bu nedenle hükme esas alınan aktüerya raporunda hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılmasının içtihatlara uygun olmasına göre aksi yöndeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/3323 E. - 2024/5474 K., 2023/12136 E. - 2024/5730 K., 2022/11212 E. - 2024/8084 K., 2021/16078 E. - 2022/10550 K. sayılı kararları). TBK'nın 54. maddesi ile KTK'nın 98. maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kazadaki yaralanmadan kaynaklanan iyileşme sürecindeki geçici bakıcı gideri, geçici işgöremezlik ve belgesiz tedavi giderlerine ilişkin zarardan sorumluluk, zarara neden olanlar ile bu kişilerin sorumluluğunu poliçe ile üstlenen sigorta şirketine aittir. Başka bir ifadeyle geçici iş göremezlik zararı bedeni zarar teminatı ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi kapsamında olup, 6111 sayılı yasa uyarınca tedavi gideri kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle geçici ve kalıcı bakıcı giderleri zararlarının, poliçedeki tedavi giderleri teminatından, kalıcı işgöremezlik zararının ise sakatlık ve ölüm teminatından karşılanması gerektiğinden geçici iş göremezlik tazminatı talebi bakımından davalının sorumluluğunun sona erdiğine ilişkin istinaf talebi yerinde değildir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/13975 E. - 2022/7544 K. ve 2021/15255 E. - 2022/7709 K. sayılı kararları). Dosya kapsamından hükme esas alınan 09/09/2021 tarihli kusur bilirkişi raporunun istinaf talep eden davalı vekiline HMK 281. maddesi gereğince ihtarat içeren tebligat ile 20/09/2021 tarihinde tebliğ edildiği halde davalı vekilinin süresi içerisinde rapora itiraz etmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda HMK'nın 281. maddesi çerçevesinde kusur oranları bakımından davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gibi HMK'nın 357/1. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddialar ve savunmalar dinlemeyeceğinden kusura ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Mahkemece yargılama sırasında SGK'ya yazılan müzekkere cevabına göre davacıya rücuya tabi ödeme yapılmadığının tespit edilmiştir. Davalı Güvence Hesabı ile davacı arasında düzenlenen 29/06/2018 tarihli "Makbuzu ve İbraname" başlıklı belgede Güvence Hesabı'nın tamamen ibra edildiğininin yazılı olduğu, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığı, belgenin davacı tarafından asaleten imzalandığı ve 02/07/2018 tarihinde ödemenin yapıldığı görülmektedir. Davacı taraf, KTK'nın 111. maddesinde düzenlenen 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davadan önce davalı tarafından ödenen tazminatın gerçek zararın altında olduğunu iddia ederek tazminat talebinde bulunmuş; davalı ise davadan önce yapılan ödemenin yeterli olduğu savunmasında bulunmuştur. Taraf iddia ve savunmalarına göre, davacı tarafın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 111/2. maddesindeki yetersizlik iddiasında bulunduğu gözetilmek suretiyle tazminat hesabının yapılması gerektiği açıktır. Zarar sorumlusu davalı tarafından ödenen bedellerin ödeme tarihi itibariyle yeterli olup olmadığının belirlenmesi için; öncelikle, ödeme tarihindeki verilere göre tazminat hesabının yapılması ve hesaplanan bu bedel ile davalı tarafından ödenen bedel arasında fahiş fark olup olmadığının saptanması; fahiş fark tespitinin yapılması halinde, hesap tarihindeki verilere göre hesaplanacak tazminattan, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davadan önce davalının ödediği bedellerin yasal faiziyle güncellenmiş değerleri düşülerek sonuç tazminatın belirlenmesi gerekirken hükme esas alınan raporda bu yönde hesaplama yapılmamış olması doğru olammıştır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/1570 Esas ve 2020/3594 Karar sayılı kararı), Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda, anılan biçimde herhangi bir hesaplama yapılmamış; sadece, hesap tarihindeki verilere göre hesaplanan bedelden, davalı ödemelerinin güncel değerlerinin düşülmesiyle yetinilmiştir. Rapor bu yönden hükme esas almaya elverişli olmadığından, bu rapora göre karar verilmesi doğru görülmemiştir. Somut olayda; davacının uğradığı cismani zarar nedeniyle tedavisinin devam ettiği geçici işgöremezlik dönemi için yaralanmasının niteliği gereği bakıcıya ihtiyaç duyup duymayacağı konusunda İstanbul ATK 3.İhtisas Kurulundan ek rapor alınması, bakıcı ihtiyacı tespitinin yapılması halinde, aktüerya uzmanından ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle geçici bakıcı ihtiyacı konusunda sadece doktor bilirkişisinden rapor alınarak bu raporda belirlenen süre esas alınarak geçici bakıcı giderine hükmedilmiş olması da eksik incelemeye dayalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine, 4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.09/07/2025