T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
ESAS NO: 2022/832
KARAR NO: 2024/2096
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 28/12/2021
NUMARASI: 2020/317 Esas - 2021/976 Karar
DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
KARAR TARİHİ: 05/12/2024
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 30/08/2018 tarihinde...'nın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracın, yaya durumunda bulunan müvekkilinin eşi ...'a çarpması ile ....'un yaralandığını ve kaza sonrasında kaldırıldığı ... Hastanesi'nde hayatını kaybettiğini, ... hakkında "Taksirle Ölüme Neden Olma" suçundan İstanbul (Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığı 2018/174699 soruşturma numaralı dosyası ile soruşturma başlatılmış olup kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, kazaya sebebiyet veren ... plaka sayılı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk (trafik) sigorta poliçesi bulunmadığından davanın GÜVENCE HESABI karşı açıldığını, davacının eşinin desteğinden mahrum kaldığını, davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 17/09/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini 55.782,02 TL'ye arttırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın plakasının ve sürücüsünün tespit edilemediğini, ...'nın kazaya sebebiyet verdiğinin, müteveffanın kusurlu olup olmadığının bilirkişilerce tespitinin gerektiğini, müteveffa kaza sırasında alkollü olduğundan, müterafik kusuru olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, SGK tarafından davacıya ödenmiş bir tazminat var ise tespit edilerek tazminattan düşülmesi gerektiğini, müvekkilinin temerrüdünün bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davanın kabulü ile 55.782,02TL destekten yoksun kalma tazminatının 30/09/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde atfı kabil kusuru bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, bilirkişi raporunda araç sürücüsü ...'ya atfedilen %25 kusur oranının eldeki veriler incelendiğinde olması gerekenden yüksek olduğunu, kaza tespit tutanağında ...'ya kusur atfedilmemiş olup müteveffa yaya ...'a KTK 47/1-b maddesini ihlal etmesinden ötürü asli kusur atfedildiğini, ceza soruşturması sırasında alınan 24/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda ...'nın kusursuz, müteveffa yaya ...'un ise asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, kaza tespit tutanağı, ceza soruşturması sırasında alınan kusur raporu ve ceza soruşturmasında verilen hüküm dikkate alınmayarak hiçbir gerekçe gösterilmeksizin dosyada bulunan 19/07/2019 tarihli uzman mütalaasının dikkate alınarak yapılan değerlendirmenin kabulünün mümkün olmadığını, bu raporun davacı tarafça alınıp taraflı olduğunu, davacı tarafından daha önce aynı trafik kazasına ilişkin olarak Uyuşmazlık Hakem Heyetine 2019/88876 Esas, 2020/10239 Karar sayılı başvuru yapıldığını, bu başvuru neticesinde müteveffanın %100 kusuru sebebiyle başvurunun reddine karar verildiğini ve davacı tarafça itiraz edilmediğinden kararın kesinleştiğini, davacının taleplerine ilişkin kesin hüküm verildiğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, aktüer raporda TRH 2010 yaşam tablosu ve hatalı olarak progresif rant yöntemi kullanıldığını, tazminat hesaplaması yapılırken hakkın doğduğu tarih (kaza tarihi 30/08/2018) dikkate alınarak TRH 2010 Yaşam Tablosu ve 1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, Anayasa'nın 153/5 maddesinin ihlal edildiğini, 2918 sayılı KTK'nın 90. maddesi ve 04/12/2021 tarihinde yürürlüğe giren kanun doğrultusunda 41,65 iskonto faiz oranı ve TRH 2010 yaşam tablosu uygulanması gerektiğini, Güvence Hesabı'nın temerrüde düşmediğini, bir an için davacının alacağına faiz yürütüleceği düşünülse bile faizin ancak dava tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Dava konusu uyuşmazlığın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır ( HMK m.114/1-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir (6100 sayılı HMK m.115/2). HMK'nın 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Konuya ilişkin Yargıtay HGK'nun 2019/(7)9-759 Esas ve 2021/1663 Karar sayılı kararında " Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler; bu hâliyle kesin hüküm bir def’i değil itirazdır. Bu bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukukî ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir (HGK'nın 06.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E.-2018/1098 K. sayılı kararı). Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir." açıklamasına yer verilmiştir. Her ne kadar davalı vekili davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiğini istinaf aşamasında ileri sürmüş ise de HMK'nın 115/1. maddesi gereğince dava şartları yargılamanın her aşamasında resen göze alınacağından inceleme konusu yapılmıştır. Somut olayda; 30/08/2018 tarihinde dava dışı sürücü ...'nın yönetimindeki ... plakalı araç ile seyrederken beyanına göre yeşil ışık yanıp devam ettiği esnada yolun sağından aniden yola fırlayan yaya ...'a çarpması sonucu yayanın vefat etmesi nedeniyle, hayatını kaybeden yayanın eşi olan davacının ... plakalı aracın ZMMS poliçesi bulunmaması nedeniyle davalı Güvence Hesabı'ndan destekten yoksun kalma tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. İstinaf dilekçesine ekli olarak sunulan Sigorta Tahkim Komisyonunu Uyuşmazlık Hakem 02/10/2019 başvuru tarih, 2019.E.88876 başvuru sayılı, 31/01/2020 karar tarih, K-2020/10239 karar sayılı kararının incelenmesinde; destek ...'un, 30/08/2018 tarihinde gerçekleşen kazada vefatı nedeniyle eşi olan ... tarafından, ... plakalı aracın sigorta poliçesi olmaması nedeniyle Güvence Hesabı aleyhine başvuru yapılarak destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunduğu "... davalı yanın 30/08/2018 tarihinde meydana gelen kazaya % 100 kusuru ile sebebiyet veren destek ...'un vefatı sebebiyle yapılan destekten yoksun kalma tazminat talebinden davalı yanın sorumlu tutulamayacağı" gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verildiği görülmüştür. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem kararına karşı, itiraz yoluna başvuru yapılıp yapılmadığı mevcut belgelere göre anlaşılamamıştır. Bu nedenle Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin 02/10/2019 başvuru tarih, 2019.E.88876 başvuru sayılı, 31/01/2020 karar tarih, K-2020/10239 Karar sayılı kararının kesinleşip kesinleşmediği ve eldeki dava bakımından kesin hüküm teşkil edip etmediğinin araştırılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Kabule göre de; İlk Derece Mahkemesince İTÜ Trafik Kürsüsünden seçilen bilirkişiler tarafından düzenlenen 14/03/2021 tarihli kusur raporunda olayın meydana gelmesinde; ... plakalı aracın dava dışı sürücüsü ...'nın %25 oranında kusurlu olduğu, davacı desteği yaya ...'un %75 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş olup İlk Derece Mahkemesince bu rapora itibar edilerek karar verilmiştir. İstanbul (Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/174699 Soruşturma dosyası kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu'nun 24/04/2019 tarihli kusur raporunda, sürücü ...'nın ifadesinde yolun sağından soluna geçen şahsı gördüğünü, aracın frenine bastığını fakat duramayarak şahsa çarptığını beyan etmiş olduğu, kaza anını gösteren CDdeki görüntülerin de "olay" kısmındaki kaza oluş şeklini teyit ettiği, sürücü ...'nın kendisine yeşil ışık yanarken girdiği kavşakta, kendisine yanan kırmızı ışığa uymaksızın kontrolsüz olarak kaplamaya giren yayaya karşı fren ve direksiyon tedbirine başvurmasına rağmen çarpmak durumunda kalmasında kusurunun bulunmadığı, davacı murisi yaya ...'un ise karşıya geçmeden önce yolu ve trafik ışıklarını kontrol etmesi, yayalara yeşil yanmasını beklemesi gerekirken kırmızı yanarken kaplamaya girmiş olması nedeniyle asli kusurlu olduğu belirlenmiştir. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/174699 Soruşturma dosyasında 2019/55235 Karar sayılı karar ile Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 24/04/2019 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilerek şüpheli ...'nın atf-ı kabil kusur bulunmadığı, vefat eden ...'un asli kusurlu olduğu anlaşılmakla şüpheli hakkında atılı suçlamadan dolayı kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu durumda aynı olay nedeniyle ceza soruşturma aşamasında alınan kusur bilirkişi raporu ile İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan kusur raporu arasında kusur oranlarında çelişki ortaya çıktığı halde İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporları arasında oluşan çelişki giderilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı iptal kararı sonrasında vermiş olduğu güncel içtihatları uyarınca tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir. Bu nedenle hükme esas alınan aktüerya raporunda hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılmasının içtihatlara uygun olmasına göre aksi yöndeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/3323 E. - 2024/5474 K., 2023/12136 E. - 2024/5730 K., 2022/11212 E. - 2024/8084 K., 2021/16078 E. - 2022/10550 K., 2021/13398 E. - 2022/10498 K. sayılı kararları). Davacının davalıya 17/09/2019 tarihli başvurusundan itibaren KTK'nun 99. maddesi gereğince 8 iş günü eklendikten sonra davalı temerrüdünün 30/09/2019 tarihi itibarıyla gerçekleştiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/12/2024