© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KARAR
Başvuru no. 65542/12
SREBRENİTSA ANNELERİ VAKFI VE DİĞERLERİ - HOLLANDA
[Alıntılar]
11 Haziran 2013 tarihinde Daire olarak toplanan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (Üçüncü Bölüm):
Josep Casadevall, Başkan,
Alvina Gyulumyan,
Corneliu Bîrsan,
Ján Šikuta,
Luis López Guerra,
Nona Tsotsoria,
Johannes Silvis, Yargıçlar,
ve Marialena Tsirli, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı’ndan oluşmuş;
8 Ekim 2012 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne yapılan (Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından 11 Ekim 2012 tarihinde alınan) yukarıdaki başvuruyu göz önüne tutarak,
Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca yukarıdaki başvuruya öncelik tanıma kararını göz önüne alarak,
Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinin 3. fıkrası gereğince iki başvurunun kimliklerinin saklı tutulmasına izin veren kararını dikkate alarak,
Tartışmaların ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLGULAR
1. Srebrenitsa Anneleri Vakfı Hollanda hukuku kapsamında bir vakıftır (stichting). Aşağıda tanımlanan Temmuz 1995 olayları sırasında, Bosna Hersek, Srebrenitsa ve çevresinde öldürülen kişilerin akrabaları adına işlemleri yürütmek amacıyla kurulmuştur.
2. Diğer başvurucular öldürülen kişilerin hayatta kalan akrabası olan bireylerdir. Bu başvurucular aynı zamanda Temmuz 1995 olaylarında kendi insan haklarının ihlal edilmesinden dolayı kendilerinin de mağdur olduklarını söylemişlerdir. Başvurucuların listesi ekte gösterilmiştir.
...
A. Davanın Ardalanı
...
2. Bosna Hersek’teki savaş
8. Bosna Hersek, Bosna Hersek Cumhuriyeti olarak 6 Mart 1992 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunun üzerine, büyük ölçüde, ülkede önceden mevcut etnik bölünmelerine göre ayrılan, çatışan hizipler arasında bir savaş patlak vermiştir. Başlıca savaşan kuvvetler şunlardır: ARBH (Armija Republike Bosne i Hercegovine veya çoğunlukla Boşnak’lardan ... ve Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin merkezi makamlarına sadık olanlardan oluşan Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu), HVO (Hrvatsko vijeće obrane veya çoğunlukla Hırvat’lardan oluşan Hırvat Savunma Konseyi ...) ve VRS (Vojska Republike Srpske/Војска Републике Српске veya aynı zamanda Bosnalı Sırp Ordusu olarak da adlandırılan, çoğunlukla Sırplardan oluşan Sırp Cumhuriyeti Ordusu[1]).
9. 100.000’den fazla insanın öldürüldüğü ve iki milyondan fazla insanın yerinden edildiği görülmektedir. Hemen hemen 30.000 insanın kaybolduğu tahmin edilmektedir; 2010’da bu kişilerin yaklaşık üçte biri hala kayıp olarak listelenmiştir[2].
10. Çatışma, Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması’nın (ABD, Ohio, Dayton’da kabul edilen “Dayton Barış Anlaşması”) 14 Aralık 1995 tarihinde yürürlüğe girmesiyle sona ermiştir. Dayton Barış Anlaşması’nın sonuçlarından birisi Bosna Hersek’in iki unsurlu bir Entite’ye ayrılmasıdır: Bosna Hersek Federasyonu ve Republika Srpska (Sırp Cumhuriyeti).
3. Srebrenitsa katliamı
11. Srebrenitsa Doğu Bosna’da bulunan bir bölgedir. Güney’de, Bosna Hersek ve Sırbistan arasında sınır oluşturan Drina Nehri ile sınırlanmıştır. Kuzey’de Bratunac bölgesi ile birleşmektedir. Batı komşuları Milići ve Rogatica bölgeleridir. Srebrenitsa artık Sırp Cumhuriyeti’nin parçasıdır.
12. Srebrenitsa bölgesi, aralarında ismini aldığı Srebrenitsa kasabası da olmak üzere, birkaç kasaba ve köyden oluşmaktadır. Savaşın çıkmasından önce nüfusu hemen hemen tamamen Boşnak ve Sırp’lardan oluşmaktaydı; Boşnak’lar Sırplara göre sayıca üçe karşı bir daha fazlaydı.
13. Bosna Hersek Cumhuriyeti merkezi yönetiminin nüfuzu altında kaldığı sürece Sırp Cumhuriyeti’nin birleşik bölgesel bir entite olarak biçimlenmesinde engel oluşturduğu için, Srebrenitsa 1992 başlarında VRS saldırısına uğramıştır.
14. Bosna Hersek Cumhuriyeti merkez hükümetinin, “etnik temizliğin” kabulü anlamına geleceği ve toprakların VRS’ye teslim olmasını kolaylaştıracağı için, Srebrenitsa’daki sivil nüfusunun tahliyesini uygun bulmayı reddettiği anlaşılmaktadır.
15. 16 Nisan 1993 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oybirliği ile “bütün taraflar ve diğer ilgililerin [doğu Bosna kasabası] Srebrenitsa ve çevresini herhangi bir silahlı saldırıdan veya diğer düşmanca eylemlerden arınmış güvenli bölge olarak saymasını” talep eden kararı (819 Nolu Karar (1993)) kabul etmiştir.
16. Temmuz 1995’e kadar, “güvenli bölge” Srebrenitsa, VRS’nin egemenliğindeki topraklarla çevrili kuşatılmış bir bölgeydi. Bölgede çoğunluğu silahsız olan ARBH savaşçıları ve siviller bulunuyordu. Çoğunluğu Boşnak olan sivillerin sayısı on binlerdeydi; o dönemde, bu sayılar yerel halk nüfusu yanında, Doğu Bosna’nın yerlerinden edilmiş diğer kişilerini de içeriyordu. Kuşatılmış bölge içinde, (“Hollandalı” ve “tabur” kelimelerinin birleşmesiyle) Dutchbat olarak bilinen, bir yarbayın komutası altındaki, sembolik olarak yaklaşık dört yüz hafif silahlı Hollanda uçar-birlik piyadeden oluşan bir UNPROFOR varlığı da bulunmaktaydı. Öte yandan, izinden dönen askerlerin VRS tarafından birliklerine katılmaları engellendiği için, Dutchbat bu dönemde personel bakımından aslında yetersizdi..
17. 10 Temmuz 1995 tarihinde VRS’nin Drina müfrezesi “güvenli bölge” Srebrenitsa’ya ezici bir güçle saldırmıştır. Hollanda uçar-birlik taburunun komutanı Birleşmiş Milletler’deki üstlerinden hava desteği istemiştir. Buna karşılık, etkin bir hava kuvveti kullanımı gerçekleştirilmemiştir. VRS Dutchbat’ın varlığına rağmen bölgeyi istila etmiş ve kontrolü ele geçirmiştir.
18. 12 Temmuz 1995 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi VRS’den saldırılara derhal son vermesini ve güvenli bölge Srebrenitsa’dan çekilmesini, ayrıca VRS kuvvetlerinin UNPROFOR personelinin güvenliğine saygı göstermesini ve bu personelin hareket özgürlüğünü yeniden sağlamasını talep eden bir kararı (1004 sayılı Karar (1995)) oybirliği ile kabul etmiştir.
19. Takip eden günlerde, VRS’nin eline düşen Boşnak erkekler, kadın ve çocuklardan ayrılmış ve öldürülmüştür. Diğerleri o dönemde yakalanmaktan kurtulmayı başarmışlar ve kuşatılmış bölgeden kaçmaya çalışmışlardır. Bazıları güvenli yerlere ulaşmayı başarmış, fakat çoğu yakalanmış ve infaz edilmiş veya yaraları nedeniyle yolda ölmüş ya da mayınlar tarafından öldürülmüştür. 7000’nin üzerinde, belki 8000 kadar Boşnak erkek veya erkek çocuğun, VRS ve Sırp milis güçlerinin kontrolünde yapılan bu operasyonda öldükleri artık gerçeklik olarak kabul edilmektedir.
20. Bilindiği ismiyle “Srebrenitsa katliamı”nın, İkinci Dünya Savaşının bitiminden bu yana Avrupa tarihinde benzeri olmayan bir vahşet olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir[3].
4. Srebrenitsa katliamı ile ilgili raporlar
...
B. İç hukuk yargılamaları
1. Ana davanın başlatılması
54. Başvurucular 4 Haziran 2007 tarihinde, Lahey Bölge Mahkemesi’ne (rechtbank) gelmeleri için Hollanda Devleti ile Birleşmiş Milletler’e celpname göndermişlerdir. Evvelki taahhütlerine ve VRS tarafından gerçekleşecek yakın bir saldırının farkında olmalarına karşın, (Dutchbat’tan sorumlu) Hollanda Devleti’nin ve (UNPROFOR’dan dolayı tüm sorumluluğu taşıyan) Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” Srebrenitsa’yı savunmak için gerektiği şekilde ve etkili biçimde hareket edemediklerini ve kuşatılmış bölgenin VRS’nin eline geçmesinden sonra, çatışmalara katılmayan içeride bulunan kişileri koruyamadığına dair başvurucuların söylediklerini içeren celpname, 303 sayfalık bir dokümandır. Bu nedenle, sivil nüfusun üyelerinin kötü muamele görmesinden, kadınların tecavüze uğramasından ve (bazı olaylarda) öldürülmesinden, erkeklerin toplu katliamından ve soykırımdan dolayı Davalı’lar sorumluluk taşımaktadırlar. Başvurucular görüşlerini, hem Hollanda medeni hukukuna hem de uluslararası hukuka dayandırmıştır.
...
2. Yargılama işlemleri
...
(b) Bölge Mahkemesinin kararı
64. Bölge Mahkemesi 10 Temmuz 2008 tarihinde kararını vermiştir (Landelijk Jurisprudentie Nummer (Ulusal İçtihat Numarası, “LJN”) BD6795, İngilizce çevirisi LJN BD6796). Bakmakta olduğu dava ile ilgili olduğu kadarıyla, Mahkeme, 2001 tarihli İcra Kanunu’nun 3a bölümüne göre Adalet Bakanı’nın bir bildirimde bulunmamasının, Hollanda Devleti’nin Hollanda mahkemelerinin yargı yetkisini tanıması anlamına gelmeyeceğini saptamıştır.
65. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 105. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki yükümlülükleri nedeniyle, Birleşmiş Milletler’in bağışıklığını savunmakta Devletin kendi menfaati vardır. Bölge Mahkemesi daha sonra, Birleşmiş Milletler’in, her zaman talep ettiği üzere, bağışıklığına itibar edildiğini görme arzusunu belirttiğini not etmiş ve Birleşmiş Milletler’in bağışıklığının uluslararası hukuk uygulamasında gerçekten kabul edildiğini saptamıştır.
...
71. Bölge Mahkemesi böylece, Hollanda Devleti’nin yargılamalara müdahil olma ya da katılmasına izin verilmesi talebini karara bağlamaya gerek görmeden, kendisinin Birleşmiş Milletler bakımından görevsiz olduğuna karar vermiştir.
...
72. Başvurucular Lahey Temyiz Mahkemesine başvurmuşlardır (gerechtshof) ...
77. Temyiz Mahkemesi 30 Mart 2010 tarihinde karar vermiştir (LJN BL8979). Mahkeme, Devlet’in, davalı olarak Birleşmiş Milletler’e karşı yürütülen yargılamalara katılmasına izin vermiştir ve geri kalan kısım bakımından Bölge Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
...
82. Başvurucular hukuki noktalara (cassatie) ilişkin olarak Yüksek Mahkeme’ye (Hoge Raad) temyiz talebinde bulunmuşlardır. ...
94. Yüksek Mahkeme [temyizi reddeden] kararını 13 Nisan 2012 tarihinde vermiştir (LJN BW1999). ...
ŞİKÂYETLER
112. Başvurucular Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında; ilk olarak, Birleşmiş Milletler’e bağışıklık tanınmasının mahkemeye erişim haklarını ihlal etmesinden ve ikinci olarak, Yüksek Mahkeme’nin çok kısa gerekçe ile Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan ön karar alınması taleplerini reddetmesinden şikâyet etmişlerdir.
...
KARAR
A. Başvurucu Srebrenitsa Anneleri Vakfı’nın statüsü
114. Bütün başvurucuların Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “mağdur” olarak görülüp görülemeyeceği konusu ile ilgili olarak, Mahkeme bu kavramın, yargılamalara katılmakta menfaati veya yeterliliği ile ilgili olanlar gibi, iç hukuk kavramlarından özerk ve bağımsız olarak yorumlanması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme’nin görüşüne göre, bir başvurucunun Sözleşme ve Protokolleri tarafından tanınan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia edebilmesi için, başvurucu ile ileri sürülen ihlalin sonucu olarak maruz kaldığını iddia ettiği zarar arasında yeterli derecede doğrudan bir bağlantı olmalıdır (diğer kararlar arasında başvurucu dernek bakımından bakınız Association des amis de Saint-Raphaël et de Fréjus - Fransa (karar), no. 45053/98, 29 Şubat 2000 ve başvurucular Nederlandse Vereniging van Journalisten (Hollanda Gazeteciler Derneği) ve Nederlands Genootschap van Hoofdredacteuren (Hollanda Yazı İşleri Müdürleri Topluluğu) bakımından bakınız Uitgeversmaatschappij De Telegraaf B.V. ve Diğerleri - Hollanda (karar), no. 39315/06, 18 Mayıs 2010).
115. Mahkeme aslında sadece mağdur olduğu iddia edilenlerin haklarını savunmaktan başka hiçbir amacı olmadan kurulmuş hükümet dışı kuruluşların (başvurucu Vereniging Landelijk Overleg Betuweroute bakımından bakınız Smits, Kleyn, Mettler Toledo B.V. diğerleri, Raymakers, Vereniging Landelijk Overleg Betuweroute ve Van Helden - Hollanda (karar), no. 39032/97, 39343/98, 39651/98, 43147/98, 46664/99 ve 61707/00, 3 Mayıs 2001) ve hatta bütün amacı insan haklarını korumak olan hükümet dışı kuruluşların (başvurucu Liga voor de Rechten van de Mens açısından bakınız Van Melle ve Diğerleri - Hollanda (karar), no. 19221/08, 29 Eylül 2009) başvurucu olma sıfatını kabul etmemiştir.
116. Mevcut davada, ilk başvurucu olan Srebrenitsa Anneleri Vakfı, Srebrenitsa katliamından kurtulan akrabaların menfaatlerini açıkça destekleme amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Öte yandan, bununla birlikte şu da var ki, ilk başvurucu Sözleşme’nin 6. ve 13. maddesi kapsamında şikayet edilen konulardan bizzat kendisi etkilenmemiştir: ne kendisinin “medeni hak ve yükümlülükleri” ne de kendisine ilişkin Sözleşme haklarının bir ihlali iddiası söz konusudur (bakınız yukarıda belirtilen Smits, Kleyn, Mettler Toledo B.V. ve diğerleri, Raymakers, Vereniging Landelijk Overleg Betuweroute ve Van Helden). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında bu hükümlerin ihlalinin “mağduru” olduğu iddia edilemez.
117. Buna göre, başvuru, ilk başvurucu tarafından yapılmış olmasından ötürü, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) fıkrası anlamında Sözleşme hükümleri ile kişi bakımından bağdaşmamaktadır ve 35. maddenin 4. fıkrasına uygun olarak reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlali iddiası
118. Başvurucu Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir; maddenin ilgili bölümlerine göre:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan ... [bir] mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
1. 6. maddenin uygulanabilirliği
119. 6. maddenin 1. fıkrası, Sözleşme tarafından da korunup korunmadığından bağımsız olarak, en azından tartışılabilir gerekçelerle, iç hukukta tanındığı söylenebilecek medeni “haklar”la ilgili uyuşmazlıklara (çekişmelere) uygulanır (diğer birçok karar arasında bakınız Kıbrıs - Türkiye [BD], no. 25781/94, § 233, ECHR 2001‑IV; Al-Adsani - Birleşik Krallık [BD], no. 35763/97, § 46, ECHR 2001‑XI; Fogarty - Birleşik Krallık [BD], no. 37112/97, § 24, ECHR 2001‑XI (alıntılar); Cudak - Litvanya [BD], no. 15869/02, § 45, ECHR 2010 ve Sabeh El Leil - Fransa [BD], no. 34869/05, § 40, 29 Haziran 2011). Uyuşmazlık gerçek ve ciddi olmalıdır; sadece bir hakkın güncel varlığı ile değil fakat aynı zamanda hakkın alanı ve kullanılma biçimi ile ilgili olabilir ve son olarak, yargılamanın sonucu söz konusu hak bakımından doğrudan belirleyici olmalıdır (diğer birçok karar arasında bakınız Zander - İsveç, 25 Kasım 1993, § 22, Series A no. 279‑B; Markovic ve Diğerleri - İtalya [BD], no. 1398/03, § 93, ECHR 2006‑XIV ve Micallef - Malta [BD], no. 17056/06, § 74, ECHR 2009).
120. Mahkeme, iç hukukta sözleşme ve haksız fiil hukukuna dayanan, başvurucular tarafından ileri sürülen hakkın medeni nitelikte olduğunu kabul eder. Bir uyuşmazlığı varlığı, yeterli derecede ciddi olduğu ve burada söz konusu olan hak bakımından yargılama sonucunun doğrudan belirleyici olduğu konusunda hiç şüphe yoktur. Başvurucuların iddialarının iç hukuk mahkemeleri tarafından ele alınışı ve Lahey Temyiz Mahkemesi’nin 26 Haziran 2012 tarihinde Mustafić ve Nuhanović davalarında verdiği kararlar göz önüne alınacak olursa ..., Mahkeme başvurucuların iddiasının Hollanda iç hukuku bakımından “tartışılabilir” olduğunu varsaymaya ayrıca hazırdır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız yukarıda 48. paragrafta belirtilen Al-Adsani). Kısacası, 6. madde uygulanabilir.
2. Birleşmiş Milletler’in bağışıklığı
(a) Başvurucuların sunumları
121. Başvurucular, Hollanda mahkemeleri tarafından Birleşmiş Milletler’in iç hukuk yargılamalarından bağışıklığının kabul edilmesinin bir mahkemeye erişim haklarını ihlal etmesinden şikâyet etmişlerdir.
122. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 105. maddesi, Birleşmiş Milletler için bu madde çerçevesinde mutlak değil işlevsel bir bağışıklık yaratmıştır. Bu bağışıklık, örgüt açısından görevlerini yerine getirirken bağımsızlıktan yararlanmasının gerekli olması amacı ile haklı kılınmış ve bu işlevle sınırlanmıştır. Dolayısıyla, Birleşmiş Milletler her ne zaman bağışıklığını öne sürse, mahkemeler böyle bir bağışıklığın bulunması için işlevsel bir gereksinim olup olmadığına karar vermek zorundadır.
123. Başvurucuların görüşüne göre, uluslararası örgütlerin yargı bağışıklığı Devletler tarafından kullanılan bağışıklıktan farklıdır. Yabancı Devletlerin yargı bağışıklığı, “kimse kendisiyle eşit olan kimse üzerinde egemen değildir” deyişiyle, egemen eşitliğe dayanmakla birlikte, bir mahkemeye erişim hakkı, bu sebeple ortadan kalkmamıştır: kendi mahkemelerinde yabancı Devletlere karşı dava açma ihtimali bulunmaktadır.
124. Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme’nin II. maddesinin 2. bölümü Birleşmiş Milletler’in dokunulmazlığını kaldırması bakımından açık bir hüküm getirmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Komisyonu Özel Raportörü’nün Yasal Sürece karşı Bağışıklığı ile İlgili Farklılığa Dair Danışma Görüşü’nün 61. paragrafında, UAD, Birleşmiş Milletler yetkililerinin (o olayda insan hakları özel raportörünün) bağışıklığa sahip olduğunun varsayıldığını ve bu bağışıklığa iç hukuk mahkemeleri tarafından “olabildiğince büyük önem” verilmek zorunda olduğunu, fakat yine de “çok zorlayıcı nedenlerle” kaldırılabileceğini açıklığa kavuşturmuştur.
125. Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme’nin VIII. maddesinin 29. bölümü Birleşmiş Milletler’in kendisinin dâhil olduğu anlaşmazlıklar için uygun çözme şekilleri öngörmesini gerektirmektedir. Bu madde, Birleşmiş Milletler bağışıklığının fiili bir adil yargılanma ihlaline yol açabileceği durumlardan kaçınmak için öngörülen bir gereksinimin bulunduğunu göstermektedir.
126. Alternatif bir yargısal yol bulunmasının önemi, uluslararası örgütlerin iç hukuk yargılamalarından bağışıklığı konusundaki Mahkeme’nin kendi içtihatlarında da, özellikle (yukarıda belirtilen) Waite ve Kennedy - Almanya davasında teyit edilmiştir.
127. Bu dava bakımından, 1999’da, o zaman ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri kararda yanlışlıklar olduğunu ve esaslı hatalar yapıldığını kabul etmiştir. Genel Sekreter, “... Birleşmiş Milletler Sekreterliği ile bu alandaki misyonunun yanı sıra, kuvvet kullanımının gecikmesine [savaşın ilk aşamalarında] katkıda bulunmuş olan Güvenlik Konseyi, Temas Grubu ve diğer Hükümetler” dâhil, “uluslararası toplumun bir bütün olarak” bunlardan dolayı sorumluluk taşıdığı sonucuna varmıştır (Genel Sekreter’in 53/35 sayılı Genel Kurul’un Kararı çerçevesindeki Raporu, UN Doc. A/54/549, 15 Kasım 1999, paragraf 501).
128. Srebrenitsa katliamı hem EYUCM (Krstić davasında) hem de UAD (Bosna Hersek - Sırbistan ve Karadağ) tarafından saptandığı üzere bir soykırım eylemidir. UAD’nın soykırımı önleme yükümlülüğünü açık ve kesin bir biçimde ortaya koyduğu Bosna Hersek - Sırbistan ve Karadağ kararı özellikle önemlidir; Devletler, bu amaçla, yetkileri dâhilindeki bütün tedbirleri alacaktır: aslında çeşitli Devletlerin ortak çabalarının soykırımın önüne geçebilmek için yeterli olabileceği dikkate alınarak, Devletler kendi emirlerindeki araçların zaten yetersiz olduğunu iddia ederek, hatta bu yetersizliği kanıtlayarak uluslararası sorumluluklarından kaçamazlar.
129. Başvurucuların mevcut davadaki celpnamesine cevap olarak, halen görevde bulunan Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreteri, Srebrenitsa katliamının hayatta kalanlarının “II. Dünya Savaşından bu yana Avrupa topraklarında işlenen en ağır suçlar” için adalet talep etmekte “kesinlikle haklı” olduğunu belirtmiş ve bu talebe destek verdiğini açıklamıştır. Benzer şekilde, EYUCM’nin o zamanki Başkanı, 8 Ekim 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı bir konuşmada, eski Yugoslavya’da meydana gelen çatışmaların mağdurlarının erişebileceği etkili yasal yollar oluşturamadığı için uluslararası toplumu eleştirmiştir.
130. Yüksek Mahkeme, Waite ve Kennedy davasını, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütler arasında ayrım yapıldığı biçiminde yorumlamakta hatalıydı. Waite ve Kennedy davasında İnsan Hakları Avrupa Mahkeme’si bizzat böyle bir ayrım yapmamıştır. Bundan başka, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun Uluslararası Örgütlerin Sorumluluğuna Dair Taslak Maddelere ilişkin yorumunda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, bir yandan Devletler ve uluslararası örgütler arasındaki, diğer yandan da uluslararası örgütlerin kendi aralarındaki farklılığı bizzat kabul etmiştir, fakat yine de bu taslak maddeler kapsamında Birleşmiş Milletler’in uluslararası bir örgüt olarak değerlendirdiğini açıklığa kavuşturmuştur. Böyle bir ayrım, şu ana kadar, örneğin Uluslararası Örgütlerin Üçüncü Kişilere Karşı Yükümlülüklerini Yerine Getirmemelerinin Üye Devletler Bakımından Hukuki Sonuçlarına Dair Kararı’nda ne Uluslararası Hukuk Enstitüsü tarafından ne de Birleşmiş Milletler’i diğer benzer örgütlerden ayırmadan, çalışma alanını “geleneksel anlamda” uluslararası örgütleri kapsayacak kadar geniş tanımlayan Uluslararası Hukuk Derneği tarafından yapılmıştır.
131. Başvurucuların sunumlarına göre, Yüksek Mahkeme, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Behrami ve Behrami - Fransa ve Saramati - Fransa, Almanya ve Norveç kararlarından, Birleşmiş Milletler’in iç hukuk yargılamalarına karşı mutlak bağışıklıktan yararlandığı sonucunu çıkarmakta hatalıydı. Avrupa Mahkemesi’nin kararı, iç hukuk yargılamalarına karşı bağışıklık konusuyla tamamen ilgisizdi: Mahkeme gerçekte, Birleşmiş Milletler karşısında kişi bakımından yetkisiz olduğuna karar vermiştir.
132. Yüksek Mahkeme kararı başvurucuları “bir mahkemeye erişim”den tamamen yoksun bırakmıştır. Birleşmiş Milletler’e karşı haklarını ileri sürebilmelerini sağlayabilecekleri, iç hukuk mahkemelerine alternatif, hiçbir yol bulunmamaktadır. Waite ve Kennedy ve (yabancı Devletlerin egemen bağışıklığına ilişkin olarak) Fogarty - Birleşik Krallık [BD], no. 37112/97, ECHR 2001‑XI (alıntılar); Cudak - Litvanya [BD], no. 15869/02, ECHR 2010; Sabeh El Leil - Fransa [BD], no. 34869/05, 29 Haziran 2011 ve Wallishauser – Avusturya, no. 156/04, 17 Temmuz 2012 tarihli kararları da dâhil olmak üzere, bu tür bir yargısal alternatifin olmayışı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin verdiği kararlarda, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin 6. maddesi ile ilke olarak bağdaşmadığı saptanmıştır.
133. Yüksek Mahkeme, Birleşmiş Milletler’in taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümü için bazı sistemler oluşturmasını gerektiren Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme’nin VIII. maddesinin 29. bölümünü dikkate almamıştır. Yüksek Mahkeme böylece Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 32. maddesi anlamında “açıkça saçma veya mantıksız” bir sonuca ulaşmıştır. Bunun yerine, iç hukuk mahkemeleri ve Mahkeme’nin kendisi, Uluslararası Hukuk Komisyonu ve Uluslararası Hukuk Derneği gibi uluslararası organlar tarafından yapılan tavsiyelerin yanında, bir insan hakları anlaşması olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin özel niteliğini akılda tutmak zorundaydı.
134. Son olarak, Yüksek Mahkeme birbiriyle çatışan menfaatleri dengeleyememiştir. Birleşmiş Milletler’in iç hukuk yargılamalarından bağışıklığının hizmet ettiği menfaatler her ne olursa olsun, alternatif bir uyuşmazlık çözüm şekli bulunmuyorsa, mutlak bağışıklık kabul edilmemiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu örgütün bağışıklığını kaldırmaması söz konusu olduğunda, Hollanda mahkemeleri yine de başvurucuların iddialarının incelenmesi için zorlayıcı nedenlerin bulunduğunu saptamalıydılar.
(b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
i. Mahkeme önündeki davanın kapsamı
135. Başvurucular tarafından Hollanda’da açılan davalar Srebrenitsa katliamı ile bağlantılı olarak başlatılan ilk yargı süreci değildir. Srebrenitsa katliamı ile bağlantılı şikayetler, Sırp Cumhuriyeti aleyhine, Bosna Hersek’te yargı yetkisine sahip bir iç hukuk organı olan İnsan Hakları Dairesi’ne yapılmıştır; her ne kadar bu organ katliamın kendisini zaman bakımından inceleme yetkisine sahip değilse de, sonrasında katliam kurbanlarının hayatta kalan akrabalarının çektiği acıları haklı bulabilmekte ve bununla ilgili tazminata karar verebilmektedir ...
136. Mahkeme aynı zamanda Fransa, Hollanda ve Sırp Cumhuriyeti’nde, katliamı çevreleyen olayları az ya da kapsamlı olarak araştıran iç hukuk soruşturmalarının yürütüldüğünü not eder ... Böyle bir soruşturma Hollanda Hükümeti’nin istifasına yola açmıştır ...
137. Öte yandan, Srebrenitsa katliamı veya sonuçları bakımından, Birleşmiş Milletler veya Hollanda Devleti’ne ya da diğer bir tüzel ya da gerçek kişiye sorumluluk atfetme, mevcut davanın alanı içine giren bir konu değildir. Mahkeme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin ahlaki ya da yasal olarak Birleşmiş Milletler’in bağışıklığını kaldırma yükümlülüğü altında olup olmadığını değerlendirmek durumunda da değildir. Mahkeme sadece, Hollanda’nın Birleşmiş Milletler’e iç hukuk yargılamasından bağışıklık tanıyarak Sözleşme’nin 6. maddesinin güvence altına aldığı, bir “mahkemeye erişim” hakkını ihlal edip etmediğini karara bağlayacaktır.
138. Mahkeme ulusal mevzuat tarafından sağlanan erişimin derecesinin, demokratik bir toplumda hukuk devleti ilkesi dikkate alındığında, bireyin “bir mahkemeye erişim hakkı”nı güvence altına alacak yeterlilikte olması gerektiğini tekrarlar (bakınız Ashingdane - Birleşik Krallık, 28 Mayıs 1985, § 57, Series A no. 93; Bellet - Fransa, 4 Aralık 1995, § 36, Series A no. 333‑B ve F.E. - Fransa, 30 Ekim 1998, § 46, Reports of Judgments and Decisions 1998‑VII). Yargı bağışıklığının, özel ya da kamusal herhangi bir kişiye tanınmasının, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası tarafından güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkını etkilediği inkar edilemez (bakınız yukarıda 50. paragrafta belirtilen Sabeh el Leil).
ii. Uygulanabilir ilkeler
139. Mahkeme’nin içtihatları ile oluşturduğu ilkeler aşağıdaki gibidir:
(a) 6. maddenin 1. fıkrası, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili olarak herkesin herhangi bir iddiasını bir mahkeme ya da yargısal makama götürme hakkını güvence altına almaktadır. Bu şekilde, madde, mahkemeye erişim hakkını, yani medeni konularda mahkemelere dava açma hakkının bir yönünü oluşturan “mahkeme hakkı”nı kapsamaktadır (bakınız Golder - Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, Series A no. 18; aynı zamanda diğer bazı kararlar arasında bakınız Waite ve Kennedy [BD], no. 26083/94, § 50, ECHR 1999-I ve Beer ve Regan [BD], no. 28934/95, § 49, 18 Şubat 1999).
(b) Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası tarafından güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir, sınırlamalara tabi olabilir; bu sınırlamalara dolaylı olarak izin verilmektedir, çünkü niteliği itibariyle erişim hakkı Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirir. Bu açıdan, her ne kadar Sözleşme’nin gereklerine uyulması bakımından nihai kararı vermek Mahkeme’nin elindeyse de, Sözleşen Devletler belli bir takdir marjından yararlanır. Yapılan sınırlamaların, bireye tanınan erişim hakkını, hakkın özünü zedeleyecek biçimde veya derecede sınırlamaması veya zayıflatmaması sağlanmalıdır. Bundan başka, bir sınırlama, meşru bir amaç izlemiyorsa ve kullanılan araçla ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmuyorsa, 6. maddenin 1. fıkrası ile bağdaşmaz olacaktır (diğer birçok karar arasında bakınız yukarıda 59. paragrafta belirtilen Waite ve Kennedy).
(c) Uluslararası örgütlere imtiyazlar ve bağışıklıklar verilmesi bu örgütlerin bireysel devletlerin tek taraflı müdahalesinden uzak, uygun şekilde çalışmasını sağlamak bakımından temel bir yöntemdir. Yargı bağışıklığının, Devletler tarafından uluslararası örgütlerin kurucu belgeleri veya ek anlaşmalarla bu örgütlere yaygın bir şekilde verilmesi, bu örgütlerin iyi işlemesi menfaati için oluşturulmuş uzun süreli bir uygulamadır. Bu uygulamanın önemi, modern toplumun bütün alanlarında uluslararası işbirliğinin genişletilmesi ve güçlendirilmesi eğilimiyle pekiştirilmiştir. Bu ardalan karşısında, uluslararası örgütlere tanınan iç hukuk yargılamasından bağışıklık meşru bir amaca sahiptir (bakınız özellikle yukarıda 63. paragrafta belirtilen Waite ve Kennedy).
(d) Devletler belli faaliyet alanlarında işbirliklerini sürdürmek veya güçlendirmek için uluslararası örgütler kurduklarında ve bu örgütlere belli yetkiler tanıdıklarında ve bağışıklık verdiklerinde, bu durumun temel hakların korunması bakımından sonuçları olabilir. Öte yandan, Sözleşen Devletler, bu tür tanımanın kapsadığı faaliyet alanı bakımından, Sözleşme altındaki sorumluluklarından bu yolla kurtulacaklarsa, bu durum Sözleşme’nin amaç ve kapsamı ile bağdaşmaz olacaktır. Sözleşme’nin teorik veya varsayımsal hakları değil; uygulanabilir ve etkili hakları koruma altına almayı amaçladığı hatırlanmalıdır. Bu, adil yargılanma hakkı ile demokratik bir toplumda sahip olduğu önemli yerden dolayı mahkemelere erişim hakkı bakımından özellikle doğrudur (bakınız yukarıda 67. paragrafta belirtilen Waite ve Kennedy). Eğer bir Devlet, Sözleşme’nin denetim organlarınca sınırlanmadan veya kontrol edilmeden bütün medeni dava çeşitleri bakımından mahkemelerinin yargı yetkisini kaldırabiliyorsa veya belli kategorideki kişilere kişisel sorumluluğa karşı bağışıklık veriyorsa –, bu durum demokratik bir toplumda hukuk devleti ile veya 6. maddenin 1. fıkrasının altını çizen temel ilke – yani, medeni iddiaların hüküm vermesi için bir yargıca sunulabilmesi gerektiği – ile bağdaşmaz olacaktır. (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız yukarıda 50. paragrafta belirtilen Sabeh el Leil).
(e) 6. madde dâhil, Sözleşme bir boşluk içinde yorumlanamaz. Mahkeme, Sözleşme’nin bir insan hakları anlaşması olarak özel niteliğini hatırda tutmalıdır ve aynı zamanda uluslararası hukukun ilgili kurallarını da dikkate almalıdır (aralarındaki farkları dikkate alarak diğer kararlar arasında bakınız Loizidou - Türkiye (esas), 18 Aralık 1996, § 43, Reports 1996-VI; yukarıda 55. paragrafta belirtilen Al-Adsani ve Nada - İsviçre [BD], no. 10593/08, § 169, ECHR 2012). Sözleşme, bir Devlete (Mahkeme’nin eklemesiyle: veya uluslararası bir örgüte) bağışıklık tanınmasına ilişkin kurallar dâhil, mümkün olduğunca bir parçasını oluşturduğu uluslararası hukukun diğer kurallarıyla uyumlu olarak yorumlanmalıdır (bakınız yukarıda 43. paragrafta belirtilen Loizidou; yukarıda 35. paragrafta belirtilen Fogarty; yukarıda 56. paragrafta belirtilen Cudak ve yukarıda 48. paragrafta belirtilen Sabeh el Leil).
(f) Yüksek Sözleşmeci Taraflarca alınan, Devlet bağışıklığına ilişkin uluslararası kamu hukukunun genel olarak kabul edilmiş kurallarını yansıtan tedbirlerin (Mahkeme’nin eklemesiyle: veya uluslararası örgütlerin bağışıklığı), 6. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen mahkemeye erişim hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği ilke olarak kabul edilemez. Nasıl ki bir mahkemeye erişim hakkı, bu maddede güvence altına alınan adil yargılamanın ayrılmaz bir parçası ise, erişim hakkına bazı sınırlamalar konulması da benzer şekilde ayrılmaz sayılmalıdır. Yabancı bir egemen Devlet ile ya da bir uluslararası örgütün bağışıklığı ile ilgili olduğuna bakılmaksızın, iç hukuk yargısına karşı bağışıklık doktrininin bir parçası olarak uluslar topluluğu tarafından genel olarak kabul edilen sınırlamalar bunun örneklerini oluşturur (bakınız yukarıda 36. paragrafta belirtilen Fogarty ve yukarıda 57. paragrafta belirtilen Cudak).
(g) Yeni uluslararası yükümlülükler getirilirken, Devletlerin önceki yükümlülüklerini askıya almadıkları varsayılır. Birbiriyle açıkça çelişen birkaç belgenin aynı anda uygulanabilir olduğu durumda, uluslararası içtihat hukuku ve doktrin bu belgelerin etkilerini koordine edecek ve aralarındaki herhangi bir zıtlığı önleyecek şekilde yorumlamak için çaba sarf edecektir. Bu nedenlerle iki farklı üstlenimin, bu üstlenimlerin mevcut hukuka tamamen uygun sonuç yaratması için, olabildiğince uyumlaştırılması gerekir (bakınız yukarıda belirtilen Nada, § 170).
iii. Yukarıdaki ilkelerin uygulanması
140. Başvurucuların argümanlarının üç yönü bulunmaktadır. Birincisi, uluslararası örgütler tarafından yararlanılan iç hukuk yargısından bağışıklığın, başvurucuların sunumlarına göre, işlevsel olan niteliğidir; burada, başvurucular, bu bağışıklığın, Devletler arasında Devletlerin egemen eşitliğine dayanan, yabancı Devletler tarafından yararlanılan egemen bağışıklıktan farklı olduğunu iddia etmektedirler. İkincisi, Srebrenitsa’da işlenen soykırım eyleminden kaynaklanan iddialarının niteliğidir ve başvuruculara göre, bu nitelik Birleşmiş Milletler’in yararlanabileceği herhangi bir bağışıklıktan daha üst seviyededir. Üçüncüsü, Birleşmiş Milletler’e karşı iddialarını incelemekle yetkili herhangi bir alternatif yargı merciinin yokluğudur. Mahkeme bu argümanların her birini sırasıyla inceleyecektir.
α. Birleşmiş Milletler tarafından yararlanılan bağışıklığın niteliği
141. Mahkeme, Birleşmiş Milletler’in bağışıklığının Devlet uygulamalarında ve uluslararası hukuk doktrinindeki çeşitli yorumlarını not eder. Örneğin, Brüksel Temyiz Mahkemesi, 15 Eylül 1969 tarihli kararında (Manderlier – Birleşmiş Milletler ve Belçika Devleti, Pasicrisie belge, 1969, II, sayfa 247, (1969) 69 International Law Reports 169), bağışıklığın mutlak olduğu anlamına gelen muhakemeyi kabul etmiştir. Bunun tersine, Askir - Boutros-Ghali, 933 F. Supp. 368 (1996) davasında, New York Bölge Mahkemesi, askeri operasyonların egemenlik tasarrufları olduğunu fiilen dikkate alarak, Birleşmiş Milletler’in bağışıklığına, yabancı bir egemen Devletin sınırlı bağışıklığıyla denk olacak şekilde yaklaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in “yardımcı organları” olarak görülen barış koruma operasyonlarına ilişkin olarak, Birleşmiş Milletler Sekreterliği sorumluluk bakımından işlevsel “komuta ve kontrol” testini uygulamaktadır, fakat örgütün yerel mahkemelerde bağışıklıktan yararlandığını savunmaktadır (“Birleşmiş Milletler Koruma Gücünün, Birleşmiş Milletler’in Hırvatistan’da Güven Tazeleme Operasyonu’nun, Birleşmiş Milletler Önleyici Konuşlandırma Gücü’nün ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü merkez karargahının Finansmanı” başlıklı Birleşmiş Miller Genel Sekreteri Raporu ve “Birleşmiş Milletler barış koruma operasyonlarının finansmanın idari ve bütçesel yönü: Birleşmiş Milletler barış koruma operasyonlarının finansmanı”, UN Doc A/51/389, paragraf 7 ve 17; “Uluslararası örgütlerin sorumluluğu: uluslararası örgütlerden alınan yorum ve gözlemler”, UN Doc A/CN.4/637/Add.1). Bu arada, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun Uluslararası Örgütlerin Sorumluluğuna Dair Taslak Maddeleri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na “halel getirmemektedir” (Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun altmış üçüncü oturumu, UN Doc A/66/10, oturum için bakınız Yearbook of the International Law Commission (Uluslararası Hukuk Komisyonu Yıllığı), 2011, Cilt II, Sayı İki; bakınız Taslak Madde 67).
142. Bilimsel görüşlere göre, uluslararası örgütler iç hukuk yargılamasına karşı bağışıklıktan yararlanmaya devam edecektir. Uluslararası Hukuk Derneği uluslararası örgütlerin iç hukuk yargılamasına karşı bağışıklığını, “Devlet olmayan davacıların açacakları haksızlığın telafisi davalarına kesin engel” olarak tanımlamaktadır (Uluslararası Hukuk Derneği, Berlin’de yapılan Yirmi Yedinci Konferans Raporu, 16-21 Ağustos 2004 , sayfa 164 ve devamı, sayfa 209). Bu aynı zamanda Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün görüşüdür (“Uluslararası Örgütlerin Üçüncü Kişilere Karşı Yükümlülüklerini Yerine Getirmemelerinin Üye Devletler Bakımından Hukuki Sonuçları”, Lizbon Oturumu, 1995, Annuaire de l’Institut de droit international 66-I, sayfa 251 ve devamı). Uluslararası Hukuk Derneği, olması gereken hukuk bakımından, bireylerin uluslararası örgütlere karşı giderim talep etmelerine izin verecek başvuru yollarının, halihazırda oluşturulmamışsa, yaratılması gerektiğini; daha da ileri giderek bir uluslararası uyuşmazlık çözüm organına doğrudan erişimin bulunmaması durumunda, iç hukuk mahkemeleri için bir rol öngörülebileceği fikrinin ileri sürülebileceğini düşünmektedir (loc. cit., sayfa 228).
143. Mahkeme kendi açısından, BM Antlaşması ile diğer uluslararası belgelerin hükümlerinin anlamını kesin bir şekilde tanımlamaya çalışmanın kendi görevi olmadığını tekrarlar. Yine de dava dosyasındaki şüpheli konular bakımından bu tip belgelerde makul bir temel olup olmadığını incelemelidir (bakınız yukarıda 122. paragrafta belirtilen Behrami ve Behrami - Fransa ve Saramati - Fransa, Almanya ve Norveç).
144. Bundan başka, yukarıda belirtildiği üzere (bakınız paragraf 139 (e)), Sözleşme uluslararası hukukun parçasını oluşturmaktadır. Her ne kadar bir insan hakları anlaşması olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin özel niteliğini akılda tutmaya devam etmesine karşın, Mahkeme sonuç olarak Devletin sorumluluğunu uluslararası hukukun geçerli ilkeleri ile uygun ve uyumlu olarak belirlemelidir. Böylelikle, Birleşmiş Milletler Antlaşması, Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nden sonra yapılmış olmasına ve bu nedenle doğrudan uygulanabilir olmamasına karşın (bakınız Viyana Sözleşmesi’nin 4. maddesi), Mahkeme 23 Mayıs 1969 tarihli Antlaşmalar Hukukuna Dair Viyana Sözleşmesi’nin önceden var olan uluslararası hukuku kodifiye eden hükümlerini, ve özellikle 31. maddenin 3 (c) fıkrasını dikkate almak durumundadır (bakınız yukarıda 29. paragrafta belirtilen Golder; daha yeni kararlar bakımından aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız aynı zamanda yukarıda 50. paragrafta belirtilen Al‑Adsani, yukarıda 122. paragrafta belirtilen Behrami ve Behrami - Fransa ile Saramati - Fransa, Almanya ve Norveç ve yukarıda 56. paragrafta belirtilen Cudak).
145. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 103. maddesi, Birleşmiş Milletler üyelerinin bir çatışma durumunda, Antlaşma kapsamındaki yükümlülüklerinin diğer uluslararası anlaşmalarda bulunan yükümlülüklerine üstün olacağını düzenlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin yorumu ile ilgili olarak 103. maddenin ve Güvenlik Konseyi’nin Birleşmiş Milletler Antlaşması kapsamındaki yetkilerini kullanmasından kaynaklanan yükümlülüklerin sonucu bakımından, kendi görüşünü açıklama fırsatına sahip olmuştur (bakınız Al-Jedda - Birleşik Krallık [BD], no. 27021/08, § 102, ECHR 2011):
“... Mahkeme Birleşmiş Milletler’in kuruluş amacını dikkate almalıdır. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 1. maddesinin 1. bendinde düzenlenen uluslararası barış ve güvenliği koruma amacının yanında, üçüncü bent Birleşmiş Milletler’in ‘insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygının geliştirilip güçlendirilmesinde ... uluslararası işbirliğini sağlamak” için de kurulduğunu düzenlemektedir. Antlaşma’nın 24(2) maddesi Güvenlik Konseyi’nin, birinci sorumluluğu olan uluslararası barış ve güvenliği koruma görevlerini yerine getirirken, ‘Birleşmiş Milletler’in Amaç ve İlkelerine uygun olarak hareket etmesini’ gerektirmektedir. Bu ardalan karşısında, Mahkeme Konsey’in kararlarını yorumlarken, Güvenlik Konseyi’nin Üye Devletlere insan haklarının temel ilkelerini çiğneyecekleri herhangi bir yükümlülük getirme amacı gütmeyeceği varsayımının bulunduğunu düşünmektedir. Güvenlik Konseyi Kararı bakımından bir belirsizlik olması halinde, Mahkeme haliyle Sözleşme’nin gerekleri ile en uyumlu ve yükümlülüklerin çatışmasından kaçınacak yorumu seçmelidir. Birleşmiş Milletler’in insan haklarına saygının desteklenmesi ve özendirilmesindeki önemli rolü göz önüne alınacak olursa, Güvenlik Konseyi’nin, Devletlerin uluslararası insan hakları hukukundan kaynaklanan yükümlülükleri ile çatışan belli tedbirler almasını planlaması halinde, açık ve kesin bir dilin kullanılması beklenir.”
Yukarıda belirtilen Nada kararının 172. paragrafında doğruluğu teyit edildiği üzere, burada açıklanan karine kesindir.
146. Mahkeme artık Hollanda mahkemeleri tarafından Birleşmiş Milletler’e tanınan bağışıklığı incelemeye geçebilir.
147. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 105. maddesi, Birleşmiş Milletler’in “üyelerinin her birinin topraklarında amaçlarına ulaşmak için gerekli ayrıcalık, bağışıklık ve dokunulmazlıktan yararlanır” hükmünü düzenlemektedir.
148. Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme’nin II. maddesinin 2. bölümü, Birleşmiş Milletler’in “açıkça vazgeçtiği özel haller istisna olmak üzere, her çeşit adli bağışıklıktan faydalanırlar” hükmü ile konuyu daha fazla ele almaktadır
149. Uluslararası örgütlerin iç hukuk yargılamasından bağışıklığı sorusunu içeren Mahkeme’nin baktığı önceki davalar, şimdiye kadar, örgüt ve örgütün personelleri arasındaki anlaşmazlıklar ile ilgili olmuştur (bakınız her ikisi de yukarıda belirtilen Waite ve Kennedy ve Beer ve Regan; aynı zamanda bakınız Lopez Cifuentes - İspanya (karar), no. 18754/06, 7 Temmuz 2009).
150. Çok sayıda diğer davada, Mahkeme’den uluslararası örgütlere üyelikleri (bakınız Boivin - Fransa ve 33 diğer Devlet (karar), no. 73250/01, ECHR 2008; Connolly – Avrupa Konseyi Üyesi 15 Devlet (karar), no. 73274/01, 9 Aralık 2009; Gasparini - İtalya ve Belçika (karar), no. 10750/03, 12 Mayıs 2009; Beygo - Avrupa Konseyi Üyesi 46 Devlet (karar), no. 36099/06, 16 Haziran 2009; Rambus Inc. - Almanya (karar), no. 40382/04, 16 Haziran 2009 ve Lechouritou ve Diğerleri - Almanya ve Avrupa Birliği Üyesi Diğer 26 Devlet (karar), no. 37937/07, 3 Nisan 2012) veya böyle bir örgütün veya bu örgüt tarafından kurulan idari veya yargısal bir organın ev sahibi Devleti olma durumu (özellikle bakınız Berić ve Diğerleri - Bosna Hersek (karar), no. 36357/04, 36360/04, 38346/04, 41705/04, 45190/04, 45578/04, 45579/04, 45580/04, 91/05, 97/05, 100/05, 101/05, 1121/05, 1123/05, 1125/05, 1129/05, 1132/05, 1133/05, 1169/05, 1172/05, 1175/05, 1177/05, 1180/05, 1185/05, 20793/05 ve 25496/05, 16 Ekim 2007; Galić - Hollanda (karar), no. 22617/07, ECHR 2009; Blagojević - Hollanda, no. 49032/07, 9 Haziran 2009; ve Djokaba Lambi Longa - Hollanda (karar), no. 33917/12, ECHR 2012) nedeniyle bu örgütlerin eylemlerinden kaynaklanan sorumluluğun Sözleşme’ye taraf Devletlere yüklenmesi istenmiştir.
151. Ek olarak, Mahkeme’den, Sözleşmeci Devletlerin uluslararası örgütlere üyelikleri sonucu gerçekleştirdikleri eylemlerin incelemesi istenmiştir. Bu bağlamda, temel haklar en azından Sözleşme’nin sağladığı korumaya eş değer kabul edilebilecek bir şekilde korunduğu sürece, Mahkeme, Avrupa Birliği üyeliğinden kaynaklanan hukuki yükümlülüklere uymak için gerçekleştirilen Devlet eylemlerinin Sözleşme’nin gereklerine de uygun olacağının varsayılacağını ifade etmiştir (bakınız özellikle Boğaziçi Hava Yolları Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi - İrlanda [BD], no. 45036/98, § 156, ECHR 2005‑VI ve Cooperatieve Producentenorganisatie van de Nederlandse Kokkelvisserij U.A. - Hollanda (karar), no. 13645/05, ECHR 2009).
152. Mevcut dava yukarıda belirtilen davaların hepsinden farklıdır. Kökeninde, başvurucular ile Birleşmiş Milletler arasında Güvenlik Konseyi’nin Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII Bölümü çerçevesindeki yetkilerini kullanımına dayanan bir itilaf vardır.
153. Güvenlik Konseyi kararları gibi, Birleşmiş Milletler’in işleyişini düzenleyen Birleşmiş Milletler Antlaşması ve diğer belgeler, Mahkeme tarafından Devletlerin uluslararası insan hakları hukuku çerçevesindeki yükümlülükleri ile olabildiğince uyumlu biçimde yorumlanacaktır.
154. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII. Bölümü kapsamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile belirlenen operasyonlar, Birleşmiş Milletler’in uluslararası barış ve güvenliğin korunması misyonu bakımından önemli olduğu için, Mahkeme, Sözleşme’nin Birleşmiş Milletler’in onayı olmadan Güvenlik Konseyi’nin eylem ve ihmallerinin iç hukuk yargısı konusu olacak şekilde yorumlanamayacağını saptar. Bu operasyonları iç hukuk yargısı alanına sokmak, mahkemeleri aracılığıyla operasyonların etkili yürütülmesi de dâhil olmak üzere, bireysel Devletlerin Birleşmiş Milletler’in bu alandaki asli misyonunu yerine getirmesine müdahale etmesine izin vermek demektir (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız yukarıda 149. paragrafta belirtilen Behrami ve Behrami - Fransa ve Saramati - Fransa, Almanya ve Norveç).
155. Bundan başka, Mahkeme, İnsan Hakları Komisyonu Özel Raportörü’nün Adli İşlemlerden Bağışıklığına İlişkin Farklılıklar ile ilgili UAD’nın Danışma Görüşü’nü dikkate almak durumundadır: Danışma Görüşü, I.C.J. Reports 1999, s. 62 ve devamı, (29 Nisan 1999 tarihli Danışma Görüşü), paragraf 66; UAD’nın görüşüne göre:
“Son olarak, Mahkeme, adli işlemlere karşı bağışıklık sorusunun Birleşmiş Milletler veya resmi sıfatla hareket eden görevlileri tarafından yapılan eylemlerin sonucu olarak ortaya çıkan zararlardan dolayı tazminat konusundan farklı olduğuna işaret etmek ister.
Birleşmiş Milletler’in bu eylemlerden ortaya çıkan zarardan dolayı sorumluluğa katlanması gerekebilir. Öte yandan, [Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına Dair] Genel Sözleşme’nin VIII maddesinin 29. bölümünden açık olduğu üzere, Birleşmiş Milletler aleyhindeki herhangi bir iddia ulusal mahkemeler tarafından ele alınmayacak fakat 29. bölüme uygun olarak ‘Birleşmiş Milletler’in öngöreceği” uygun çözme şekillerine göre çözülecektir. ...”
β. Başvurucuların iddiasının niteliği
156. Başvurucular, ileri sürdükleri iddialarının Birleşmiş Milletler’in (ve Hollanda’nın) sorumlu olduğu soykırım eylemine dayanmasından ve soykırım yasağının bir emredici kural olmasından dolayı, Birleşmiş Milletleri koruyan bağışıklık örtüsünün kaldırılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
157. Mahkeme, Jorgić - Almanya (no. 74613/01, § 68, ECHR 2007‑III) davasında soykırım yasağının bir emredici kural olduğunu kabul etmiştir. Bu davada Mahkeme, Soykırım Sözleşmesi’ne dayanarak, Almanya’nın başvurucuyu yargılamak için yargı yetkisine sahip olduğunu ileri sürebileceğini saptamıştır (loc. cit., §§ 68-70).
158. Öte yandan, Jorgić davasının tersine, mevcut dava cezai sorumlulukla ilgili değil; iç hukuktaki hukuk yargılamasına karşı bağışıklıkla ilgilidir. Uluslararası hukuk, bir hukuki iddianın, sadece uluslararası hukukun bir kuralının, hatta bir emredici kuralının, özellikle ağır ihlali iddiasına dayandığı gerekçesiyle hukuk davasına karşı bağışıklığın üstünde olması gerektiği görüşünü desteklememektedir. Bu durum, yabancı Devletlerin egemen bağışıklığı bakımından, UAD tarafından Devletin Yargı Bağışıklıkları, (Almanya - İtalya: Yunanistan müdahil), 3 Şubat 2012 tarihli karar, §§ 81-97, davasında açıkça belirtilmiştir. Mahkeme’nin görüşüne göre, bu aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından yararlanılan bağışıklık bakımından da doğrudur.
159. AUD’nın İnsan Hakları Komisyonu Özel Raportörü’nün Adli İşlemlerden Bağışıklığına İlişkin Farklılıklar ile ilgili Danışma Görüşü’nün 61. paragrafında önerildiği üzere, Birleşmiş Milletler’in bir görevlisinin bağışıklığının değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte, – Yargı Bağışıklıkları davasındaki şüpheli eylemlerin aksine – mevcut davada nasıl hüküm verilirse verilsin, Birleşmiş Milletler’e isnat edilen konuların nihayetinde Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII. Bölümü gereğince hareket eden Güvenlik Konseyi kararlarından kaynaklanması ve bu nedenle uluslararası hukukta bir temele sahip olması nedeniyle, Mahkeme, Birleşmiş Milletler tarafından yararlanılan bağışıklık bakımından farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görmemektedir.
160. Başvurucular tarafından atıfta bulunulan, halen görevde olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin (Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Sözcü Yardımcısı Marie Okabe tarafından yapılan öğlen brifinginin özeti, BM Genel Merkezi, New York, Cuma, 8 Haziran 2007) ve EYUCM’nin eski Başkanı’nın (EYUCM Başkanı’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, 8 Ekim 2009) açıklamaları da, Mahkeme’nin aksi karara ulaşmasını sağlayamaz. Her iki açıklama, Srebrenitsa katliamından kurtulan akrabalara Devletlerin “adalet” sağlamasını teşvik etme anlamına gelse de, açıklamaların hiçbirinde Birleşmiş Milletler’in Hollanda iç hukukunda yargılanması çağrısı yapmamaktadır: BM Genel Sekreteri, suçluların yargılanması ve Srebrenitsa’ya kendi yaralarını sarması için yardım edilmesi; EYUCM Başkanı ise, bir şikayet komisyonu ya da tazminat fonu kurulması çağrısında bulunmaktadır.
γ. Alternatif yargı merciinin olmayışı
161. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ağır İhlalleri ve Uluslararası İnsancıl Hukukun Ciddi İhlallerinden Mağdur Olanlar için Giderim ve Tazmin Hakkına Dair Temel ve Rehber İlkeler (Karar A/RES/60/147, 16 Aralık 2005), “uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinden mağdur olanlar için giderim hakkının” çeşitli uluslararası belgelerde var olduğunu tekrarlamaktadır. Bu açıdan Rehber diğerleri arasında (Başlangıçta belirtilen) Sözleşme’nin 13. maddesine referans yapmaktadır. Bu ilkeler, uygun tedbirleri almaları ve gerekli prosedürleri oluşturmaları istenen Devletlere yöneltilmiştir. Öte yandan, bunu yaparak, mevcut uluslararası hukukta düzenlendiği gibi, adalete erişim hakkını beyan etmektedirler (özellikle bakınız paragraf VIII, “Adalete erişim” ve paragraf XII, “Askıya almama”).
162. UNPROFOR’un eylem ve ihmallerinden dolayı bireylerin Birleşmiş Milletler’e karşı giderim hakkını dayandırabileceği tek uluslararası belge, 48. maddesi ile bu amaçla bir tazminat komisyonu kurulmasını düzenleyen, 15 Mayıs 1993 tarihli Bosna Hersek’teki Birleşmiş Milletler Koruma Gücünün Statüsüne Dair Anlaşma’dır: 1722 United Nations Treaty Series (UNTS) 77. Öte yandan, bu hükmün gereğinin şimdiye kadar yerine getirilmediği görülmektedir.
163. Başvurucuların, – Beer ve Regan (yukarıda 58. paragrafta belirtilen) davasında olduğu gibi – Waite ve Kennedy (yukarıda 68. paragrafta belirtilen) davasında haklı olarak işaret ettikleri üzere, Mahkeme, bir uluslararası örgüte iç hukuk yargılamasından bağışıklık tanımanın Sözleşme kapsamında izin verilebilir olup olmadığını, başvurucuların Sözleşme kapsamındaki haklarını etkili biçimde korumak için kendilerine tanınan makul nitelikte alternatif yolların bulunup bulunmadığını saptarken, bunun “esaslı bir faktör” olduğu görüşündedir. Mevcut davada, bu tür alternatif yolların hem Hollanda iç hukukunda hem de Birleşmiş Milletler hukukunda mevcut olmadığı konusunda hiç şüphe yoktur.
164. Öte yandan, alternatif bir başvuru yolunun bulunmaması halinde, bağışık tanınmış olması, mahkemeye erişim hakkının kendiliğinden ihlal edilmesi sonucunu doğurmaz. Yabancı Devletlerin egemen bağışıklığı bakımından, UAD böyle bir kuralın varlığını açıkça reddetmiştir (Devletin Yargısal bağışıklıkları (Almanya - İtalya: Yunanistan müdahil), § 101). Uluslararası örgütler bakımından, Waite ve Kennedy ve Beer ve Regan davalarında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kararları da böyle mutlak terimlerle yorumlanamaz.
165. Öte yandan şu da var ki, Birleşmiş Milletler, şimdiye kadar, burada söz konusu olan uyuşmazlıklara uygun “anlaşma şekilleri” bakımından bir düzenleme yapmamıştır. Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme’nin VIII. Maddesinin 29. bölümünün mevcut davada bir uyuşmazlık çözme organının kurulmasını gerektirdiği şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağından bağımsız olarak, bu durum Hollanda’ya yüklenemez. Hollanda’nın devreye girmesini Sözleşme’nin 6. maddesi de gerektirmez: yukarıda işaret edildiği üzere, mevcut dava, Mahkeme’nin uluslararası örgütler tarafından yararlanılan iç hukuk yargısından bağışıklığı ele almak durumunda olduğu önceki davalardan esas olarak faklıdır ve başvurucuların iddialarının niteliği, Birleşmiş Milletler’e karşı kendi mahkemelerinde bir başvuru yolu öngörmesi bakımından Hollanda’yı mecbur kılmamaktadır.
δ. Hollanda Devleti aleyhindeki iddia ile ilişkilendirme
166. Başvurucular, Hollanda Devleti’nin Srebrenitsa katliamını önleyememenin sorumluluğunu tamamen Birleşmiş Milletler’e yüklemeye çalışmasından, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında şikayet etmişlerdir: Birleşmiş Milletler’e mutlak bağışıklık tanındığı düşünülürse, başvuruculara göre, bu, Devletin başvuruculara karşı sorumluluklarından bütünüyle kaçma teşebbüsü anlamına gelmektedir. Mahkeme bu şikayeti, 13. maddeden ziyade Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelemeyi uygun bulmaktadır.
167. Mahkeme, şu aşamada başvurucuların Hollanda Devleti aleyhindeki iddialarının mutlaka başarısız olduğunu saptayamaz. Lahey Temyiz Mahkemesi, Mustafić ve Nuhanović davalarında, Srebrenitsa katliamında ölen bireylerle bağlantılı olarak, Hollanda Hükümeti’nin ve bizzat Dutchbat’ın eylemlerinden kaynaklanan Devlet aleyhindeki iddiaları değerlendirmek bakımından en azından istekli olduğunu göstermiştir ... Mahkeme ayrıca her iki davada Devlet tarafından yapılan hukuki noktalara ilişkin temyizin hala devam ettiğini not eder ...
168. Her halükarda, başvurucuların iddialarının herhangi bir davalıya karşı üstün olması gerekip gerekmediği, iç hukuk mahkemeleri tarafından ilgili olguların saptanmasına ve maddi hukukun uygulanmasına bağlıdır. Fakat Yüksek Mahkeme’nin başvurucuların davasında ve Mustafić ve Nuhanović davalarında vereceği herhangi bir karara halel getirmeksizin, 6. maddenin 1. fıkrasının, Sözleşmeci Devletlerin maddi hukukunda, (medeni) “hak ve yükümlülüklerin” belli bir muhtevasını güvence altına almadığına işaret edilmelidir: Mahkeme, 6. maddenin 1. fıkrasını yorumlamak suretiyle ilgili Devlette hiçbir hukuki temeli olmayan bir maddi hak yaratamaz (örneğin bakınız, Z ve Diğerleri - Birleşik Krallık [BD], no. 29392/95, § 98, ECHR 2001‑V; Roche - Birleşik Krallık [BD], no. 32555/96, § 119, ECHR 2005‑X ve Boulois - Lüksemburg [BD], no. 37575/04, § 91, ECHR 2012).
ε. Sonuç
169. Yukarıdaki bulgular, Mahkeme’yi, mevcut davada Birleşmiş Milletler’e bağışıklık tanımanın meşru bir amaca hizmet ettiği ve orantısız olmadığı saptamasını yapmaya yöneltmektedir.
170. Buna göre, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaksızdır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
3. Yüksek Mahkeme’nin Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan ön karar alınmasına ilişkin ret kararı
171. Başvurucular Yüksek Mahkeme’nin çok kısa gerekçe ile Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan ön kararın alınması taleplerini reddetmesinden şikâyet etmişlerdir. Başvurucular, Birleşmiş Milletler’e verilen yargı bağışıklığı ile Avrupa Birliği hukukunda önemli bir yere sahip olan etkili yargısal koruma ilkesi arasındaki ilişki dair sorunun davayla çok yakından ilgili olduğunu ve Adalet Divanı tarafından daha önce hiç incelenmediğini ileri sürmüşlerdir; Yüksek Mahkeme bu nedenle konuya bu kadar ilgisizce yaklaşmamalıydı.
172. Mahkeme, bir davanın bir ulusal mahkeme tarafından ön karar alınması amacıyla başka bir ulusal veya uluslararası makama gönderilmesine sahip olma hakkı gibi herhangi bir hakkı Sözleşme’nin güvence altına almadığını hatırlatır (diğer kararlar arasında bakınız Coëme ve Diğerleri - Belçika, no. 32492/96, 32547/96, 32548/96, 33209/96 ve 33210/96, § 114, ECHR 2000‑VII; Ullens de Schooten ve Rezabek - Belçika, no. 3989/07 ve 38353/07, § 57, 20 Eylül 2011 ve Ferreira Santos Pardal - Portekiz (karar), no. 30123/10, 4 Eylül 2012). Öyle olsa bile, kararlarına karşı ulusal hukuk çerçevesinde hiçbir yargısal başvuru yolunun olmadığı bir mahkemenin veya yargı işlevi yerine getiren makamın, Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan ön karar alınması talebini reddetmesi halinde, ileri sürülen sorunu neden ilgisiz bulduğunun gerekçelerini, yani; söz konusu Topluluk düzenlemesinin halihazırda Adalet Divanı tarafından yorumlanmış olduğu veya topluluk hukukunun doğru uygulanmasının herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğu gibi, belirtmesi gereklidir (bakınız yukarıda 62. paragrafta belirtilen Ullens de Schooten ve Rezabek).
173. Mahkeme, mevcut davada Yüksek Mahkeme tarafından kullanılan kısa gerekçenin yeterli olduğunu saptar. Yüksek Mahkeme, Birleşmiş Milletler’in uluslararası hukuk çerçevesinde iç hukuk yargılamasına karşı bağışıklıktan yararlandığını halihazırda saptamasının ardından, Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan ön karar alınması talebinin gereksiz olduğu kanısına varma yetkisine sahiptir.
174. Daha genel olarak, 6. madde yargı işlevi kullanan makamların kararlarının dayandıkları gerekçeleri yeterli derecede belirtmelerini aramasına karşın, bu, ileri sürülen her talebin ayrıntılı bir şekilde cevaplandırılmasını gerektireceği anlamına gelmeyeceği gibi, Mahkeme’den de bir argümanın yeterince dikkate alınıp alınmadığını incelemesi veya yeterince gerekçelendirilmiş bir talebi reddetmesi istenemez. Bundan başka, temyiz mahkemesi bir itirazı reddederken, ilke olarak, yalnızca alt derece mahkemesinin kararındaki gerekçeleri teyit edebilir (diğer kararlar arasında bakınız Kok - Hollanda (karar), no. 43149/98, ECHR 2000-VI).
175. Sonuç olarak bu şikayet de açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
...
D. Mahkeme’nin kararı
Bu nedenlerle, Mahkeme, oybirliği ile
Başvuruları kabul edilemez ilan eder.
Marialena TsirliJosep Casadevall
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
[1]1. Sırplar, üyeleri, Sırbistan asıllı veya Bosna Hersek dahil, SFYC’yi oluşturan eski cumhuriyetlerinin yerlisi olan etnik bir gruptur. “Sırp” ifadesi (hem bir isim hem de bir sıfat olarak) normal olarak, vatandaşlığı ne olursa olsun etnik grubun üyelerine referans yapmak için kullanılır; normal olarak Sırbistan vatandaşlarına referans yapan “Sırbistanlı” ile karıştırılmamalıdır. Bu uygulama, orijinal belgedeki ifadelerin korunarak alıntılandığı Mahkeme tarafından hazırlanmamış belgeler haricinde, mevcut kararda da benimsenmiştir.
[2]2. Bakınız, Birleşmiş Milletler Zorla ya da Gönülsüz Kayıplar Çalışma Grubu’nun Bosna Hersek ziyaretine dair 21 Haziran 2010 tarihli Basın Açıklaması.
[3] Örneğin bakınız, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa Konseyi Üye Devletleri’nin Taahhüt ve Yükümlülüklerini Yerine Getirmesine Dair Komisyon (Denetim Komisyonu), Doc. 10200, 4 Haziran 2004 (Bosna Hersek’in taahhüt ve yükümlülüklerini yerine getirmesi): “Temmuz 1995’de Srebrenitsa kasabasında ve çevresindeki BM güvenli bölgesinde meydana gelen Srebrenitsa katliamı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana işlenen en kötü mezalimlerden birisidir: 7000 civarında Boşnak erkek çocuk ve adam, Sırbistan [aynen] güçleri tarafından infaz edilmiştir ve vücutları toplu mezarların içine atılmıştır.” (§ 33)
Full & Egal Universal Law Academy