AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 37930/09
Abdulbari TAMUÇU ve diğerleri / Türkiye
24 Ocak 2017 tarihinde,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
ValeriuGriţco,
StéphanieMourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), Daire olarak toplanarak 24 Haziran 2009 tarihinde yapılan başvuruya ve davalı Hükümet ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşlere ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Ekte isimleri yer alan başvuranlar, T.C. vatandaşı olup Çatak’ da (Van) ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, 3 Temmuz 2008 tarihinde hayatını kaybeden Heybet Tamuçu ve Atilla Tamuçu’nun yakınlarıdırlar.
2. İlgililer, Mahkeme önünde, Van Barosuna bağlı olan Avukat M. Timur tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranların Yakınlarının Hayatını Kaybetmesi
4. Heybet Tamuçu, sekiz yaşındaki oğlu Atilla Tamuçu ve on sekiz yaşındaki kızı BesnaTamuçu, 3 Temmuz 2008 tarihinde, hayvanlarına ot toplamak amacıyla terkedilen Övecik Köyündeki bir alana gitmişlerdir. Ancak Atilla Tamuçu bir cisim farketmiş ve bu cisim ellerinde patlamıştır. Atilla ve annesi Heybet Tamuçu, patlamayla hayatlarını kaybetmiş BesnaTamuçu ise hafif bir şekilde yaralanmıştır.
2. Ceza Soruşturması
5. Aynı gün, 3 Temmuz 2008 tarihinde, Çatak Cumhuriyet savcısı ceza soruşturması başlatmıştır. 3 Temmuz 2008 tarihinde düzenlenen tutanağa göre, patlama yerinden üç kilometre ilerisinde bulunan Çatak Jandarma Karakolunda görevli jandarmalar,müteveffaların ambülans ile Çatak Devlet Hastanesine sevk edilirken saat 17.10’da olay yerine intikal etmişlerdir. Jandarmalar tarafından olay yeri fotoğrafları çekilmiş, kameraya alınmış ve krokisi düzenlemişlerdir. Patlayıcının parçaları tespit edilmiş ve diğer ipuçları toplanmıştır. Jandarmalar, patlayıcının PKK terör örgütü üyeleri tarafından bir tuzak olarak kullanılabileceği veya aksine PKK üyelerine karşı güvenlik güçleri tarafından açılan bir obüs söz konusu olabileceği kanaatindedirler.
6. Cumhuriyet savcısının katılımıyla aynı gün müteveffaların bedeninde yapılan incelemede, Heybet Tamuçu’nun yaraları nedeniyle kalbinin durmasına yol açan bir kanamayla ve Atilla Tamuçu’nun çeşitli hayati organlarının zarar görmesi nedeniyle hayatlarını kaybettikleri doğrulanmıştır. Doktor, klasik bir otopsinin yapılmasının gerekmediği sonucuna varmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı, 4 Temmuz 2008 tarihinde, A.T.’yi dinlemiştir. A.T., evinde bulunduğu sırada bir patlama duyduğunu Heybet Tamuçu’ nun erkek kardeşi H.O. nun olay yerine gittiğini belirtmiştir.
8. 4 Ağustos 2008 tarihli Van İl Jandarma komutanlığı Kriminal Laboratuvarı bilirkişi raporunda, kapsülün üzerinde "KF MKE-163 M34 95-97" yazısı bulunan 81 mm kalibrelik havan topu mermisi söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Raporda, obüsün MKE[1](Makine Kimya Endüstrisi) tarafından üretildiği sonucuna varılmıştır.
9. Cumhuriyet savcısı, 8 Eylül 2008 tarihinde, Besna Tamuçu’nun ifadesini almıştır. Besna Tamuçu, annesinin, erkek kardeşinin ve kendisinin yem (ot) toplamak için bir alanda bulunduklarını dile getirmiştir. Besna Tamuçu, erkek kardeşinin ucu sivri olan yirmi santimetrelik bir cismi elinde tuttuğunu görmüştür. Besna Tamuçu, bomba olduğunu düşünerek erkek kardeşinden söz konusu cismi elinden atmasını istemiş ancak bunu der dermez bomba infilak etmiştir. On metrelik mesafede bulunan erkek kardeşi ve annesi hayatlarını kaybetmişlerdir. Besna Tamuçu ise karnından yaralanmıştır. Besna Tamuçu, söz konusu bölgede başka hiç kimse görmemiştir.
10. Başvuranlar tarafından açılabilecek her türlü tazminat davası açma hakkı saklı tutulmak üzere, Cumhuriyet savcısı 8 Ekim 2008 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, 4 Ağustos 2008 tarihli bilirkişi raporuna atıfta bulunarak, kararını şu şekilde desteklemiştir. Olay, uzun süredir terör eylemlerine maruz kalan bir bölgede meydana gelmiştir. Söz konusu eylemler nedeniyle, Övecek Köyü terk edilmiştir. PKK terör örgütü üyelerine karşı Büyükağaç Jandarma Komutanlığı tarafından kullanılan söz konusu obüs, kullanımı sırasında infilak etmemiştir. Obüsün hangi tarihte ve çatışmada kullanıldığının belirlenmesi mümkün olmamıştır. İhtilaf konusu olay sırasında, müteveffaların fiziksel bütünlüğüne zarar verme niyetinde olunmamıştır. Öte yandan söz konusu atış sırasında terör örgütü üyelerine karşı kullanılan obüslerin infilak edip-etmediğinin denetlenmesi,bu bağlamda askerlerin hayatına aşırı bir tehlike teşkil etmesi sebebiyle bir düzenlemenin yapılması mümkün olmamıştır.
11. Başvuranlar, 7 Kasım 2008 tarihinde, ihtilaf konusu patlayıcının infilak etmesi nedeniyle ihmal ve görevi kötüye kullanma suçundan sorumlu bulunan rütbelilere karşı ceza soruşturmasının başlatılmasını talep ederek Erciş Ağır Ceza Mahkemesi önünde söz konusu karara itirazda bulunmuşlardır.
12. Erciş Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ocak 2009 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
3. 5233 Sayılı Kanun ile Düzenlenen Bölgedeki Tazminat Komisyonuna Başvurulması
13. Bu arada başvuranlar, 1 Ağustos 2008 tarihinde, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanmasına ilişkin 27 Temmuz 2004 tarihli ve5233 sayılı Kanunu ele alarak Van Valiliği nezdinde düzenlenen zararlara ilişkin Tazminat Komisyonuna ("Tazminat Komisyonu") başvurmuşlardır. Başvuranlar, yakınlarının hayatlarını kaybetmesi nedeniyle manevi ve maddi zarar için tazminat talebinde bulunmuşlardır.
14. Tazminat Komisyonu, 8 Ocak 2009 tarihinde, başvuranlara 37.453,50 Türk Lirası (TRY - yaklaşık 17.835 avro (EUR)) ödenmesine karar vermiştir.
15. Uygun görülen tazminatın ödenmesi amacıyla, sulhnamenin2 Nisan 2009 tarihinde imzalanmasına davet edilen başvuranlar, söz konusu sulh nameyi imzalamamışladır.
4. İçişleri Bakanlığı Hakkında Tazminat Davası
16. Bu arada, 30 Ağustos 2008 tarihinde, müteveffaların gerek babası ve eşi olarak kendi adına gerekse çocukları(Edibe, Elif, Besna ve Mehmet Şefik) adına hareket ederek Abdulbari Tamuçu ve Cemile Ava (Tamuçu), Ayşe İnan (Tamuçu olarak doğan), Azime Tomay (Tamuçu olarak doğan), Yüksel Tamuçu, Songül Tamuçu ve Mithat Tamuçu yakınlarının hayatını kaybetmesi nedeniyle İçişleri Bakanlığından tazminat talebinde bulunmuşlardır.
17. İçişleri Bakanlığı talebine cevaben, 26 Eylül 2008 tarihinde, Van Jandarma Komutanlığı aşağıdaki bilgileri sunmuştur. Söz konusu patlayıcı, kendi komutasındaki silah envanterinde kayıtlı görünmemektedir. Övecek Köyünün sakinleri, terör eylemleri nedeniyle 1993 tarihinde köyü terk etmişlerdir. Köy, terk edilmişti ancak bazı vatandaşlar tarımsal işler için gün içerisinde çobanlar ise konaklamak için gece gelmekteydiler. Van komutanlığı birimleri, söz konusu köyde veya çevresinde askeri operasyon yürütmemektedir. Kato Dağının 6 km uzağında bulunan köy, PKK terör örgütü üyeleri için bir sığınak olarak hizmet vermeye elverişlidir. Söz konusu komutanlık, söz konusu köye ve çevresine gidebilecek köy korucularına veya güvenlik güçlerine yönelik terör örgütü üyeleri tarafından yapılan bir tuzağın söz konusu olabileceğini değerlendirmektedir.
18. Bakanlık, öngörülen sürede talebe karşılık vermemiştir.
19. Yukarıda belirtilen başvuranlar, 8 Ekim 2008 tarihinde, Van İdare Mahkemesi önünde İçişleri Bakanlığı hakkında tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar taleplerinde, Cumhuriyet savcısının 8 Ekim 2008 tarihli kararında geliştirdiği gerekçelere atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar, davalı Devletin vatandaşlarının güvenliğini sağlamadığını ve davalı Devletin sorumluluğunun maruz kalınan zararlar nedeniyle, "sosyal risk" olarak bilinen ilke uyarınca yükümlü olduğunu iddia etmişlerdir. Söz konusu zararlar şu şekildedir:
–yaşamını yitiren iki mağdurun hayatını kaybetmesi nedeniyle; gerek eş ve baba olarak Abdulbari Tamuçu ve çocuklarının her biri (Edibe, Elif, Besna ve Mehmet Şefik) tarafından yapılan başvuru.
– oluşan yaralar nedeniyle Besna Tamuçu tarafından yapılan başvuru.
20. Besna Tamuçu, 30 Ekim 2009 tarihinde, diğer başvuranlarla birlikte erkek kardeşinin ve üvey annesinin hayatını kaybetmesinden şikâyet etmesiyle sınırlı kalarak yaralarına ilişkin kendi taleplerinden vazgeçmiştir.
21. İdare Mahkemesi, 22 Nisan 2010 tarihli kararla başvuranların yaptığı başvuruları kabul etmiştir. Söz konusu mahkeme gerekçelerinde şunları belirtmiştir:
– söz konusu patlayıcının askeri bir bölge olmayan bir alanda infilak etmediğini aksine söz konusu durumda çevre sakinleri tarafından sürekli kullanılan bir alan olduğuna ilişkin Çatak Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen ceza soruşturmasının tespitlerine atıfta bulunarak,
– Atilla Tamuçu ve Heybet Tamuçu’ nun hayatını kaybetmesine yol açan patlayıcının, idarenin faaliyet, eylem ve kararlardan meydana gelen her türlü zararı karşılamakla yükümlü olduğu öngörülen Anayasa’nın 125. maddesine dayanarak Devletin sorumlu tutulması gerektiğini değerlendirerek; İdarenin kamu hizmetinin yerine getirilmesinden ve işlemlerdeki her türlü aksaklıklardan ve kullanan kişiyi zarara uğratan hizmetin düzgün bir şekilde yapılmamasından veya eksik yapılması ya da gecikmeli olarak yapılmasından sorumlu olduğuna karar vermiştir. Bu tür bir durumda, idarenin söz konusu hizmetten sorumlu tutulduğu hukuki sorumluluğu bulunmakta ve bu duruma ilişkin olarak idare her türlü zararı karşılamakla yükümlüdür. Olaylar, askeri bölge olmayan bir alanda meydana gelmiş ve henüz infilak etmeyen ihtilaf konusu patlayıcı halk tarafından sürekli olarak kullanılan bir alanda bulunmuştur. Ölüm ve yaralanmalar, ihtilaf konusu patlama sonrası meydana gelmiştir. Devletin, vatandaşlarını korumak için güvenlik hizmetini yerine getirmesinde sorumluluğu bulunmuştur. İdare Mahkemesi, idareye düşen güvenlik hizmetinin düzgün bir şekilde yerine getirmediğinden halka yönelik hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak İdare Mahkemesi, başvuranlara müştereken maddi tazminat olarak 46.790.62 TRY (yani 23.624 avro) manevi tazminat olarak ise 30 Ağustos 2008 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte82.000 TRY (yani 41.624 avro) ödenmesine karar vermiştir.
22. İdare Mahkemesi kararının uygulanması çerçevesinde,3 Ağustos 2010 tarihinde, başvuranlara 187.078.37 TRY (yani 95.448 avro) ödenmiştir.
23. Danıştay, 27 Ekim 2014 tarihli bir kararla, ödenen tazminat miktarlarının yetersiz olduğuna ilişkin başvuranların talebini reddetmiş ve İdare Mahkemesinin karanını onaylamıştır.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
24. Somut olayda aşağıda belirtilen Anayasa’nın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkralarının ilgili kısımları şu şekildedir:
"1. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (...)
7. İdare, kendi eylem ve işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
ŞİKÂYETLER
25. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, davalı Devletin Heybet ve Atilla Tamuçu’ nun yaşam hakkını korumak için pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesi alanında, mağdurları kurtarmak için ilk yardımların yeterince hızlı bir şekilde yapılmadığını iddia etmektedirler.
26. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri açısından, savcılığın, sorumluların kimliklerinin belirlenmesi ve MKE tarafından üretilen patlayıcının kullanılmasındaki olası eksiklerin tespit edilmesi amacıyla araştırma yapmadığını iddia ederek etkin bir soruşturma yürütmediğinden itiraz etmektedirler.
27. Sonuç olarak başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, müteveffaların Kürt asıllı olmalarına dayanarak ayrımcılıktan şikâyet etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
28. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2,3,6 ve 13. maddelerini ileri sürdükleri şikâyetlerinin, özellikle iki sınıfa ayrıldığını dikkate almaktadır.
– Bir yandan başvuranlar, davalı Devletin patlama riskine karşı mağdurları korumadığı gerekçesiyle, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve ilk yardımların mağdurları kurtarmak için yeterince hızlı yapılmadığını iddia etmektedirler;
– Diğer yandan başvuranlar, ihtilaf konusu patlayıcının kullanımında sorumluların kimliklerinin ve olası eksikliklerin belirlenmediğinden Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı kanaatine varmaktadırlar.
29. Olay ve olguların hukukî nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, şikâyetlerin dile getiriliş şeklini dikkate alarak (Bouyid/Belçika [GBD], No. 23380/09, § 55, AİHM 2015), söz konusu şikâyetlerin, ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır (...)."
30. Hükümet, başvuranların iddialarını kabul etmemektedir.
1. Hükümet Tarafından İleri Sürülen Kabul Edilebilirlik İtirazları Hakkında
31. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası gereğince iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Hükümet, Van İdare Mahkemesi önünde açılan tazminat davasının başvuranların 24 Haziran 2009 tarihinde Strazburg’ da başvuruda bulundukları sırada Danıştay önünde derdest olduğunu değerlendirmektedir.
32. Başvuranlar, Hükümetin itirazını kabul etmemektedirler.
33. Öte yandan Hükümet, Sözleşme’nin 34. maddesi gereğince başvuranların mağdur sıfatlarının bulunmadığına ilişkin itirazını ileri sürmektedir.
34. Başvuranlar söz konusu itirazı da kabul etmemektedirler.
35. Sonuç olarak Hükümet, başvurunun usule uygun olmayan niteliğine ilişkin itirazı öne sürmektedir. Hükümet, 24 Haziran 2009 tarihinde Mahkemeye başvuran başvuranların, yakınlarının hayatlarını kaybetmesi nedeniyle Devlet tarafından kendilerine sonradan ödenen tazminatlardan ve 3 Ağustos 2010 tarihinde kendilerine aktarılan tazminatlardan kendisini haberdar etmediklerini değerlendirmektedir.
36. Öte yandan başvuranlar, söz konusu itirazı kabul etmemektedirler. Başvuranlar, idare mahkemeleri önünde meydana gelen son gelişmelerle ilgili olarak 7 Mayıs 2010 tarihli bir yazıyla Mahkemeyi bilgilendiklerini belirtmektedirler.
37. Özellikle Mahkeme, bu itirazların patlama riskine karşı iddia edilen desteğin bulunmadığına dayanarak şikâyetin kabul edilebilirliğinin söz konusu olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme, söz konusu şikâyetin incelenmesi çerçevesinde, bu şikâyetlerin ikincisini hatırlatmıştır (yukarıda 38.-49. paragraflar). Bir yandan ilk yardımın hızlı bir şekilde yapılmasında iddia edilen ihmale, diğer yandan sözde etkin bir soruşturmanın yapılmamasına ilişkin şikâyetlerin her halükarda, mevcut durumda açıkça dayanaktan yoksun olduğu gibi diğer bir kabul edilemezlik gerekçesinden ötürü reddedilmesi gerekmesi ve aşağıda yer alan nedenler sebebiyle Hükümet tarafından ileri sürülen itirazların incelenmesi gerekmemektedir (yukarıda 50.-53. ve 58.-71. paragraflar).
2. Sözleşme’nin 2. Maddesinin Esas Yönü Hakkında
a) Patlama Riskine Karşı İddia Edilen Korumanın Bulunmaması Hakkında
38. Hükümet, idare mahkemelerinin başvuranlara 3 Ağustos 2010 tarihinde aktarılan tazminatların ödenmesine karar verdiğini savunmaktadır. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesinden mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri görüşündedir. Öte yandan Osman/Birleşik Krallık (28 Ekim 1998, Karar ve Hükümler Derlemesi1998‑VIII) davasında Mahkeme içtihadına ve somut olaya atıfta bulunarak, Hükümet söz konusu olayın mağdurlarının yaşamına yönelik tehditleri önlemek için bütün tedbirlerin alındığını belirtmektedir. Hükümet, yetkili ulusal makamların ise hemen tehditlerle meydana gelen risklerden bilgi edindiklerini dile getirmektedir.
39. Öncelikle başvuranlar, davalı Devletin patlama riskine karşı Heybet ve Atilla Tamuçu’ nun yaşam hakkını korumak için pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia etmektedirler. Bu bağlamda Mahkeme, dosyaya eklenen belgelerden özellikle Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan başvuranların yakınlarının terk edilmiş Övecek Köyünün yakınındaki bir alanda bulanan bir obüsün patlamasının ardından hayatlarını kaybettiklerinin anlaşıldığını tespit etmektedir. Ardından Mahkeme, Van İdare Mahkemesinin Devletin sorumluluğunu kabul ettiğini ve İçişleri Bakanlığını başvuranlara tazminat ödemeye mahkûm ettiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesiyle halen mağdur oldukları konusunu ileri sürüp-sürmeyecekleri sorusu sorulmaktadır.
40. Bu bağlamda Mahkeme,Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuranın genellikle "mağdur" sıfatından yoksun bırakılması için bir kararın veya başvurana uygun bir tedbirin yeterli olmadığını ancak ulusal makamların açıkça veya özet olarak kabul etmesinin ardından Sözleşme ihlalini telafi edilmesi durumunda yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 44, AİHM 1999‑VI, Scordino/İtalya (No. 1) [BD], No. 36813/97, §§ 179-180, AİHM 2006‑V, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 115, AİHM 2010 ve Kurić ve diğerleri/Slovakya [BD], No. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (özetler)). Söz konusu iki koşulun yerine getirilmesi durumunda, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının ikincillik niteliğinin başvurunun incelenmesini engellemektedir (Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 69 ve devamı, Seri A No. 51 ve Özel ve diğerleri/Türkiye, No. 14350/05, 15245/05 ve 16051/05, § 157, 17 Kasım 2015).
41. Dolayısıyla bir yandan ulusal makamlar tarafından en azından özet olarak Sözleşme ile güvence altına alınan hakkın ihlal edilmesinin kabul edilip-edilmediği konusunu incelemek ve diğer yandan telafinin uygun ve yeterli olup-olmadığını değerlendirmek Mahkemenin görevidir (bk. özellikle,yukarıda anılan Scordino(No.1), § 193).
42. İlk koşul ile ilgili olarak Mahkeme, Van İdare Mahkemesinin kendisine düşen güvenlik hizmetini düzgün bir şekilde yerine getirmeyerek hizmet kusuru işlediği gerekçesiyle,davalı Devletin sorumluluğunu kabul ettiğini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranların yakınlarının ihtilaf konusu patlamanın ardından hayatlarını kaybetmesi nedeniyle ulusal makamlarının davalı Devletin sorumluluğunu kabul ettiği sonucuna varmaktadır. Mahkeme, ulusal mahkemelerin özü itibariyle Sözleşme’nin 2 maddesiyle güvence altına alınan hakkın tanınmadığını kabul ettiklerinin sonucuna varmıştır.
43. Geriye ulusal makamlar tarafından alınan tedbirlerin uygun ve yeterli bir telafi teşkil edip-etmediğini araştırmak kalmaktadır. Bu noktada Mahkeme, özellikle söz konusu olan Sözleşme ihlalinin niteliğini dikkate alarak telafinin uygun ve yeterli niteliğinin,dava koşullarının niteliğine bağlı olduğunu değerlendirmektedir (yukarıda, Gäfgen, § 116).
44. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak, ölüm kasıtlı olarak meydana gelmemiş ise, hukuk veya idari dava yoluyla tazminat edinimi uygun bir telafi teşkil edebilir(Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [GBD], No. 24014/05, § 131, 14 Nisan 2015 ve Atay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39870/11, § 40, 28 Haziran 2016). Özellikle infilak etmeyen askeri mermilerin imha edilmesine ilişkin düzenlemenin uygulanması çerçevesinde Devlet görevlileri tarafından yapılan ihmalin söz konusu olması halinde, hukuki telafi yolu uygun olarak değerlendirilebilir bir durum söz konusu olmaktadır (Yılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.7755/10, § 51, 24 Mayıs 2016).
45. Geriye ödenen tazminatların başvuranlar için uygun bir telafi teşkil edip-etmediğini araştırmak kalmaktadır.
46. Bu bağlamda Mahkeme, ulusal makamların başvurana tespit edilen ihlal için telafi olarak tazminat ödemesi halinde, miktarın incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, benzer davalarda kendi uygulamasını dikkate alacak ve sahip olduğu unsurları temel alarak benzer bir durumda yapacağı gibi bilgi edinecektir. Bu durum, iki miktarın mutlaka uyması gerektiği anlamına gelmemektedir. Öte yandan Mahkeme,ulusal makamların, Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere riayet edilmesinin sağlanması için birincillik yükümlülüğü yerine getirme sorumluluklarının bulunması halinde,seçilen telafi şekli ve bu ulusal makamların söz konusu telafiyi hangi hızla işledikleri konusu dâhil olmak üzere dava koşullarının bütününü dikkate alacaktır. Dolayısıyla, inceleme altındaki dava koşulları dikkate alınarak, ulusal düzeyde ödenen miktar açıkça yetersiz olmamalıdır (bk. diğer kararlar arasında, Kormoš/Slovakya, No. 46092/06, § 73, 8 Kasım 2011, Žúbor/Slovakya, No. 7711/06, § 63, 6 Aralık 2011, Horváth/Slovakya, No. 5515/09, § 93, 27 Kasım 2012, Ünsal/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39863/11, § 29, 17 Mayıs 2016, Yılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7755/10, § 54, 24 Mayıs 2016 ve Yiğit/Türkiye (Kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 54619/11, § 28, 21 Haziran 2016).
47. Somut olayda Mahkeme, İdare Mahkemesinin maddi ve manevi zararlar için başvuranlara tazminat ödenmesine karar verdiğini ve Danıştayın kararını onadığını kaydetmektedir. Tarafların verdikleri bilgilerden, İdare Mahkemesi kararının icrasıyla başvuranlara 3 Ağustos 2010 tarihinde toplamda 187.078.37 TRY (yani 95.448 avro) ödendiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin nezdinde, başvuranlara ödenen tazminat miktarı açıkça yetersiz olarak değerlendirilemeyecektir.
48. Dolayısıyla yapılan telafi, uygun ve yeterli olarak tespit edilmekte ve başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesiyle "mağdur" olduklarını ileri süremeyeceklerdir. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, başvuranların "mağdur" sıfatlarının bulunmadığına ilişkin Hükümetin itirazını yeniden ele almaktadır.
49. Dolayısıyla söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından ratione personae uyuşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
b) İlk Yardımların Hızlı Bir Şekilde Yapılmasında İhmal İddiası Hakkında
50. Başvuranlar, ikinci olarak davalı Devletin ilk yardımların söz konusu mağdurları kurtarmak için yeterince hızlı bir şekilde yapılmadığından Heybet, Atilla ve Besna Tamuçu’nun yaşam hakkını korumak için pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia etmektedirler.
51. Mahkeme, dosyaya eklenen belgeler ışığında, söz konusu patlayıcının infilak etmesinden sonra henüz hayatını kaybeden iki kişinin ve yaralı kişinin jandarmaların olay yerine gelmeden en yakın hastaneye ambülans ile sevk edildiklerini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranların yakınlarının yaşamını korumak için ilk yardımların yapılmasında ihmal veya gecikme yapıldığına dair hiçbir belirti bulunmamaktadır.
52. Dolayısıyla Mahkeme, davalı Devletin başvuranların yakınlarına verilen tedavi ve tıbbi bakım desteğiyle ilgili olarak yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varamaz.
53. Sonuç olarak söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
3. Sözleşme’nin 2. Maddesinin Usulü Yönü Hakkında
a) Tarafların İddiaları Hakkında
54. Hükümet şu şekilde değerlendirmektedir:
– olaydan bilgi aldıktan hemen sonra Büyükağaç Garnizon Komutanlığında görevli jandarmalar olay yerine intikal etmişler, tanıklar dinlenmiş ve yürütülecek olan cezai soruşturmanın kolaylaştırılması amacıyla delil unsurları toplanmıştır;
– Cumhuriyet savcısı, olay günü bir ön soruşturma başlatmış; söz konusu soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
Hükümet, başvuranların yakınlarının ölüm koşulları hakkında uygun ve etkin bir soruşturma yürütüldüğü sonucuna varmıştır.
55. Öte yandan Hükümet, Van İdare Mahkemesinin maddi ve manevi zararların karşılanması için gecikme faiziyle birlikte başvuranlara 187.078,37 TRY miktarının ödendiğini değerlendirmektedir.
56. Başvuranlar, Devletin sorumluluğu altında ölümün meydana gelmesi halinde, Devletin yaşam hakkı ihlalinin cezalandırılması için etkin yargı ve yasal sistemi oluşturmakla yükümlü olduğunu hatırlatarak, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın gidişat şeklinden şikâyet etmektedir. Başvuranlar şu şekilde iddia etmektedirler:
– otopsinin düzgün bir şekilde yapılmadığı;
– tanıkların özel bir özen gösterilmeksizin dinlendiği;
57. Diğer yandan başvuranlar, savcının sorumluların ve MKE tarafından üretilen patlayıcının kullanılmasında olası eksikliklerin belirlenmesi amacıyla hiçbir araştırmanın yapılmadığından şikâyet etmektedirler.
b) Mahkemenin Değerlendirmesi
58. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinde Devletin gerek "kasıtlı olarak" ölüme yol açılmasından kaçınmak gerekse kendi yetki alanı içerisinde gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün olduğunun belirtildiğini hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi1998‑III, Calvelli ve Ciglio/İtalya[BD], No. 32967/96, § 48, AİHM 2002‑I). Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen pozitif yükümlülük, özellikle somut olayda söz konusu edilen kamu güvenliği alanında geçerli olmaktadır (bk. örneğin, Paşa ve Erkan Erol/Türkiye, No. 51358/99, § 25, 12 Aralık 2006 ve Akdemir ve Evin/Türkiye, No. 58255/08 ve 29725/09, § 50, 17 Mart 2015).
59. Yukarıda belirtilen pozitif yükümlülük, bir yandan ölümün meydana gelmesindeki koşulların aydınlatılmasına ve diğer yandan gerektiği takdirde sorumluların belirlenmesine imkân sağlayan etkin ve bağımsız bir yargı sisteminin oluşturulması zorunluluğu taşımaktadır (yukarıda belirtilen Akdemir ve Evin, § 51).
60. Buna karşın yukarıda belirtilenlerden Sözleşme’nin 2. maddesinde, başvuran için üçüncü kişiler hakkında soruşturma yürütülmesini veya mahkûmiyet kararı verilmesini sağlama hakkını ya da her yargılamanın mahkûmiyet kararıyla, bilhassa belirli bir cezanın verilmesiyle neticelenmesini gerektiren sonuç yükümlülüğünü kapsayabildiği sonucuna varılamaz (Nencheva ve diğerleri/Bulgaristan, No. 48609/06, § 115, 18 Haziran 2013 ve yukarıda belirtilen Akdemir ve Evin, § 52).
61. İhmal ile ölüme yol açılan bazı durumlarda Mahkeme, uygun hukuk veya idari işlemlerin uygulanmasının Sözleşme’nin 2. maddesi alanında yetkililerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmenin yeterli olduğuna karar vermiştir (bk. genel olarak, yukarıda belirtilen Calvelli ve Ciglio, § 51, Mastromatteo/İtalya[BD], No. 37703/97, § 90, AİHM 2002‑VIII, Vo/Fransa[BD], No. 53924/00, § 90, AİHM 2004‑VIII ve Šilih/Slovakya [BD], No. 71463/01, § 194, 9 Nisan 2009 ; özellikle infilak etmeyen patlayıcıların imha edilmesine ilişkin Devlet makamları tarafından yapılan ihmal ile ilgili olarak, Hayri Aslan ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18751/05, 30 Kasım 2010 ve yukarıda belirtilen Akdemir ve Evin, § 55).
62. Ulusal mahkemelerin, yaşam hakkına yapılan haksız müdahaleden kaynaklanan sorumluluğu belirsizlik içinde bırakmamaları Mahkeme için önem taşımaktadır. Söz konusu durum, toplumun güvenini korumak ve hukuk devletinin benimsenmesini sağlamak amacıyla gereklilik arz etmektedir(bk. benzer anlamda, yukarıda belirtilen Akdemir ve Evin § 56 ; bk. ayrıca, sağlık hataları konusunda, Süleyman Ege/Türkiye, No. 45721/09, § 59, 25 Haziran 2013).
63. Dolayısıyla Mahkemenin görevi, kullanılan yargı sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün öneminin zayıflatılmaması için, mahkemelerin karara varırken Sözleşme’nin 2. madde ile öngörülen dikkatli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ve ne kadar yerine getirdiğini belirlemekten ibarettir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 306, AİHM 2011).
64. Somut olay Mahkeme, ihtilaf konusu olaydan sonra jandarmaların hemen soruşturma işleminde bulunduklarını kaydetmektedir. Böylelikle, olay yeri krokisi çizilmiş, olay yeri fotoğrafları çekilmiş ve kamera kayıtları alınmıştır. Patlayıcının parçacıkları tespit edilmiştir. Adli tıp raporu düzenlenmiştir.
65. Balistik incelemede, söz konusu patlayıcı türünün yani ulusal ordu tarafından silah ve patlayıcıların resmi tedarikçisi tarafından üretilen 81 mm kalibrelik havan topları olduğunun tespit edilmesine imkân sağlanmıştır. Görgü tanıkları dinlenmiştir: Besna Tamuçu, A.T. ve H.O.
66. Olay günü cenazelerin üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda, Atilla Tamuçu’ nun ellerinde bulunan havan topunun infilak etmesiyle hayatını kaybeden iki kişinin kendisi ve hemen yakınında bulunan annesi olduğu ancak patlamadan sonra yirmi metre ilerde yer alan yaralı kişinin ise Besna Tamuçu olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla adli tabibin örneğinde, Mahkeme başvuranların yakınlarının ölüm nedeniyle ilgili olarak gerçeğin tespit edilmesi için uygun bir otopsi yapılmasının yararlılığından ikna olmamıştır.
67. Şüphesiz ceza soruşturması, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır. Öncelikle Cumhuriyet savcısı, olayın terk edilmiş bir köyde terör eylemleri için kullanılan yeşil bir alanda meydana geldiğini tespit etmiştir. Ardından, obüs PKK terör örgütü üyelerine karşı Büyükağaç Jandarma Komutanlığı tarafından kullanılmış ve obüsün kullanımı sırasında infilak etmemiş olsa bile, obüsün kullanıldığı tarihi veya hangi çatışmada kullanıldığını belirlemek mümkün olmamıştır. Öte yandan söz konusu tarihte atılan obüslerin infilak edip-etmediğini denetlemek de mümkün olmamıştır zira askerler için denetim işlemleri risk taşımaktadır. Sonuç olarak müteveffaların fiziksel bütünlüğüne zarar verme niyetinde olunmamıştır. Dolayısıyla ceza soruşturması, patlamanın sorumlularının tespit edilememesiyle sonuçlanmıştır. Bununla birlikte Cumhuriyet savcısı, başvuranların tazminat hakkı konusunu açıkça saklı tutmuştur.
68. Mahkeme, söz konusu tespitler ışığında, başvuranların yakınlarının hayatını kaybetmesi konusunda Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın, her ne kadar olay yerinde söz konusu mühimmatın varlığı için belirli sorumlular tespit edilememişse de genelinde tatmin edici olarak düşünülebileceği kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu olan yükümlülüğün araç yerine sonuç olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, söz konusu soruşturmanın olayların ne şekilde geliştiğini aydınlatmaya imkân sağladığının altını çizmektedir.
69. Bu son noktada Mahkeme, başvuranların gerçekten İçişleri Bakanlığına karşı tazminat davası açtıklarını, idare mahkemelerinin kamu makamlarının halkın güvenliğini sağlama konusunda yükümlülüğünü yerine getirmekte hizmet kusuru işlediklerini ve başvuranlara Mahkemenin uygun ve yeterli bir telafi olarak değerlendirdiği bir tazminat ödendiğini tespit ettiklerini hatırlatmaktadır (yukarda bk 43.48. paragraflar).
70. Mahkeme, idare mahkemeleri önündeki davaların, başkalarının hayatını koruma yükümlülüğünden kaynaklanan gerekliliklerin eksikliği nedeniyle yetkili makamlarının kusurlu olduklarını kabul etmeye aynı zamanda uygun ve yeterli bir tazminat ödenmesiyle meydana gelen zararların karşılanmasına imkân sağladığını tespit etmektedir (bk. aynı anlamda, benzer bir durumda, yukarıda belirtilen Akdemir ve Evin, § 68). Bu koşullarda müteveffaların yaşam hakkı ihlalinin kasıtsız olarak yapıldığını dikkate alan Mahkeme, oluşturulan yargı sisteminin etkin olarak görüldüğü sonucuna varmıştır.
71. Sonuç olarak söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin 14. maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
72. Başvuranlar, müteveffaların Kürt asıllı olmalarına dayanan bir ayrımcılıktan şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürmektedirler.
" Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır."
73. Mahkeme, ileri sürülen iddiaları değerlendirmekle yetkili olması nedeniyle, sahip olduğu bütün unsurları dikkate alarak, başvuranların şikâyetlerini desteklemeksizin genel bir şekilde iddialarını sunduklarını tespit etmektedir.
74. Sonuç olarak söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 16 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
ek
No
Soy isim
İsim
Doğum Tarihi
Sıfat
1
TAMUÇU
Abdulbari
1952
Atilla’nın babası
2
TAMUÇU
Besna
1990
Atilla’nın ablası
3
TAMUÇU
Mehmet Şefik
1995
Atilla’nın ağabeyi
4
TAMUÇU
Elif
1996
Atilla’nın ablası
5
TAMUÇU
Edibe
2001
Atilla’nın ablası
6
TAMUÇU
Mithat
1980
Atilla’nın ağabeyi
7
AVA
Cemile
1982
Atilla’nın ablası
8
TAMUÇU
Yüksel
1984
Atilla’nın ağabeyi
9
İNAN
Ayşe
1985
Atilla’nın ablası
10
TAMUÇU
Songül
1987
Atilla’nın ablası
11
TOMAY
Azime
1963
AbdulbariTAMUÇU’nun ilk eşi
[1]Demir-Çelikşirketi.Askeriyeiçinresmisilahvepatlayıcıtedarikçisiolankamukurumu
Full & Egal Universal Law Academy