AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 51512/08
Fatih TAŞ / Türkiye
22 Ocak 2019 tarihinde
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 24 Eylül 2008 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu,
16 Aralık 2014 tarihli kararı ve davalı Hükümet ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Fatih Taş, Türk vatandaşı olup 1979 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukatlar İ. Akmeşe ve Y. Polat tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekliyle özetlenebilmektedir:
4. Olay tarihinde, başvuran Aram Yayınevinin sahibi ve editörüdür.
5. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde Cumhuriyet savcısı, 9 Aralık 2003 tarihinde, başvuranı bir terör örgütü lehine propaganda yapma nedeniyle suçlamış ve Terörle Mücadele’ye İlişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, mahkûm edilmesini istemiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın yayınevi tarafından Kürtçe dilinde yayımlanan bir kitabın 296, 415, 422, 427 ve 428 sayfalarında PKK silahlı yasadışı örgüt ve PKK’nın iki kolu olan ERNK ile ARGK lehine propaganda yaptığını iddia etmiştir.
6. İddianameye göre, atılı suçu oluşturan söz konusu kitabın ilgili bölümleri, başvuran tarafından sunulan Türkçe tercümesine göre aşağıdaki şekildedir:
- s. 296:
“ (...) Ey kader, şimdi kork, Kürt devrimi şimdi geliyor.
“ (...)
Öcalan, Kürt devrimin lideridir
Rustem, Guhdrez ve Korş onun gerillalarıdır
(...) “
- s. 415:
“ (...) Bütün halk bağırmaya başlamıştır: “Yaşasın Başkan Apo”, “Yaşasın Kürdistan”. Birden kıyamet koptu. İnsan seli meydana gelmiştir. Bütün polisler, panzerlerine ve [zırhlı] araçlarına koşmuşlardır. Bazı [polisler], çatılarda konuşlanmıştır. Sanırsın bir grup gerilla ile karşı karşıya kalmışlar (...) Herkes bütün gücüyle ve açıkça bağırıyordu (...): “Yaşasın Başkan Apo”, “Yaşasın Kürdistan”. Hiç kimse [onları] susturamazdı (...) “
- s. 422:
“ (...) Kalabalık “Yaşasın Kürdistan”, “Yaşasın Başkan Apo” ve “şehitler ölümsüzdür” şeklinde sloganlar atıyordu (...) “
- s. 427:
“ (...) ERNK ışığındır
ARGK güneşindir
(...)
Başkanın ışığı bizlere ulaştı
Gerillalar ve şehitlerle birlikte
Kürdistanı yeniden dirilttin
Düşmanı temellerinden sarstın
(...) “
- s. 428:
“ (...) Zoza’nın ellerinde bir tabancasın,
Zilan’ın ellerinde bir bombasın.
Şehitlerin süslemesisin
Karavanlar seni takip ediyor (...)
PKK hâlâ yaşıyor,
Başımızın tacı ol
Hepimiz senin bayrağının altındayız
Senin yolunda ve izindeyiz”
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 16 Mart 2007 tarihinde, atılı suçtan başvuranı suçlu bulmuş ve on ay hapis ve 416 Türk lirası (TRY) (karar tarihinde 224,32 avro (EUR)) para cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu kitabın 296, 415, 422, 427 ve 428 sayfalarında bulunan ihtilaf konusu bölümlerin, ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, terör örgütü lehine propaganda yaptığını ve bu bölümlerin şiddete ve diğer terör yöntemlerine başvurulmasını teşvik ettiğini değerlendirmiştir.
8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 8 Kasım 2010 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
9. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan olağanüstü itiraz başvurusu üzerine, 19 Mart 2011 tarihinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın kitabının Türkçe’ ye tercüme edilmesinde hatalar bulunduğu iddiasının ardından, ihtilaf konusu kitabın tercüme edilmesine ilişkin yeni bir bilirkişi görevlendirmesi gerektiği kanaatine vararak Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Ekim 2011 tarihinde, zaman aşımı nedeniyle davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
B. İlgili İç Hukuk
11. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadeleye İlişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde öngörülmektedir:
“[Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım eden ve propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...). Ayrıca, 50 Milyondan 100 Milyona kadar ağır para cezasına hükmolunur (...) “
12. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun tarafından değişikliğe uğradıktan sonra, 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde öngörülmektedir:
“Her kim, terör örgütü lehine propaganda yapar ise, 1 yıldan beş yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilecektir. (...) “
13. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten bu yana, bu hükümde şu şekilde öngörülmektedir:
“Cebir, şiddet veya benzer örgütlerin tehdit yöntemlerini överek veya meşrulaştırarak ya da bu tür yöntemlerin kullanılmasına teşvik eden her kimse terör örgütü lehine propaganda yapar ise, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilecektir. (...) “
ŞİKÂYET
14. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, hakkında yürütülen ceza yargılamasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
15. Başvuran, hakkında başlatılan ceza yargılamasının, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
16. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin bir kabul edilemezlik itirazı tespit etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuranın, zaman aşımı nedeniyle söz konusu yargılamanın sona erdiği ve sonuç olarak hakkında hiçbir cezai mahkûmiyet kararı verilmediği gerekçesiyle, hakkında yürütülen ceza yargılaması sebebiyle, mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini iddia etmektedir. Ayrıca, Hükümet başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekmesi halinde, bu müdahalenin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünü ve ulusal ile kamu güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini iddia etmektedir. Ayrıca, Hükümet şiddete teşvik edecek nitelikle olduğu kanaatine vardığı kitabın ihtilaf konusu bölümlerinin içeriğini dikkate alarak, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ve izlenen meşru amaçlara orantılı olduğunu değerlendirmektedir.
17. Başvuran, Hükümetin itirazı hakkında bir açıklama yapmamıştır. Başvuran, sahibi olduğu yayınevi tarafından kitabın yayımlanması nedeniyle, hakkında başlatılan ceza yargılamalarının ifade özgürlüğü hakkını kullanması çerçevesinde bir müdahale olduğunu değerlendirmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin Hükümetin ilk itirazı hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı ve başvurunun aşağıda belirtilen nedenlerden her halükarda kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
19. Mahkeme, başvuran hakkında başlatılan yargılamanın, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olduğu hipotezinden yola çıkmıştır. Mahkeme, bu müdahalenin kanun yani 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası tarafından öngörüldüğünün ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlar izlediğinin yani ulusal ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi taraflar arasında tartışma konusu olmadığını değerlendirmektedir.
20. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, Mahkeme özellikle Bédat/İsviçre ([BD], No 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Faruk Temel /Türkiye (No 16853/05, §§ 53-57, 1 Şubat 2011) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü konusunda İçtihadı’ndan doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
21. Somut olayda, Mahkeme söz konusu kitabın ilgili bölümlerinin, genel bir şekilde lirik tarzda yasa dışı silahlı bir örgütü, liderini, üyelerini ve eylemini öven yazılar olduğunu gözlemlemektedir. Özellikle, Mahkeme kitabın 428. sayfasında, elde bir tabancanın ve bir bombanın bulunmasının, kabul edilebilir ve övücü ifadelerle gösterildiğini tespit etmektedir (yukarıda belirtilen 6. paragraf). Dolayısıyla, Mahkeme söz konusu bölümlerde, şiddeti öven ifadelerin bulunduğunu değerlendirmektedir (Sürek/Türkiye (No 1) [BD], No 26682/95, § 62, AİHM 1999‑IV ve Gerger /Türkiye [BD], No 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
22. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasıyla bağdaştığını ve zaman aşımı nedeniyle yargılamanın sona erdiğini göz önünde bulundurarak, bu müdahalenin izlenen meşru amaçlara orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
23. Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Geriye kalan için, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 14 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıBaşkan
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıJulia Laffranque
Full & Egal Universal Law Academy