AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 51508/08
Fatih TAŞ/Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Ocak 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
22 Eylül 2008 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
16 Aralık 2014 tarihli kararı göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Fatih Taş, 1979 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Kendisi Mahkeme önünde İstanbul barosuna kayıtlı avukatlar olan İ. Akmeşe ve Y. Polat tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran 1979 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Aram Basım ve Yayıncılık isminde bir yayınevinin genel yayın müdürüydü.
4. Başvuran 2003 yılında Yarınlara Yol Almak – Gerilla Anıları III isminde bir kitap yayımlamıştır.
5. Söz konusu kitap özellikle aşağıdaki cümleleri içermektedir (sırasıyla sf. 37‑38, 168 ve 257):
“Botan eyalet güçleri olarak gerçekleştirdiğimiz Avyan karakolu baskını başarılı geçmişti. Eylemde, birçok asker ölmüş, karakol komutanı olan astsubay da esir alınmıştı. Askerlerin birçoğu ise diğer köylere kaçmışlardı. Yaptığımız bu eylem, özellikle köylerinden göçertilen köylüleri mutlu etmişti.”
“‘Eylem nasıl sonuçlandı?’ Dedi sedyeyi taşıyan arkadaşlardan birisi, ‘On beş askeri araç vuruldu, bazı araçlar Munsur suyuna yuvarlandı. Çok sayıda asker öldü. Bir sürü silah ve malzeme aldık’ dedi. Duyduklarım beni sevindirmişti. ‘Nihayet başardık’ dedim içimden...”
“Savaşa vurgundu. Sayısız eylemde, çatışmada ve saldırıda yer aldı. Hep savaşmak istiyordu. Bu tutku onu daha da güzelleştiriyor, güçlendiriyordu. Botan’da ağır silah kaldıran ilk bayan arkadaştı. Yine arkadaşların şahadetleri derin bir intikam duygusu oluşturmuştu neyse ki sakat kalmamış tekrardan savaşa girebilmişti.”
6. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranı Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 no.lu Kanun) 5. maddesi uyarınca terör örgütü adına propaganda yapmakla suçlayan bir iddianameyi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine 12 Mart 2003 tarihinde sunmuştur. İddianameye göre, kitabın tamamı yasa dışı örgüt PKK/KADEK’in (Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) kırsal alanlardaki üyelerinin yaşamlarını övmektedir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mayıs 2007 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca, başvuranın söz konusu kitabı yayımlayarak PKK lehine propaganda yaymaktan suçlu bulmuştur. Kitabın tamamını inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, kitabın PKK/KADEK üyesi olduğu iddia edilen kişilerin silahlı direnişini anlattığını, bu şahısları bir kahraman gibi betimlediğini ve bu betimlemenin silahlanmanın meşru ve doğru olduğu fikrini kuvvetlendirme amacına hizmet ettiğini kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kitabın terör örgütünü övdüğüne ve şiddete tahrik eden unsurlar içerdiğine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu nedenle, başvuranı beş ay hapis cezasına ve 288 TL (söz konusu zamanda 158,67 avro) para cezasına mahkûm etmiştir.
8. Başvuranın temyizi üzerine, Yargıtay 8 Kasım 2010 tarihinde yargılamalar zaman aşımına uğradığı için davayı düşürmüştür.
B. İlgili İç Hukuk
9. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk Belge/Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
10. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 no.lu Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
ŞİKÂYET
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında verilen mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, bir kitabı basması sebebiyle Türk mahkemelerinde açılan yargılamaların ve kendisi aleyhindeki mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir.
13. Hükümet, başvuranın söz konusu suç hakkındaki kovuşturmanın zaman aşımına uğraması nedeniyle nihayetinde mahkûm edilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatına sahip olmadığını öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın 3716 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca kovuşturulduğunu ve eğer bir müdahale varsa bu müdahalenin kanunca öngörüldüğünü kaydetmiştir. Bu bağlamda, Hükümet ulusal makamların meşru amaçlar olarak ulusal güvenlik ile kamu güvenliğinin korunmasını, kamu düzeninin sağlanmasını ve suç işlenmesinin önlenmesini izlemiş olduğunu savunmuştur. Ek olarak, Hükümet söz konusu kitabın terör örgütü için sempati toplamaya yönelik olarak basıldığını ve şiddet ile silahlı direnişi meşrulaştırdığını belirtmiştir. Bu nedenle, Hükümet herhangi bir müdahalenin ivedi bir toplumsal ihtiyaca yönelik olduğunu kaydetmiştir.
14. Başvuran, müdahalenin meşru bir amaç taşımadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını savunmuştur. Bu bağlamda, başvuran kitapta bulunan anıların eski hikâyeler olduğunu ve bu nedenle tarihi hikâyeler ya da edebi yazı olarak düşünülmesi gerektiğini iddia etmiştir. Başvuran, kitapta bulunan anekdotların şahısları şiddete sevk edecek kadar ciddi olmadığını ileri sürmüştür.
15. Mahkeme, başvurunun her hâlükârda aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı kabul edilemez olması dolayısıyla Hükümetin başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazını incelemeyi gerekli görmemektedir.
16. Mahkeme, tarafların bir müdahale olduğu ve bu müdahalenin kanunca öngörüldüğü hususunda mutabık olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların meşru amaçlar olarak ulusal güvenliği korumayı ve kargaşayı ve suçu önlemeyi izlemiş olduğunun düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel/Türkiye no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
17. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin olarak verdiği kararlarda müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği hakkındaki temel ilkelerin belirtildiğini yenilemektedir (bk. örneğin: Sürek/Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, §§ 58-59, AİHM 1999‑IV; Şener/Türkiye no. 26680/95, §§ 39-43, 18 Temmuz 2000 ve Bédat/İsviçre [BD], no. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016). Mahkeme, yukarıda anılan kararlarda geçen medyaya ilişkin ilkelerin aynı zamanda genel olarak kitapların yayımlanmasına da uygulandığını kanaatindedir (bk. Ekin Derneği/Fransa, no. 39288/98, §§ 56-57, AİHM 2001‑VIII ve Çamyar ve Berktaş/Türkiye, no. 41959/02, § 36, 15 Şubat 2011). Mahkeme, somut davayı yukarıdaki ilkeler çerçevesinde inceleyecektir.
18. Mahkeme, kitabın daha önce PKK’nın silahlı eylemlerine katılmış olan on sekiz örgüt üyesi tarafından yazılan on sekiz bölümden oluştuğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın yargı makamlarının kitabın tamamının söz konusu örgüt adına propaganda yaptığı ve şiddete tahrik eden unsurları içerdiğini değerlendirmesi nedeniyle mahkûm edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu nedenle, kitabın içeriğini ve kitabın basıldığı bağlamı özellikle değerlendirmesi gerektiği kanaatindedir (bk., diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Sürek (no. 1), § 62, ve Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye [BD], no. 23536/94 ve 24408/94, § 63, AİHM 1999‑IV)
19. Kitabın içeriğini inceleyen Mahkeme, yazarlar tarafından benimsenen PKK üyelerinin deneyimlerinin ve hayatlarının anlatıldığı üslubun şiddet eylemlerini soyluluk ve kahramanlık ile ilişkilendirdiğini gözlemlemektedir. Şiddetin yüceltilmesi özellikle 37-38, 168 ve 257 sayfalarındaki bazı cümlelerde görülebilir (bk. yukarıdaki 8. paragraf). Dolayısıyla, Mahkeme ulusal mahkemelerin kitabın şiddete tahrik eden unsurları ve diğer terör unsurlarını içerdiği yönündeki değerlendirmesini makul bulmaktadır. Mahkeme, kitabın tamamının şiddete başvurulmasının ahlaken doğru, tatmin edici ve hatta memnuniyet verici olduğu mesajını aktardığı kanaatindedir (bk., davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Sürek (no. 1), § 62).
20. Son olarak, Mahkeme, söz konusu müdahalenin orantılılığına ilişkin olarak başvuran aleyhinde açılan cezai yargılamaların zaman aşımına uğraması nedeniyle davanın düşürüldüğünü ve nihai bir mahkûmiyetin olmadığını kaydetmektedir. Ek olarak, başvuran söz konusu yargılamalar kapsamında tutuklanmamış ya da hapis cezasına mahkûm edilmemiştir.
21. Bu bilgiler ışığında, Mahkeme, Aram Basım ve Yayıncılığın sahibi ve genel yayın müdürü olan başvuran aleyhinde kitap yayınlaması nedeniyle açılan cezai yargılamaların “ivedi bir sosyal ihtiyacın” makul olarak karşılanmasına hizmet ettiğini, izlenilen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olduğunu ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu tespit etmiştir.
22. Bu nedenle şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 14 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak tebliğ bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy