AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRME KARARI
Başvuru no. 52538/09
Bayram TAŞDEMİR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 12 Mart 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
18 Eylül 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 23 Ocak 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranların bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. İlk iki başvuranın oğlu ve kalan başvuranların kardeşi İlkay Taşdemir, tutuklandıktan sonra götürüldüğü İstanbul’daki Gayrettepe karakolunun dördüncü katında pencereden düştükten sonra 6 Ağustos 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Başvuranlar tarafından savcıya yapılan, yakınlarına kötü muamele yapıldığı ve öldürüldüğü yönündeki şikayet, söz konusu kişinin kendi hayatına son verdiğini düşünen savcı tarafından reddedilmiştir. Daha sonra, bir kısım polis memuru, başvuranların yakınının intihar etmesini durduramayarak görevlerini ihlal ettiklerinden dolayı yargılanmıştır. Yeterli delil bulunmadığından dolayı beraat etmişlerdir. Başvuranlar tarafından polis memurlarının beraat etmesine karşı yapılan temyiz incelemesi, Yargıtay önünde incelenme aşamasında olmakla birlikte, ceza yargılamaları zaman aşımına uğramış ve durdurulmuştur.
4. Olay kapsamında, ilgili polis memurları hakkında disiplin yargılamaları da yürütülmüştür. Soruşturma sonunda, polis memurlarının, görevlerinin değerlendirilmesinde ve ifasında, diğerlerinin yanında, ihmal disiplin suçunu işlemiş olduğu tespit edilmiş ve altı ay süreliğine haklarının kısa süreli askıya alınma cezasına tabi tutulmuşlardır.
5. Başvuru, Hükümete bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
6. Başvuranlar, diğerlerinin yanında(inter alia), Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca, davalı Devletin yetkililerinin ihmalkâr davrandığından ve bu nedenle, onların yakınının yaşama hakkını korumayı başaramadığından şikâyetçi olmuştur.
7. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 23 Ocak 2018 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Hükümet, somut davanın koşullarında olduğu gibi, mevcut Türk mevzuatına ve Hükümetin bu kapsamdaki eksiklikleri gidermeye yönelik çözüm yollarına bağlı kalınmaksızın, yaşamı korumaya yönelik başarısızlıkların neden olduğu gözaltında bireysel ölüm vakalarının ortaya çıkmasından üzüntü duymaktadır.
Hükümet, başvuranların yakınının koruyucu önlemlerin sağlanamamasından kaynaklanan ölümünün ve ölümüyle ilgili adli yargılamaların, Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen standartlara uygun olmadığını kabul etmektedir. Hükümet, etkili soruşturma yürütme yükümlülükleri de dahil olmak üzere yaşam hakkına gelecekte saygı duyulmasını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirleri almayı taahhüt eder.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, müşterek olarak, başvuranlar Sevim Taşdemir’e, Bayram Taşdemir’e, İlknur Taşdemir’e, Turgay Taşdemir’e, Tuncay Taşdemir’e, Turgut Taşdemir’e ve Umut Taşdemir’e, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan yukarıdaki başvurunun tek taraflı deklarasyonunun güvence altına alınması amacıyla, maruz kaldıkları her türlü maddi ve manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere 20.000 EUR (yirmi bin avro) ödemeyi teklif ettiğini beyan eder.
Bu meblağlar, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağların belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
8. Başvuranlar, 7 Mart 2018 tarihli yazıyla, Türkiye’de şüphelilerin tutulduğu karakollarda hala gerçekleşen benzer ihlaller olduğu gerekçesiyle, tek taraflı deklarasyon şartlarından tatmin olmadıklarını ve bunların önlenmesi için hiçbir önlemin alınmadığını ve bu tür olaylara yönelik adli ve idari yanıtın tatmin edici olmadığını belirtmişlerdir.
9. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. 37 § 1 (c) maddesi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkan vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
10. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, başvuranın davasının incelenmesine devam edilmesini istemesine rağmen davalı Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir deklarasyon temelinde, başvuruyu 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
11. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], No. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, 5 Temmuz 2016).
12. Mahkeme, söz konusu başvurunun konusunun, öncelikli olarak, Üye Devletlerin yaşama hakkını korumak için adım atmaya yönelik pozitif yükümlülük ile ilgili olduğunu not etmektedir(bkz. L.C.B. \ Birleşik Krallık, 9 Haziran 998, § 36, Hükümlerin ve Kararların Raporları 1998‑III). Mevcut başvurunun konusu ile özellikle ilgili olarak, Mahkeme, bir kısım kararında, Türkiye’deki tutukluların yaşama hakkının korunamaması iddialarını incelemiştir(bkz. diğerlerinin yanında, Kılavuz \ Türkiye, no. 8327/03, §§ 87-97, 21 Ekim 2008; ve Çoşelav Kılavuz \ Türkiye, no. 1413/07, § 53, 9 Ekim 2012). İkinci olarak, dava, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü ile ilgilidir (diğerleri arasında (inter alia) bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, § 169, 14 Nisan 2015 ve burada atıfta bulunulan dava).
13. Bu bağlamda, Mahkeme, kaybolan veya kimliği belirsiz şahıslar tarafından öldürülen kişiler ile ilgili davalarda ve dava dosyasında, yerel soruşturmanın Sözleşme kapsamında gerekli olanın altında kaldığına dair iddiaları destekleyen ilk bakışta (prima facie) delillerin mevcut olduğu durumlarda, tek taraflı bir deklarasyonun, davalı Hükümetin, Mahkeme tarafından önceki benzer davalarda tanımlandığı şekliyle, Sözleşme’nin gereklerine tam olarak uygun bir soruşturma yürütme taahhüdüyle birlikte bu yönde bir kabulü içermesi gerektiğini yinelemektedir (bk., yukarıda anılan, Tahsin Acar, § 84 ve bu kapsamda atıfta bulunulan davalar). Nitekim Mahkeme, davalı Hükümetler tarafından soruşturmanın yeniden açılması yönünde böyle bir taahhüdün bulunmadığı davalarda sunulan tek taraflı deklarasyonları, insan haklarına saygının, davanın incelenmesine Sözleşme’nin 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca devam edilmesini gerektirdiği gerekçesiyle reddetmiştir ( bk., Mishina/ Rusya, no. 30204/08, §§ 23-30, 3 Ekim 2017 ve bu kapsamda atıfta bulunulan davalar; bk., ayrıca, bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Toğcu/Türkiye, no. 27601/95, §§ 10 14, 31 Mayıs 2005).
14. Mahkeme, incelenmekte olan başvurulara neden olan olaylara ilişkin ceza soruşturmalarını yeniden açmanın hukuken veya fiilen imkansız olduğu durumlar olabileceğini kabul etmektedir. Bu tür durumlar, örneğin, iddia olunan faillerin beraat ettiği ve aynı suç için yargılanamadığı durumlarda veya ceza yargılamalarının ulusal mevzuatta belirtilen sure sınırı nedeniyle zaman aşımına uğradığı durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Aslına bakılırsa, süre sınırının dolması nedeniyle sona eren ceza yargılamalarının yeniden açılması, yasal kesinliğe ilişkin konuları ortaya çıkarabilir (bkz. Coëme ve Diğerleri/Belçika, no.lar 32492/96 ve 4 diğeri, § 145, AİHS 2000 VII) ve dolayısıyla, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca davalının haklarını etkileyebilir(bkz., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla(mutatis mutandis), Kononov / Letonya [GC], no. 36376/04, §§ 228-233, AİHS 2010). Aynı şekilde, aynı davalıyı, halihazırda nihai olarak beraat ettiği veya hüküm giydiği bir suçtan dolayı yargılamak, Sözleşmeye Ek 7 no.lu Protokolün 4. maddesi kapsamında, davalıya ilişkin iki defa yargılanmama veya cezalandırılmama konularını ortaya atabilir(bkz. Marguš/ Hırvatistan [GC], no. 4455/10, § 114, AİHS 2014 (alıntılar)).
15. Önceki paragrafta belirtilen hukuki imkansızlık örneklerine ek olarak, Mahkeme, olayın geçmesinden itibaren uzun bir zaman geçmişse, delillerin kaybolabileceği, tahrip edilebileceği veya izlenemez olabileceği olasılığını göz ardı edemez ve dolayısıyla, uygulamada, bir soruşturmayı açmak ve etkili bir şekilde yürütmek mümkün olmayabilir.
16. Dolayısıyla, bir Üye Devletin ceza yargılamalarını yeniden başlatma yükümlülüğü altında olup olmadığı ve sonuç olarak, tek taraflı bir deklarasyonun bu tür bir taahhüdü içermesi gerekip gerekmediği hususu, iddia olunan ihlalin niteliği ve ciddiyeti, iddia olunan failin kimliği, yargılamalarda yer almayan diğer kişilerin bunlara karışmış olabileceği, ceza yargılanmalarının sona erme nedeni, ceza yargılamalarını sonlandırma kararından önceki ceza yargılamalarındaki eksiklikler ve kusurlar ve iddia olunan failin ceza yargılamalarının bitirilmesine neden olan eksikliklere ve kusurlara katkıda bulunup bulunmadığı dahil olmak üzere davanın belirli koşullarına bağlı olacaktır.
17. Mevcut davanın koşullarına gelince, Mahkeme, tek taraflı bir deklarasyonun, başvuranın oğlunun ölümüne neden olan ölümcül güç kullanımının ve ölüme ilişkin soruşturmanın Sözleşmenin 2. maddesinde yer alan standartları karşılamadığının Hükümet tarafından açıkça kabul edilmesini içermesine rağmen, bunun Hükümet tarafından ölüme ilişkin soruşturmayı yeniden açma taahhüdünü içermediğini kaydetmektedir. Bu nedenle, soru, bu tür bir taahhüt yokluğunda, Mahkemenin Hükümetin tek taraflı deklarasyonu kabul edip edemeyeceği olarak kalmaktadır.
18. Mahkeme, başvuranların yakınının intihar etmesini önleyemeyerek görevlerini ihmal ettiklerinden dolayı polis memurlarına karşı açılan ceza yargılamalarının zaman aşımına uğradığını ve durdurulduğunu gözlemlemektedir( bkz. yukarda 3. Paragraf). Bu nedenle, Türk hukukuna göre, başvuranların yakınının ölümüne ilişkin olarak ceza soruşturmasını yeniden açmak hukuken imkansızdır. Ayrıca, diğer bireylerin başvuranların yakınının ölümüne dahil olduğuna dair hiçbir iddia bulunmamaktadır.
19. Mahkeme, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetlere ilişkin davalarda yeniden yargılama başlatmanın hukuki imkansızlığının, ilke olarak, Sözleşmenin 46. maddesi uyarınca, Bakanlar Komitesinin incelemelerine son vermesine engel olmadığını not etmektedir. Örneğin, Büyük Daire’nin yukarıda belirtilen Jeronovičs davasında usuli yön bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali kararı vermesinin ardından, başvuran, ulusal savcının, iddialarına ilişkin olarak soruşturmayı yeniden açmasını talep etmiştir. Süre sınırının dolmasından dolayı talebi reddedilmiştir. Büyük Dairenin kararına ilişkin İlke Kararında, Bakanlar Komitesi, Sözleşmenin 46 § 1 maddesi gereğince tüm önlemlerin alındığı kanaatinde olmuş ve incelemesine son vermeye karar vermiştir(bkz. İlke Kararı CM/ResDH(2017)312).
20. Hükümetin, yukarıda belirtildiği üzere, sorumluluğu kabul etmesi, polis memurlarına verilen disiplin cezası (bkz. yukarda 4. paragraf) ve Hükümet tarafından tek taraflı deklarasyonlarında önerilen tazminat tutarı, yani 20.000 avro, yukarıda atıfta bulunulan konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ile birlikte göz önüne alındığında(bkz. 12. Paragraf) Mahkeme, başvurunun incelenmeye devam edilmesine ilişkin olarak haklı bir gerekçenin bulunmadığı kanısındadır. Mahkeme, bu kararın, başvuranların zararlarının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmediğini vurgulamaktadır(bkz. Jeronovičs/Letonya (k.k.), no. 547/02, § 54, 10 Şubat 2009 ve gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) yukarıda anılan Jeronovičs, §§ 116118).
21. Mahkeme, Jeronovičs davasında yukarıda belirtilen kararda yaptığı gibi(a.g.e § 117), tek taraflı deklarasyon usulünün istisnai bir usul olduğunu vurgulamayı önemli görmektedir. Bu itibarla, Sözleşmede yer alan en temel hakların ihlalleri hususunda, ister başvuranın dostane çözüme itiraz etmesinin önlenmesi ister Hükümetin bu tür ihlallerden dolayı sorumluluğundan kaçmasına izin verilmesi istenmemektedir. Mevcut davada, Mahkeme, yukarıda belirtilen konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ışığında(bkz. 12. paragraf) başvuranların yakınının ölümüne ilişkin tüm durumları ve ölüme dair daha sonraki ceza yargılamalarını incelemiştir.
22. Yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa yukarıda atıfta bulunulan konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)). Bilhassa, Mahkeme, tutukluların hayatlarının korunamadığı iddialarının olduğu durumlarda, davalı Devlet için Sözleşme kapsamında doğan yükümlülüklerin niteliğinin ve kapsamının, halihazırda, bazı kararlarında belirtildiğini düşünmektedir(bkz. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Tahsin Acar, yukarıda anılan, § 81). Bununla beraber, Türkiye’de yaygın olan bu konular, yeterli ölçüde, Bakanlar Komitesinin dikkatine sunulmuştur ve Sözleşmenin 46 § 2 maddesi şartları altında takip edilmektedir.
23. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (bk. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
24. Bu nedenle, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında davalı Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde yer alan koşulların ve yine aynı metin içerisinde sunulan taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemlerin dikkate alınmasına,
Başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 4 Nisan 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
No.
Ad SOYAD
Doğum Yılı
Uyruk
İkamet Adresi
Temsilcisi
Bayram TAŞDEMİR
1946
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Sevim TAŞDEMİR
1963
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
İlknur TAŞDEMİR
1980
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Tuncay TAŞDEMİR
1984
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Turgay TAŞDEMİR
1986
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Turgut TAŞDEMİR
1991
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Umut TAŞDEMİR
1996
T.C.
TEKİRDAĞ
G. Tuncer
Full & Egal Universal Law Academy