AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no. 52538/09
Bayram TAŞDEMİR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Hakimler,
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
Saadet Yüksel,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 28 Nisan 2020 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
18 Eylül 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 23 Ocak 2018 ve 4 Aralık 2019 tarihlerinde davalı Hükümet tarafından gönderilen deklarasyonları ve başvuranların bu deklarasyonlara cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat Gülizar Tuncer tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. İlk iki başvuranın oğlu ve kalan beş başvuranın kardeşi İlkay Taşdemir, tutuklandıktan sonra götürüldüğü İstanbul’daki Gayrettepe karakolunun dördüncü katındaki pencereden düştükten sonra 6 Ağustos 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Başvuranlar tarafından savcılığa yapılan, akrabalarına kötü muamele yapıldığı ve öldürüldüğü yönündeki şikâyet, başvuranların akrabasının kendi hayatına son verdiğini düşünen savcı tarafından reddedilmiştir. Daha sonra, bazı polis memurları, başvuranların akrabasının intihar etmesini durduramayarak görevlerini ihmal ettiklerinden dolayı yargılanmış, yeterli delil bulunmadığından dolayı beraat etmişlerdir. Başvuranlar tarafından polis memurlarının beraat etmesine karşı yapılan temyiz başvurusu, Yargıtay önünde incelenme aşamasında olmakla birlikte, ceza yargılamaları zaman aşımına uğramış ve düşürülmüştür.
4. Olayla bağlantılı olarak, ilgili polis memurları hakkında disiplin yargılamaları da yürütülmüştür. Soruşturmanın sonunda, polis memurlarının, diğer disiplin suçlarının yanı sıra, görevlerinin değerlendirilmesinde ve ifasında ihmal disiplin suçunu işlemiş oldukları tespit edilmiş ve ceza olarak hakları altı ay süreliğine kısa süreliğine askıya alınmıştır.
5. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 23 Ocak 2018 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkeme’den, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Başvuranlar, 7 Mart 2018 tarihli yazıyla, Türkiye’de şüphelilerin tutulduğu karakollarda hala gerçekleşen benzer ihlaller olduğu gerekçesiyle, tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadıklarını ve benzer ihlallerin önlenmesi için hiçbir önlemin alınmadığını ve bu tür olaylara yönelik adli ve idari yanıtın tatmin edici olmadığını belirtmişlerdir.
7. Mahkeme, 12 Mart 2019 tarihli kararında, davalı Hükümetin sunduğu deklarasyondaki şartları (aşağıdaki paragraf 14’e bakınız) dikkate alarak, başvurunun Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
8. Mahkeme tarafından 4 Temmuz 2019 tarihinde alınan bir mektupta, başvuranların yasal temsilcisi Mahkeme’yi, ilk iki başvuranın, yani ölümü mevcut davanın konusu olan İlkay Taşdemir’in anne ve babası olan Bayram Taşdemir ile Sevim Taşdemir’in sırasıyla 2016 ve 2015 yıllarında hayatlarını kaybettiği hakkında bilgilendirmiştir. Yasal temsilci, resmî belgelere dayanarak, Mahkeme’ye kalan beş başvuran; İlknur Taşdemir, Turgay Taşdemir, Tuncay Taşdemir, Turgut Taşdemir ve Umut Taşdemir’in ölen iki başvuranın çocukları ve tek mirasçıları olduğunu bildirmiştir. Avukat Mahkeme’den, Hükümet’in deklarasyonunda ölen iki başvurana ödenmesi öngörülen meblağın kalan beş başvurana ödenebilmesi için kararı gözden geçirmesini istemiştir.
9. Karmaşaya yer verilmemesi adına, başvuranlar artık beş çocuk olsa da “başvuran” kelimesi Bayram Taşdemir ve Sevim Taşdemir ile beş çocuğu için birlikte kullanılmaya devam edilecektir. Dolayısıyla, aksi belirtilmedikçe, aşağıda “başvuranlara” yapılan atıflar, yedi başvuranın tümüne ilişkin olarak yapılmış kabul edilmelidir.
10. 22 Ekim 2019 tarihinde Mahkeme başvuranlardan ikisinin ölümü neticesinde, Hükümet’ten tadil edilmiş bir tek taraflı deklarasyon talep etmek amacıyla başvuruyu yeniden dava listesine almaya karar vermiştir.
11. 4 Aralık 2019 tarihinde Hükümet yeni bir deklarasyon (bk. aşağıda paragraf 30) göndererek hayattaki beş başvurana ödenmesi gereken miktarın kendilerine halihazırda ödenmiş olduğunu ve Hükümet’in kalan miktarı (diğer bir deyişle hayatını kaybeden iki başvuranın payı) hayattaki başvuranlara ödemeye hazır olduğunu bildirmiştir. Başvuranlar, 13 Aralık 2019 tarihli yazıyla, Mahkemeye, bu deklarasyonda belirtilen şartları kabul ettiklerini bildirmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Mahkeme, başvuranın Hükümet bildirilen tek taraflı deklarasyonu açıkça kabul etmesinin taraflar arasında zımni dostane çözüm olarak düşünülebileceğini yineler (bk. Örneğin, Bakal ve Diğerleri/ Türkiye(k.k.), no. 8243/08, 5 Haziran 2012). Bununla birlikte, somut davada, yukarıda açıklandığı üzere (bk. 6. paragraf), başvuranlar, Hükümet’in 23 Ocak 2018 tarihinde Mahkemeye sunduğu ve Mahkeme’den davayı kayıttan düşürülmesini talep ettiği ilk ve ana tek taraflı deklarasyonda belirtilen şartları kabul etmemiştir. Mahkeme, ayrıca 4 Aralık 2019 tarihli deklarasyonun esasında ebeveynlere ödenecek miktarın ödenmesine ilişkin olması nedeniyle hayattaki beş başvuranın Hükümet tarafından daha sonra tebliğ edilen 4 Aralık 2019 tarihli deklarasyonun kabul etmesinin önceki deklarasyonda belirtilen şartları kabul ettikleri şeklinde yorumlanamayacağı kanaatindedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin tek taraflı beyanı ve buna karşı hayattaki beş başvuranın istekleri dikkate alındığında başvurunun kayıttan düşürülüp düşürülemeyeceğini inceleyecektir.
13. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, diğerlerinin yanı sıra, davalı Devlet yetkililerinin ihmalkâr davrandığından ve bu nedenle, akrabalarının yaşama hakkını koruyamadığından şikayetçi olmuşlardır.
14. Hükümetin yukarıda belirtilen 23 Ocak 2018 tarihli deklarasyonu (bk. paragraf 5) aşağıdaki gibidir:
“Hükümet, somut davanın koşullarında olduğu gibi, mevcut Türk mevzuatına ve Hükümetin bu kapsamdaki eksiklikleri gidermeye yönelik çözüm yollarına bağlı kalınmaksızın, yaşamı korumaya yönelik başarısızlıkların neden olduğu gözaltında bireysel ölüm vakalarının ortaya çıkmasından üzüntü duymaktadır.
Hükümet, başvuranların yakınının koruyucu önlemlerin sağlanamamasından kaynaklanan ölümünün ve ölümüyle ilgili adli yargılamaların, Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen standartlara uygun olmadığını kabul etmektedir. Hükümet, etkili soruşturma yürütme yükümlülükleri de dahil olmak üzere yaşam hakkına gelecekte saygı duyulmasını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirleri almayı taahhüt eder.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, müşterek olarak, başvuranlar Sevim Taşdemir’e, Bayram Taşdemir’e, İlknur Taşdemir’e, Turgay Taşdemir’e, Tuncay Taşdemir’e, Turgut Taşdemir’e ve Umut Taşdemir’e, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan yukarıdaki başvurunun tek taraflı deklarasyonunun güvence altına alınması amacıyla, maruz kaldıkları her türlü maddi ve manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere 20.000 EUR (yirmi bin avro) ödemeyi teklif ettiğini beyan eder.
Bu meblağlar, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağların belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
15. Yukarıda belirtildiği üzere, başvuranlar 7 Mart 2018 tarihli yazılarında bu deklarasyonda belirtilen şartlardan memnun olmadıklarını belirtmişlerdir (bk. yukarıda 6. paragraf).
16. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, Mahkemenin aşağıdaki durumda başvuruyu kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“...Mahkemece tespit edilen başka herhangi bir gerekçeyle, başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak bir neden bulunmadığı takdirde...”
17. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuranlar davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etseler dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı bir deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
18. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararından olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (bk. Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], No. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, 5 Temmuz 2016).
19. Mahkeme, söz konusu başvurunun konusunun, öncelikli olarak, üye Devletlerin yaşama hakkını korumak için adım atmaya yönelik pozitif yükümlülük ile ilgili olduğunu kaydetmektedir (bk. L.C.B/ Birleşik Krallık, 9 Haziran 998, § 36, Hükümlerin ve Kararların Raporları 1998‑III). Mevcut başvurunun konusuna özellikle atıfta bulunan Mahkeme, bir kısım kararında, Türkiye’deki tutukluların yaşama hakkının korunamaması iddialarını incelemiştir (bk. diğerlerinin yanında, Kılavuz/Türkiye, no. 8327/03, §§ 87-97, 21 Ekim 2008; ve Çoşelav/Türkiye, no. 1413/07, § 53, 9 Ekim 2012). Dava, ikinci olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü ile ilgilidir (diğerleri arasında bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, § 169, 14 Nisan 2015 ve bu kapsamda atıfta bulunulan dava).
20. Bu bağlamda, Mahkeme, kaybolan veya bilinmeyen failler tarafından öldürülen kişilerle ilgili davalarda ve yerel soruşturmanın Sözleşme kapsamında gerekenin altında olduğuna dair iddiaları destekleyen dava dosyasında karineden sayılan delil bulunması durumunda, tek taraflı bir deklarasyonun, önceki benzer davalarda Mahkeme tarafından tanımlandığı üzere, Sözleşmenin gerekliliklerine tam olarak uyan bir soruşturmanın yürütülmesinin Hükümet tarafından üstlenilmesi ile birlikte, bir ikrar içermesi gerektiğini yinelemektedir (bk., yukarıda anılan Tahsin Acar, § 84 ve bu kapsamda anılan davalar). Aslında, Mahkeme, insan haklarına saygının, davanın incelenmesine Sözleşmenin 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca devam edilmesini gerektirmesinden dolayı, soruşturmayı yeniden açmaya yönelik böylesi bir taahhüdün bulunmadığı durumlarda, davalı Hükümetler tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonları göz önünde bulundurmayı reddetmiştir (bk. Mishina /Rusya, no. 30204/08, §§ 23-30, 3 Ekim 2017 ve orada atıfta bulunulan davalar; bk. ayrıca, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (bu davaya uygulanabildiği ölçüde) Toğcu /Türkiye, no. 27601/95, §§ 10‑14, 31 Mayıs 2005).
21. Mahkeme, incelenmekte olan başvurulara neden olan olaylara ilişkin ceza soruşturmalarını yeniden açmanın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu durumlar olabileceğini kabul etmektedir. Bu tür durumlar, örneğin, iddia olunan faillerin beraat ettiği ve aynı suç için yargılanamadığı durumlarda veya ceza yargılamalarının ulusal mevzuatta belirtilen süre sınırı nedeniyle zaman aşımına uğradığı durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Aslına bakılırsa, süre sınırının dolması nedeniyle sona eren ceza yargılamalarının yeniden açılması, yasal kesinliğe ilişkin konuları ortaya çıkarabilir (bk. Coëme ve Diğerleri/Belçika no. 32492/96 ve 4 diğeri, § 145, AİHS 2000 VII) ve dolayısıyla, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca davalının haklarını etkileyebilir (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla(bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Kononov / Letonya [BD], no. 36376/04, §§ 228-233, AİHS 2010). Aynı şekilde, aynı davalıyı, halihazırda nihai olarak beraat ettiği veya hüküm giydiği bir suçtan dolayı yargılamak, Sözleşmeye Ek 7 no.lu Protokolün 4. maddesi kapsamında, davanın iki defa yargılanmama veya cezalandırılmama hakkı konularını gündeme getirebilir (bk. Marguš/ Hırvatistan [BD], no. 4455/10, § 114, AİHS 2014 (alıntılar)).
22. Önceki paragrafta belirtilen hukuki imkânsızlık örneklerine ek olarak, Mahkeme, olayın geçmesinden itibaren uzun bir zaman geçmişse, delillerin kaybolabileceği, tahrip edilebileceği veya izlenemez olabileceği olasılığını göz ardı edemez ve dolayısıyla, uygulamada, bir soruşturmayı açmak ve etkili bir şekilde yürütmek mümkün olmayabilir.
23. Dolayısıyla, bir üye Devletin ceza yargılamalarını yeniden başlatma yükümlülüğü altında olup olmadığı ve sonuç olarak, tek taraflı bir deklarasyonun bu tür bir taahhüdü içermesi gerekip gerekmediği hususu, iddia olunan ihlalin niteliği ve ciddiyeti, iddia olunan failin kimliği, yargılamalarda yer almayan diğer kişilerin bunlara karışmış olabileceği, ceza yargılanmalarının sona erme nedeni, yargılamaları sonlandırma kararından önceki yargılamalardaki eksiklikler ve kusurlar ve iddia olunan failin ceza yargılamalarının bitirilmesine neden olan eksikliklere ve kusurlara katkıda bulunup bulunmadığı dahil olmak üzere davanın belirli koşullarına bağlı olacaktır.
24. Mevcut davanın koşullarına gelindiğinde, Mahkeme, yukarıda bahsedilen tek taraflı bir deklarasyonun, Hükümet tarafından, başvuranların yakınının ölümünün koruyucu önlemlerin alınmamasından ve ölüme ilişkin adli yargılamaların Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan standartları karşılamadığından kaynaklandığını açıkça kabul edildiğine dair bir beyan içermesine rağmen, bunun Hükümet tarafından ölüme ilişkin soruşturmayı yeniden açma taahhüdünü içermediğini kaydetmektedir. Bu nedenle, bu tür bir taahhüt yokluğunda, Mahkemenin Hükümetin tek taraflı deklarasyonu kabul edip edemeyeceği sorun olarak kalmaktadır.
25. Mahkeme, başvuranlarının yakınının intihar etmesini önleyemeyerek görevlerini ihmal ettiklerinden dolayı polis memurlarına karşı açılan ceza yargılamalarının zaman aşımına uğradığını ve düştüğünü gözlemlemektedir (bk. yukarda 3. paragraf). Bu nedenle, Türk hukukuna göre, başvuranların yakınının ölümüne ilişkin olarak ceza soruşturmasını yeniden açmak hukuken imkânsızdır. Ayrıca, diğer bireylerin başvuranların yakınının ölümüyle ilişkisi olduğuna dair hiçbir iddia bulunmamaktadır.
26. Mahkeme, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetlere ilişkin davalarda yargılamaları yenilemenin hukuken imkansız olabilmesi ihtimalinin, ilke olarak, Sözleşmenin 46. maddesi uyarınca, Bakanlar Komitesinin incelemelerine son vermesine engel olmadığını not etmektedir. Örneğin, Büyük Daire’nin gördüğü yukarıda belirtilen Jeronovičs davasında, usuli yön bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali kararı vermesinin ardından, başvuran, ulusal savcının, iddialarına ilişkin olarak soruşturmayı yeniden açmasını talep etmiştir. Süre sınırının dolmasından dolayı talebi reddedilmiştir. Büyük Dairenin kararına ilişkin İlke Kararında, Bakanlar Komitesi, Sözleşmenin 46 § 1 maddesi gereğince tüm önlemlerin alındığı kanaatinde olmuş ve davayı incelemeyi bırakmaya karar vermiştir (bk. İlke Kararı CM/ResDH(2017)312).
27. Hükümetin, yukarıda belirtildiği üzere, sorumluluğu kabul etmesi, polis memurlarına verilen disiplin cezası (bk. yukarda 4. paragraf) ve Hükümet tarafından tek taraflı deklarasyonlarında önerilen tazminat tutarı, yani 20.000 avro, yukarıda atıfta bulunulan konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ile birlikte göz önüne alındığında (bk. 19. paragraf) Mahkeme, başvurunun incelenmeye devam edilmesine ilişkin olarak haklı bir gerekçenin bulunmadığı kanısındadır (Sözleşme’nin 37 § 1 maddesi). Mahkeme, bu kararın, başvuranların zararlarının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmediğini vurgulamaktadır (bk. Jeronovičs/Letonya (k.k.), no. 547/02, § 54, 10 Şubat 2009 ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Jeronovičs, §§ 116-18).
28. Mahkeme, Jeronovičs davasında yukarıda belirtilen kararda yaptığı gibi (aynı kararda, § 117), tek taraflı deklarasyon usulünün istisnai bir usul olduğunu vurgulamayı önemli görmektedir. Bu itibarla, Sözleşmede yer alan en temel hakların ihlalleri hususunda, başvuranın dostane çözüme itiraz etmesinin önlenmesi ister. Hükümetin bu tür ihlallerden dolayı sorumluluğundan kaçmasına izin verilmesi istenmemektedir. Mevcut davada, Mahkeme, yukarıda belirtilen konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ışığında(bk. 19. paragraf) başvuranların yakınının ölümüne ilişkin tüm durumları ve ölüme dair daha sonraki ceza yargılamalarını incelemiştir.
29. Yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa yukarıda atıfta bulunulan konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)). Bilhassa, Mahkeme, tutukluların hayatlarının korunamadığı iddialarının olduğu durumlarda, davalı Devlet için Sözleşme kapsamında doğan yükümlülüklerin niteliğinin ve kapsamının, halihazırda, bazı kararlarında belirtildiğini düşünmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde yukarıda anılan Tahsin Acar, § 81). Bununla beraber, Türkiye’de yaygın olan bu konular, yeterli ölçüde, Bakanlar Komitesinin dikkatine sunulmuştur ve Sözleşmenin 46 § 2 maddesi şartları altında takip edilmektedir.
30. Bu noktada Mahkeme, 4 Aralık 2019 tarihinde Hükümet tarafından sunulan değiştirilmiş deklarasyonun (bk. yukarıda 11. paragraf) aşağıdaki gibi olduğuna dikkat çekmektedir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, ilk olarak 23 Ocak 2018 tarihli önceki tek taraflı deklarasyonunu ve burada belirtilen taahhütlerini tekrarlamak istemektedir.
Hükümet ayrıca, yukarıda belirtilen tek taraflı deklarasyonun sunulmasının ardından, Mahkeme’nin 4 Nisan 2019 tarihinde bildirilen kararında, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 1. maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar verdiğini hatırlatmak ister.
Mahkeme kararının ardından tek taraflı deklarasyonda belirtilen tazminat miktarının ödenmesine ilişkin prosedür kapsamında başvuranlar İlknur Taşdemir, Turgay Taşdemir, Tuncay Taşdemir, Turgut Taşdemir ve Umut Taşdemir için ayrılan tazminat tutarı başvuranların avukatının hesabına yatırılmıştır. Ancak, diğer başvuranlar Sevim Taşdemir ve Bayram Taşdemir ödemeden daha önceki bir tarihte vefat etmeleri sebebiyle paylarına düşen tazminat miktarı (5.714,28 avro) ödenememiştir.
Dolayısıyla, Hükümet 23 Ocak 2018 tarihli tek taraflı deklarasyon doğrultusunda daha önceki tek taraflı deklarasyonunda belirtilen şartlar altında, ölen başvuranların payı olan 5,714,28 avroluk tutarın ölen başvuranların yasal mirasçıları oldukları için başvuranlar İlknur Taşdemir, Turgay Taşdemir, Tuncay Taşdemir, Turgut Taşdemir ve Umut Taşdemir’e ödenmesini teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
31. Yukarıda da belirtildiği üzere, hayatta bulunan beş başvuran bu bildirimde yer alan şartları kabul etmiştir (bk. paragraf 11). Mahkeme ayrıca, bu deklarasyon uyarınca, hayatta bulunan beş başvuran ile ilgili tutarın kendilerine ulusal makamlar tarafından ödenmiş olduğunu ve Hükümetin, kalan 5.714,28 avroluk tutarın ölen 2 başvuranın mirasçıları olarak yine kendilerine ödenmesini taahhüt ettiğini kaydeder.
32. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (bk. Josipović / Sırbistan (k.k), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
33. Yukarıdaki hususlar ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında sunduğu 23 Ocak 2018 tarihli deklarasyon metninde yer alan koşulların ve yine aynı metin içerisinde dile getirilen taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemlerin dikkate alınmasına,
Davalı Hükümetin 4 Aralık 2019 tarihli deklarasyonunda belirtilen hayatta bulunan beş başvuran olan İlknur Taşdemir, Turgay Taşdemir, Tuncay Taşdemir, Turgut Taşdemir ve Umut Taşdemir’e ilişkin tutarın ulusal makamlarca halihazırda kendilerine ödendiğine ve Hükümet’in kalan 5.714,28 avroluk tutarın ölen 2 başvuranın mirasçıları olarak yine kendilerine ödenmesini taahhüt ettiğine yönelik bilgilerin dikkate alınmasına;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 28 Mayıs 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
No.
Başvuranın adı
Doğum Yılı
Uyruğu
İkamet Adresi
1.
Bayram TAŞDEMİR
1946
T.C.
TEKİRDAĞ
2
Sevim TAŞDEMİR
1963
T.C.
TEKİRDAĞ
3
İlknur TAŞDEMİR
1980
T.C.
TEKİRDAĞ
4
Tuncay TAŞDEMİR
1984
T.C.
TEKİRDAĞ
5
Turgay TAŞDEMİR
1986
T.C.
TEKİRDAĞ
6
Turgut TAŞDEMİR
1991
T.C.
TEKİRDAĞ
7
Umut TAŞDEMİR
1996
T.C.
TEKİRDAĞ
Full & Egal Universal Law Academy