AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 79549/16
Selçuk TAŞDEMİR / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Péter Paczolay,
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 25 Mart 2025 tarihinde Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
18 Kasım 2016 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Dava, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında, başvuranın yükseköğretim kurumundan çıkarılması ve olay tarihinde yürürlükte olan iç hukuk uyarınca başka bir yükseköğretim kurumuna kayıt yaptıramaması hususundaki şikâyetiyle ilgilidir.
OLAYLAR
2. Başvuran, 1985 doğumlu olup; Belçika’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar B. Molu ve R. Demir tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Söz konusu tarihte başvuran, Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde (“Üniversite”) dördüncü sınıf öğrencisidir.
Başvuran hakkındaki disiplin süreci6. Sivas Emniyet Müdürlüğü 24 Nisan 2006 tarihinde Üniversite Rektörlüğüne resmi bir yazı göndermiştir. Yazıda, 19 Mart 2006 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Nevruz (Kürt kültüründe baharın gelişi ve yeni yılın başlangıcı) kutlamalarına katılan ve aralarında başvuranın da bulunduğu altı Üniversite öğrencisinin, terör örgütü PKK/Kongra-Gel’in (“PKK”) gençlik kanadı olan YÖGEH’in (Yurtsever Özgür Gençlik Hareketi) faaliyetlerine katılan öğrencilere karşı düzenlenen bir operasyonun ardından yakalanarak tutuklandıkları belirtilmiştir.
7. Üniversite Rektörlüğü, 15 Mayıs 2006 tarihinde, başvuran da dâhil olmak üzere yazıda adı geçen öğrenciler hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır.
8. Üniversite Rektörlüğü tarafından görevlendirilen iki soruşturmacı, 25 Eylül 2006 tarihinde raporlarını sunmuşlardır. Raporda, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu öğrenciler hakkında, PKK’nın gençlik kolu olan YÖGEH’e mensup oldukları ve örgütsel faaliyetlerine katıldıkları iddiasıyla, terör örgütüne üye olmak suçundan bir iddianame hazırladığı belirtilmiştir. Raporda, 19 Mart 2006 tarihinde gerçekleştirilen Nevruz kutlamalarının video görüntüleri ve fotoğrafları da dâhil olmak üzere, iddianamede atıfta bulunulan ve tamamı soruşturmacılarca somut delil olarak değerlendirilen deliller listelenmiştir. Yine bu raporda başvuranla ilgili olarak, 19 Mart 2006 tarihindeki Nevruz kutlamaları sırasında, diğer katılımcılarla birlikte PKK’nın marşı olarak bilinen “İleri” (Her Nepeş - İleri) şarkısını söylediği ifade edilmiştir. Böylece, olay tarihinde yürürlükte olan Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin (“Disiplin Yönetmeliği”) 10(e) maddesi anlamında “kanun dışı kuruluşlar adına faaliyet yapmak veya yardımda bulunmak” fiilini işlediği sonucuna varılmıştır. Soruşturmacılar, başvuranın daha önce iki disiplin cezası aldığını kaydetmiş ve bu hüküm uyarınca Üniversiteden çıkarılmasını teklif etmişlerdir.
9. Üniversite Disiplin Kurulu (“Disiplin Kurulu”) tarafından görevlendirilen bir raportör, 13 Ekim 2006 tarihli raporunda, öncelikle 25 Eylül 2006 tarihli soruşturma raporuna (bk. yukarıda 8. paragraf) atıfta bulunmuştur. Nevruz kutlamalarının video görüntülerine ve evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen delillere dayandırılan iddianamede, söz konusu öğrencilerin YÖGEH’in faaliyetlerine katıldıklarının gösterildiğini ifade etmiştir. Raportör, söz konusu öğrencilerin Disiplin Yönetmeliği’nin 10(e) maddesinde belirtilen ve Üniversiteden çıkarma cezasını gerektiren fiilleri işlediklerini değerlendirmiştir. Ayrıca bu öğrencilere daha önce verilen disiplin cezalarına ve Disiplin Yönetmeliği’nin 30(a) maddesine (bk. aşağıda 32. paragraf) atıfta bulunmuştur. Sonuç olarak, soruşturmacılar tarafından teklif edilen yaptırımı uygun bulmuştur.
10. Disiplin Kurulu, 1 Kasım 2006 tarihinde, başvuranın Üniversiteden çıkarılmasına karar vermiştir. Kurul, soruşturmacıların ve raportörün söz konusu öğrencilerin Disiplin Yönetmeliği’nin 10(e) maddesi uyarınca, “kanun dışı kuruluşlara üye olmak, bu kuruluşlar adına faaliyet yapmak veya yardımda bulunmak” gerekçesiyle üniversiteden çıkarılmalarını tavsiye ettiklerini kaydetmiştir. Dosyayı ve raportörün raporunu inceleyen Disiplin Kurulu, teklif edilen yaptırımın uygun olduğuna karar vermiştir.
Başvuran tarafından başlatılan idari yargı süreci11. Başvuran, kendisinin Üniversiteden çıkarılmasına yönelik kararın iptali ve tazminata hükmedilmesi talebiyle Sivas İdare Mahkemesinde (“İdare Mahkemesi”) dava açmıştır.
12. İdare Mahkemesi, 26 Mart 2008 tarihinde, önündeki davanın söz konusu yargılamanın sonucuyla bağlantılı olduğunu göz önünde bulundurarak, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi başvuran aleyhindeki cezai suç isnatlarını karara bağlayana kadar yargılamaları durdurmuştur (bk. aşağıda 22-25. paragraflar).
13. İdare Mahkemesi, 26 Mayıs 2009 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. İdare Mahkemesi, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin 24 Mart 2009 tarihli kararına atıfta bulunarak (bk. aşağıda 25. paragraf), başvuranın, Üniversiteden çıkarılmasına neden olan eylemler nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 ve 215. maddeleri uyarınca mahkûmiyetine karar verildiğini kaydetmiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranın terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmiş olması nedeniyle, Disiplin Yönetmeliği’nin 10(e) maddesi uyarınca Üniversiteden çıkarma cezasıyla cezalandırılmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiştir.
14. Başvuran İdare Mahkemesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
15. Danıştay, 18 Eylül 2012 tarihinde, İdare Mahkemesi kararının usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek başvuranın temyiz istemini reddetmiştir.
16. Başvuranın 18 Eylül 2012 karara karşı yaptığı karar düzeltme talebi de Danıştay tarafından 14 Haziran 2013 tarihinde reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi nezdindeki süreç17. Başvuran, 21 Ekim 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, diğer hususların yanı sıra, Nevruz kutlamalarına katıldığı için Üniversiteden çıkarıldığı ve bu yaptırımın uygulanmasının Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiği şikâyetlerini ileri sürmüştür.
18. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 3 Mart 2016 tarihli kararında, başvuranın eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Bu mahkeme, temel sorunun, başvuranın söz konusu etkinlik sırasında kullandığı ifadeler nedeniyle kendisinin Üniversiteden çıkarma cezasıyla cezalandırılması olduğunu değerlendirmiştir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetlerinin, Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini güvence altına alan 26. maddesi ışığında 42. maddesi (bk. aşağıda 30. paragraf) kapsamında incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Ayrıca, şikâyet konusu müdahalenin kanuni bir dayanağı olduğuna ve Üniversitede disiplini ve güvenliği sağlamayı amaçladığına karar vermiştir.
19. Tedbirin orantılılığı ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, iç hukukta kademeli bir yaptırım sisteminin varlığına dikkat çekmiştir. Buna göre, başvuranın disiplin sicili Disiplin Kurulunca dikkate alınmıştır ve yasa dışı bir örgüt adına eylemlerde bulunduğu ya da örgüte yardım ettiği gerekçesiyle Üniversiteden çıkarılması, disiplini korumak ve öğrencilerin güvenliğini sağlamak adına makul bir tedbir teşkil etmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, disiplin kurallarının öğrencilerin eğitim haklarını kullanmalarını tümüyle engellememesi gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, kurumlarından çıkarılan öğrencilerin başka eğitim kurumlarına kaydolma imkânlarının bulunup bulunmamasının, tedbirin orantılılığı açısından önemli bir husus olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası verilen öğrencilerin diğer yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptırmalarını engelleyen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 54(g) maddesini 2011 yılında iptal ettiğini not etmiştir (bk. aşağıda 33. paragraf). Devamında başvuranın, disiplin cezasının verildiği tarihten 2011 yılına kadar başka bir yükseköğretim kurumuna kayıt yaptıramadığını gözlemlemiştir. Ancak, 2011 yılından itibaren başvuranın bunu yapmasının önünde herhangi bir hukuki engel bulunmadığı gibi, o yıldan sonra yükseköğrenime başvuramadığına dair bir şikâyeti olmamıştır.
20. Anayasa Mahkemesi, PKK üyesi olmak suçundan hakkında mahkûmiyet kararı verilen başvuranın Üniversiteden çıkarılması nedeniyle 2006-2011 yılları arasında eğitim hakkından yoksun kalmasına rağmen, davanın koşulları göz önüne alındığında bu sürenin makul olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle, müdahalenin orantılı olduğunu değerlendirmiştir.
21. Anayasa Mahkemesinin kararı başvurana 26 Mayıs 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran hakkındaki ceza yargılamaları22. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 Haziran 2006 tarihinde, aralarında başvuranın da bulunduğu bazı kişiler hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca terör örgütüne üye olma isnadıyla bir iddianame hazırlamıştır.
23. İddianamede şu olaylar anlatılmıştır: Başvuran, 19 Mart 2006 tarihinde Sivas ilindeki bir boş arazide düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılmıştır. Diğer katılımcılarla birlikte çeşitli sloganlar atmış ve PKK’nın “GÜZEL KÜRT KARDEŞLERİM GELİN ÜLKEMİZİN ARDINA GİDELİM” (BIRAYÊN DELAL HUN WERİN KURDINO BIHIŞTA WELAT EM HERIN MERDINO) ibaresi ile başlayıp “YÜREKLERİMİZ ÇELİKLEŞTİ ARTIK HAYDİ KIZIL BAYRAK İÇİN HEP BERABER GİDELİM” (DILÊ MEJPOLA GURÇIK BÛNE HESIN BO ALA RENGİN HUN WERIN EM BESIN) ibaresi ile son bulan “İleri” (Her Nepeş) adlı “sözde” marşını söylemiştir. Katılımcılar ayrıca “DİNLE DÜŞMAN, KÜRT HALKI HÂLÂ YAŞIYOR, TOP ATEŞİNDEN VE FELAKETLERDEN HİÇ YILMAYACAK, KÜRT GENÇLİĞİ ASLAN GİBİ ŞAHLANIYOR” (EY REQÎB, HER MAWE QEWMÎ KURDZİMAN, NAYSÎKÊNÊ DANAYÎ TOPÎ ZEMAN KES NELÊ KURD MİRDUWE) ibaresi ile başlayıp “KÜRT GENÇLİĞİ DAİMA KURBAN VERMEYE HAZIR, ÖLÜME HAZIR, ÖLÜME HAZIR, ÖLÜME HAZIR” (LAWÎ KURD HELSAYE SER PÊ WEK DİLÊR, TA BE XWÊN NEQSÎ EKA TACÎ JÎYAN) ibaresi ile biten başka bir marş daha söylemişlerdir. Kutlamalara özellikle YÖGEH içerisinde faaliyet gösteren üniversiteli öğrenciler katılmıştır. Etkinlik sırasında yakılan lastiklerin etrafında danslar edilmiş, PKK’nın “sözde” bayrakları dalgalandırılmış ve çeşitli sloganlar atılmıştır.
24. Başsavcılık ayrıca başvuranın Sivas’ta YÖGEH tarafından düzenlenen etkinliklere katıldığını ve Nevruz kutlamalarında etkin rol oynadığını belirtmiştir. Başvuranın 2005 yılında Diyarbakır ilinde yapılan Nevruz etkinliklerine de PKK elebaşının direktifleri doğrultusunda katıldığını ve onun posterleriyle poz verdiğini not etmiştir. Ayrıca Başsavcılık, diğer şüphelilerin beyanlarına göre başvuranın terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu eklemiştir. İddianamede PKK ve YÖGEH hakkında genel bilgilere de yer verilmiştir.
25. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 24 Mart 2009 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesi uyarınca başvuranın silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetine ve altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Adı geçen mahkeme, başvuranın eylemleri ile söz konusu terör örgütüne üye oldukları tespit edilen diğer sanıkların eylemleri arasında, zayıf da olsa, hiyerarşik bir bağ bulunduğunu tespit etmiştir. Diğer sanıklarla birlikte başvuranın, eylemlerini PKK’nın gençlik yapılanması YÖGEH adına yürüttüğü kanısına varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca başvuranı, iddianamede atıfta bulunulan eylemleri nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 215 § 1 maddesi uyarınca suçu ve suçluyu övme suçundan mahkûm etmiş; fakat bu kapsamdaki cezanın infazı ertelenmiştir.
26. Yargıtay, 2 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesinin 24 Mart 2009 tarihli kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunu reddetmiştir.
Diğer gelişmeler27. Hükümet, başvuranın 6 Kasım 2008 tarihinde, Ekim 2008’de yürürlüğe giren 2547 sayılı Kanun’un geçici 56. maddesi uyarınca üniversiteye yeniden kayıt yaptırmak için başvuruda bulunduğunu bildirmiştir (bk. aşağıda 34. paragraf). Başvurusu kabul edilmiş ve 25 Şubat 2010 tarihinde Üniversiteden mezun olmuştur. Başvuranın asli temsilcisi, Hükümetin görüşlerine karşı sunduğu cevabi görüşlerinde bu bilgiyi teyit etmiştir (ayrıca bk. aşağıda 38. paragraf).
28. Dava dosyasındaki bilgilerden anlaşıldığı üzere, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında verilen mahkûmiyet kararının (bk. yukarıda 25. paragraf) ardından başvuran, Interpol tarafından yakalanıp 2013 yılında Türkiye’ye iade edilene kadar Ürdün’de ikamet etmiştir. Sonrasında ise 2017 yılına kadar ceza infaz kurumunda kalmıştır.
29. Hükümet ayrıca, başvuranın 2016 yılından sonra çeşitli üniversite programlarına kayıt yaptırdığını ancak bunları tamamlayamadığını belirtmiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
30. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42. maddesi, hiç kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını öngörmektedir.
31. Olay tarihinde, Disiplin Yönetmeliği’nin 10(e) maddesi, kanun dışı bir kuruluşa üye olan, bu kuruluş adına faaliyet yapan veya kuruluşa yardımda bulunan bir kişinin yükseköğretim kurumundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasını öngörmekteydi.
32. Olay tarihinde yürürlükte olan Disiplin Yönetmeliği’nin 30(a) maddesi uyarınca, disiplin cezalarını vermeye yetkili disiplin organlarının, diğer unsurların yanı sıra, ilgili öğrencinin daha önce bir disiplin cezası alıp almadığını da dikkate alması gerekmekteydi.
33. Olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle 2547 sayılı Kanun’un 54(g) maddesi, yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası verilen öğrencilerin bir daha herhangi başka bir yükseköğretim kurumuna alınmalarını yasaklamaktaydı. Bu hüküm, 2011 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından, diğer hususların yanı sıra, ilişiği kesilen öğrencilerin başka bir yükseköğretim kurumunda eğitimlerine devam etmelerini engelleyerek yükseköğrenim hakkının kullanılmasını imkânsız hâle getirdiği ve dolayısıyla bu hakkın özüne zarar verdiği gerekçesiyle iptal edilmiştir.
34. 2547 sayılı Kanun’a getirilen geçici 56. madde, 28 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu hükme göre, kendi isteğiyle ilişikleri kesilenler dâhil her ne sebeple olursa olsun bir yükseköğretim kurumundaki öğrencilik statüsünü - belirli tarihler arasında - kaybeden öğrenciler, önceki eğitim programlarına yeniden kayıt yaptırma ve eğitimlerini tamamlama hakkına sahip olmuşlardır. Geçici 56. maddenin 2. fıkrası uyarınca, ilişik kesme kararına karşı idare mahkemelerinde dava açılması veya böyle bir davanın reddedilmesi, öğrencilerin bu hükümle sağlanan fırsattan yararlanmasını engellemeyecektir.
ŞİKÂYET
35. Başvuran, Üniversiteden çıkarılmasının ve başka bir yükseköğretim kurumuna kaydolmasının imkânsız hâle gelmesinin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
36. Hükümet, başvuranın tutumunun, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına geldiğini savunmuştur. Özellikle, başvuranın Mahkemeye yaptığı başvuruda bazı önemli bilgileri kasıtlı olarak eksik bıraktığını iddia etmiştir. Başvuranın, 2547 sayılı Kanun’un geçici 56. maddesi uyarınca Üniversiteye yeniden kaydolmuş ve 2010 yılında mezun olmuş olmasına rağmen bunu açıklamadığını, bunun yerine 2006 ve 2011 yılları arasında eğitim hakkından yoksun bırakıldığını iddia ettiğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda da bu bilgilerin eksik bırakıldığını vurgulamıştır.
37. Hükümet ayrıca, başvuranın daha önce biri akademik ahlaka aykırılık, diğeri de izinsiz bir gösteriye katılım nedeniyle olmak üzere iki kez disiplin cezası almış olmasına rağmen, Üniversitenin düzenini bozduğunu kabul etmediğine dikkat çekmiştir. Hükümet, bu tutarsızlıkların Mahkemeyi yanıltma niyetini gösterdiği sonucuna varmıştır.
38. Başvuranın asli temsilcisi, başvuranın önceki disiplin cezaları, Üniversiteye yeniden kaydolması, mezuniyeti ve sonraki akademik girişimlerine ilişkin bilgilerin ancak Hükümetin görüşlerini aldıktan sonra kendisinin dikkatini çektiğini ileri sürmüştür. Bu ihmali açıklamaya yönelik bir bağlam sunmak adına, başvuranın içinde bulunduğu koşulları detaylandırmış ve başvuranın 2010-2013 yılları arasında yurt dışında ikamet ettiğini, 2013 yılında Türkiye’ye iade edildiğini, 2017 yılına kadar ceza infaz kurumunda kaldığını ve ardından Mart 2020’de Belçika’ya taşındığını ve burada ikamet etmeye devam ettiğini belirtmiştir. Bu açıklamalara göre; söz konusu koşullar, özellikle de ceza infaz kurumunda geçirdiği süre, başvuranın hem Mahkemeye hem de Anayasa Mahkemesine yaptığı ilk başvuru sürecinde temsilcinin kendisiyle olan iletişimini ciddi şekilde kısıtlamış ve bu iletişim yoğunlukla başvuranın eşi aracılığıyla gerçekleşmiştir. Mahkemeye başvuruda bulunmadan önce başvuranla görüşme yapılmış olmasına rağmen, söz konusu ayrıntılar başvuran tarafından açıklanmamıştır. Ancak Hükümetin görüşlerini aldıktan sonra başvuran bu bilgiyi doğrulamıştır. Temsilci, kasıtlı olarak bilgi gizleme girişiminde bulunulmadığını savunmuş ve Mahkemeden Hükümetin itirazını reddetmesini talep etmiştir.
39. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesindeki “başvuru hakkının kötüye kullanılması” kavramının, bir başvuranın, Sözleşme’de öngörülen bireysel başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin düzgün bir şekilde işlemesini veya önündeki yargılamaların uygun şekilde yürütülmesini engelleyen herhangi bir tutum veya davranış olarak anlaşılması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Friedrich ve Diğerleri/Polonya, no. 25344/20 ve 17 diğer başvuru, § 122, 20 Haziran 2024). Bir başvurunun (a) bilerek gerçek dışı olaylara ve yanlış beyanlara dayandırıldığı veya (b) - ister başından beri biliniyor isterse de başvuru süreci devam ederken yeni önemli gelişmeler meydana gelmiş olsun - önemli bilgi ve belgelerin kasıtlı olarak saklandığı tespit edilirse, başvurunun bu gerekçeyle reddedilmesi muhtemel olacaktır (bk. Martins Alves/Portekiz (k.k.), no. 56297/11, § 8, 21 Ocak 2014 ve Marjanović/Bosna-Hersek (k.k.), no. 25101/05, § 18, 3 Temmuz 2007 ve burada atıf yapılan kararlar). Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bilgiler verilmesi, özellikle söz konusu bilgilerin davanın temeliyle ilgili olması ve bu bilgilerin paylaşılmamasına dair yeterli bir açıklamanın sunulmamış olması hâlinde, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelebilir (bk. Pirtskhalava ve Tsaadze/Gürcistan, no. 29714/18, § 42, 23 Mart 2023). Ancak, bu tür durumlarda, başvuranın Mahkemeyi yanıltma niyeti her zaman yeterli bir kesinlikle tespit edilmelidir (bk. Savickis ve Diğerler/Letonya [BD], no. 49270/11, § 149, 9 Haziran 2022).
40. Mahkeme ayrıca, bir başvurunun bireysel başvuru hakkının kötüye kullanımını teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, başvuranın ulusal makamlar önündeki tutum ve davranışlarının önemli bir faktör olduğunu daha önce de vurgulamıştır. İç hukuk yollarının Sözleşme ile güvence altına alınan hakların korunması hususundaki birincil vasıta olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Mahkemenin değerlendirmesi tipik olarak başvuranın hem iç hukuktaki hem de bu Mahkeme önündeki davranışlarının bütünsel bir analizine dayanmaktadır. Özellikle, iç hukuk yollarının açıkça kötüye kullanılması, bir başvuruyu sürecin kötüye kullanılması sebebiyle kabul edilemez kılabilmektedir (bk. Ferrara ve Diğerleri/İtalya (k.k.) no. 2394/22 ve 18 diğer başvuru, § 43, 16 Mayıs 2023 ve burada atıf yapılan kararlar).
41. Son olarak, geçmişte Mahkeme, başvuranın temsilcisine atfedilebilecek herhangi bir eylem veya ihmalin başvurana yüklenebileceğini ve bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması gerekçesiyle başvurunun reddedilmesine yol açabileceğini tespit etmiştir (bk. Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 33, AİHM 2014).
42. Mevcut davaya bakıldığında, Mahkeme, başvuranın başvuru formunda 2006-2011 yılları arasında eğitim hakkından yoksun bırakıldığını iddia etmesine rağmen, 2547 sayılı Kanun’un geçici 56. maddesi uyarınca (bk. yukarıda 34. paragraf) Üniversiteye yeniden kaydolduğunu ve devamında 2010 yılında eğitimini tamamladığını açıklamadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın 21 Ekim 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda da bu bilgiyi açıklamadığını ve bunun da anılan mahkemenin başvuranın beş yıl boyunca eğitim hakkından yoksun bırakıldığı gibi hatalı bir ön kabulle değerlendirmesini yapmasına yol açtığını gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun şikâyetini incelerken, başvurucunun Üniversiteden çıkarılması ve bunun sonuçları ile ulaşılmak istenen amaca, yani disiplinin korunması ve diğer öğrencilerin güvenliğinin sağlanması arasındaki orantılılık ilişkisine odaklanmıştır. Bu noktada, 2547 sayılı Kanun’un 54(g) maddesini dikkate almıştır ki; olay tarihinde söz konusu yasal hüküm, 2006 yılında başvurana verilen disiplin cezasının bir sonucu olarak kurumdan çıkarılmasının ardından herhangi bir yükseköğretim kurumuna kayıt yaptırmasını engellemiştir. Anayasa Mahkemesi bu sonuca varırken, söz konusu hükmün daha sonra iptal edilmesine ve başvuranın yeniden yükseköğrenim görme imkânı elde etmesine özellikle vurgu yapmıştır (bk. yukarıda 19 ve 33. paragraflar).
43. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın eğitim hakkından yoksun bırakıldığı fiili sürenin, ulusal merciler tarafından yapılan değerlendirmede belirleyici bir faktör işlevi gördüğü kanaatindedir. Başvuran tarafından sunulan yanıltıcı bilgilerin bir sonucu olarak, ulusal mercilerin değerlendirmesi kaçınılmaz şekilde yanlış bir olgusal ön kabule dayanmıştır. Dahası, Mahkemeye de sunulmuş olan aynı bilgiler, davanın temelini ilgilendirmektedir (benzer yönde bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Gevorgyan ve Diğerleri/Ermenistan (k.k.), no. 66535/10, §§ 34-39, 14 Ocak 2020 ve Safaryan/Ermenistan (k.k.), no. 16346/10, §§ 27-31, 14 Ocak 2020). Mahkeme, başvuranın temsilcisi tarafından sunulan açıklamaları dikkate alsa da; bu ihmaller, nihai olarak, Mahkemeye başvuruda bulunmadan önce kendisiyle temas kurmuş olmasına rağmen yargılamanın ilerleyen aşamalarına kadar bu bilgileri temsilcisinden kasten saklayan başvurana atfedilebilir (bk. yukarıda 38. paragraf ve yukarıda anılan Gross, §§ 34-37).
44. Yukarıdaki faktörleri ve gizlenen bilgilerin mevcut davanın karara bağlanmasındaki önemini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın Mahkemenin davanın olayları hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olmasını kasıtlı olarak engellediğini ve bu davranışın Sözleşme’nin 34. maddesinde öngörülen bireysel başvuru hakkının amacına aykırı olduğunu tespit etmek için yeterli unsur bulunduğunu kabul etmektedir.
45. Dolayısıyla başvuru, bu hakkın kötüye kullanımı nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi gereğince reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 2 Mayıs 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan