AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 14004/06
Tali TAŞKAYA / Türkiye
13 Şubat 2018 tarihinde,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 8 Nisan 2006 tarihinde yapılan başvuruya ve davalı Hükümet ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşlere ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Tali Taşkaya Türk vatandaşı olup 1954 doğumludur ve Kütahya’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosu’na bağlı olan avukatlar M. Parlak ve A.H. Uzlaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 17 Mayıs 1974 ve 31 Ocak 1994 tarihleri arasında, çeşitli özel şirketlerde aralıklı olarak görev almıştır. Bu dönem içerisinde, başvuran Sosyal Sigortalar Kurumu (“SSK”) nezdinde özel sektör çalışanları için sigorta fonuna aralıklı olarak prim ödemiştir.
4. Başvuran, mevcut dönem içerisinde yani 16 Nisan 1984 tarihinde, sosyal sigorta ve emeklilik maaşı amacıyla, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu’na (“Bağ-Kur”) bağlı bir görev olan bağımsız uzman muhasebecilik görevine başlamıştır. Söz konusu tarihte, başvuran bu serbest meslek faaliyeti için vergi dairesine vergi mükellefi olarak kaydedilmiştir. Bununla birlikte, başvuran Bağ-kur’a hiçbir prim ödememiştir.
5. Başvuran, 30 Eylül 1988, 13 Temmuz 1990 ve 3 Ocak 1994 tarihlerinde, SSK nezdinde aktif olmayan kişilere tahsis edilen bir fon olan Bireysel Emeklilik Fonu’na (“BEF”) yatırılan primlerin ödenmesi üzerine, malullük, emeklilik ve ölüm sigortasından yararlanmak amacıyla, üç talepte bulunmuştur. Başvuran taleplerinde, başka bir emeklilik fonuna bağlı olmadığını belirtmiştir.
6. SSK, 11 Ekim 1988, 15 Ağustos 1990 ve 22 Şubat 1994 tarihlerinde, başvuranın taleplerini haklı bulmuştur. SSK, ilgiliye hitap edilen yazılarında kendisinin, diğer bir emekli sandığına bağlı olmasının ortaya çıkarılması halinde, BEF’teki bağının koparılacağı konusunda kendisini bilgilendirmiştir.
7. SSK tarafından yapılan olumlu yanıtların ardından, başvuran 1 Ekim 1988 ve 30 Haziran 1999 tarihleri arasında, SSK nezdinde BEF’e aralıklı olarak prim ödemiştir.
8. Kütahya Bağ-Kur İl Müdürlüğü, 26 Eylül 1994 tarihinde, başvurana Bağ-Kur’a on beş gün içerisinde kayıt olmasını isteyen bir yazı iletmiştir. Kütahya Bağ-Kur İl Müdürlüğü, isteğini ilgilinin bağımsız bir faaliyet yürütmesi ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odaları Birliği’ne kayıtlı olması nedeniyle desteklemiştir. Ayrıca, Kütahya Bağ-Kur İl Müdürlüğü, kayıt isteğinin yapılmadığı takdirde, bu kaydın kendiliğinden yapılacağını belirtmiştir.
9. Kütahya Bağ-Kur İl Müdürlüğü, 7 Eylül 1995 tarihinde, başvurana vergi hizmetleri nezdinde bağımsız uzman bir muhasebeci olarak kayıtlı olmasını dikkate alarak, yine Bağ-Kur’a on beş gün içeresinde kayıtlı olmasını isteyen ikinci bir yazı iletmiştir (yukarıda 4. paragraf). Ayrıca, Kütahya Bağ-Kur İl Müdürlüğü, başvurana bu anlamda isteğinin yapılmadığı takdirde, kaydın kendiliğinden gerçekleşeceğini hatırlatmıştır.
10. Başvuran, 30 Temmuz 1999 tarihinde, SSK önünde, yaşlılık aylığı talebinde bulunmuştur.
11. SSK’ya yapılan talebin ardından, 28 Mart 2000 tarihinde, Bağ-Kur, başvuranın 1 Ağustos 1984 tarihinde kendi nezdinde kaydının gerçekleştiğinin zira ilgilinin 16 Nisan 1984 tarihinden bu yana vergi idaresinde bağımsız bir çalışan olarak kayıtlı olduğunun ortaya çıkarıldığı konusunda SSK’yı bilgilendirmiştir. Ayrıca Bağ-Kur, yazının düzenlendiği tarihte başvuranın Bağ-Kur nezdinde halen kayıtlı olduğunu belirtmiştir.
12. SSK, 31 Mart 2000 tarihli bir yazıyla, başvuranın 1 Ağustos 1984 tarihinden bu yana Bağ-Kur’a kayıtlı olduğu gerekçesiyle, ilgilinin talebini reddetmiştir.
13. Başvuran, 30 Eylül 2003 tarihinde, Bağ-Kur önünde yaşlılık aylığı talebinde bulunmuştur. Başvuran, bu amaçla 2 Haziran – 30 Haziran 1999 tarihleri arasında ödenmeyen primlerini ödemiştir.
14. Başvuran, 1 Ekim 2003 tarihinden itibaren Bağ-Kur’dan yaşlılık aylığını almıştır.
15. SSK, 14 Kasım 2003 tarihli bir yazıyla, Bağ-Kur’u başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında 2829 Sayılı Kanun gereğince, Bağ-Kur’un bu primleri dikkate alması amacıyla, kendi nezdinde sigorta rejimi altında 17 Mayıs ve 30 Mayıs 1984 tarihleri arasında prim ödediği konusunda bilgilendirmiştir.
16. Başvuran, 1 Temmuz 2004 tarihinde, 2 Haziran 1984 ve 30 Haziran 1999 tarihleri arasında özel sektör çalışanları için BEF ve sigorta fonuna ödenen primlerin faiziyle birlikte geri ödenmesini talep ederek, SSK hakkında dava açmak için Kütahya İş Mahkemesi’ne başvurmuştur.
17. SSK, 8 Eylül 2004 tarihinde, İş Mahkemesi’ni BEF’e ödenen primin geri ödenmesinin sağlanması amacıyla, başvuranı davet ettiği ancak ilgilinin fonları tahsil etmeyi reddettiği konusunda bilgilendirmiştir. SSK, başvuranın faizin kendisine ödenmesi talebiyle ilgili olarak, sosyal Sigortalar Hakkında 506 Sayılı Kanun’un 84 ve 85. maddelerine göre, bu hizmetlerden keyfi olarak yararlanmak için ödenen primin geri ödenmesinin faiz ile birlikte olamayacağını belirtmiştir.
18. İş Mahkemesi, 9 Aralık 2004 tarihinde, başvurana BEF’e ödenen tutarların kendisine geri ödenmesini tahsil etmesini sağlayacak bir sonraki duruşmaya kadar bir süre verilmesine karar vermiştir.
19. Başvuran, 29 Aralık 2004 tarihli duruşmada, İş Mahkemesi’ni SSK’nın bu bağlı faizlerin kendisine ödenmesini kabul etmediği gerekçesiyle, tutarları geri ödemeyi reddettiği konusunda bilgilendirmiştir.
20. İş Mahkemesi, aynı gün, SSK’nın bu tutarları geri ödemeyi kabul ettiği ancak başvuranın fonları tahsil etmeyi reddettiği gerekçesiyle, ilgilinin BEF’e keyfi olarak ödenen primlerin geri ödenmesiyle ilgili olarak, talebini reddetmiştir. İş Mahkemesi, 30 Mayıs 1984 ve 31 Ocak 1994 tarihleri arasında özel sektör çalışanları için sigorta fonuna ödenen tutarın geri ödenmesine yönelik başvuranın talebi hakkında karar vermemiştir.
21. Başvuran, 24 Ocak 2005 tarihinde, İş Mahkemesi kararı hakkında temyiz talebinde bulunmuştur. Başvuran talebinde, bu eyleminin yasal yüksek faiz ile birlikte primlerinin geri ödenmesinin amaçlandığını ve SSK’nın primlerin tek seferde geri ödenmesi işlemini yani yasal faiz ödemesinin yokluğu nedeniyle, kabul etmesinin söz konusu davaya son verilmesi için yeterli olmadığını belirtmiştir. Başvuran, İş Mahkemesi’nin talebinin bir kısmı hakkında karar vermediği konusunda hiçbir argüman sunmamıştır.
22. Yargıtay, 20 Eylül 2005 tarihinde, ilgilinin delillerin değerlendirilmesi çerçevesinde, hiçbir hatada bulunmadığı ve hukuka uygun olarak karar verdiği kanaatine vararak, İş Mahkemesi kararını onamıştır. Bu karar, 24 Ekim 2005 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Yerek Hukuk ve Uygulanması
23. Türk Sosyal Güvenlik Sistemi, olay tarihinde, üç kamu kuruluşundan oluşmaktadır: SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı. 20 Mayıs 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5502 Sayılı Kanun uyarınca, bu üç kuruluş birleştirilmiş ve bu yönde tek bir kuruluş haline gelmiştir.
24. SSK, olay tarihinde yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Hakkında 506 Sayılı Kanun’un 2 ve 85. maddeleri gereğince, mevcut durumda maaşlı çalışanları ve sözde “gönüllü” sigortalıları yani emeklilikten yararlanmaya “gönüllü bir şekilde” arzu eden aktif olmayan kişileri kapsamaktadır. İlgililer, SSK bünyesinde, BEF denilen özel bir fona tabi olmaktadırlar.
25. Olay tarihinde yürürlükte olan Bağ-Kur Hakkında 1479 Sayılı Kanun’un 24. maddesine göre, mevcut durumda esnaf ve diğer serbest meslek çalışanlarını kapsamaktadır.
26. SSK, 506 Sayılı Kanun’un 85. maddesinin B) bendine göre, ilk gönüllü sigorta kaydı sırasında diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi olan kişiler tarafından BEF’e keyfi olarak ödenen primin geri ödenmesi esnasında faizleri ödemek durumunda değildir.
ŞİKÂYETLER
27. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, SSK’ya bağlı iki sigorta fonuna ödenen primlerin geri ödenmemesinden ve bu duruma bağlı faizlerin ödenmemesinden şikâyet etmektedir.
28. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, yargılama süresinden ve Yargıtay kararının gerekçeli olmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Özel Sektör Çalışanları İçin Sigorta Fonuna Ödenen Primlere İlişkin Şikâyet Hakkında
29. Hükümet, özellikle başvuranın yerel yargılama sırasında ulusal mahkemeler önünde şikâyetlerini sunmadığını iddia ederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
30. Mahkeme, İş Mahkemesi’nin 30 Mayıs 1984 ve 31 Ocak 1994 tarihleri arasında özel sektör çalışanları için sigorta fonuna aralıklı olarak aktarılan tutarların geri ödenmesine yönelik başvuranın talebi hakkında karar vermediğini gözlemlemektedir. Ardından, Mahkeme başvuranın bu koşula dayanarak temyiz talebi argümanını sunmadığını ve dolayısıyla Yargıtay’ın bu konuyu incelemediğini tespit etmektedir.
31. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1.No.’lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyetin bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.
B. BEF’e Ödenen Primlere İlişkin şikâyet Hakkında
32. Başvuran, SSK nezdinde kendisi tarafından BEF’e keyfi olarak ödenen primlerin geri ödenmemesinden ve bu duruma bağlı yasal faizlerin ödenmemesinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağ- lamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
33. Başvuran, SSK’nın ihtilaf konusu primleri geri ödemesi gerektiği ancak SSK’nın eylemleri ve kararları nedeniyle, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zararın telafi edilmesi için bu duruma bağlı yasal faizlerin kendisine ödenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
34. Hükümet, başvuranın mülkiyet hakkı çerçevesinde bir müdahalenin varlığına itiraz etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet SSK’nın ilgiliye ihtilaf konusu primleri geri ödemeyi kabul ettiğini ancak ilgili organın bu duruma bağlı faizleri kendisine ödemeyi kabul etmediği gerekçesiyle, fonları tahsis etmeyi reddettiğini belirtmektedir. Ayrıca, Hükümete göre, başvuran aynı zamanda iki sigorta fonuna kayıtlı olamayacığını ve Bağ-Kur’a tabi olacağını inkâr edemez. Yine Hükümete göre, SSK’nın başvurana ihtilaf konusu primleri geri ödemesi hakkında faizleri ödemeyi reddetmesi, Kanun tarafından yani 506 Sayılı Kanun’un 85. maddesinin B) bendinde öngörülmektedir. Hükümet, bu noktada SSK’nın bu kararının meşru bir amaç izlediği görüşündedir zira bu karar birçok sosyal güvenlik ve emeklilik rejimlerine eşzamanlı olarak tabi olmayı önleme amacı taşımaktadır.
35. Öncelikle, Mahkeme başvuranın şikâyetinin, BEF’e aktarılan primlerin geri ödenmediğini ve bu primler hakkında yasal faizlerin ödenmediğini ileri sürmekten ibaret olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, ana tutarın geri ödenmemesi ve faizlerin ödenmemesiyle ilgili olarak, konuları ayrı olarak incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
1. Ana Tutarın Geri Ödenmemesi Hakkında
36. Mahkeme, BEF’e keyfi olarak aktarılan tutarın geri ödenmesiyle ilgili olarak başvuranın talebinin, SSK’nın bu tutarı geri ödemeyi kabul ettiğini ancak ilgilinin bu ödemeyi reddettiği gerekçesiyle, yerel mahkemeler tarafından reddedildiğini tespit etmektedir. Nitekim, Mahkeme başvuranın bizzat ödemenin faiz ödemesi eşliğinde olmadığı gerekçesiyle, İş Mahkemesi’ne ödemeyi kabul etmediğini betirttiğini kaydetmektedir.
37. Sonuç olarak, başvuranın şikâyetinin bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
2. Faizin Ödenmemesi Hakkında
38. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1.No.’lu Protokolün 1. maddesinin ilk kısmında belirtilen “mülk” kavramının, başvuranın mülkiyet hakkına etkin bir şekilde sahip olmayı sağlaması için en azından "meşru beklentisi olabileceğini ileri sürebilmesi amacıyla, alacaklar dâhil olmak üzere gerek “mevcut mülkler” gerekse “miras değerlerini” kapsayabileceğini hatırlatmaktadır. Buna karşın, etkin bir şekilde tüketme imkânsızlığı içerisinde, bir mülkiyet hakkının kabul edilmesini görme ümidi, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, bir “mülk” olarak değerlendirilemez (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 35, AİHM 2004‑IX ; bk. ayrıca Slivenko ve diğerleri/Letonya (kk.) [BD], No. 48321/99, § 121, AİHM 2002‑II (özetler)).
39. Ayrıca, Mahkeme İçtihadına göre, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin üç ayrı norm içerdiğini hatırlatmaktadır. İlk paragrafın ilk cümlesinde belirtilen ilk norm, mülkiyete saygı ilkesini ifade eden genel bir nitelik taşımaktadır. Aynı paragrafın ikinci cümlesinde belirtilen ikinci norm, mülkiyetten yoksun bırakılmaya yöneliktir ve bazı koşullara bağlıdır. İkinci cümlede kaydedilen üçüncü norm ile ilgili olarak, Sözleşmeci Devletlere mevcut durumda genel menfaat uyarınca mülkiyet kullanımını düzenlenme yetkisi tanımaktadır. Belirli mülkiyet hakkının örnek ihlalleriyle bağlantılı olan ikinci ve üçüncü normlar, ilk normda öngörülen ilke ışığında yorumlanmalıdır (bk. diğer birçok karar arasında, Broniowski/Polonya [BD], No 31443/96, § 134, AİHM 2004-V).
40. Somut olayda, Mahkeme başvuranın BEF’e yaklaşık olarak on beş yıl boyunca hatalı bir şekilde aktardığı primlerin geri ödenmesi üzerinden hesaplanan gecikme faizlerinin ödenmemesi nedeniyle, bir zarara maruz kaldığını ileri sürdüğünü gözlemlemektedir.
41. Mahkeme, tazminat ödenmesini görme ümidinin bir mülk olarak değerlendirilebilmesi için başvuranın ihtilaf konusu primlerin geri ödenmesi hakkında gecikme faizlerinin ödenmesi öngörülen yerel mahkemeler tarfından yorumlandığı şekliyle, iç hukukta yeterince bir dayanak bulunduğunu göstermesi gerektiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, somut olayda başvuranın şikâyetinin aşağıda belirtilen gerekçeler için her halükârda kabul edilemez olması nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, bir “mülkün” varlığı konusunu incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu anlamda, Köksal/Türkiye (kk.), No. 30253/06, § 30, 26 Kasım 2013).
42. Mevcut durumda, Mahkeme başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ilk paragrafının ilk cümlesinde belirtilen genel norm açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
43. Bu bağlamda, Mahkeme olay tarihinde yürürlükte olan 506 Sayılı Kanun’un 85. maddesi gereğince, başvuranın yalnızca düzensiz bir şekilde ödenen primlerin nominal değerini alma hakkına sahip olabileceğini tespit etmektedir. Böylelikle, Mahkeme SSK’nın başvurana ihtilaf konusu primleri geri ödemesi üzerinden faizleri ödemeyi reddetmesinin, “kanun tarafından öngörüldüğü” şeklinde değerlendirilebileceğini ancak ilgilinin bu konuya itiraz etmediğini kabul etmektedir.
44. İzlenen meşru amaçla ilgili olarak, yani aynı anda birden fazla rejime özellikle tabi olmadıkları halde BEF rejimine kayıtlı olmayı öngörecek kişileri caydırmak için, Mahkeme, kendisinin kabul ettiği ancak başvuranın bu bağlamda Hükümetin görüşlerine itiraz etmediğini gözlemlemektedir.
45. Dolayısıyla, ana tutar üzerinden faizlerin ödenmediğini ortaya çıkaracak olan müdahalenin orantılı olup-olmadığını belirlemek kalmaktadır.
46. Bu konuda, Mahkeme başvuranın aylık ödemeyi arzu ettiği rejime açıkça tabi olmadığı halde, on bir yıl boyunca SSK’nın başvuranın primlerini tahsil etme konusu, yalnızca bu organın eksikliklerine atfedilemeyeceğini kaydetmektedir.
47. Nitekim, Mahkeme 30 Eylül 1988 ve 3 Oak 1994 tarihleri arasında, başvuranın bağımsız uzman muhasebeci olarak görev aldığı halde SSK nezdinde diğer bir emekli sandığına tabi olmadığını ve zorunlu olarak Bağ-Kur’a tabi olması gerektiğini belirttiği üç talepte bulunduğunu tespit etmektedir.
48. Mahkeme, bu taleplere cevaben, SSK’nın başvurana 1988 ve 1994 tarihleri arasında BEF’e kayıt koşulu hakkında diğer bir emekli sandığına tabi olduğu veya olması gerektiğinin ortaya çıkarılması halinde, iptal edileceğini dikkatine sunmak için üç yazı ilettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, Mahkeme, Bağ-Kur İl Müdürlüğü’nün başvurana 1994 ve 1995 yıllarında bağımsız çalışanlar için zorunlu olarak bir fona kayıtlı olmayı talep ettiği ve kendi tarafından kayıt talebinin yapılmadığı takdirde bunun kendiliğinden yapılacağı konusunda bilgi verdiği iki yazı ilettiğini gözlemlemektedir.
49. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri ve başvuranın uzman muhasebeci mesleğini icra ettiğini dikkate alarak, ilgilinin bağımsız olarak çalışanlar için zorunlu bir şekilde emekli sandığına tabi olması ve bu emekli sandığına prim ödemesi gerektiğinin farkında olmadığını ileri süremeyeceği kanaatine varmaktadır. Aksine, başvuran bir yandan hak sahibi olmadığı bir rejime prim ödediğini bilmek ve diğer yandan bu duruma bağlı yani ilgili organizmalar tarafından durumun ortaya çıkarılması sırasında, yalnızca bu primlerin nominal değerininin geri ödemesini elde edebileceği bütün yasal sonuçları öngörmek durumundadır.
50. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın BEF’e kayıt koşulunun hukuka uygun olmadığını ve uzman muhasebeci olan ilgilinin bu durumu görmezden gelemeyeceğini dikkate alarak, ilgilinin bizzat kendisinin maruz kaldığı zarara uğradığı kanaatine varmaktadır.
51. Ayrıca, Mahkeme, daha önce ve birçok defa Sözleşme’ye Ek 1.No.’lu Protokolün 1. maddesinde, devletlere enflasyonun etkilerini dengelemek ve alacakların veya diğer aktiflerin değerini korumak için önlemlerin alınmasının yükümlü kılındığı şeklinde yorumlanamayacağını belirttiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda belirtilen karar Köksal, § 34, Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret S.A. ve Akpınar Yapı Sanayi S.A./Türkiye, No. 41246/98, § 82, 26 Mayıs 2009 ve Todorov/Bulgaristan (kk.), No. 65850/01, 13 Mayıs 2008).
52. Dolayısıyla, Mahkeme ihtilaf konusu tedbirin başvuranın menfaatleri ile toplumun menfaatleri arasında olması gereken adil dengeyi bozan aşırı bir yük oluşturmadığını değerlendirmektedir.
53. Sonuç olarak bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasına İlişkin Şikâyetler Hakkında
54. Başvuran, yargılama süresinden ve temyiz talebini reddeden Yargıtay kararının gerekçesinin bulunmadığından şikâyet etmektedir. Bu konuda, başvuran yüksek mahkemenin, ileri sürdüğü argümanlarını reddetmesi için ayrıntılı gerekçekler sunmadığından ve standart bir çözüm ile yetindiğinden şikâyet etmektedir.
55. Mahkeme, “makul süre” konusunun incelenmesi için değerlendirilmesi gereken dönemin, başvuranın İş Mahkemesi’ne başvurmasıyla 1 Temmuz 2004 tarihinde başladığını ve Yargıtay kararıyla 20 Eylül 2005 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, bu dönem iki dereceli mahkeme için en az bır yıl ve üç ay sürmüştür. Mahkeme, yargılamanın toplum süresini ve bu konuda Yerleşik İçtihadını dikkate alarak (bk. diğer birçok karar arasında, Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], No. 25444/94, AİHM 1999-II), yargılama süresinin hiçbir şekilde aşırı olmadığını ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen ivedilik gerekliliğini karşıladığı kanaatine varmaktadır
56. Mahkeme, ikinci şikâyet ile ilgili olarak, yüksek bir mahkemenin kararlarında ayrıntılı gerekçenin bulunmamasının, Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal etmediğini ve dolayısıyla ilk derece mahkemesinin kararının yeterince gerekçeli olduğunu hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Feryadi Şahin/Türkiye, No. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011 ve Kabasakal ve Atar/Türkiye (kk.), No. 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003).
57. Mevcut durumda, Mahkeme, İş Mahkemesi’nin yalnızca başvuranın talebinin bir kısmı hakkında karar verse dahi, kararının bu kısmının yeterince gerekçeli olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme ilgilinin itirazını reddeden İş Mahkemesi’nin argümanlarına başvuranın itiraz etmekle yetindiği Yargıtay kararında ayrıntılı gerekçenin bulunmamasının, somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal etmediğini değerlendirmektedir.
58. Dolayısıyla, bu şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle, reddedilmesi gerekir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 15 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy