AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 16672/12
Fuat TAŞPINAR ve Mustafa Mert ÇAĞDAŞ / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Haziran 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Ocak 2012 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranların cevaben sundukları görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Fuat Taşpınar ve Mustafa Mert Çağdaş, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1985 ve 1987 doğumludurlar. Başvuranlar, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat N.C. Işıktaç tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranların içinde bulunduğu araç, 29 Eylül 2010 tarihinde, saat 21.30 sularında, polis kontrolü için durdurulmuştur. Başvuranlar ile polis memurları arasında tartışma, ardından da arbede yaşanmıştır. Başvuranlar yakalanmışlardır. Araçta esrar kalıntıları bulunmuştur.
5. Başvuranlar, saat 22.10 sularında hastanede muayene edilmişlerdir. Tıbbi raporlarda şunlar belirtilmiştir:
- M. M. Çağdaş’ın dirseği, sağ kolu ve sol kaşı üzerinde çizikler,
- F. Taşpınar’ın sağ önkolunda bir çizik.
6. Olaylara karışan iki polis memuru da, aynı gün belirtilmeyen bir saatte muayene edilmiştir. Tıbbi raporlarda şunlar belirtilmiştir:
- H.Ç.nin sağ elinin orta parmağında, ısırığa karşılık gelebilecek yüzeysel bir lezyon,
- M.Ş.nin iki önkolunda ve ensesinde lezyonlar.
7. Cumhuriyet Savcısı, 30 Eylül 2010 tarihinde başvuranların ifadelerini almıştır. M.M. Çağdaş, polis memurlarına hakaret ettiğini kabul etmiştir. Olaya ilişkin video kaydı, yaralanan iki polisin şikâyetleri ve olay yerinde bulunan diğer iki polisin ve diğer iki kişinin ifadeleri de dosyaya eklenmiştir. Bu unsurlara göre, başvuranlar polis memurlarını tehdit ederek, hakarette bulunmuşlar, tahrik edilmişler ve M.M. Çağdaş da polis memuru H.Ç.nin elini ısırmıştır.
8. Adli Tıp Kurumu, 6 ve 7 Eylül 2010 tarihinde dört kişiyle ilgili olarak yukarıda belirtilen lezyonların hafif nitelikte olduğu ve yalnızca basit bir tıbbi müdahale gerektirdiğini belirtmiştir.
9. Cumhuriyet Savcısı, 1 Kasım 2010 tarihinde, yukarıda belirtilen unsurları dikkate alarak, kötü muamele iddiaları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, güç kullanımının ilgilinin davranışları bakımından orantılı olduğu kanısına varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiş ve nihai karar, başvuranlara 28 Temmuz 2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
10. Bu süre zarfında, başvuranların şikâyeti üzerine, polis memuru M.Ş. hakkında hakaret nedeniyle ceza davası açılmıştır. Polis memurları da başvuranlar hakkında hakaret nedeniyle suç duyurusunda bulunmuşlardır.
11. Taraflar, Aralık 2011 tarihinde, karşılıklı olarak şikâyetlerinden vazgeçmişlerdir. Bununla birlikte, dava, kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle görülmeye devam etmiştir. Taraflar, belirtilmeyen bir tarihte beraat etmişlerdir. Temyiz başvurusunda bulunulmaması nedeniyle, bu karar kesinleşmiştir.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerine dayanarak, polis memurları tarafından hakarete uğramalarından ve darp edilmelerinden ve bu bağlamda yapılan soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuranlar, kötü muamelelere maruz kalmalarından ve bu bağlamda etkin bir soruşturmanın yürütülmemesinden şikâyetçi olmaktadırlar.
14. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
15. Mahkeme, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamındaki bir şikâyeti inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
16. Mahkeme, bu konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması ya da daha genel olarak, örneğin yakalama sırasında güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalması durumunda, kişiye karşı davranışına nazaran aşırı ve haksız bir fiziksel güç kullanılmasının ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin getirdiği yasağın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Şükrü Yıldız/Türkiye, No. 4100/10, § 59, 17 Mart 2015).
17. Somut olayda Mahkeme, başvuranlarda tespit edilen lezyonların basit tıbbi müdahaleler gerektirdiği kanaatine varıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların, olaylara karışan iki polis memurunun, olay yerinde bulunan diğer iki polisin ve diğer iki kişinin ifadelerinin alındığını kaydetmektedir. Bir video kaydı da dosyaya eklenmiştir. Cumhuriyet Savcısı’na göre, bu unsurlarda, başvuranların polis memurlarına hakaret ettikleri, tehditte bulundukları ve ardından orantılı güç kullanılarak yakalandıkları belirtilmiştir. Cumhuriyet Savcısı böylelikle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş ve bu karar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.
18. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, somut olayda adli makamların, kötü muamele iddiaları karşısında uygun şekilde ve ivedilikle hareket ettikleri kanaatine varmaktadır. Mahkeme ayrıca, ulusal adli mercilerin, başvuranların ve görgü tanıklarının ifadeleri (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-40, 1 Ekim 2013) ile video kaydının güvenilirlik derecesini ve olayın failleri hakkında düzenlenen tıbbi raporların önemini değerlendirme konusunda daha iyi konumda olduklarını vurgulamaktadır. Ayrıca Mahkeme, karşılıklı hakaret nedeniyle paralel olarak yürütülen bir davada, tarafların şikâyetlerinden vazgeçtiklerini kaydetmektedir.
19. Böylelikle Mahkeme, ulusal makamların vardıkları tespitlerin yeniden incelenmesine ya da soruşturmanın yeterince ayrıntılı yürütülmediğinin belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur ya da argümanın bulunmadığı kanısına varmaktadır.
20. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 12 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy