AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başvuru No: 75646/12
Nüsret TEBİŞ / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 18 Aralık 2018 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Eylül 2012 tarihinde yapılan başvuruyu ve Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bunlara cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY ve OLGULAR
1. Başvuran Nüsret Tebiş, Türk vatandaşı olup 1975 doğumludur ve Tekirdağ’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet"), Mahkeme önünde kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, İstanbul’da meydana gelen birçok ölü ve yaralının bulunduğu bir bombalı saldırıya katıldığı gerekçesiyle 30 Temmuz 2008 tarihinde yakalanmıştır.
5. Başvuran 2 Ağustos 2008 tarihinde tutuklanarak, Metris T Tipi Cezaevine gönderilmiştir.
6. Başvuran, 4 Ağustos 2008 tarihinde cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir ve vücudunda hiçbir darp ve yaralanma izi bulunmadığına dair rapor düzenlenmiştir.
7. Başvuran, Metris Cezaevine kabul işlemleri sırasında jandarmalar ve cezaevi personeli tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğu iddiasıyla 5 Ağustos 2008 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ("savcılık") suç duyurusunda bulunmuştur.
8. Başvuran, 7 Ağustos 2008 tarihinde Silivri L Tipi Cezaevine nakledilmiştir. Cezaevi doktoru başvuranı muayene etmiş ve sağ kolunda 6x5 cm çapında, oluşumu bir hafta veya on günden daha öncesine dayanan bir lezyon izi tespit ettiğini bildirmiştir.
9. Savcı, 29 Mart 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
10. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Kasım 2012 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiş ve savcılığın kararını onaylamıştır.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’nin 3 maddesini ileri sürerek, kendisine jandarmalar ve Metris Cezaevi personeli tarafından kötü muamelede bulunulduğundan şikayet etmektedir.
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, etkin soruşturma yürütülmemesinden ve ilgili görevlilerin cezasız kalmalarından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, kendisinin jandarmalar ve cezaevi personeli tarafından darp edildiğini iddia etmektedir.
14. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itiraz etmektedir. Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından nihai kararın 9 Kasım 2012 tarihinde, yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna ilişkin hükümlerin yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verildiğini (yukarıdaki 10. paragraf) belirtmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini ve Mahkeme’nin Hasan Uzun/Türkiye (No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararında vardığı sonuçlar dikkate alındığında, başvuranın söz konusu yargı organı önünde bu türden bir başvuruda bulunmuş olması gerektiğini ileri sürmektedir.
15. Başvuran bu başvuru yolunu kullanma yükümlülüğü bulunmadığını ileri sürmektedir.
16. Mahkeme, daha önce Hasan Uzun kararında, kanun koyucunun Anayasa Mahkemesini Sözleşme hükümlerinin ihlalini tespit etmekle yetkilendirmeyi ve 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen yargı kararlarıyla ilgili olarak bu türden ihlallerin telafisi için uygun yetkilerle donatmayı amaçladığını belirttiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Hasan Uzun, §§ 52 ve 62-64).
17. Mahkeme ardından, usuli yükümlülükleri Sözleşme’nin 3. maddesiyle aynı olan Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, Kaya ve diğerleri/Türkiye kararında ((k.k.), No. 9342/16, §§ 33-46, 20 Mart 2018), Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru sisteminin sunduğu telafi yolunun uygun olduğu kanaatine vararak bu türden şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır.
18. Mahkeme ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun, ilke olarak başvurunun kendisine yapıldığı tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, bu kuralın, bir davanın kendine özgü koşullarına göre istisnaya tabi tutulabileceğini birçok defa belirtmiştir (Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (k.k.), [BD], No. 46113/99 ve 7 diğer başvuru, § 87, AİHM 2010). Mahkeme, mevcut davada ulusal mahkemeler tarafından nihai kararın 9 Kasım 2012 tarihinde, yani söz konusu başvuru yolunun oluşturulmasından sonra verildiğini dikkate alarak, bu başvuru yolunu kullanmaktan kendisini muaf tutabilecek herhangi bir gerekçe veya unsur içermediği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla bu başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 24 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy