Olaylar – Başvuran şirket Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davasında, idare mahkemeleri önündeki yargılamaların uzunluğundan ve bu konuda başvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu eksikliğinden şikâyetçi olmuştur.
Hukuki Değerlendirme – 35/1 Maddesi: Mahkeme Vassilos Athanasiou ve Diğerleri/Yunanistan (50973/08, 21 Aralık 2010, 136 sayılı Bilgi Notu) davasındaki pilot kararında, idari yargılamaların aşırı uzun sürmesinin yapısal bir problem teşkil ettiği kararına varmış ve devletten bir yıl içerisinde etkili bir iç hukuk yolu oluşturmasını talep etmiştir. Yunan makamları 2 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe giren 4055/2012 sayılı Kanunu çıkararak söz konusu talebi yerine getirmiştir. Mahkeme, yargılamaların hızlandırılmasını ve davacıların yeni Kanun uyarınca tazminat elde edebilmesine imkân veren hukuk yollarının, Sözleşme’nin 13. maddesinin amaçları doğrultusunda etkili olduğunun değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Mahkeme son yerel mahkeme kararlarında da ortaya konulduğu üzere, tazminata ilişkin hukuk yolunun pratikte etkililiğini hâlihazırda kanıtladığını belirtmiştir.
Mevcut davada adli yargılamalar 20 Mayıs 1986 tarihinde idari temyiz mahkemesine yapılan bir başvuruyla başlamış ve Yüksek İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmesi ve onaylanmasıyla 20 Kasım 2012 tarihinde sona ermiştir. Mahkeme, 4055/2012 sayılı Kanun uyarınca tüm tazminat taleplerinin her yargı kademesine ayrı olarak yapılmasından ötürü, söz konusu iki mahkeme önündeki yargılamaları ayrı olarak incelemeye karar vermiştir.
(a) İdari Temyiz Mahkemesi Önündeki Yargılamalar – Bu yargılamalar 29 Temmuz 1988 tarihinde kararın yayımlanmasıyla sona ermiştir. 4055/2012 sayılı Kanun 2 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, başvuran şirket yargılamaların hızlandırılması veya tazminat talebinde bulunamazdı; bunun gerekçesi ise söz konusu zamanda bu hukuk yollarının mevcut olmayışıdır. Dolayısıyla Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazının reddedilmesi gerekmiştir. Şikâyetin esasına gelince, ihtilaf konusu yargılamalar yaklaşık iki yıl iki ay sürmüştür. Başvuran şirketin bir yılın üzerindeki gecikmeden sorumlu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, idari temyiz mahkemesi önündeki yargılamaların uzun sürmesi makul olmuştur.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
(b) Yüksek İdare Mahkemesi Önündeki Yargılamalar – Yargılamaların hızlandırılmasına yönelik bir talep, yalnızca 16 Eylül 2012 tarihinden sonra sunulan başvurularla bağlantılı olarak yapılabilirdi. Bu nedenle başvuran şirketin, yargılamaların hızlandırılmasını sağlayabilecek önleyici hukuk yolundan, söz konusu yargılamalarda faydalanması mümkün olmamıştır.
Tazminata ilişkin hukuk yoluna gelince, mevcut başvuru 23 Haziran 2010 tarihinde, yani 4055/2012 sayılı Kanunun 2 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce yapılmıştır. Söz konusu Kanunun mahiyeti ve hangi bağlamda çıkarıldığı dikkate alındığında, bir hukuk yolunun etkililiğinin başvurunun yapıldığı tarihe referansla değerlendirilmesi gerekliliğine ilişkin genel ilkeye bir istisna uygulamak için haklı gerekçeler mevcut olmuştur. Ayrıca Yüksek İdare Mahkemesinin kararı 6 Şubat 2012, yani söz konusu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yayımlanmıştır. 4055/2012 sayılı Kanun, yürürlüğe girmesinden önce sonlandırılan yargılamalara ilişkin başvuruların, öngörülen süre sınırları içerisinde yetkili mahkemelere yapılmasını engellememekteydi. Dolayısıyla somut davadaki başvuran şirketin söz konusu Kanunun yürürlüğe giriş tarihi olan 2 Nisan 2012 ile Kanunda öngörülen süre sınırının bitiş tarihi olan 6 Ağustos 2012 arasında Yüksek İdare Mahkemesine başvurma imkânı mevcut olmuştur.
Yüksek İdare Mahkemesi kararının kesinleşmesine ilişkin olarak, başvuran şirketin ayrıca, davasını açtığı esnada ve tazminat yargılamaları boyunca kararın kesinleşmesi ve onaylanmasındaki tüm gecikmelerden şikâyetçi olma olanağı da mevcut olmuştur. Söz konusu hükmün yayımlanma tarihi olan 6 Şubat 2012 tarihi itibariyle Yüksek İdare Mahkemesi, önündeki yargılamalar hâlihazırda ilke olarak tek dereceli yargı için aşırı uzun bir süre olan yirmi üç yıldır derdestti. Bu sebepten ötürü 4055/2012 sayılı Kanunun yürürlüğe giriş tarihinde başvuran şirketin, yukarıda belirtilen hükmün kesinleşmesini beklemeksizin, meşru bir şekilde Yüksek İdare Mahkemesine yargılamalardaki gecikmelere ilişkin şikâyette bulunması mümkündü.
Yukarıdaki değerlendirmelerin ışığında, başvuran şirketin Sözleşme’nin 35§1 maddesi uyarınca söz konusu hukuk yolundan yararlanması gerekliydi. Başvuran şirket bu imkândan yararlanmadığından, Sözleşme’nin 6§1 maddesi kapsamındaki şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden ötürü reddedilmesi gerekmiştir.
Sonuç: kabul edilemez (iç hukuk yollarının tüketilmemesi).
Full & Egal Universal Law Academy