T.C.
TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/177
KARAR NO: 2025/193
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/11/2024
NUMARASI: ...... Esas - .... Karar
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLLERİ:
DAVA KONUSU: Ticari Satıştan Kaynaklanan İtirazın İptali Davası
DAVA TARİHİ: 27/07/2023
KARAR TARİHİ : 26/02/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 26/02/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı - alacaklının davalı - borçlu aleyhine (itirazın iptali davası takibe sıkı sıkıya bağlı olmakla borcun sebebi: ''fatura - cari hesap alacağı 639.131,70-TL olarak gösterilen'') TBK m.100 kapsamında takip tarihinden 639.131,70-TL asıl alacak ile asıl alacağa reeskont avans faizi işletilmesi ve takip fer'ilerinin tahsili amacıyla başlattığı .......İcra Dairesinin .... Esas sayılı dosyasında davalı - borçlunun ödeme emrine vaki itirazın (takibe, borca, ödeme emrine, faiz oranına ve işlemiş faize, tüm ferilerine) haksız olduğu ve davalı - borçludan tütün imalat cihazlarının otomasyon sistemi ile satışı ile birlikte tam ve eksiksiz çalışır vaziyette kurulumu bedeli bakiye alacağının
bulunduğu iddiası ile; davacı - alacaklı mezkur davalının ödeme emrine vaki itirazının iptalini, takibin kaldığı yerden devamını, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tütün imalat cihazlarının otomasyon sistemi ile birlikte davacıdan satın alındığını, satılan emtianın kendilerine öylece parça parça sevkiyat ile bırakıldığını ancak davacının kurulumu gerçekleştirmediğini, hatta bu sebeple müvekkili tarafından .....'ya üretim tesisinin şeması verilmesine rağmen parkur bir türlü tamamlanamadığı için denetim akabinde üretim
aşamasına geçilemediğini, müvekkilinin takibe konu edilen ürün ve hizmet için anlaşmada kararlaştırılan bedeli aşan ödemede bulunduğunu, yapılan ödemelerin 940.850-TL'sinin ve 10.000-USD'nin banka havale yolu ile, 55.400-USD'sinin elden olduğunu, borcunun kalmadığını beyanla iddia olunan vakıaları inkar ile davanın reddini, davacı aleyhine alacağın %40'ından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ : ''...her ne kadar davalı kurulum yapılmadığını ödenen bedelin aştığını belirtmiş ise de tarafların .... formlarının birbiri ile uyumlu olduğu, davacı şirket hesabına davalı şirket tarafından yapılan 20.07.2022 tarihli .... Bankası tarafından yapılan 520.000,00 TL'lik dekont açıklama kısmında ise "......." açıklaması ile ödeme yapılması, davacı tanığının kurulumun eksiksiz yapıldığı belirtiği, dinlenen davalı tanıklarının bu hususta bir bilgisinin bulunmadığının anlaşıldığı, icra takibine dayanağın cari hesap alacağından da kaynaklı olduğu sabit olduğundan, davalı tarafça her ne kadar kurulum yapılmadığını fazladan ödeme yapıldığını belirtilmiş ise de tarafların cari hesap alacağı hususunda anlaşmazlıkları çerçevesinde taraf ticari defterleri incelendiğinde davacı tarafa 3. Kişiler tarafından davalı adına otomasyon sistemine dair yapılan ödeme olarak belirtilen dekont içeriğinde açıklama kısımlarından tam olarak ödemenin davalı adına davacı hesabına yapıldığının anlaşılamadığı, davalı şirket tarafından davacı şirket hesabına 520.000,00 TL'lik tek ödeme olup bunun da davacı ticari defterlerinde mahsup edildiği görülmekle, ticari defterlerin delil mahiyeti de gözetilerek davalının beyanlarına açıklanan sebeplerle itibar edilmemiş, whatsapp konuşmalarının da kime ait olduğu, kim tarafından atıldığı tam olarak anlaşılamadığından delil mahiyetinde kabul edilmemiş, davalı vekiline son celse delil listesinde yemin deliline dayandığı da anlaşılmakla yemin delili hatırlamış, başvurmayacağını beyan etmekle, davacı ticari defterleri ile mahkememizce incelenen ...... formları kapsamında icra takibine konu alacağını ispat ettiği, davalının davalıya bu hususta ödeme yaptığına dair sunduğu deliller mahkememizce kabul görmediğinden açılan davanın kabulüne, yerleşik içtihatlar gereğince alacak likit kabul edildiğinden asıl alacak tutarının %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş, davalı tarafça davanın takip yapmasında kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından ve dava kabul edildiğinden şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin de reddine...'' gerekçesi ile davanın kabulüne, .... İcra Dairesi'nin ..... Esas sayılı takipte ödeme emrine vaki davalı itirazının iptali ile icra takibinin 639.131,70-TL asıl alacak üzerinden devamına, hükmolunan alacağın %20'si oranında (127.826,34-TL) icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekilinin 13.01.2025 tarihli süresinde bulunan istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, bilirkişi raporuna itirazları, yargılama aşamalarındaki yazılı ve sözlü beyanlarını aynen tekrar ile, İlk Derece Mahkemesi tarafından eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile hükme varıldığını, kök rapora dayanıldığını, ek raporun yok sayıldığını, eksik teslimat, tamamlanmamış kurulum, mükerrer ödeme savunmalarına itibar edilmediğini, ticari deftere kayıtlı faturanın alacağın varlığını ispat için yetersiz olduğunu, teslimatın fatura ile ispatlanamayacağını, teslimin ispatında içtihatlar ve ticari hayatın olağan akışı gereği irsaliye / teslim tutanağı / kurulum raporunun varlığının aranması gerektiğini, emsal mahiyette YHGK'nun 21.02.2019 tarihli 2017/15-490 Esas - 2019/201 Karar sayılı kararında da faturanın deftere kaydedilmesinin, malın teslimi anlamına gelmediğinin, ispat yükünün satıcıda olduğunun belirtildiğini, davacı tarafından satılan emtianın tesliminin ayrıca ispatlanması gerektiğini, .... formlarının tek başına sözleşmesel ilişkiyi ve mal teslimini gösterir delil olamayacağını, bilirkişi raporunda çelişkilerin bulunduğunu, mahkemenin çelişkileri gidermediğini, üçüncü kişilerin ödemelerinin göz ardı edildiğini, müvekkili adına ödemede bulunan ....., ...... ve .... gibi üçüncü kişilerin olduğunu, ödemelerin davacı şirketin borçlarına mahsup edilmesi gerektiğini, aksi halde mükerrer ödeme bulunacağını, davacı tanığının taraflı olduğunu, davalı müvekkili tanıklarının beyanlarının dikkate alınmadığını, Whatsapp yazışmalarına itibar edilmesi gerektiğini ancak itibar edilmediğini, tütün işleme makinelerinin eksiksiz ve çalışır durumda teslim etmek, kurulumlarını tamamlamakla yükümlü olan davacının eksik hizmet varlığına rağmen tam hizmet vermiş gibi hükme varıldığını, icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılması ile davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 03.02.2025 tarihli davalının istinaf kanun yolu başvurusuna cevap dilekçesinde özetle; davanın mahiyeti gereği davalı - borçlunun icra takibi dayanağı fatura ve cari hesabın ödendiğine dair ispat aracı sunması gerektiğini, talep edilen alacağın miktarının tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğunu, dosyada yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgenin de bulunmadığını, bu sebeple tanık dinlenilemeyeceğini, tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağını, yapılan defter incelemelerinde ve dosyada mübrez ..... formlarının incelenmesinde icra takibinin dayanağı faturanın ve bu faturaya ilişkin yapılan bir kısım ödemenin her iki şirkette de defterlere işli olduğu fakat talep edilen bakiye kısmın, davacı için alacak davalı için borç olarak kayıtlı olduğunu, yani alacağın her iki şirket defterleri ile uyumlu, tartışmasız ve likit olduğunun açıkça görüldüğünü, sunulan sair 3. kişiler adına kayıtlı ve "Dekont açıklamasında taraflar arasındaki cari hesaba ve faturaya dair hiç bir açıklama olmayan" dekontların bu davada geçerli ödeme olarak kabulünün mümkün olmadığını, 24/12/2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan, .....Sıra No'lu Genel Tebliğ uyarınca (Değişik paragraf:.......) tevsik zorunluluğu kapsamında olanların (mükellef olmayanların kendi aralarında yapacakları işlemler hariç olmak üzere) yapacakları, 7.000-TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunluluğunun bulunduğunu, bu zorunluluk uyarınca borçlu - davalının yaptığını iddia ettiği ödemeleri de tevsik edemediğini, hatta defterlerine dahi kaydetmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile davalının ticaret şirketi olması hasebi ile dürüst davranmak yani basiretli olmak durumunda
olduğunu, kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemeyeceğini, hele ki davalının bir ticaret şirketi olduğuna göre basiretli bir iş adamı gibi davranıp yasal zorunluluğa uygun ödeme yapıp bunları tevsik etmesi gerektiğini, yasaya aykırı hareketinden hak elde etmesinin mümkün olmadığını, itirazın iptali davası özelliği gereği davalı - borçlunun itirazları ile bağlı olduğunu, itirazlarında ve kabul anlamına gelmemek kaydı ile ilerleyen süreçte cevap dilekçesinde mevcut beyanlarını genişletemeyeceğini, değiştiremeyeceğini beyanla davalının istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar verilmesini savunmuştur.
DELİLLER :..... Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.11.2024 tarihli ...... Esas - ..... Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan / olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep şu şekildedir :
Dava; ..... İcra Dairesinin ..... Esas sayılı takip dosyasında ödeme emrine vaki davalı - borçlunun itirazının iptali, takibin kaldığı yerden devamı, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından, davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Uyuşmazlık, alacağın varlığı ve varsa miktarı neticesine göre davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olup olmadığı noktasındadır.
Hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmelerdir. Doktrin ve uygulamada “akit”, “mukavele” veya “bağıt” şeklinde ifade edilen sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşması ile oluşmaktadır. Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Kural olarak taraflar özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorundadırlar. Bu kurala “Ahde vefa (söze bağlılık)” ilkesi denilmektedir. Latince “pacta sunt servanda” olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir.
Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen sözü etkilememelidir. Yani taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan “ahde vefa (anda bağlılık)” ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli ve 2021/(23)6-901 Esas, 2022/837 Karar sayılı kararı).
Eldeki itirazın iptali davasında; her iki taraf ticaret şirketi tüzel kişi tacir olmakla, davacının davalıya tütün imalat cihazlarını otomasyon sistemi ile birlikte sattığı, ayrıca tam, eksiksiz çalışır vaziyette kurulum ve teslim konusunda tarafların arasında ticari satış sözleşmesinin akdedildiği ve bu sözleşmenin hükümlerinin uygulanması gerektiği belirlenmiştir (Kural olarak emek ögesi ağır basan durumlarda ve iş sahibinin talimat verme yetkisi olduğu durumlarda eser sözleşmesi; malzeme ögesi ağır basan durumlarda ve işi yapan özgürse satış sözleşmesinin varlığı kabul edilmekle - (Zevkliler/ Aydın- Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri - 9. Basım - Sayfa 311)).
Ticari satış ve mal değişimi TTK m.23 ''(1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. a) Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir.
Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir. b) Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.'' hükmünü haizdir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67'nci maddesi uyarınca itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı itirazın iptali davasında, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251). Genel hükümlere göre açılan alacak davalarında, haklılık durumu dava tarihi itibariyle tespit edilebilirse de; itirazın iptali davalarının sonuçları farklılık arz ettiğinden, bu davalarda haklılık durumunun takip tarihi itibari ile belirlenmesi gerekir. Ödeme emrine vaki davalı - borçlu itirazının süresinde olduğu, davanın İİK m.67'de belirlenen hak düşürücü sürede açıldığı belirlenmiştir. İİK m.67 hükmü içeriği gereği itirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı olmakla, takip dosyası ve itirazın iptali davası dosya kapsamına göre; davacının davalıya tütün imalat cihazlarını otomasyon sistemi ile birlikte sattığı, ayrıca tam - eksiksiz - çalışır vaziyette kurulum ve teslim konusunda tarafların arasında ticari satış sözleşmesinin akdedildiği sabit bulunmakla; davacının ticari satıştan kaynaklanan fatura - cari hesap bakiye 639.131,70-TL alacağı bulunduğu iddiası ile TBK m.100 kapsamında takip tarihinden
639.131,70-TL asıl alacak ile asıl alacağa reeskont avans faizi işletilmesi ve takip fer'ilerinin tahsili amacıyla takibe başladığı, davalının da borcun kalmadığı ve teslim ile kurulumun gerektiği gibi yapılmadığı savunması ile ödeme emrine vaki itirazının ''takibe, borca, ödeme emrine, faiz oranına ve işlemiş faize, tüm fer'ilerine'' ilişkin olduğu belirlenmiştir.
Açık hesap ilişkisi, kanunlarda düzenlenmemiş olup ticari hayatın akışı içerisinde ortaya çıkmış ve yaygın şekilde kullanılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, açık hesap ilişkisi “önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumu” olarak tanımlanmıştır. Cari hesap ilişkisi ise, açık hesap ilişkisinden farklı olup tarafların herhangi bir hukuki sebep veya ilişkinden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip
bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir. Öncelikle somut davada her ne kadar davacı - alacaklı tarafından takip sebebi cari hesap olarak belirlenmiş ise de; davada hukuki nitelendirme hakkı Hakimin olmakla, davacı - alacaklının cari hesap tanımlaması ile bağlı kalınması söz konusu olmayıp, yapılan yargılama ve tarafların ticari kayıt ve defterlerinin incelenmesi sonucunda söz konusu alacağın ''açık hesap''tan kaynaklandığı belirlenmiştir.
Tacir olmanın hükümlerine dair TTK m.18 '' ... (2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. (3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. ...'' hükmünü haiz olmakla, eldeki davada tarafların tüzel kişi ticaret şirketi tacirler olması hasebi ile, taraflar arasındaki hukuki ilişki ve ticari satışta dürüst davranma genel kuralı kapsamında basiretli tacir ilkesi gözetilmeli ayrıca işlemiş faiz talebi / temerrüt ... açısından yine faturaya dair mevzuat hükümleri ile şekli şartlar dikkate alınmalıdır.
Davacının, davalı tarafa e-fatura ile 1.159.131,70-TL satış faturası düzenlediği, bakiye 639.131,70-TL alacağı için takibe başladığı görülmekle, 6102 sayılı Kanun'un 21'inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 229 ve 230'uncu maddesi birlikte değerlendirildiğinde ayrıca uyuşmazlığın çözümü için “fatura” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
6102 sayılı Kanun'da fatura tanımlanmamış; 213 sayılı Kanun'un 229'uncu maddesinde: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre fatura, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğinde olup sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 373).
Diğer taraftan 6102 sayılı Kanun'un 21'inci maddesinin birinci fıkrası; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.
" hükmünü haizken ikinci fıkrasında; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır
" hükmü yer almaktadır. Buna göre ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmelerin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa öneri mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez.
6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi gereğince gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak da; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği hâlde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir.
Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, başka bir deyişle faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde düzenlenen bu karineden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdî ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde düzenlenen karine aksi ispat edilebilen adi bir karine olduğundan sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.
6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi, niteliği gereği faturaya yazılması gereken hususlar, başka bir deyişle olağan içeriği bakımından uygulanır. Faturanın içeriğinin nasıl olması gerektiği konusunda 6102 sayılı Kanun'da özel bir hüküm bulunmamakta, sadece 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu ve olağan içeriğinin nasıl olması gerektiği 213 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Bu itibarla 213 sayılı Kanun'un 230'uncu maddesi gereğince faturada en az; faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası bulunmalıdır.
Görüldüğü üzere 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.
Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz. Örneğin "vade farkı kaydı" olarak nitelendirilen kayıtlar, başka bir deyişle fatura bedelinin vadesinde ödenmemesi durumunda bu bedele oransal olarak hesaplanıp eklenecek meblağa ilişkin kayıtlar, sözleşmenin ifası aşaması ile ilgili olmadığından faturanın olağan içeriğine dahil değildir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı kararı).
Ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına dair HMK m.222 ''(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari
defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini
doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.'' hükmünü haizdir.
Taraflar tacir olmakla, yasa gereği tuttukları ticari defter ve kayıtların, ...... bildirimlerinin, düzenledikleri faturaların basiretli tacir ilkesi gereğince doğruyu yansıtması gerektiği muhakkak olmakla mahkemece teknik bilirkişi incelemesi yaptırılması, kök ve ek rapor alınması yerinde olmuştur. 6100 sayılı HMK m.266, 279, 281 uyarınca; bilirkişi raporu çözümü özel ve teknik değerlendirme, uzmanlığı gerektiren hususlarda iddia - savunma ile toplanan bilgi - belge ve delillere uygun olacak nitelikte alınır.
Bunun dışında raporda açıklama yapılması, hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerin yapılması yasaktır. Rapora itiraz, belirsiz ve eksik olan teknik hususlar için açıklama yapılmasını istemektir. Bunun yanı sıra bilirkişi raporunun denetimi re'sen gözetilecek nedenlerle hakim tarafından da yapılır. Eğer taraf itirazı yerinde görülürse veya raporda hakim tarafından re'sen eksiklik ve / veya belirsizlik saptanırsa açıklama yapılması amacıyla ya ek rapor alınması ya da yeni bilirkişi raporu alınması cihetine gidilir. Raporun denetimi hakim tarafından yapılmakla birlikte belirsizlik ve / veya eksiklik bulunmuyorsa ya da hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken hususlarda açıklama yapılması bekleniyorsa, çözüm hukuki bilgi ile giderilebilecek nitelikte ise, itiraz yerinde bulunmayabilir.
Zaten hukuki konularda bilirkişiye başvurulması da yasaktır. Bilirkişi raporuna karşı beyanlar ve itirazlar birlikte değerlendirildiğinde açıklanan hususlar gözetildiğinde iddia - savunma - toplanan bilgi, belge, deliller ile itirazların raporlarda ve gerekçeli kararda karşılandığı saptanmıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna atıfta bulunularak hüküm kurulmuş hangi raporun hangi nedenle hangi kısmının neden üstün tutulduğu karar yerinde tartışılmıştır. Mahkeme hukuki yorum ile nihai sonuca doğru bir şekilde varmıştır.
Davacının, davalıya tütün imalat cihazlarını otomasyon sistemi ile birlikte 1.159.131,70-TL bedelle sattığı, ayrıca tam - eksiksiz çalışır vaziyette kurulum ve teslimi gerçekleştirdiği, bedel alacağı için davacı tarafından davalıya e-fatura düzenlendiği, tarafların ticari kayıt ve defterlerine ve bu hususu teyit eden ... formlarına göre 639.131,70-TL takip konusu kadar davacının davalıdan bakiye alacağının kaldığına kanaat getirilmekle, bu hususların aksine dair (davalı savunması / istinafı gibi: ödeme yapıldığına, teslimin gereği gibi yapılmadığına dair) dosya kapsamına sunulu bilgi - belge ve delil bulunmadığı, davalının savunmasının soyut kaldığı belirlenmiştir.
Somut kesin deliller varken ve mahkeme hakimi kesin deliller ile bağlı iken hakimin serbestçe takdir edebileceği takdiri delillerin mahkeme tarafından takdirinde (talebin niteliği gereği tanık beyanları, delil olmayan belge niteliğindeki whatsapp yazışmaları, dava dışı kişilerin ödemeleri) isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2'nci maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, ödeme emrine itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde alacaklının itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz (emsal mahiyette: YHGK'nun 2022/6-1019 Esas - 2023/267 Karar sayılı 29.03.2023 tarihli kararı mevcuttur.). Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da
zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Başka bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2018/18-1119 Esas, 2022/92 Karar; 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-2332 Esas, 2021/665 Karar; 23.09.2020 tarihli ve 2017/4-1444 Esas, 2020/666 Karar; 14.07.2010 tarihli ve 2010/19-376 Esas, 2010/397 Karar; 26.02.2020 tarihli ve 2017/13-558 Esas, 2020/234 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına
hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı).
Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olayda icra inkar tazminatı değerlendirildiğinde; alacağın faturaya dayalı, hesaplanabilir nitelikte ve likid olduğu, davalı tarafından borç tutarının bilindiği ve takibe itiraz dilekçesinde açıkça tutarı belli olan borca itiraz edildiği, yargılamayı gerektirmeyen gerçek miktarı belli ve sabit olan alacağın ticari kayıt ve belgeler esas alınarak hesaplanması amacıyla bilirkişi incelemesi yapıldığı, alacağın likid olma vasfının değişmediği, icra inkâr tazminatı talebinin yasal koşullarının gerçekleştiği, davanın tam kabulü söz konusu olmakla davacı lehine alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin isabetli olduğu kanunen değerlendirilmiştir.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca neticeten; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, hukuki değerlendirme ve varılan sonucun yerleşik Yargıtay İçtihatlarına ve Dairemizin uygulamalarına da uygun olduğu, yapılan tahkikatın yeterli ve İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin davalının istinaf nedenlerini karşılar nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, davalının istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
İstinaf incelemesine konu karar başlığında; mahkemenin adının altına "2 NOLU KALEM" ibaresinin yazılacağına ilişkin HMK'da hüküm bulunmaması karşısında anılan ibarenin yer alması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Dosya kapsamına göre; kararın dayandığı bilgi - belge ve delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlerde isabetsizlik bulunmadığı, davacının takip ve davaya konu alacağının varlığını ve alacağının miktarını ispatladığı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki
değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf kanun yolu başvurusunun HMK m.353/1-b-1 gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
1-)...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.11.2024 tarihli .... Esas - ..... Karar sayılı kararına karşı, davalının İSTİNAF KANUN YOLU BAŞVURUSUNUN HMK m.353/1-b-1 GEREĞİNCE ESASTAN REDDİNE,
2-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının Hazine'ye irat kaydına,
3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken istinaf karar harcı 43.659,09-TL olup, istinaf eden davalı tarafından peşin yatırılan 10.915-TL harcın mahsubu neticesinde bakiye kalan 32.744,09-TL istinaf karar harcının istinaf eden davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-)İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
5-)Davacının yatırdığı avanstan sarf edildiği tespit edilen 167,75-TL posta masrafının istinaf eden davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-)Artan avansların HMK m.333'e uygun iadesine,
8-)6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
İlişkin; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki (2) haftalık kesin süre içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
¸ * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*