T.C.
TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/71
KARAR NO: 2025/62
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/10/2024
NUMARASI: .... Esas - ..... Karar
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVA KONUSU: Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan İtirazın İptali (İİK m.67)
DAVA TARİHİ: 02/01/2023
KARAR TARİHİ: 05/02/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 05/02/2025
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı - alacaklının davalı - borçlu aleyhine (itirazın iptali davası takibe sıkı sıkıya bağlı olmakla borcun sebebi: ''02.11.2021 tarihli 06.02.2022 tarihli iş yapılma ve teslim tutanağı, .... .... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı .... tarihli ihtarnamesi, ..... seri numaralı .... tarihli sevk irsaliyesi .... EURO'' olarak gösterilen) TBK m.100 kapsamında takip tarihinden ......-EURO asıl alacak ile asıl alacağa adi faiz işletilmesi ve takip fer'ilerinin tahsili amacıyla başlattığı ..... İcra Dairesinin ..... Esas sayılı dosyasında davalı - borçlunun ödeme emrine vaki itirazın haksız olduğu iddiası ile; davacı- alacaklı mezkur itirazın iptalini, takibin kaldığı yerden devamını, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. ..... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 06.01.2023 tarihinde .... Esas - ..... Karar sayılı usulden ret kararı ile görevsizlik (...... Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle) kararı vermiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hakkı olmayan taleplerde bulunduğunu, gerçek olmayan iddia ve vakıaların ileri sürüldüğünü, davacı ile müvekkili şirkete ait fabrikada kullanılan buhar kazanında, doğalgaz kullanımının %7-%12 arası bir oranda tasarruf sağlanacağı taahhüdü ile bir nevi AR-GE projesi hususunda anlaşmaya varıldığını, davacının taahhüt ettiği tasarrufu, kurduğu sistem ve ürün vasıtası ile sağlayamadığını, bu durumun davacı ile müvekkili şirket yetkililerinin süreç içindeki e-mail vs. yazışmaları da incelendiğinde davacının da kabulünde olduğunun anlaşılacağını, davacı tarafın kurduğu sistem ile müvekkili şirketin 3-4 günlük bir doğalgaz kullanımı sebebi ile müvekkilinin 250.000-TL civarında ekstra maliyete katlanmak durumunda kaldığını, durumun davacıya iletildiğini, son aşamada davacının başarısız AR-GE için eğer 15 gün sistemi çalıştırırsalar taahhüdün gerçekleşmediğini ispat edeceklerini, aksi halde müvekkilinin zararını da karşılamaları gerektiğini ayrıca belirttiklerini, davacının bunu kabul etmedikleri gibi konuyla ilgilenmediklerini, davacının .... ... Noterliğinin ....... tarih ve ..... yevmiye numaralı ihtarnameyi keşide ettiğini, müvekkilinin de cevaben ...... ... Noterliğinin ..... tarih ve .... yevmiye numaralı ihtarnameyi keşide ettiğini, zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davacının haksız kazanç elde etmeye çalıştığını beyanla iddia olunan vakıaları inkar ile davanın reddini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.
CEVABA CEVAP : Davacı vekili cevaba cevap (....) dilekçesinde özetle; dava dilekçesi içeriğini aynen tekrar ile; davalının cevap dilekçesindeki savunmalara itibar edilmesinin mümkün bulunmadığını beyanla yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne hükmedilmesini talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP : Davalı vekili ikinci cevap (....) dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi içeriğini aynen tekrar ile; davacının dava ve cevaba cevap dilekçesindeki iddialarına itibar edilmesinin mümkün bulunmadığını beyanla yapılacak yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ : ''... Davacı şirketin 02.11.2021 tarihli teklifinin davalı şirketçe kabul edilerek taraflar arasında sözleşme kurulduğu ve buna istinaden davacı tarafından sözleşmeye konu sistemin montajının yapıldığı anlaşılmaktadır. Yani taraflar arasında sözleşme akdedilmiş ve de montajın 06.02.2022 tarihinde gerçekleştirildiği aynı tarihli TUTANAK başlıklı ve taraflarca imzalı belgeden anlaşılmaktadır. Sözleşme halini almış 02.11.2021 tarihli belge incelendiğinde; içeriğin metal seramik alaşım teçhizat uygulaması ile genel olarak kazanlarda minimum % 7 ile % 12 arası bir tasarruf sağlanması, yani doğalgaz ile çalışan kazanlara monte edilen sistem ile doğalgaz kullanımında tasarruf sağlanması işi olduğu ve de işin montaj ve fiyatının da açıkça belirlendiği, yani sözleşmenin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulduğu gibi montajın da yapılarak teslim edildiği anlaşılmaktadır.İşin fiyatının .... EURO + KDV olduğu belirtilmiştir. ... Bu kapsamda, davalı tarafın anlaşmanın arge çalışması olduğu yönündeki savunması yerinde görülmemiştir. ... Sözleşmenin satım sözleşmesi olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.Zira dava konusu malın varlığı üstün olup montaj işi bir yan edim niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Eser sözleşmesinde emek unsuru yoğun iken, satış
sözleşmesinde malzeme unsuru önem taşımaktadır.(Borçlar Hukuku Özel Hükümler Prof.Dr.Fikret Eren 6. Baskı sy.602-603) ... Davalı taraf zamanaşımı definde bulunmuş ise de TBK’nın 146. Maddesi gereğince alacaklara uygulanacak zamanaşımı, genel zamanaşımı olan 10 yıldır. Zamanaşımının başlangıç tarihi olarak borcun muaccel olduğu vade tarihinin esas alınması gerekmektedir.Bu kapsamda sözleşme tarihi ve icra takibi ile dava tarihleri nazara alındığında zamanaaşımı defi yerinde değildir. ... Gerçekleşmesi geciktirici koşula bağlı olarak satım sözleşmesi kurulmuştur. ... 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 170. Maddesine göre; "Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur. ... Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder." ve de 175. Maddesi de; "Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır. ... Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır." hükümlerini içermektedir. ... Sözleşme konusu işin tekniğine, usulüne, sözleşmeye ve yüklenici taahhüdüne uygun olup olmadığının net ve kesin olarak tespit edilebilmesi için sistemin montaj sonrasında 15 gün daha çalıştırılması gerekmektedir. Doğalgaz yakılarak gerekli ölçümler yapılmadan doğalgazdan tasarruf sağlanıp sağlanmadığının tespiti mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.Zaten sözleşme içeriği de bu şekildedir. ... Aslında uyuşmazlık da buradan kaynaklanmaktadır. Davalı taraf ilk kurulum aşamasında 3-4 gün deneme amaçlı kullanılan doğalgazın maliyetinin yüksek olması sebebi ile davalı tarafından 15 günlük ölçüm yapılması için kazanın yakılmasına müsaade edilmediği anlaşılmaktadır. Davalı taraf buna ilişkin davacı taraftan sözleşmede yar almamasına karşın (15 günlük test için ek maliyetin 2.000.000,00 TL olacağı bu bedelin yarısı nakit yarısı süresiz banka teminat mektubu olarak) teminat talep etmiş, davacı taraf ise bunu kabul etmemiştir. Ancak davacı taraf, davalının zararı olması halinde bunu karşılayacağını davalı yana bildirdiği ve kabul ettiği gerek taraflar beyanlarından gerekse de mail içeriklerinden ve de ihtarnamelerden anlaşılmaktadır. ... Davalı taraf basiretli tacir gibi davranarak zararını teminat altına almak istediğini beyan etmiş ise de davalı alıcı kabul ettiği teklifte montajdan önce 15 gün ve montajdan sonra da 15 gün boyunca doğalgaz sarfiyatı yapılacağını bilmektedir. Davacı satıcının hazırlamış olduğu teklifte 15 günlük deneme süresince meydana gelecek doğalgaz maliyetinin satıcıya ait olacağına, davalı alıcının deneme süresince doğalgaz fiyatlarındaki artış yahut herhangi bir neden ile doğalgaz kazanını kullanmaya ihtiyacı olmayacağı süre boyunca denemenin yapılmayacağına ilişkin herhangi bir taahhüt bulunmamaktadır. ... Doğal gaz fiyatlarının artması nedeni ile davalının üretimine kömür ile devam etmesi yahut doğalgaz ile üretime devam etmeyi gerektirir ekonomik koşulların bulunmaması sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen davalı açısından subjektif bir unsurdur. ... Yani aslında davalının sözleşme ve montaj öncesi basiretli bir tacir gibi davranarak bunu öngörüp onay vermemesi beklenirdi. ... Ayrıca davacı tarafın masrafları talep ederek malzemeyi söküp almayı teklif ettiği de anlaşılmaktadır.Lakin davalı tarafça TTK md. 18/3de yer alan şekil şartına uygun olarak dava konusu sözleşmeden dönüldüğü ve sözleşme konusu makinenin davacı satıcıya iade edildiği tespit edilemediği gibi montajın yapıldığı fabrikanın davalı tarafından satıldığı anlaşılmaktadır. ... Davalı taraf keşif talebinde bulunmuş ise de; keşfin yargılamaya yenilik getirmeyeceği değerlendirilmiştir.Malın ayıplı olup olmadığı dava konusu olmadığı gibi, dosya kapsamı ile uyumlu, gerekçeli ve denetime açık olduğu değerlendirilen
23.05.2024 tarihli bilirkişi heyet raporunda da dosya içeriğinde dava konusu makinenin monte edildiği kazanın 15 gün boyunca çalışarak elde ettiği verime ilişkin veri bulunmadığı, geciktirici koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin dosyada yer alan yazılı kayıtlardan tespit edilemediği gibi bu kapsamda keşif ve gözlem ile de tespit yapmanın mümkün olmadığı belirtilmektedir. ... Bu kapsamda; dava konusu makinenin davalıya teslim edilerek kurulduğu, montaj sonrası 15 günlük çalışmaya davalı alıcı tarafından izin verilmediği ve bu itibar ile dava konusu sözleşmedeki
geciktirici koşulun davalı alıcının tasarruf alanında meydana gelen fiil ve eylemler ile engel olunduğu değerlendirilmekle davacı tarafın sözleşme bedelini almaya hak kazanmıştır. ... Takip talebinde işlemiş faiz talep edilmemiş, takipten sonra ise %9 yıllık adi kanuni faiz talep edilmiş ise de 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un ("3095 sayılı Kanun") 4/a maddesi uyarınca, sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde, devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının esas alınacağı düzenleme altına alınmıştır. Bu kapsamda, TBK madde 99 uyarınca, alacaklının seçimlik hakkını fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası olarak ödenmesi yönünde kullandığı hallerde, talep konusu alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirileceğinden, alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiilen ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre faiz işletilecektir. Davacının takipten sonra talep ettiği yıllık %9 oranındaki yasal faiz talebini iptali ile takibin asıl alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince takip tarihinden fiilen ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre işleyecek faizi ile birlikte devam edebileceğine karar verilmiştir. ... Davacı dava dilekçesiyle beraber icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. İcra inkar tazminatı verilebilmesi için geçerli bir ilamsız genel icra takibinin olması, borçlunun 7 günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, itirazın iptali davasının 1 yıllık süre içerisinde açılması, dava dilekçesiyle beraber icra inkar tazminatında bulunulması, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi gerekmektedir. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için mahkemece borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi gerekmektedir. Haksızlık unsurun tespiti alacağın likid olup olmamasına göre belirlenmektedir. Likid alacak demek, alacağın miktarının belli olması demektir. Dava dosyamız kapsamında alacağın belirli olduğu anlaşıldığından davaya konu alacak likit olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin (...... EURO asıl alacağın takip tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Efektif Satış Kuru olan 18,5353 üzerinden belirlenen Türk Lirası karşılığının %20'si) kabulüne ...'' gerekçesi ile davanın kabulüne, ..... İcra Dairesi'nin ..... Esas sayılı takipte ödeme emrine vaki davalı itirazının iptaline, asıl alacağa 3095 sayılı Kanun m.4/a kapsamında takip tarihinden itibaren faiz işletilmek üzere takibin devamına, davacı lehine alacağın %20si oranında .....-TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar vermiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekilinin 06.12.2024 tarihli süresinde bulunan istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, ikinci cevap dilekçesi, bilirkişi raporuna itirazları, yargılama aşamalarındaki yazılı ve sözlü beyanlarını aynen tekrar ile, mahallinde keşif icra edilerek yeni bir inceleme yapılmamasının hatalı olduğunu, sözleşmenin araştırma- geliştirme işi - faaliyeti olup eser (istisna) akdi unsurlarını taşıdığından ve/ veya satım ve/ veya istisna karışımı karma akit olduğunu, bu nedenle tanıklarının dinlenilmesi gerektiğini, keşif icra edilse ve tanıklar dinlenseydi işin ve sözleşmenin esasının anlaşılabileceğini, somut duruma uygun tespit ve değerlendirme yapılmadığını, teknik işleri
yürüten çalışanlar arasındaki e-mail yazışmalarının savunmalarını destekler mahiyette olduğunu, müvekkilinin her aşamada basiretli tacir gibi davrandığını, üç günlük deneme için oluşan ekstra zarar için makul bir teminat
istediklerini, zararın karşılanacağının sözlü olarak temin edildiğini, çevre koruma ve pazarlama etkisi nedeni ile ar-ge sözleşmesi imzalandığını, denemeye izin verdiklerini, iletişim kurulmadan bilir kişilerce yapılan tespit ve işlemlerin hukuki olmadığını, üretime kömür ile devam etmenin
doğalgaz fiyat artışı ile ilgisi olmadığını, sözleşmenin EURO olarak yapılmasının da Türk Parasının Korunması Hakkındaki Kanun'a muhalefet içerdiğinden dolayı bu yönden kısmi olarak geçersiz olduğunu beyanla kararın kaldırılması ile öncelikle araştırma yapılması ve delillerin toplanması için dosyanın mahkemeye iadesine aksi kanaate davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER : ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.10.2024 tarihli ..... Esas- ...... Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan/ olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep şu şekildedir :
Dava; İİK'nın m.67 hükmünden ve TBK'nın m.470 vd. hükümlerinden kaynaklanan; davacı- alacaklının davalı- borçlu aleyhine (itirazın iptali davası takibe sıkı sıkıya bağlı olmakla borcun sebebi: ''02.11.2021 tarihli 06.02.2022 tarihli iş yapılma ve teslim tutanağı, ..... .... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı ..... tarihli ihtarnamesi, ..... seri numaralı .... tarihli sevk irsaliyesi ....- EURO'' olarak gösterilmekle) .....-EURO asıl alacak, TBK m.100 kapsamında takip tarihinden .....-EURO asıl alacağa adi faiz işletilmesi ve takip fer'ilerinin tahsili amacıyla başlattığı ..... İcra Dairesinin ...... Esas sayılı takip dosyasında, davalı- borçlunun ödeme emrine vaki itirazının haksız olduğu iddiası ile itirazın iptali, takibin kaldığı yerden devamı, icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Uyuşmazlık, ayıbın varlığı/ ispatı ile alacağın varlığı ve varsa miktarı neticesine göre davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olup olmadığı noktasındadır.
Hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmelerdir. Doktrin ve uygulamada “akit”, “mukavele” veya “bağıt” şeklinde ifade edilen sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşması ile oluşmaktadır. Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler. Kural olarak taraflar özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorundadırlar. Bu kurala “Ahde vefa (söze bağlılık)” ilkesi denilmektedir.
Latince “pacta sunt servanda” olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir. Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen
sözü etkilememelidir. Yani taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan “ahde vefa (anda bağlılık)” ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli ve 2021/(23)6-901 Esas, 2022/837 Karar sayılı kararı). Borç doğuran sözleşmelerden birisi de eser sözleşmesidir. Türk Hukuk Lûgatında da “eser sözleşmesi” kısaca “Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, s. 353). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde ise, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesi tam iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. Hukukumuzda egemen ilke “şekil serbestisi” olup, kural olarak eser sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şartına tabi değildir. Davaya konu eser sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış olup geçerliliği noktasında çekişme bulunmamaktadır. Hukuki nitelendirme kapsamında taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu hususu şüphesizdir. Bu yöndeki sözleşmenin vasfı hakkındaki davalı istinafı yerinde değildir. Öte yandan TTK'nın “Tacir olmanın hükümleri” başlıklı 18. maddesinde, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu hüküm tacire belli durumlarda daha önce taahhüt etmemiş olduğu bazı edimler yüklenmesi veya tacirin daha geniş bir sorumluluk altına sokulması şeklinde, “külfet” niteliği taşımaktadır. Basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü, objektif bir özen ölçüsü getirmekte olup, tacirin aynı ticaret alanında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni gösterme yükümlülüğüdür. Tacirin özellikle ticarî işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli bir iş adamı gibi davranması, üstleneceği yükümlülüklerin kapsam ve sonuçlarını tartarak işlem yapması zorunludur. Eldeki davada taraflar, ticaret şirketi tüzel kişi tacir olup basiretli bir iş insanı gibi davranma sorumluluğundadırlar. Somut olayda, sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 471. maddesi gereğince yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. TTK’nın 18. maddesi gereğince yüklenici, basiretli bir tacir ve iş adamı ve işinin ehli bir teknik adam gibi davranıp, eser sözleşmesi ilişkisine girerek bir işi üstlenirken ekonomik gücünü, ekipmanını ve uzmanlığını en iyi biçimde değerlendirip, yeterli görmemesi durumunda o işi üstlenmekten kaçınmak zorundadır. Aksi hâlde, bunun sonuçlarına katlanır ve meydana gelen zarardan sorumlu tutulur. Bunun yanı sıra işveren de, imal edilen emtiayı teslim alırken basiretli tacir olarak gereken özeni göstererek gerekli muayeneleri yaparak malı teslim almalı, açık ayıp varlığında derhal durumu yükleniciye yasaya uygun bir şekilde bildirmeli veya teslimde ihtirazi kayıt koymalı yine gizli ayıp varlığında da gizli ayıp ortaya çıktığında makul sürede durumu derhal yükleniciye aynı şekilde bildirmelidir.
Özen borcu ile birbirine sıkı sıkıya bağlı olan sadakat borcu ise, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve zararına olacak şeyleri de yapmaktan kaçınması olarak ifade edilir. Yüklenicinin sadakat borcunun gereği olarak TBK md. 472 genel ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Aynı zamanda sadakat borcunun da bir sonucu olan özen borcu, yüklenicinin diğer tüm yan borçlarını da kapsayan daha geniş bir borçtur. Eser sözleşmesinin yapıldığı anda başlayan özen borcu, işin eksiksiz ve ayıpsız tamamlanmasına kadar devam eder. Hatta, tamamlanan eserin iş sahibine teslim edilene kadar korunması yükümlülüğü de aslında bir özen borcudur. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.12.2022 tarihli ve 2022/6-111 Esas, 2022/1714 Karar, 27.09.2022 tarihli ve 2019/(15)6-573 Esas, 2022/1168 Karar ve 15.04.2021 tarihli ve 2017/15-259 Esas, 2021/486 Karar sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri, iş sahibinin yararına uygun olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin, iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden ayıba karşı tekeffül nedeni ile sorumludur. Yüklenici hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekir.” (....., s.2460).İş sahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir. Ayıp, eser sahibine teslim edilen eserin niteliklerinde, sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına göre teslim edilmesi gereken eserin özellikleriyle karşılaştırıldığında, ortaya çıkan her türlü sapmadır. Kısaca ayıp, teslim edilenle, teslim edilmesi gereken arasındaki farktır. Buna göre ayıbın ortaya çıkarılması için teslim edilen ile sözleşmede
kararlaştırılanın karşılaştırılması ve eksiklikler bulunması halinde teslim edilen eserin ayıplı olduğu kabul edilmelidir. Örneğin eser, sözleşmede açık veya zımni olarak kararlaştırılan niteliklere (renk, biçim, ölçü, imar tarzı vs) sahip değilse ayıplı sayılmalıdır.” (Yargıtay 3. H.D. Onursal Başkanı Nihat Yavuz, Ayıplı İfa, 5. Baskı, Ankara 2016, s.767.). Açık ayıp, eserin iş sahibine teslimi anında kolaylıkla görülebilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıp eserin tesliminden sonra ve kullanım sırasında kendini gösteren ayıptır türüdür. Yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde iş sahibinin seçimlik hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Ayıp ihbarının yapılması şekle tabi olmayıp her türlü delille hatta tanık beyanı ile kanıtlanması mümkündür. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması iş sahibine yalnızca ispat kolaylığı sağlar. Ayıbın bildirilmemesi halinde eser kabul edilmiş sayılır. Ne var ki, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığının da mahkemece re’sen gözetilmesi mümkün değildir. Diğer bir anlatımla, ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığı mahkemece re’sen gözetilmeyip, yüklenicinin bu hususu def’i olarak ileri sürmesi gerekir. Ayıp ihbarının süresinde ve geçerli olup olmadığı def'i olup cevap dilekçesinde ileri sürülmemişse re'sen dikkate alınmaz. TTK m.25 ticari satım sözleşmelerinde ayıp hükümlerini içermekle eldeki eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bu davada bu hükmün uygulanma olanağı bulunmamaktadır. TBK kapsamında, açık ayıplar yönünden iş sahibi imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek, ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Gizli ayıplar yönünden ise, TBK m.477/son maddesi uyarınca, ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunluluğu bulunmaktadır.
Eldeki davada, ispat noktasında yapılan değerlendirmede; davalının eserin teslim almasından sonra yukarıda izah olunduğu üzere ilgili muayenesini yapma ve ayıp varsa yükleniciye ihbarda bulunma yükümlülüğü vardır; bunun yanı sıra yüklenicinin ayıp nedeni ile sorumluluğu için ise önce eserin teslim edilmiş olması şart olup teslim olgusunun ispat yükü de yükleniciye aittir. Teslime göre açık ayıp ve ihbarının varlığı ile süresinde olup olmadığı yine varsa gizli ayıbın ortaya çıkması ile gizli ayıbın varlığı, ihbarın varlığı ve süresinde olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ancak ayıbın türü ve varlığı da iş veren tarafından ispat edilmelidir ki yüklenicinin sorumluluğundan bahsedilmesi mümkün olabilsin. Bu noktada yapılan incelemede; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının ve hükmün gerekçesinin iddia, savunma, toplanan tüm bilgi - belge ve delillerin teknik değerlendirilmesini kapsadığı, karşıladığı belirlenmiştir. Somut kesin deliller varken ve mahkeme hakimi kesin deliller ile bağlı iken hakimin serbestçe taktir edebileceği taktiri delillerin mahkeme tarafından taktirinde (talebin niteliği gereği tanık dinlenilmemesi, keşif icrası ile yeniliğin gelmeyeceği kanaati ile yeni teknik rapor alınmaması hususu ayrıca delil olmayan belge niteliğindeki tarafların yetkililerinin değil çalışanlarının arasında olduğu iddia olunan e-posta yazışmaları) isabetsizlik bulunmamıştır. Bilirkişi incelemesinin yapılması esnasında tarafların bulunması zorunluluk olmamakla, bunun yanı sıra bilirkişi incelemesi yapılmasına dair belirlenen günün tarafların malumu olduğu belirlenmekle iş bu gelinen aşamada bilir kişi incelemesine katılınmamasına ilişkin davalı istinafı yerinde görülmemiştir.
Yukarıda izah olunan mevzuat hükümleri uyarınca, davacının eseri sözleşme hükümlerine göre teslim ettiğini ispatladığına kanaat getirilmekle sözleşme bedelini de takipte talep ettiği gibi hak ettiğini ispatlamıştır. Aksine dair dosyaya sunulu bilgi- belge ve delil bulunmamaktadır. Eser sözleşmesi konusunun açık/ gizli ayıplı bir şekilde teslim edildiği/ alındığı, ayıbın niteliği, ayıbın niceliği, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, ayıptan kaynaklanan zararın belirttiği gibi olduğu, ayıp nedeninin davacıdan kaynaklandığı yani ayıbın varlığı dosyada sunulu bilgi - belge ve delillerle davalı iş veren tarafından basiretli tacir ilkesi çerçevesinde ispatlanamamıştır.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, hukuki değerlendirme ve varılan sonucun yerleşik Yargıtay İçtihatlarına ve Dairemizin uygulamalarına da uygun olduğu, yapılan tahkikatın yeterli ve İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin davalının istinaf nedenlerini karşılar nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, davalının istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Karar başlığında; taraf vekillerinin adreslerinin açıkça yazılmaması HMK m.297'ye aykırı ise de bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmaması, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmaması, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
1-)HMK m.353/1-b-1 uyarınca; ....... Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.10.2024 tarihli ..... Esas - ..... karar sayılı karara karşı, davalının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının Hazine'ye irat kaydına,
3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken istinaf karar harcı 75.177,44-TL olup, davalı tarafından peşin yatırılan 18.795,00-TL harcın mahsubu neticesinde bakiye kalan 56.382,44-TL istinaf karar harcının İlk Derece Mahkemesi tarafından istinaf eden davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-)İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
5-)İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına
6-)Artan avansların İlk Derece Mahkemesince HMK m.333'e uygun iadesine,
7-)6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca temyiz-i kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
İlişkin; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık kesin süre içerisinde Yargıtay nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.05/02/2025
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*