AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 30024/20
Mehmet Şirin TEKMENÜRAY / TÜRKİYE
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 29 Mart 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 1970 doğumlu olan Türk vatandaşı ve İzmir’de tutuklu bulunan Mehmet Şirin Tekmenüray’ın (“başvuran”) 26 Haziran 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 30024/20 no.lu başvuruyu,
Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetinin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararını,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru; bir ceza infaz kurumunda hükümlü bulunan başvurana, ceza infaz kurumu idaresinin bazı uygulamalarını protesto etmek amacıyla diğer iki hükümlü ile birlikte açlık grevi yaptığı gerekçesiyle idare tarafından verilen bir ay boyunca ücret karşılığı çalışmadan yoksun bırakma cezasıyla ilgilidir.
2. Olayların meydana geldiği tarihte başvuran, İzmir Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Başvuran, cezaevi idaresinin bazı uygulamalarından memnun olmadığını göstermek amacıyla diğer iki mahkûm ile birlikte 17 Mart 2017 tarihinden itibaren üç gün süren bir açlık grevi yapmıştır.
3. 30 Mart 2017 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu idaresi, bu açlık grevi sebebiyle başvurana, bir ay boyunca ücret karşılığı çalışmadan yoksun bırakma cezası vermiştir.
4. İnfaz Hâkimliği ve Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, cezaevlerinde açlık grevi yapılmasının Kanun tarafından bir disiplin suçu olarak sayıldığı gerekçesiyle başvuranın ceza infaz kurumunun kararına karşı yaptığı itirazları reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi de, başvuranın bireysel başvurusunu, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
5. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, kendisine göre ifade özgürlüğü kapsamına giren bir eylem sebebiyle cezalandırıldığından şikâyet etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
6. Hükümet, bir kabul edilemezlik itirazında bulunmuştur. Hükümet, başvuranın kendisine verilen ceza sebebiyle önemli bir zarara maruz kalmadığını ve Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun esastan incelenmesini gerektirmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, bu başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
7. Başvuran; yetkili makamların, ihtilaf konusu cezayı vererek kendisini ceza infaz kurumunda çalışma hakkından keyfi olarak yoksun bıraktıklarını iddia etmektedir.
8. Mahkeme, önemli zarar kriterine ilişkin içtihatlarında geliştirilen ilkeleri hatırlatmaktadır (Korolev/Rusya (k.k.), no. 25551/05, AİHM 2010 ve Giusti/İtalya, no. 13175/03, §§ 24-36, 18 Ekim 2011).
9. Mahkeme; başvuranın önemli bir zarara uğrayıp uğramadığı sorusuyla ilgili olarak, somut olayda başvurana, bir ay boyunca ücret karşılığı çalışmadan yoksun bırakma cezası verildiğini kaydetmektedir. Başvuran, ceza infaz kurumunda hâlihazırda ücretli bir çalışmaya katıldığını veya söz konusu dönemde mesleki bir faaliyette bulunmayı planladığını belirtmemiştir. Başvuran, söz konusu cezanın uygulanması sebebiyle önemli bir maddi kayba uğradığını veya başka bir olumsuzluk yaşadığını da iddia etmemiştir. Ayrıca Hükümet; başvuranın, idarenin tıbbi gözetimi altında herhangi bir zorla besleme veya istenmeyen başka bir müdahale olmaksızın üç günlük açlık grevine devam edebildiğini belirtmiş ve başvuran tarafından bu hususa itiraz edilmemiştir. Bu sebeple, mevcut davanın koşullarında, başvuran tarafından şikâyet edilen olayların başvuranın kişisel durumu üzerinde, iddia edilen ihlalin bir sonucu olarak önemli bir zarar ileri sürebileceği bir etkiye sahip olmadığı not edilmelidir (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Kaya ve Bal/Türkiye (k.k.), no. 6992/18 ve diğer 3 başvuru, 19 Ocak 2021 ve Ahmet Akkurt/Türkiye (k.k.), no. 41726/20, § 11, 17 Mart 2022).
10. Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun esasının incelenmesini gerektirip gerektirmediği sorusuna ilişkin olarak Mahkeme, daha önce benzer şikâyetleri incelediğini ve özellikle açlık grevleriyle ilgili olarak ceza infaz kurumlarında ifade özgürlüğünün kullanımı konusundaki içtihatlarından kaynaklanan ilkeleri ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır (Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 18137/07 ve diğer 56 başvuru, 11 Mayıs 2010 ve İncedere ve Yıldız/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 65227/19 ve 6465/20, 12 Ekim 2021). Mevcut davanın esasına ilişkin bir inceleme, bu konuya yeni bir unsur getirmeyecektir. Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun esasının incelenmesini gerektirmediği sonucuna varılması gerekmektedir.
11. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme; Hükümet’in itirazını kabul etmekte ve bu başvurunun, Sözleşme’nin 14 ve 15 No.lu Protokollerle değişik 35. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi uyarınca önemli bir zararın bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Mayıs 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan