AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 7926/12
Mehmet TELLİ ve Zeliha TELLİ / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 23 Ekim 2018 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Aralık 2011 tarihlerinde yapılan başvuruları ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Mehmet Telli ve Zeliha Telli, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1965 ve 1961 doğumludurlar ve Şanlıurfa’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada 10 Mart 2007 tarihinde hayatını kaybeden Osman Telli’nin ebeveynidir. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukat Ö. Sinikan tarafından temsil edilmişlerdir.
Başvuru 7 Kasım 2016 tarihinde, kendi görevlisi tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
A. Olay ve İlk Soruşturma Tedbirleri
3. Osman Telli 22 Ağustos 2006 tarihinde askerlik şubesine kaydını yaptırmış ve 24 Ağustos günü, yapılan tıbbi muayeneler sonunda, ilgilinin, fiziksel ve ruhsal olarak askerlik yapmaya elverişli olduğuna karar verilmiştir.
4. Osman Telli 25 Ağustos 2006 tarihinde İstanbul’da askeri eğitimine başlamıştır.
5. Osman Telli 11 Kasım 2006 tarihinde Isparta’daki birliğine katılmış ve mutfakta görevlendirilmiştir.
6. Osman Telli 10 Mart 2007 tarihinde saat 10.00’da nöbet tutmaya başlamıştır. Bölgedeki diğer nöbetçi er N.G. saat 11.00 civarında bir atış sesi duymuş ve akabinde arkadaşını, başından ağır yaralı vaziyette bulmuştur.
7. Revir sorumlusu Yüzbaşı S.M.K., erin saat 11.20 sıralarında hayatını kaybettiğini tespit etmiştir.
8. Isparta Askeri Savcısına (“savcı”) olay hakkında derhal bilgi verilmiş ve konuyla ilgili olarak resen ceza soruşturması açılmıştır. Kriminal İnceleme Laboratuvarı bilirkişi ekibi saat 12.00’ye doğru olay yerine intikal etmiştir. Olay yeri krokisi çizilmiş ve fotoğraflar çekilmiştir. Olay yerinde bulunan G-3 tipi seri atış konumunda olan bir tüfeğin yanı sıra on yedi fişeğin bulunduğu bir şarjör ve iki mermi kovanına el konulmuştur. Silah, yerde oturur vaziyette duran Osman Telli’nin dizlerinin arasında durmaktaydı.
9. Isparta Hastanesinde ölü harici muayenesi ve klasik otopsi yapılmıştır. Yapılan incelemeler, ölümün bitişik mesafeden yapılan atış sonucu iki mermi neticesinde meydana geldiğinin ve mermi giriş deliğinin, çenenin altında bulunduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir. Osman Telli’nin bedeninde herhangi bir darp izine rastlanmamıştır. Yapılan toksikolojik analizlerde, müteveffanın kanında kan ya da uyuşturucu madde bulunmadığı tespit edilmiştir.
10. Antalya Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından yapılan balistik inceleme neticesinde, ihtilaf konusu tüfeğin, Osman Telli’nin beylik silahı olup, çalışır durumda olduğu, ayrıca atışın bu silahla yapıldığı sonucuna varılmıştır.
11. Numuneler üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, müteveffanın ellerinde ve yüzünde atış kalıntılarına rastlanmıştır. N.G.nin vücudunda herhangi bir atış kalıntısı gözlemlenmemiştir. (yukarıda 6. paragraf).
12. Savcı tarafından yürütülen soruşturmalar ile askeri idare tarafından yürütülen idari iç soruşturma kapsamında çok sayıda askerin ifadesi alınmıştır. Çok sayıda tanık, Osman Telli’nin içine kapanık ve hassas bir insan olduğunu; sivil hayatta kız arkadaşıyla sorunları olduğundan bahsettiğini ve bu durumun kendisini üzdüğünü söylediğini; kendilerinin de, psikolojik danışmanlık alması yönünde tavsiyede bulunduklarını, ancak neticeye varamadıklarını ifade etmişlerdir.
13. Tanık ifadeleri aynı zamanda, üç askeri hiyerarşik üstü tarafından -Astsubay Üstçavuş Y.Ü. ile Üsteğmenler T.G. ve O.M.- Ocak 2007, 9 Şubat 2007 ve 8 Mart 2007 tarihlerinde, Osman Telli’ye hakaret edildiğinin, kaba davranıldığının ve birçok defa dövüldüğünün anlaşılmasına da imkân vermektedir.
14. Arkadaşlarının kanaatine göre, Osman Telli rahatsız olduğu bu duruma daha fazla tahammül edememişti; 8 Mart 2007 tarihinde, üstlerinin davranışlarını bildirmek için bir mektup yazmış ve Onbaşı H.U.dan, başına bir şey gelmesi halinde bu mektubu yetkililere iletmesini istemişti. Dosya kapsamında, H.U.nun olayın ardından harekete geçmeye cesaret etmediği ve mektubu müteveffanın dolabına koyduğu; Üsteğmen T.G.nin bu mektubu bulduğu ve savcıya bir şey söylemeden imha ettiği anlaşılmaktadır.
B. Somut Olayda Yürütülen Yargılamalar
1. Ceza Yargılamaları
a) İntihara Teşvik Suçu İle İlgili Olarak
15. Yürütülen hazırlık soruşturması sonunda, Savcı 11 Temmuz 2007 tarihinde, Osman Telli’nin beylik silahı ile intihar ettiği sonucuna varmış ve Astsubay Üstçavuş Y.Ü. ile Üsteğmenler T.G. ve O.M. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair vermiştir. Savcı, bilhassa olay yeri inceleme raporuna, olay yeri fotoğraflarına ve krokisine, tanık ifadelerine, otopsi ve balistik bilirkişi inceleme raporlarına dayanarak, Ceza Kanunu’nun 84. maddesi anlamında (aşağıda 36. paragraf), ölüm olayı ile söz konusu şahıslar tarafından sergilenen kötü davranışlar arasında herhangi bir nedensellik bağı kurulamayacağı kanaatine varmıştır.
16. Başvuranlar, 2 Ağustos 2007 tarihinde, bu karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, kendi bakış acılarına göre, davanın olay ve olgularının birbirinden ayrılmaz olduğunun anlaşılmasına rağmen, Askeri Savcılığın davayı “darp ve yaralama” ile “adam öldürme” olmak üzere iki farklı yönden incelemeye karar vermesinden şikâyet etmişlerdir. Başvuranların kanaatine göre, yakınları kasıtlı olarak darp edilmiş ve yaralanmıştı ve faillerin, intihara teşvik etme nedeniyle yargılanması gerekmekteydi.
17. Eskişehir Askeri Mahkemesi 20 Ağustos 2007 tarihinde, somut olayda mümkün olan tüm soruşturma tedbirlerinin alındığı ve mevcut durumda, Ceza Kanunu’nun 84. maddesiyle öngörüldüğü şekliyle, intihara teşvik etme suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle, itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kanuna uygun olduğunu değerlendirmesinde bulunarak başvuranların itirazını reddetmiştir.
Söz konusu karar, başvurana ve avukatına sırasıyla 3 ve 18 Eylül 2007 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
b) Darp ve Yaralama Suçu İle İlgili Olarak
18. Savcı 26 Mart 2007 tarihinde, Üsteğmen O.M.yi Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası anlamında, astı darp etme ve yaralamakla suçlamıştır (aşağıda 34 ve 35. paragraflar). Savcı, iddianamesinde, Osman Telli’nin 8 Mart 2007 tarihinde, birliğindeki erlere O.M.nin önünde hakaret ettiğini ve O.M.nin bu nedenden ötürü Osman Telli’yi azarlayarak tokat attığını belirtmiştir.
19. Savcı ayrıca, 4 Nisan 2007 tarihinde, Ocak 2007’deki darp ve yaralama eylemleri nedeniyle Çavuş Y.Ü.nün de mahkûmiyetini istemiştir.
Savcı aynı zamanda, Osman Telli’yi 9 Şubat 2007 tarihinde video izlerken yakaladığı için dövmesi nedeniyle Üsteğmen T.G.yi suçlamıştır. T.G. ayrıca, Osman Telli’nin bilgi veren mektubunu bilerek imha etmesi nedeniyle delilleri bozma ve gizlemekle de suçlanmıştır; aslında, olaydan sonra, Onbaşı H.U. söz konusu mektubu yetkililere iletmek yerine korkmuş (yukarıda 14. paragraf) ve müteveffanın dolabına koymuş; T.G. de bu mektubu bulmuş ve yırtmıştır.
20. Bu dosyalar daha sonrasında Isparta Askeri Mahkemesi (“Askeri Mahkeme”) önünde birleştirilmiştir.
Askeri Mahkeme 3 Şubat 2011 tarihinde, ilk derece ve temyiz yargılamaları sonunda, Y.Ü.nün dosyasını ayırmaya ve delili yok etme nedeniyle yedi ay on beş gün, darp ve yaralama nedeniyle ise 25 gün hapis cezasına mahkûm edilen T.G. hakkında -beş yıllık deneme süresi için- hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Askeri Mahkeme, O.M. ile ilgili olarak da aynı değerlendirmede bulunmuş; darp ve yaralama nedeniyle O.M.yi 25 gün hapis cezasına mahkûm etmiştir.
21. Askeri Mahkeme 14 Temmuz 2016 tarihinde, T.G. ve O.M.nin söz konusu denetim süresi içerisinde başkaca herhangi bir suç işlememiş olmalarını göz önünde bulundurarak, haklarında açılmış olan kamu davalarını sonlandırmıştır.
22. Bu arada Askeri Mahkeme 1 Mart 2012 tarihinde, Osman Telli’yi iki defa dövdüğü gerekçesiyle Çavuş Y.Ü.yü 50 gün hapis cezasına mahkûm etmiş ve bu hükmün açıklanmasının beş yıllığına geri bırakılmasına karar vermiştir.
Askeri Mahkeme 9 Haziran 2016 tarihinde, Y.Ü.nün söz konusu süre içerisinde başka bir suç işlediğini tespit etmesi sonrasında ilk mahkûmiyetini geçerli kılmıştır.
Y.Ü. temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargılama halen Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde derdesttir.
2. İdari Yargılamalar
a) İdari İç Soruşturma
23. Ölüm olayı sonrasında, Osman Telli’nin bağlı olduğu komutanlık bünyesinde idari iç soruşturma başlatılmıştır.
Müfettişler, müteveffanın çok sayıda arkadaşının ifadesini aldıktan sonra, ilgilinin hayattayken, tüm danışmanlık programlarından yararlandığı ve askeri ortamda güvenliğine ve kazaların önlenmesine ilişkin tüm direktiflerin kendisine bildirildiği sonucuna varmışlardır.
24. Bunun yanı sıra İdare 14 Mart 2007 tarihinde, söz konusu er hakkında -askeri personele atfedilebilir- herhangi bir ihmalkârlıkta bulunulmadığı sonucuna varmıştır.
b) İdari Tam Yargı Davası
25. Başvuranlar ile Osman Telli’nin yedi kardeşi 30 Ekim 2007 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmışlardır.
26. Başvuranlar, yakınlarının, kendisini birçok defa döven hiyerarşik üstlerinin tutumları nedeniyle intihar ettiğini ve dolayısıyla idarenin kusur sorumluluğu bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, yakınlarının, askerliğe başladığında herhangi bir psikolojik sorunu olmadığını ve yapılan tıbbi yeterlilik muayenelerin bu durumu doğruladığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, yakınlarının psikolojik durumu, askerliğini yaptığı sırada kendisini intihara sürükleyecek derecede aniden bozulmuşsa, bu duruma ancak, Astsubay Üstçavuş Y.Ü. ile Üsteğmenler T.G. ve O.M. tarafından uygulanan kötü muamelelerin sebep olabileceği ve bu nedenle yakınlarının ölümünden idarenin sorumlu olduğunu ifade etmişlerdir.
27. Başvuranlar, yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle maruz kaldıkları zarar nedeniyle, maddi tazminat olarak 140.000 Türk Lirası (TRY), manevi tazminat olarak ise 120.000 Türk Lirası talep etmişlerdir.
28. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, müteveffanın babası ve annesinin maruz kaldığı maddi zararın belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
Bilirkişi 7 Mart 2011 tarihli rapor kapsamında, başvuran Mehmet Telli’nin maddi zararının 28.017 Türk Lirası, başvuran Zeliha Telli’nin maddi zararının ise 24.797 Türk Lirası olduğunu belirtmiştir.
29. Karar 20 Nisan 2011 tarihinde verilmiştir. Hâkimler, askeri idarenin, Osman Telli’nin ölümünden sorumlu olup olmadığının tespit edilmesi hususu ile ilgili olarak, ceza soruşturmalarında varılan sonuçları tekrar değerlendirmeden şu karara varmışlardır:
“Davaya konu ölüm olayının, davacıların yakını er Osman Telli’nin kendisini ateşli silahla vurarak intihar etmesi neticesinde meydana geldiği hususunda tereddüt yoktur. Normal koşullarda, mahkememizin yerleşmiş uygulamalarına göre, intihar eylemi sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında idarenin sorumluluğu, dolayısıyla da tazmin yükümlülüğü söz konusu olmamaktadır. Ancak intihar eyleminin gerçekleşmesine bazı durumlarda idarenin ajanlarının kusurlu davranışları ile katkıda bulundukları, intihar kararının verilmesinde etkili oldukları (darp ve yaralama, hakaret, kötü muamele, vb.) hallerde, şüphesiz idare ölüm olayında sorumlu tutulacak ve hizmet kusurunun varlığı sebebiyle idare aleyhine tazminata hükmedilecektir. Kamu hizmetini yürüten idarenin (...) kimsenin zarara uğramaması için gerekli önlemleri alması zorunludur. Somut olayda bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin açık bir delilidir. ”
Bununla birlikte Yüksek Mahkeme, zararın aynı zamanda müteveffanın “müterafik kusurundan” da kaynaklandığını ve bu son hususun, idarenin kusuru nedeniyle sorumluluğunun kabul edilmesine engel teşkil etmemesi durumunda, ödenmesi gereken tazminata ilişkin tutarların hesaplanmasında göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu nedenle hâkimler, Osman Telli’nin aile fertlerine aşağıdaki meblağların ödenmesine karar vermişlerdir: Başvuran Zeliha Telli’ye maddi zarar bağlamında 12.350 Türk Lirası (TRY) ve manevi zarar bağlamında 5.800 Türk Lirası (TRY); başvuran Mehmet Telli’ye maddi zarar bağlamında 14.000 Türk Lirası (TRY) ve manevi zarar bağlamında 5.800 Türk Lirası (TRY), yedi kardeşinin her birine manevi zarar bağlamında 1.000 Türk Lirası (TRY) yani toplamda 44.950 Türk Lirası (TRY) (olayların meydana geldiği tarihte yaklaşık 20.430 avro (EUR)). Ölüm tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için bu meblağlara % 9 oranında gecikme faizi eklenmiştir.
30. İlgililer, karar düzeltme başvurusunda bulunmuşlardır. Bilhassa, Osman Telli’nin eylemi ile ilgili olarak benimsenen “müterafik kusur” nitelendirmesine ve tazminat tutarlarının belirlenmesinde bu unsurun dikkate alınmasına itiraz etmişlerdir.
31. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 20 Temmuz 2011 tarihinde, 20 Nisan 2011 tarihli kararın konuyla ilgili uygulanabilir yasal hüküm ve usuli kurallara uygun olduğu gerekçesiyle bu başvurunun reddine karar vermiştir.
32. Osman Telli’nin ailesine, faiziyle birlikte 72.267,38 Türk Lirası ödenmiştir; bu meblağ ilgili dönemde yaklaşık 28.068 avroya tekabül etmekteydi. Başvuranlar daha öncesinde, 22 Mayıs 2007 tarihinde, Mehmetçik Vakfı’ndan 6.217 Türk Lirası -yaklaşık 3.494 avro- maddi yardım almışlardır.
İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
33. Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Madununu kasten itip kakan, döven, (...) amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur. ”
34. 221 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlâki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur. (...) ”
Konuyla ilgili daha fazla bilgi için Kılınç ve diğerleri/Türkiye, (No. 40145/98, §§ 32 ve 33, 7 Haziran 2005), Salgın/Türkiye, (No. 46748/99, § 53, 20 Şubat 2007) ve Şahinkuşu/Türkiye (No. 38287/06, § 40, 21 Haziran 2016) kararlarına bakınız.
35. Türk Ceza Kanunu’nun 84. maddesi, intiharın gerçekleşmesi durumunda, başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişiyi cezalandırmaktadır. Yargıtay’ın içtihadına göre, basit bir tahrik, bu hükümle konulan kriterleri karşılamak için yeterli değildir. Failin, intihar eylemini önemli ölçüde kolaylaştırmak amacıyla kasıtlı olarak hareket etmesi gerekmektedir. Bir başkası tarafından uygulanan darp ve yaralama ya da kötü muameleler neticesinde meydana gelen intihar eylemleri biraz farklı bir içtihada konu olurlar; ancak bu gibi durumlarda, genel olarak, kişinin, üçüncü bir şahsı intihara teşvik etmek amacıyla ve durumu tamamen bilerek hareket ettiğinin kanıtlanmış olması gerektiği kabul edilmektedir.
ŞİKÂYETLER
36. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2, 3, 9 ve 14. maddelerinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedirler.
37. Başvuranlar öncelikle, oğullarının çok inançlı olduğu ve intiharın, dinine göre büyük bir günah olduğunu bildiği gerekçesiyle, makamlar tarafından ileri sürülen intihar iddiasının mümkün olamayacağı kanısındadırlar. Başvuranların kanaatine göre, intihar süsü verilerek gizlenen cinayet iddiası askeri savcılık tarafından göz ardı edilmemeliydi ve en azından Y.Ü., T.G. ve O.M. intihara teşvik nedeniyle yargılanmalıydılar.
38. Başvuranlar ayrıca, oğullarının intihar etmiş olduğu varsayılırsa, yetkililerin, oğullarının ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, Osman Telli’nin askerliğe alındığı sırada herhangi bir sıkıntısı olmadığını belirtmektedirler. Başvuranlara göre, yakınlarını intihara sürükleyecek şekilde durumunun böylesine ani olarak bozulması yalnızca askerlik yaptığı sırasında olabilirdi ve durumundaki bu bozulma, hiyerarşik üstleri tarafından, yalnızca Kürt kökenli ve dindar olması nedeniyle uygulanan kötü muamelelerin sonucuydu.
39. Başvuranlar son olarak, ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine karar verilen ve yetersiz olduğunu düşündükleri tazminatların miktarından yakınmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. Davanın Konusu
40. Mahkeme öncelikle, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki gerekçeler olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle bağlı değildir, ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
Somut olayda, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin tamamının Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ”
A. Tarafların iddiaları
41. Hükümete göre, Osman Telli’nin ölümünü çevreleyen koşullar ile ilgili olarak yürütülen ceza yargılamasının etkin olmadığı bağlamındaki şikâyet, Sözleşme hükümleriyle ratione materiae (konu yönünden) bağdaşmamaktadır. Bu durumda, somut olayda başkasının doğrudan müdahalesi olmadan intihar edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle, cezalandırıcı nitelikteki hukuk yollarının benzer durumlar açısından uygun olmaması nedeniyle yalnızca tazminat yolları dikkate alınmalıdır.
42. Ne olursa olsun, başvuranların, askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yaptıkları 2 Ağustos 2007 tarihli itirazlarında herhangi bir cinayet iddiasında bulunmamış olmaları nedeniyle (yukarıda 17. paragraf), bu bağlamda iç hukuk yollarını tüketmiş oldukları söylenemez.
43. Başvuranların intihar iddiasına karşı çıkmaları ve yakınlarının kesinlikle gizlenmiş bir cinayete kurban gittiğini ileri sürmeleri nedeniyle, Hükümet altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ileri sürmektedir. Osman Telli’nin ölümü ile ilgili olarak yürütülen ceza yargılaması -başvurana ve avukatına sırasıyla 3 ve 18 Eylül’de tebliğ edilen (yukarıda 18. paragraf)- 20 Ağustos 2007 tarihli kararla kapandığından, 20 Aralık 2011 tarihinde yapılan mevcut başvuru, davanın bu yönüyle ilgili olarak vaktinden sonra yapılmıştır.
44. Son olarak Hükümet, Telli ailesi fertleri tarafından açılan idari davaya atıfta bulunmakta ve Mehmetçik Vakfı tarafından verilen maddi yardım ile birlikte değerlendirildiğinde bu davanın sonucunun (yukarıda 33. paragraf), başvuranlardan, 2. maddenin herhangi bir ihlali nedeniyle mağdur sıfatını kaldırdığı kanaatine varmaktadır.
45. Başvuranlar, bu iddialara yanıt vermemişlerdir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
46. Aşağıdaki gerekçelerden ötürü, Mahkeme, Hükümetin ilk üç itirazı hakkında karar vermekten muaf olduğu kanısındadır (yukarıda 42 ila 44. paragraflar). Mahkeme, incelemesine başlamadan önce, kışlalarda er ölümleri konusundaki içtihadına atıfta bulunmaktadır; konunun farklı yönleri Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) kararında ve yakın zaman önce verilmiş olan Şahinkuşu (yukarıda anılan, §§ 49 ila 56) ve Gençarslan /Türkiye ((kk.) No. 62609/12, §§ 18 ila 22, 14 Mart 2017) kararlarında özetlenmiştir.
47. Söz konusu içtihattan doğan öğreti ışığında, Mahkeme somut olayda, cinayet ihtimali ile ilgili olarak etkili bir resmi ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün (bk. aynı zamanda, Çiçek /Türkiye (kk.), No. 67124/01, 18 Ocak 2005 ve Salgın/Türkiye, No. 46748/99, § 86, 20 Şubat 2007) bilhassa, Osman Telli’nin ölümü tarafsız şekilde “şüpheli” olarak görüldüğünde, başka bir ifadeyle, olay ve olgular göz önüne alındığında, cinayet iddiası en azından savunulabilir olduğunda ya da ölümün, bir kaza veyahut başka bir kasıtsız eylem neticesinde meydana geldiği en başında ve açık şekilde tespit edilmediğinde zorunlu olduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Gençarslan kararı, § 20). Bu varsayımda, başvuranlar tarafından açıkça cinayet iddiasında bulunulmasa bile (yukarıda 43. paragraf), Sözleşme, somut olayda yürütülen soruşturmanın, var olan iddiaları ex officio (resen) geçersiz kılma veya teyit etme amacı taşımasını gerektirmektedir. (yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye, § 133).
48. Bunun yanı sıra, mevcut davada, hiç kimse, Osman Telli’nin hayatının, kendisinden başka, herhangi biri tarafından tehdit edildiğini hiçbir zaman ileri sürmemiş olmakla birlikte, dosyada yer alan hiçbir unsur, intihar haricinde bir varsayımda bulunulmasına imkân da vermemektedir. Mahkeme bu nedenle, ihtilaf konusu ölüm olayının ardından açılan soruşturmanın, ölümün koşullarının kesin şekilde belirlenmesine imkân vermiş olarak görünmesi gerektiğini ve savunulabilir cinayet iddiasını destekleyebilecek emareler bulunmaması nedeniyle, yetersiz ve eksik olmakla eleştirilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlar tarafından olay ve olgularla ilgili olarak varılan tespitlere ve kabul gören intihar iddiasına karşı çıkmak için hiçbir gerekçe görmemektedir.
49. Ceza yargılaması sırasında başvuranlar tarafından savunulan ancak bertaraf edilen intihara teşvik iddiasında (yukarıda 17. paragraf), Osman Telli’ye yapılan zulüm ile ilgilinin ölümcül fiili arasında herhangi bir nedensellik bağı kurulamayacağı gerekçesiyle durum farklı değildir.
50. Hiç kimse, Astsubay Üstçavuş Y.Ü. ile Üsteğmenler T.G. ve O.M.nin, Osman Telli’ye dayak attığına ve bu hadisenin, iki defa Ocak 2007’de, üçüncü defa ise 9 Şubat 2007 ve son olarak 8 Mart 2007 tarihlerinde yaşandığına karşı çıkmamaktadır (yukarıda 14 ve 19 ila 23. paragraflar). Er Osman Telli, son yaşanan olaydan iki gün sonra, 10 Mart günü hayatına son vermiştir. Dolayısıyla faillerin, bir ordu mensubunun, emri altındaki bir erin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü gözetmeye ilişkin sorumluluklarını yerine getirme konusunda yetersiz olduğu ortaya çıktığında, askeri yetkililerin, bu üzücü olayın yaşanmasına engel olamamaları nedeniyle suçlanıp suçlanamayacaklarını bilmek gereklidir.
51. Nitekim askeri makamların, denetimleri altında olan bir erin hayatını kendisine karşı koruma yükümlülüğü bakımından, söz konusu yetkililerin, Osman Telli’nin intihar etmesi konusunda gerçek bir risk bulunduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğinin tespit edilmesi ve böyle bir durumu bildikleri ya da bilmeleri gerekmesi halinde ise, bu riskin önlemek adına, kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarının araştırılması gerekmektedir (diğer birçok karar arasından, yukarıda anılan Kılınç ve diğerleri kararı, § 43).
52. Bu bağlamda, başvuranların ulusal makamlar önünde ileri sürdükleri üzere (yukarıda 27 ve 39. paragraflar in limine (başında)), Osman Telli’nin, orduya katılmadan önce intihara eğilimli olduğunu düşündürebilecek zihinsel rahatsızlıkları olduğunu gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır. Üstelik ilgilinin askerlik yapmak için ruhsal yönden elverişliliği hususundan hiçbir zaman yakınılmamıştır. Mevcut davada, üç ay iki günlük bir sürece yayılmış olan şikâyet edilen dört müessir fiil, -Üstteğmen O.M. tarafından neden olunan- son olay ile intiharı birbirinden ayırmaktadır. Ancak, bu olayların öncesinde veya sonrasında, her şey Osman Telli’nin üstlerine herhangi bir sorundan bahsetmediğini ve bu derece büyük sorunları olduğunun anlaşılmasına imkân verecek bir davranış sergilemediğini düşündürmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, §§ 62-66, 17 Haziran 2008). Daha sonrasında Osman Telli’nin arkadaşları tarafından da ileri sürülen, kız arkadaşı ile aralarında olan sıkıntılar (yukarıda 12. paragraf), amirlerinin fark etmiş olmaları gereken yaklaşan bir intihar riskinin habercisi olarak değerlendirilemez.
53. Mahkeme dolayısıyla, ceza soruşturmasından görevli ulusal mahkemelerin, bu davranışlar ile intihar arasında doğrudan nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna vardıkları olay ve olgulara ilişkin tespitlerini yeniden incelemesini gerektirecek nitelikte ikna edici herhangi bir veriye sahip değildir; bunun yanı sıra, -dosyada yer alan unsurlara dayanarak-, kendi değerlendirmesini söz konusu makamların değerlendirmesinin yerine koymak için gerekçe görmemektedir (aynı anlamda, bk. Karan/Türkiye (kk.), No. 20192/04, 23 Şubat 2010 ve yukarıda anılan Şahinkuşu kararı, §§ 58 ila 62).
54. Zorunlu askerlik görevinin yapıldığı sırada yaşanan intihar vakalarında, Mahkeme daha önce, cezai ve idari davalar, birlikte değerlendirildiğinde, başvuranlara uygun bir telafi sağladığında, mağdur sıfatının ortadan kalkabileceğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Karan kararı ve yukarıda anılan Şahinkuşu kararı, § 44 ve burada yer alan atıflar).
55. Bu konuda, ölüm vakası ile ilgili olan ihtilaf konusu olaylar -somut olayda olduğu üzere, şüpheli olmasa da (yukarıda 48. paragraf)- belli bir erin tedavisi bakımından “ihmalkârlıkların” ötesine geçtiğinde, ceza hukuku açısından cevap verilmesi gerekebileceğini bilmek gerekmektedir (yukarıda anılan Gençarslan kararı, § 21). Bu bağlamda, Çavuş Y.Ü. ile Üsteğmenler T.G. ve O.M. tarafından Osman Telli’ye yapılan kötü muamelelerin, gerekli hukuki cevabın ceza niteliğinde olduğu bir kapsamda değerlendirildiği inkâr edilemez; zaten Üsteğmenler T.G. ve O.M. ayrı olarak bu suçtan suçlanmış ve mahkûm edilmişlerdir (yukarıda 18 ila 22. paragraflar).
56. T.G. ve O.M. ile ilgili yargılamaların sona erdiği ve Y.Ü. hakkındaki davanın halen derdest olduğu doğru ise, usuli yükümlülüğün araç değil sonuç yükümlülüğü olduğunu unutmadan, bunların, ihtilaf konusu olayların belirlenmesini ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlamaya uygun oldukları gerçektir (ilke için, bk. yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, §§ 172 ve173).
57. Aynı zamanda, bu yargılamaların, hayata zarar verici koşulları dikkate almadan, bir astı darp etme ve yaralama nedeniyle sorumlulukların tespit edilmesini amaçladığı da doğrudur. Bu nedenle, her biri tek başına Sözleşme’nin 2. maddesinin gerekliliklerini tam olarak karşılamasa bile, (yukarıda 55. paragraf – mutatis mutandis (gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla), Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, § 113, seri A no 61) iç hukukla sunulan başvuru yollarının tamamı birlikte söz konusu gereklilikleri karşılayabilmesi nedeniyle, ceza davalarının sonucu ve içeriği, somut olayda açılan idari yargılamaların sonucu ve içeriği ile birlikte değerlendirilmelidir (yukarıda 34 ila 37. paragraflar).
Bu bağlamda, Mahkeme, bir başvuranın iddia edilen ihlalden dolayı “mağdur” olduğunu ileri sürüp süremeyeceği meselesinin, Sözleşme bakımından yargılamanın tüm aşamalarında ortaya çıkması nedeniyle, iddia edilen Sözleşme ihlalini telafi etme görevinin öncelikle ulusal makamlara ait olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuran lehine olan bir karar ya da tedbir, ilke olarak, ulusal makamların, açıkça ya da özünde, Sözleşme’nin ihlal edildiğini kabul etmedikleri ve ardından bu ihlali telafi etmedikleri sürece, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca ilgiliyi “mağdur” sıfatından yoksun bırakmak için yeterli olmamaktadır (Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (alıntılar) ve burada yer alan atıflar).
58. Bu bağlamda, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin eldeki davada şikâyet edilen davranışların etkisini, Osman Telli’ye hiyerarşik üstleri tarafından uygulanan kötü muamelelerin ilgilinin hayatına son verme kararını etkilemiş olduğu ve askeri idarenin bu tarz muameleleri önleme konusundaki yetersizliğinin zarara uğrayan kişilerin zararının karşılanmasını haklı gösteren bir hizmet kusuru anlamına geldiği sonucuna varmadan önce, gereğince değerlendirdiği not etmek için yeterlidir.
Bu nedenle aynı zamanda; iç hukukta, Osman Telli ile ilgili olarak Sözleşme’nin 2. maddesiyle sunulan güvencelerin, özü itibariyle de olsa, ihlal edildiği kabul edilmiştir (bk. yukarıda anılan Gençarslan kararı, § 24 – ilke için, bk. Scordino/İtalya (no 1) [BD], No. 36813/97, §§ 178 ve devamı, AİHM 2006 V); bilhassa tazminatların belirlenmesi kapsamında, sorumluluğun, yalnızca idarenin kanıtlanmış hizmet kusuruna bağlanmamış olması, söz konusu ihlalin kabul edilmesinin önemini azaltmamaktadır (bk. yukarıda anılan Gençarslan kararı, § 25).
59. Başvuranlara ödenen tazminatın uygun ve yeterli niteliğine gelince, buna ilişkin değerlendirme, bilhassa davada söz konusu olan Sözleşme’nin ihlalinin niteliği göz önünde tutulmak suretiyle, davaya ilişkin koşulların tamamına bağlıdır (bk. bilhassa, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010). Bu bağlamda, Mahkeme, Yüksek Mahkemenin, başvuranlar da dâhil olmak üzere Telli ailesi fertlerine, gecikme faiziyle birlikte tazminat ödenmesine karar verdiğini ve ilgililere, toplamda yaklaşık 28.068 avroya tekabül eden bir meblağ ödendiğini gözlemlemektedir (yukarıda 32. paragraf). Mahkeme, başvuranların iddia ettiklerinin aksine (yukarıda 39. paragraf), benzer davalarda ödenmesine bizzat karar verdiği meblağlarla uyumlu olması nedeniyle, böylesi bir tazminatın yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği kanısındadır (karşılaştırınız, örnek olarak, Abdulhadi Yıldırım /Türkiye, No. 13694/04, § 75, 15 Aralık 2009, Metin/Türkiye, No. 26773/05, § 83, 5 Temmuz 2011 ve yakın zaman önce, Cengiz ve Saygıkan/Türkiye, § 84, 24 Ocak 2017).
60. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda yakınılan yaşam hakkı ihlalinin uygun bir şekilde tazmin edilmiş olarak görülmesi gerektiği ve Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuranların artık "mağdur" oldukları iddiasında bulunamayacakları kanaatine varmaktadır.
61. Mahkeme, Hükümetin bu bağlamda ifade ettiği itirazı kabul etmekte (yukarıda 44. paragraf) ve başvurunun, Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi yönünden) bağdaşmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddine karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 22 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy