AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 82054/17
Ahmet TEMİZ / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Ağustos 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Ağustos 2017 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Ahmet Temiz 1974 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Tekirdağ F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulmaktadır.
A. Davanın Koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Sincan Devlet Hastanesi tarafından 30 Ocak 2012 tarihinde düzenlenen rapora göre, başvuranda, “C5-6 disk düzeyinde anterior subaraknoid mesafeye baskı yapan hafif bir posterosantral protrüzyon” gözlemlenmiştir.
4. Başvuran, 11 Temmuz 2013 tarihinde, Cezaevi revirinde (“revir”) muayene edilmiştir. Başvuran, bel fıtığından ve boyun fıtığından muzdarip olduğunu belirtmiş ve korse için reçete yazılmasını talep etmiştir. Aynı gün düzenlenen raporda, revir doktoru “hastanın korsenin dezavantajları hakkında bilgilendirildiğini” belirterek başvuranın talebini reddetmiştir.
5. Başvuran 15 Temmuz 2013 tarihinde, Cezaevi İdaresinden, yatakta sürekli okumanın sırt ağrılarını artırdığı gerekçesiyle, kendisine bireysel bir masanın temin edilmesini talep etmiştir. Dosya, iki hükümlü arkadaşıyla birlikte yaşam alanında bulunan masayı paylaşma yükümlülüğünün, başvuranın masada kitap okumak için yeterli zaman ya da alana sahip olmadığı anlamına geldiğini göstermektedir.
6. Cezaevi İdaresi, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın talebini reddetmiştir. Sincan İnfaz Hâkimliği, 21 Kasım 2013 ve 17 Mart 2015 tarihlerinde başvuranın itirazlarını reddetmiştir. Korse talebine ilişkin olarak, İnfaz Hakimliği tıbbi bir görüşün uygunluğunun hâkimlerin değil, doktorların yetkisi dâhilinde olduğunu değerlendirmiştir. Ayrı bir masa talebi de bir yaşam alanında iki masanın bulunmasının cezaevinin güvenliği açısından bir tehlike oluşturabileceği, zira mahkûmların bu masaları üst üste koyarak, çatıya çıkabilecekleri yönündeki İdarenin iddiası teyit edilerek reddedilmiştir. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Aralık 2013 ve 27 Mart 2015 tarihlerinde bu kararları onaylamıştır.
7. Başvuran, 19 Şubat 2015 tarihinde, kontrol için tekrar revire sevk edilmiştir. Aynı tarihte düzenlenen rapora göre, başvuranın “servikal omurgada sertlikten ve C 5-6 lomber disk düzeyinde diskal protrüzyondan” mustarip olduğu gözlemlenmiştir. Bu rapora göre, doktor, hastaya fiziksel aktivite önerilerinde bulunulduğunu ve “hastanın kitap okurken masa kullanmasının uygun” olduğunu belirtmiştir.
8. Başvuran, ayrı bir masa talebini yinelemiştir. İdare, 12 Mart 2015 tarihinde, güvenlik gerekçelerini tekrarlayarak ve bu defa, eğitim gören hükümlüler için öngörülen istisna uyarınca, hükümlü M.S.’nin talebi üzerine 30 Ocak 2015 tarihinde bu yaşam alanına zaten ayrı bir masanın verildiğini ekleyerek, söz konusu talebi reddetmiştir.
9. Anayasa Mahkemesi de 8 Haziran 2017 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yetkililerin başvuranı bir hastaneye sevk ederek başvuranın sağlığını koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirdikleri ve bir korsenin sağlanmasını reddeden makamın Cezaevi İdaresi olmadığı, sağlık personeli olduğunu belirtmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca, yetkililerin ilgiliye ek bir çalışma masasının sağlanmasını reddetmelerini yeterli bir şekilde gerekçelendirdiklerini tespit etmiştir. Ancak, Heyetin iki üyesi, ayrık görüşle, doktorun başvuranı korsenin dezavantajları hakkında bilgilendirse de korse takma ya da takmama kararının, görüşü sağlam ve kesin bir tıbbi çözüm olmayan doktora değil hastaya ait olduğunu değerlendirerek çoğunluk görüşüne katılmadıklarını ifade etmiştir.
10. Başvuranın adli yardım talebi, yargılamanın başında Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. Yargılamanın başında muaf tutulan 206,10 Türk lirası tutarındaki (“TRY”, yaklaşık 52 avro) yargılama gideri bu kararla başvurana yüklenmiştir. Yargılama giderlerine ilişkin kararın icra edilip edilmediği dosyadan anlaşılamamaktadır.
B. İlgili İç Hukuk
11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi, yargılamanın sonunda davacının haklı çıkmaması halinde, yargılamanın başında ilgiliye adli yardım verilmesi yönündeki ilk kararın iptal edileceğini öngörmektedir.
12. Aynı maddenin 2. fıkrasında, bu iptalin adli yardımdan yararlananların mağduriyetlerine yol açması durumunda, hâkimin ilgilinin yargılama masraflarının kısmen ya da tamamen ödenmekten muaf tutulmasına karar verebileceği belirtilmektedir.
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 8. maddelerini ileri sürerek, bel ve boyun fıtığının neden olduğu ağrılar nedeniyle bireysel bir masaya ve korseye ihtiyaç duyduğunu belirterek, yerel makamların bunları temin etmeyi reddetmelerinden şikâyet etmektedir.
14. Başvuran, öte yandan, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, maddi sıkıntılarına rağmen, kendisine yüklenen yargılama giderlerinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Başvuran, tıbbi raporlarla tespit edilen sırt ağrılarına rağmen yetkililerin kendisine bir korse ve bireysel bir masa temin etmeyi reddettiklerini belirtmektedir.
16. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenebileceğini değerlendirmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
17. Mahkeme, özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişinin tıbbi takibi ve tedavisine ilişkin içtihadından doğan temel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Paladi/Moldova [BD], No. 39806/05, § 71, 10 Mart 2009, Kudła/Polonya [BD], No. 30210/96, § 91, AİHM 2000-XI).
18. Somut olayda, Mahkeme, sağlık görevlilerinin ya da cezaevi yetkililerinin başvuranın sırt ağrılarına ilişkin tedavisinde ihmalkâr davranmadıklarını gözlemlemektedir. Başvuran bu hususta herhangi bir şikâyette bulunmamaktadır, ancak kendisine bireysel bir masanın ve korsenin temin edilmesinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Ancak aşağıdaki gerekçelerle, Mahkeme, cezaevi yetkililerince ve mahkemeler tarafından alınan kararların makul olduğunu ve yeterli şekilde gerekçelendirildiğini gözlemlemektedir.
19. Bir yaşam alanında ilave bir masanın bulunmasına ilişkin olarak, başvuranın, hükümlü arkadaşlarıyla birlikte yaşam alanında bulunan masayı paylaşma yükümlülüğünün, kendisinin masada kitap okumak için yeterli zamana ya da alana sahip olmamasına neden olduğunu iddia ettiği anlaşılmaktadır. Ulusal makamlar, iki masanın bulunmasının, bu masaların üst üste konulması durumunda hükümlülere cezaevinin çatısına çıkmalarını sağlayacağı gerekçesiyle, güvenlik açısından risk oluşturduğunu belirtmiştir. İkinci bir kararda, başvuranın yaşam alanında 30 Ocak 2015 tarihinden itibaren ek bir masanın bulunduğu, zira başvuranın hükümlü arkadaşlarından birinin, eğitim gördüğü gerekçesiyle her yaşam alanında tek bir masanın bulunması kuralının istisnasından yararlandığı eklenmiştir. Başvuranın, neden bireysel bir masaya ihtiyacı olduğunu daha fazla açıklayamaması sebebiyle ve başvuranın itirazının bir mahkeme tarafından incelenmesi ve böylelikle olası kötüye kullanımı önleyecek uygun güvencelere başvuranın sahip olduğunu kaydederek, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
20. Korseyle ilgili olarak, Mahkeme, tıbbi yetkililerin başvurana spor yapmayı ve korse kullanmamayı tavsiye ettiklerini gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi’nin kararında karşı oy kullanan üyelerin belirttiği üzere korsenin kullanılması ya da kullanılmamasının kişisel bir tercihe bağlı olabileceği doğru olsa da Mahkeme, başvuranın hiçbir zaman Cezaevi İdaresinden, masrafı kendisine ait olmak üzere bu türden bir giysinin kendisine temin edilmesini talep etmediğini veya maddi durumunun yetersizliği nedeniyle bunu yapacak durumda olmadığını iddia etmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme bu şikâyeti, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.
21. Başvuran ayrıca, Anayasa Mahkemesinin, başvurusunu reddeden nihai kararıyla kendisine adli yardım verilmesine ilişkin ilk kararını geri çektiğinden şikâyet etmektedir.
22. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası altında incelenmesine karar vermektedir (Türk hukuk sisteminde adli yardıma ilişkin davalarla ilgili olarak, bk., Kaba/Türkiye, No. 1236/05, § 24, 1 Mart 2011, Bakan/Türkiye, No. 50939/99, §§ 74-78, 12 Haziran 2007). Mahkeme, ilgili mevzuata göre, mahkemelerin, yargılamanın başında adli yardım sağlayabileceklerini, eğer yargılamanın sonunda adli yardımdan yararlananların haklı çıkmaması halinde aynı talebin yapılmasından doğan yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilebileceğini gözlemlemektedir. Somut olayda, bu türden bir durum söz konusu olmuştur ve Anayasa Mahkemesi, 206,10 TRY tutarındaki yargılama giderinin başvurana ait olduğunu belirtmiştir. Oysa dosya, bu kararın icra edilip edilmediği hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir ve Mahkeme başvuranın bu masrafları ödemek zorunda kalıp kalmadığını tespit edememektedir. Ayrıca, Mahkeme, yukarıda belirtilen davaların aksine, bu uygulamanın başvuranın Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmasını engelleyici bir etkiye sahip olmadığını tespit etmektedir. Gerçekten de başvuranın başvurusu incelenmiştir. Sonuç olarak başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlamaya maruz kalmamıştır. Başvurunun bu kısmının da Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilmez bulunması gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Eylül 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy