AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 10137/18
Ahmet TEMİZ / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Eylül 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 2 Ekim 2017 tarihinde yapılan başvuruyu göz önüne alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Ahmet Temiz, 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Tekirdağ’da tutuklu bulunmaktadır.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Ceza ve infaz kurumu idaresi, 15 Ocak 2016 tarihinde başvuranın Ankara’daki Birleşmiş Milletler ofisine yazdığı bir mektubu, terörist bir grubun propagandasını içerdiği gerekçesiyle iletmemeye karar vermiştir.
4. Ankara 4. İnfaz Hâkimliği, 11 Şubat 2016 tarihinde, mektubun içeriğinde etkin şekilde terörist bir grubun propagandası yapıldığı gerekçesiyle, söz konusu kararın yerinde olduğuna kanaat getirerek başvuranın itirazını reddetmiş ve mektubun imha edilmesine karar vermiştir. Belirtilmeyen bir tarihte, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı onamıştır.
5. Başvuran, adli yardım talebi ile birlikte Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. 27 Eylül 2016 tarihinde, Anayasa Mahkemesi komisyonunu oluşturan iki üye, başvuranın adına kayıtlı bir taşınmazın bulunduğu ve 239,50 [1] Türk lirası (“TRY”, yaklaşık 74 avro) tutarına tekabül eden yargılama masraflarının başvuranı aciz bir duruma düşürmeyeceği gerekçesiyle, adli yardım talebini reddetmiştir. Aynı kararla, başvuran, 12 Ekim 2016 tarihinde alınan söz konusu kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yargılama masraflarını ödemeye davet edilmiştir. Anayasa Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü, 14 Şubat 2017 tarihli yazıyla, başvuranın davasının ilgili masrafların izin verilen süre içinde ödenmemesi nedeniyle idari olarak reddedildiğini bildirmiştir. Başvuranın bu karara karşı yaptığı itiraz, yukarıda belirtilen komisyon tarafından 13 Haziran 2017 tarihinde reddedilmiştir.
6. Başvuran, 2011-2019 yılları arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, “evcil kuşlarının başka bir tutukluya nakledilme işleminin hızlandırılmasına” ilişkin olarak yapılan bir başvuru da dâhil olmak üzere 44 başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından incelenen davaların çoğunda, diğer bir ifadeyle iç hukukta nihai kararları 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verilen bireysel başvurularda (bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, § 58, 30 Nisan 2013), Anayasa Mahkemesi başvurana adli yardım sağlamıştır. Ardından, başvuranın davalarının reddedildiği durumlarda, söz konusu masrafların başvuran tarafından ödemesine karar verilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
7. Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün (“İç Tüzük”) 62. maddesine göre, yargılama masrafları başvuru yapılırken ödenmelidir. İç Tüzük’ün 66. maddesi uyarınca, davacının gerekli süre içinde mahkeme masraflarını ödeyememesi sonucunda eksik sayılanlar da dâhil olmak üzere, tüm eksik dosyalar davanın reddi ile sonuçlanabilmektedir.
8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) ilgili hükümlerine ve konuya ilişkin uygulamaya göre, adli yardım talebinin kabul edilmesi halinde, ilgili kişi, yargılamaların başında yargılama masraflarından muaf tutulabilir. HMK’nın 339. maddesi; yargılamaların sonunda davacının haklı bulunmaması halinde, başta verilen adli yardım kararının iptal edilmesini öngörmektedir. Sonuç olarak, davacının ilgili masrafları ödemesine karar verilir. Aynı maddenin 2. fıkrası, söz konusu iptalin, ilgili kişinin haklarına halel getirmesi durumunda, hâkimin, davayı kaybetmesine rağmen davacının, yargılama masraflarının yarısını veya tamamını ödemekten muaf tutulmasına karar verebileceğini öngörmektedir.
ŞİKÂYETLER
9. Başvuran, Sözleşme’nin 8, 9, 10 ve 13. maddelerine dayanarak, mektubunun iletilmemesinden ve adli yardım talebinin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmesinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
10. Başvuran, Birleşmiş Milletler Ankara ofisine yazdığı mektubunun iletilmesini engelleyen kararlardan ve Anayasa Mahkemesinin kendisini mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakacak bir şekilde, adli yardımdan faydalanmasını reddetme kararından şikâyet etmektedir.
11. Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca;
“ Mahkeme’ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra (...) başvurulabilir (...) ”
12. Mahkeme, daha önce defalarca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ve 13 ve 35 § 1 maddelerinde ifade edilen Sözleşme mekanizmasının ikincil niteliğinin önemini vurgulamıştır (Cocchiarella/İtalya [BD], no. 64886/01, § 38, AİHM 2006 - V, Demopolous/Türkiye (k.k.) [BD], no. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, § 69, AİHM - 2010).
13. Anayasa Mahkemesi tarafından adli yardım talebinin reddine ilişkin şikâyet, aşağıda belirtilen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında incelenmelidir.
“ Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir (...) ”
14. Bu hüküm, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili herhangi bir anlaşmazlık konusunda mahkemelere başvurarak bir karar aldırma hakkını güvence altına alır. Bununla birlikte, mahkemelere erişim hakkı mutlak olmadığından, finansal sınırlamalar da dâhil olmak üzere dolaylı sınırlamalara tabi olabilir (Kreuz/Polonya, no. 28249/95, § 54, AİHM 2001 - VI). Zira mahkemelere erişim hakkı doğası gereği, Devletin toplum ve bireylerin ihtiyaçlarına ve kaynaklarına bağlı olarak zaman ve mekân olarak değişiklik gösterebilen düzenlemeler yapmasını gerektirir. Bu tür düzenlemeleri hazırlarken, Sözleşmeci Devletler belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Mahkemenin, Sözleşme’nin gereklilikleri bakımından en son karar mercisi olmasına rağmen, kendini ulusal mahkemelerin yerine koyarak ulusal mahkemelerin ilgili konuya ilişkin takdir haklarını konu bakımından daha iyi olabilecek başka bir yönde kullanmaları gerektiğine karar verme yetkisi yoktur. Bununla birlikte, uygulanan sınırlamaların, hakkı özünü ihlal edecek şekilde ya da derecede, kişiye açık olan erişimi kısıtlamaması gerekmektedir. Ayrıca, sınırlamalar yalnızca, meşru bir amaç izlemesi ve kullanılan araçlar ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmaması halinde Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla bağdaşmaktadır (Zubac/Hırvatisyan [BD] no. 40160/12, §§ 76-78, 5 Nisan 2018).
15. Somut davada Mahkeme, başvuranın yaptığı birçok başvurunun çoğunda Anayasa Mahkemesinin adli yardım talebini kabul ettiğini gözlemlemektedir. Somut davada, Anayasa Mahkemesi, başvuranın bir mülke sahip olduğunu ve yargılama masraflarının kendisini aciz bir duruma maruz bırakmayacak miktarda olduğunu tespit etmiş ve ardından adli yardım talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, 239,50 TL (yaklaşık 74 avro) tutarındaki bedelin ödenmesine ilişkin bir uyarının ardından başvuruyu, hukuki bir oluşum tarafından onaylanan idari bir kararla reddetmiştir (bk. yukarıdaki 5 ve 6. paragraflar).
16. Adli yardım talebine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılama, başvuranın bir mülke sahip olması nedeniyle başvuranın adli yardım talebinin yeterince makul olan bir gerekçeyle reddedilmesi, söz konusu yargılama masraflarının aşırı miktarda olmaması (Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, § 58, 30 Nisan 2013), başvuranın böyle bir yardımdan faydalandığı önemli sayıdaki başvuru, mektubunun iletilmemesine ilişkin şikâyetinin infaz hâkimi ve ardından Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da incelendiği göz önüne alındığında; Mahkeme, somut davanın koşullarında, söz konusu yargılama masraflarının, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında mahkemeye erişim hakkı üzerinde orantısız bir sınırlama teşkil etmediği kanaatindedir.
17. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
18. Başvuranın mektubunun iletilmemesine ilişkin şikâyetine ilişkin olarak, Mahkeme tutuklu kişilerin yazışmaları konusunda ifade özgürlüğü hakkının Sözleşme’nin 8. maddesi ile korunduğunu (bk. Silver ve diğerleri / Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, § 107, seri: A no. 61, Fazıl Ahmet Tamer / Türkiye, no. 6289/02, § 33, 5 Aralık 2006) ve bu madde kapsamında bir inceleme yapılabileceğini belirtmiştir.
19. Bununla birlikte, bir başvurunun, şekli gereklere riayet edilmemesi sonucunda kabul edilemez bulunması halinde, iç hukuk yollarının tüketilmesi söz konusu değildir (örneğin bk. Ben Salah Adraqui ve Dhaime/İspanya (k.k.), no. 45023/98, 27 Nisan 2000, Nold/Almanya (k.k.), no. 27250/02, § 88, 29 Haziran 2006). Mahkemenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin olarak yukarıda vardığı kanaat göz önüne alındığında, başvuranın tüketmesi mümkün olan hukuk yollarını tükettiği sonucuna ulaşılamaz.
20. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 3 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Mahkeme masraflarına ilişkin kanun uyarınca çıkarılan 75 sayılı tebliğde belirtilen miktara göre (25 Aralık 2015 tarih ve 29573 sayılı Resmi Gazete)
Full & Egal Universal Law Academy