AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 64879/17
Ahmet TEMİZ / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 13 Eylül 2022 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1974 doğumlu, Tekirdağ’da tutuklu bulunan, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat H. Yalçın tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Ahmet Temiz’in (“başvuran”) 25 Mayıs 2017 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 64879/17 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak açıklanmasına ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurana gönderilen bir mektubun terör örgütü üyeleriyle aralarında haberleşme sağladığı gerekçesiyle ceza infaz kurumu idaresi tarafından alıkonulması ile ilgilidir.
2. Olayların meydana geldiği dönemde, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçundan mahkûm edilmiş olan başvuran Ankara Ceza İnfaz Kurumunda hapis cezasını çekmekteydi.
3. Başvurana gönderilen bir mektup 26 Mayıs 2015 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından alınmıştır. Söz konusu mektup Belçika’dan M.A. isimli bir şahıs tarafından gönderilmiş; ancak D.A. ve N.S. tarafından imzalanmıştır. Mektupta, yazarların yürütmekte oldukları mücadeleden ve gördükleri eğitimden bahsedilmekte; ayrıca ilkbaharda gerçekleşecek bir savaştan ve ardı sıra gelecek olan devrimden söz edilmekteydi. Mektup, PKK’ya (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) olan bağlılığı aşk, “gerillaları” ise emek olarak nitelendiren bir şiirle son bulmaktaydı.
4. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu 27 Mayıs 2015 tarihinde, içeriğinde, PKK’nin dağlarda bulunan üyeleriyle haberleşme sağlayacak nitelikte ifadeler bulunduğu kanaatiyle, söz konusu mektuba el konulmasına karar vermiştir.
5. Ankara Batı İnfaz Hâkimliği 3 Haziran 2015 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumunun kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazın reddine karar vermiştir. Bu bağlamda, özellikle, ihtilaf konusu mektubun yazarları ve göndericisinin aynı kişiler olmadığını, mektupta “Şimdi özgür alanlardayız”, “Bu baharda savaş olacak en sonda da devrim” ve “Bizimkilerle görüştüğün zaman iyi ve burada olduğumuzu söylersin” gibi örgütün kamplarında bulunan PKK terör örgütü üyeleri ile haberleşme içeren cümleler yer aldığını kaydetmiştir. Söz konusu mektubun başvurana teslim edilmesinin, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
6. Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi 12 Haziran 2015 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazı, söz konusu kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
7. Başvuran 20 Nisan 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, ihtilaf konusu mektuba el konulmasından yakınmıştır. Anayasa Mahkemesi, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçelerin, mektubun alıkonulması için ilgili ve yeterli olduğu, müdahalenin ölçüsüz nitelikte olmadığı, başvuranın yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına getirilen kısıtlamanın, kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olduğu değerlendirmelerinde bulunmuştur.
8. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, kendisine gönderilen mektubun alıkonulması nedeniyle yazışmasına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
9. Hükümet, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin başvuranın, kabul edilemez bulduğu bireysel başvurusu kapsamında söz konusu şikâyeti gereğince incelediğini ve ikincillik ilkesini göz önünde bulundurarak, bu dava kapsamında farklı bir sonuca varmak için herhangi bir neden bulunmadığını ileri sürmektedir.
10. Hükümet, somut olayda Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi halinde, bu müdahalenin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin 3. fıkrasıyla ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 91,122 ve 123. maddeleriyle öngörüldüğünü ileri sürmektedir. Öte yandan, müdahalenin, kamu düzeninin sağlanması, güvenliğin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediği; el konulan mektubun, gönderilme şekli ve nazarında, şiddeti teşvik eden içeriği dikkate alındığında ise başvuranın bir terör örgütü ile bağlantısını sürdürme amacı taşıdığı kanaatindedir.
11. Başvuran, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadır. Kendisine gönderilmiş olan söz konusu mektubun alıkonulmasının, yazışmalara saygı gösterilmesi hakkının ihlalini oluşturduğunu iddia etmektedir.
12. Mahkemenin, tutukluların yazışmaları konusundaki içtihadından doğan temel ilkeler Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık (25 Mart 1983, § 98, A serisi no. 61) ve Mehmet Nuri Özen/Türkiye (no. 37619/05, § 17, 2 Şubat 2010) kararlarında özetlenmektedir.
13. İhtilaf konusu mektubun alıkonulması, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında başvuranın yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmektedir (yukarıda anılan Mehmet Nuri Özen kararı ile karşılaştırınız, § 14). Bu müdahalenin kanunla, yani 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin 3. fıkrası ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Hakkında Tüzük’ün 91, 122 ve 123. maddeleriyle öngörüldüğü (bk. bu madde metinleri için, Günana ve diğerleri/Türkiye, no. 70934/10 ve diğer 4 başvuru, §§ 40-46, 20 Kasım 2018) ve kamu düzeninin sağlanması, ulusal güvenliğin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediği hususları taraflar arasında tartışma konusu olmamıştır.
14. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, ihtilaf konusu mektubun ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından, bir terör örgütünün üyelerinden geldiği ve başvuran ile örgüt üyeleri arasındaki haberleşmeyi devam ettirme amacı taşıdığı şüphesiyle alıkonulduğunu belirtmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, yetkililerin, alıkoyma kararına dayanak olarak ileri sürdükleri gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu değerlendirmesinde bulunarak bu tespite katılmaktadır. Bu bağlamda, mektup metninin gerçekten de PKK’yi ve yürüttüğü silahlı mücadeleyi destekleyecek nitelikte pasajlar içerdiğini ve bu yasa dışı örgütün gelecekteki şiddet eylemlerinden haber veriyor gibi göründüğüne özellikle dikkat etmek gerekmektedir.
15. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, somut olayda yasa dışı bir örgütün üyeleri arasında haberleşmeye engel olmak amacıyla ulusal makamlar tarafından benimsenen alıkoyma tedbiri, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle Hükümetin itirazı kabul edilmeli ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 6 Ekim 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan