AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 66676/12
Deniz TEPELİ / TÜRKİYE
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Eylül 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
5 Eylül 2012 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Deniz Tepeli, 1977 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat G. Atalay tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 7 Nisan 2006 tarihinde, yasa dışı bir örgüt olan TKP/ML-TIKKO adına silahlı suç işlediği şüphesiyle polis tarafından yakalanmıştır.
5. Ordu Sulh Ceza Mahkemesi, 9 Nisan 2006 tarihinde, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Ankara Ağır Ceza Mahkemesine, 19 Haziran 2006 tarihinde, başvuran hakkında, Devletin anayasal düzenine güç kullanarak zarar vermeye çalışma, kamu güvenliğini tehlikeye sokma, tehlikeli maddeleri (patlayıcılar) kullanma, kamu mallarını tahrip etme, resmi belgelerde sahtecilik yapma ve silahlı bir suç örgütüne üye olma suçlamalarıyla bir iddianame sunulmuştur.
7. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Kasım 2013 tarihinde, başvuranı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir. İlgili Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
8. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dava dosyasında, Yargıtay önündeki temyiz sürecinin akıbetine dair herhangi başka bir bilgi bulunmamaktadır.
ŞİKÂYETLER
9. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan şikâyet etmiştir.
10. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, ulusal hukuk sisteminde, devam eden tutukluluk hâline itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
11. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesine dayanarak, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetine ilişkin olarak iç hukukta herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi
12. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini, zira 23 Eylül 2012 tarihinde hâlen tutuklu bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesine başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin söz konusu mahkemeye, kural olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik doğrudan ve hızlı bir tazmin sağlamasına imkân tanıyan yetkiler verdiğine ve bu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğuna karar vermiştir (bk. Hasan Uzun / Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
14. Mahkeme, ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve daha önce verilen kararlardan açıkça anlaşıldığı üzere, zaman bakımından yetkisinin, bireysel başvuru hakkının kabulünden önce başlayan ve belirtilen tarih itibariyle devam etmekte olan bir ihlali içeren durumları da kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verdiğini belirtmektedir (Koçintar / Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014 ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
15. Somut davada, başvuranın tutukluluğu 7 Nisan 2006 tarihinde başlamış ve 13 Kasım 2013 tarihinde mahkûm edilmesiyle sona ermiştir. Dolayısıyla, başvuranın 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönemi de kapsayan tutukluluğu, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir.
16. Sonuç olarak, Hükümetin başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde yeni hukuk yoluna başvurmadığına ilişkin ilk itirazını dikkate alan Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi
17. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti ile ilgili olarak kendisine etkili iç hukuk yollarının sağlanmadığı şikâyetinde bulunmuştur.
18. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. maddenin 5. fıkrasına uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A). Dolayısıyla, 5. fıkrada yer verilen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ila 4 hükümlerine ilişkin bir ihlalin yerel mahkemelerce ya da Mahkeme’nin kendisi tarafından doğrudan veya özü itibariyle tespit edilmemiş olması halinde, bir başvuranın Sözleşme’nin yalnızca 5 § 5 maddesine dayanarak ileri sürdüğü iddiasını değerlendiremez.
19. Dolayısıyla, başvuranın davasında böyle bir ihlalin söz konusu olmaması nedeniyle, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki iddiası da, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığı ( ratione materiae) gerekçesiyle reddedilmelidir.
C. Diğer Şikâyetler
20. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanan başvuran, tutukluluğunun yasaya uygunluğuna dair inceleme işlemlerinde çekişmeli yargılamanın olmamasından ve aynı işlemler sırasında savcının mütalaasının tebliğ edilmemesinden şikâyetçi olmuştur.
21. Mahkeme, elinde bulunan tüm bilgi ve belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususların yetkisi kapsamına girdiği ölçüde, başvuranın görüşlerinin, yukarıdaki Sözleşme maddelerinin ihlaline işaret etmediği kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemezdir ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 28 Eylül 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy