AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 64964/09
Zekine TERCAN ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 19 Eylül 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Ekim 2009 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Türk vatandaşı olan ve İstanbul’da ikamet eden başvuranlar Zekine Tercan, Murat Tercan ve Ali Rıza Tercan, sırasıyla 1951, 1972 ve 1976 yıllarında doğmuştur. Başvuranlar Mahkeme önünde İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Gülbeyaz Karadeniz tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya ilişkin olaylar başvuranlar tarafından bildirildiği ve başvuranlar tarafından tebliğ edilen belgelerden anlaşıldığı kadarıyla aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 10 Kasım 1996 tarihinde gece yarısı civarında, ilk başvuranın oğlu ve kalan iki başvuranın 18 yaşındaki kardeşi Uğur Tercan, bir polis aracı yaklaştığında diğer üç erkek ve iki bayan arkadaşıyla birlikte İstanbul’da park edilmiş bir arabada oturmaktaydı. Sürücü koltuğunda oturan ancak sürücü ehliyeti olmayan C.Y., panikleyip otomobilin motorunu çalıştırmıştır. O sırada polis memurları arabaya 8 el ateş etmiştir. Mermilerden biri, başvuranların akrabası Uğur Tercan’ın kafasına isabet etmiştir. Hastaneye giderken Uğur Tercan yolda hayatını kaybetmiştir.
4. İki polis memuru cinayet suçundan yargılanmış ve beraat etmiştir. Duruşma sırasında iki davalı polis memuru, araca yaklaştıkları sırada iki kadının “yardım edin, bizi kaçırıyorlar” diye bağırdıklarını duyduklarını ifade etmiştir. Sonrasında polis memurları araçtakileri uyarmak için havaya ateş etmiş ve araçtakiler uyarılara uymayarak kaçmaya başlayınca aracın tekerlerini hedef alarak ateş etmiştir.
5. Olay sırasında araçta bulunan iki kadın yargılamayı yürüten mahkemeye başvuranların akrabasının ve diğer erkeklerin kendilerinin arkadaşı olduğunu belirtmiş ve polisler tarafından iddia edildiği üzere kaçırıldıklarını ya da yardım için bağırdıklarını inkâr etmiştir.
6. Yargılamayı yürüten mahkeme 7 Mayıs 1999 tarihli kararında polislerin savunmalarını kabul etmiş ve beraat etmişlerdir. Aynı kararda mahkeme, kaçırma suçunun işlendiğine ilişkin herhangi bir kanıt olmadığına ve bu suçla suçlanan araçtaki erkeklerin beraat etmesine karar vermiştir.
7. Yargıtay tarafından onandıktan sonra karar kesinleşmiştir. Yargıtay’ın kararı 30 Mart 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
8. 26 Nisan 2002 tarihinde başvuranlar tarafından yapılan ve akrabalarının öldürülmesine ilişkin olarak Sözleşme’nin ikinci kapsamında şikâyette bulundukları başvuru, (Tercan ve Diğerleri / Türkiye, no. 13928/02) 16 Mart 2006 tarihinde üç yargıçtan oluşan bir Komite tarafından başvuranların Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen gereksinimlere uymadıkları gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmiştir.
9. Bu sırada başvuranlar 27 Aralık 1997 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi önünde İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır. İdare Mahkemesi 29 Kasım 2000 tarihli kararında araçtaki kadınların kaçırıldığına dair bir delil bulunmadığı için davalı polis memurlarının öne sürdüğü gerekçenin kanıtlanmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle polis memurları ateşli silah kullanma yetkilerini gerekli özen ve dikkatle kullanmadıkları ve ilk başvurana maddi ve başvuranların hepsine manevi açıdan zarar verdiği görüşündedir. Başvuranlara toplamda 2.650.000 Türk lirası (olay tarihinde yaklaşık 4.500 avro) tazminat ödenmesine karar verilmiştir. İlgili prosedür uyarınca Bakanlık, İdare Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmasına rağmen 8 Ağustos 2002 tarihinde başvuranlara ilgili miktarı ödemiştir.
10. Danıştay’ın İstanbul İdare Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararını bozma kararını takiben, İstanbul İdare Mahkemesi ikinci bir karar vererek başvuranların iddialarını reddetmiştir. Başvuranların bu ikinci karara karşı yaptıkları temyiz başvurusu Danıştay tarafından reddedilmiştir. Nihai karar 01 Haziran 2009 Pazartesi başvurana tebliğ edilmiştir. Ardından Bakanlık 8 Ağustos 2002 tarihinde başvuranlara verdiği tazminatın tarafına geri ödenmesi için işlemleri başlatmıştır.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuranlar, koşullar akrabaları Uğur Tercan’a karşı ölümcül güç kullanımını meşrulaştırmadığı için onun ölümünün Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olduğundan şikâyet etmektedir.
12. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak polis memurlarının eylemleri ve sebep oldukları zararlar arasında nedensel bir bağlantının bulunmasına rağmen idare mahkemelerinin kendilerine tazminat vermemesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir. Başvuranlar aynı hükme dayanarak idare mahkemeleri önündeki yargılamaların makul süre içerisinde tamamlanmadığından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuranlar, akrabaları Uğur Tercan’ın polis memurlarının gereksiz güç kullanımı dolayısıyla Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı bir şekilde öldürüldüğünden şikâyet etmiştir.
14. Mahkeme, ölümün meydana geldiği vakalarda Sözleşmeci Devletler’in Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması için etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (bk., diğerleriyle birlikte, Özcan ve Diğerleri / Türkiye, no. 18893/05, § 54, 20 Nisan 2010 ve burada alıntı yapılan davalar). Başvuranların şikâyetine ilişkin olarak başvuranların akrabalarının öldürülmesine karşılık yeterli telafiyi sağlayabilecek iç hukuk yolu cezai yargılamadır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi (bk., yukarıda § 7) söz konusu yargılamaların sonunda verilen kesin karar 30 Mart 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir. Mevcut başvuru ve aynı şekilde ilk başvuru (bk., yukarıda § 8) ise bu tarihten 6 aydan daha fazla bir süre sonrasında yapılmıştır.
15. Mahkeme ayrıca Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetler bakımından bir başvuranın mağdur statüsünün sadece tazminat verilerek telafi edilmesi durumunda Sözleşmeci Devletler’in yukarıda belirtilen yükümlülüğünün ortadan kalkacağı şeklinde değerlendirilmesinin aldatıcı olacağını tekrarlamaktadır. Bu nedenle Mahkeme, başvuranlar tazminat yargılamalarının sonunda alınan kesin kararın başvurana tebliğ edildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde başvuruyu yapmış olsalar bile bu yargılamaların altı aylık süreyi etkilemediğini belirtir (bk., gerekli değişiklikler yapılmış olarak, Alkın/Türkiye, no. 75588/01, § 33, 13 Ekim 2009; Erkan /Türkiye (k.k.), no. 41792/10, §§ 64-65, 28 Ocak 2014; ve Jørgensen ve Diğerleri / Danimarka (k.k.), no. 30173/12, §§ 62-63, 28 Haziran 2016). Sonrasında da bu şikâyete ilişkin olarak altı aylık sürenin başlangıcı, gerçekleşen ceza yargılamaların sonunda kesinleşen kararın başvuranlara tebliğ edildiği tarih olan 30 Mart 2001 olduğunu belirtir.
16. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesine kapsamında şikâyetlerine ilişkin olarak altı aylık süre kuralına uymadığına karar vermiştir. Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca bu şikâyet reddedilmelidir.
B. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1. İdari yargılamaların adilliği hakkında
17. Başvuranlar, akrabalarının polis memurları tarafından öldürüldüğünün tartışmaz oluğunu belirterek bu nedenle devlet görevlilerinin eylemleri ve sebep oldukları zararlar arasında nedensel bir bağlantının bulunduğundan şikâyet etmektedir. Bu durumda devlet, görevlilerinin haksız eylemlerinden kaynaklanan zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Diğer yandan idare mahkemeleri, Devletin kabahatin önceden belirlenmesini ya da sorumluluğun yüklenmesini gerektirmeyen “objektif sorumluluk ilkesi” uyarınca başvuranlara gördükleri zarar karşılığında tazminat ödenmesi için karar verebilirdi. Bu iki yoldan birini tercih etmeyerek idare mahkemeleri Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.
18. Mahkeme, başvuranların esas olarak yargılamalardan çıkan istemedikleri sonuçlara ilişkin şikâyette bulunduklarını not etmiş ve yerel mahkemelerin kararları hususunda görev açısından temyiz mahkemesi gibi olmadığını ya da bazen ifade edildiği gibi 4. derece mahkemesi olmadığını tekrar etmiştir. İçtihada göre 4. derece mahkemeleri tanıkların güvenilirliğini ve davalara has durumlarda delillerin uygunluğunu değerlendirmekle görevlidir. Bu şikâyet Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmelidir.
2. İdari yargılamaların uzunluğu hakkında
19. Son olarak başvuranlar idari mahkemeler önünde 1997 yılında açtıkları tazminat davasının makul süre içerisinde tamamlanmamasının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
20. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir Ardından, Mahkeme Turgut ve Diğerleri davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun önceden (a priori) erişilebilir olduğu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazminat yolu sunabildiğini değerlendirmiştir.
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 12 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
HasanBakırcıNebojšaVučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy