AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 72875/12
Kamile TERKOĞLU ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuruyu (72875/12 no.lu), üç Türk vatandaşının (“başvuranlar” - başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar, ekte bulunan tabloda yer almaktadır) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 29 Ağustos 2012 tarihinde Mahkemeye başvurmasını, başvurunun Türkiye temsilcisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi yönündeki kararı ve tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranların yakınının bir jandarma tarafından vurulmasının ardından hayatını kaybetmesine ilişkin koşullarla ve daha sonra bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasıyla ilgilidir.
2. Başvuranların yakını İslam Terkoğlu, 23 Kasım 2006 tarihinde saat 22.30 sularında, Hakkari Dağlıca’da güvenlik güçleri tarafından vurularak yaralanmıştır. İslam Terkoğlu, hastaneye sevk edilmesi sırasında yaralarından dolayı hayatını kaybetmiştir.
3. Cumhuriyet Savcısı, olay yerine gitmiş ve resen ceza soruşturması başlatmıştır.
4. Bu soruşturma, şu tespitlerin yapılmasına imkân vermiştir:
- Teröristlerin yakın köylere gidecekleri yönündeki haberin ardından on üç askerin olay yerinde mevzi alması emredilmiştir;
- İslam Terkoğlu, R.S.’ye eşlik etmekteydi; İslam Terkoğlu’nun Kalaşnikof saldırı tüfeği bulunmaktaydı; R.S.’nin ise yanan bir el feneri bulunmaktaydı;
- Terör saldırısı riskinin çok yüksek olduğu bu bölgede gece yarısı hangi nedenle bulundukları hususuyla ilgili olarak, R.S., odun taşımak için bölgede bulundukları yönünde cevap vermiştir;
- Kalaşnikof tüfeğiyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmamıştır; İlgililerin odun taşımak için izinleri bulunmamaktaydı;
- Balistik raporda, olay yerinde bulunan iki kovanın İslam Terkoğlu’nun silahından geldiği belirtilmiştir;
- Askerlerin ifadelerinde, İslam Terkoğlu’nun askerlere doğru ateş ettiği belirtilmiştir;
- R.S., ifadeleri sırasında birçok defa ifadesini değiştirmiştir. Öncelikle, R.S., İslam Terkoğlu’nun silahlı olduğunu ifade etmiştir. Ardından R.S., İslam Terkoğlu’nun silahlı olmadığını belirterek, olaylara ilişkin anlatımını değiştirmiştir. Son olarak, R.S., İslam Terkoğlu’nun gerçekte silahlı olduğunu, ancak silahını kullanmadığını belirttiğini iddia ederek, olaylara ilişkin anlatımını yeniden değiştirmiştir;
- Olayların ardından yaklaşık on gün sonra, R.S., jandarmaların aynı zamanda kendisine ateş ettiklerini iddia ederek, Cumhuriyet Savcısı’na delinmiş bir paltoyu teslim etmiştir. Kriminal inceleme laboratuvarı tarafından yapılan inceleme, söz konusu paltodaki deliklerin ihtilaf konusu olay sırasında açılmadığının, R.S.’nin olay sırasında yaralanmadığının ve R.S.’nin anlatımının doğruluğunun herhangi bir bilimsel delil unsuruyla desteklenmediğinin tespit edilmesini sağlamıştır;
- İslam Terkoğlu’nun R.S. ile birlikte gittiğini gören son kişi olan İ.S., R.S.’nin silahlı olduğunu belirtmiştir;
- Bir diğer tanık olan A.B., İ.S.’nin ifadelerini doğrulamıştır;
- R.S., askerler tarafından darp edildiğini ileri sürmüştür. Oysa tıbbi raporda varılan sonuçlara göre, R.S.’de, suçlamalarını destekleyecek nitelikte herhangi bir yaralanma izi tespit edilmemiştir;
- Jandarmalar, termal kameranın İslam Terkoğlu’nun ve R.S.’nin görülmesini sağladığını belirtmişlerdir. R.S., jandarmalara doğru çevrilmiş, yanan bir el feneri tutmaktaydı. İslam Terkoğlu’nun bir tüfeği bulunmaktaydı. İslam Terkoğlu, dur ihtarına uymamış ve silahını kullanmıştır. Jandarmalar F.B. ve E.M., tehlikeyi önlemek için ateş etmişlerdir. Jandarmalar, ateş edilmesi sırasında, mağdurun yaklaşık 5 ila 10 metre uzağında bulunmaktaydılar.
- Atış mesafesi, otopsi raporu ve balistik raporla doğrulanmıştır;
- F.B., İslam Terkoğlu’nu etkisiz hale getirmek ve ilgilinin güvenliğini sağlamak için ilgilinin silahına dokunduğunu belirtmiştir;
- Cumhuriyet Savcısı’nın gözetiminde uygulanan klasik otopside, yalnızca bir merminin İslam Terkoğlu’na isabet ettiği ifade edilmiştir. Söz konusu otopside, mermi giriş deliğinin karın boşluğunun sol alt kısmında bulunduğu ve 1 x 2 cm çapındaki çıkış deliğinin sağ leğen kemiğinin üst kısmında yer aldığı belirtilmiştir. Adli tabip, ölümün kalça kemiğinin kırılmasının ve vurulma sonucu yaralanmanın neden olduğu iç kanamanın ardından meydana geldiğini belirtmiştir.
5. Jandarmalar F.B. ve E.M. hakkında Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde ceza yargılaması başlatılmıştır. Başvuranlar, kendi avukatları aracılığıyla, davaya müdahil taraf olarak katılmışlardır.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Mart 2008 tarihinde, sekiz duruşma yapılmasının ve bu duruşmalar sırasında, tanıkları, sanıkların savunmalarını, şikâyetçilerin ifadelerini ve bunların avukatlarını dinlemesinin ardından ve Cumhuriyet Savcılığının maddi delil unsurları hakkında bilgilendirilmesinin, İslam Terkoğlu’nun tedavi ve bakım altına alınmasının ve özellikle hastaneye sevk edilmesi sırasında muhtemel bir gecikmenin yaşanıp yaşanmadığı hususunu incelemesinin ardından, Van Askeri Mahkemesi lehine görevsizlik kararı vermiştir.
7. Bu karar, 27 Ocak 2010 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
8. Başvuranlar, kendi avukatları aracılığıyla, Askeri Mahkeme önündeki davaya müdahil taraf olarak katılmışlardır.
9. Cumhuriyet Savcısı, 1 Temmuz 2010 tarihinde, sanıkların kanuna saygı çerçevesinde ateşli silahlarını kullandıkları gerekçesiyle beraat etmelerini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı bilhassa, İslam Terkoğlu’nun olayların meydana geldiği sırada bir saldırı tüfeğine sahip olduğunu ve jandarmaların yaptıkları ihtara rağmen bu tüfeği kullandığını ileri sürmüştür.
10. Başvuranlar, 8 Temmuz 2010 tarihinde kendi görüşlerini sunmuşlardır. Başvuranlar, yakınlarının ölümünün aşırı güç kullanımından kaynaklandığını iddia etmişlerdir.
11. Askeri Mahkeme, 8 Temmuz 2010 tarihli kararla, sanıkların, jandarmalara kesin gereklilik durumunda ve tehditle orantılı bir şekilde, görevlerini yerine getirirken ateşli silah kullanma yetkisini veren kanun çerçevesinde hareket ettikleri gerekçesiyle, beraat kararı vermiştir. Aynı mahkeme, İslam Terkoğlu’nun silahlı olduğunu ve jandarmalar tarafından yapılan ihtarın ardından askerlerin üzerine ateş ettiğini tespit etmiştir. Hâkimler, jandarmalar F.B. ve E.M.’nin İslam Terkoğlu’na kendisini öldürme niyetiyle ateş etmedikleri ve askerlerin bu türden bir niyete sahip olmaları halinde, tamamının İslam Terkoğlu ve R.S.’nin üzerine ateş edebilecekleri kanısına varmışlardır. Hâlbuki tek bir mermi, mağdura isabet edebilirdi. Askeri Mahkeme, sanıkların dolayısıyla tehditle orantılı bir şekilde hareket etmeye çalıştıkları kanaatine varmıştır. Askeri Mahkeme, meşru müdafaa koşullarının bir araya geldiği sonucuna varmıştır. Askeri Mahkeme, bölgedeki zor koşullara rağmen, askerlerin mağduru en yakın hastaneye ivedilikle götürmeye çalıştıklarını ve bu bağlamda herhangi bir hata yapmadıklarını eklemiştir. Söz konusu mahkeme, bu nedenle, askerlerin İslam Terkoğlu’na yardım etmemelerinin ve ilgilinin ölümünün herhangi bir tıbbi tedavinin yapılmamasından kaynaklandığının belirtilmesinin mümkün olmadığı kanısına varmıştır.
12. Aynı mahkeme, bu karara varırken, aynı zamanda olayların meydana geldiği koşulları göz önünde bulundurmuş ve özellikle “meşru müdafaa durumunun sınırlarının aşılmasına mazur görülebilir heyecan, korku veya paniğin neden olması halinde, eylemin failinin herhangi bir cezadan muaf tutulmasını” öngören, Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasına dayanmıştır.
13. Başvuranlar, kendi avukatları aracılığıyla, 8 Temmuz 2010 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
14. Askeri Yargıtay, 2 Mart 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Askeri Yargıtay, kendi kararında, şu görüşleri sunmuştur:
- Hem Cumhuriyet Savcısı hem de Askeri Mahkeme huzurunda ifadelerinin dinlenmesi sırasında, olaylara ilişkin anlatımını değiştiren R.S.’nin ifadesi güvenilir değildir;
- İki kişi, yani İ.S. ve A.B., ilk derece mahkemesinin vurguladığı üzere, İslam Terkoğlu’nun olayların meydana gelmesi sırasında silahlı olduğunu belirtmiştir;
- İslam Terkoğlu, meşru bir şekilde karşılık veren sanık askerlerin yanı sıra askerlerin üzerine ateş etmiştir;
- R.S. silahlı değildir ve jandarmalar R.S.’nin üzerine ateş etmemişlerdir;
- Bu durum, dolayısıyla İslam Terkoğlu’na karşı güç kullanımının kesinlikle gerekli olduğunu ve söz konusu koşullar dikkate alındığında, bunun ulusal mevzuat ve Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından orantılı olduğunu göstermiştir.
- Öte yandan, yaralının hastaneye sevk edilmesinde önemli bir gecikme ya da mağdurun ölümüne yol açan herhangi bir tedavi eksikliği söz konusu olmamıştır.
15. Sonuç olarak, Yargıtay, mağdurun saldırısı karşısında, suçlanan jandarmaların meşru müdafaa durumunda ateş ettikleri, mağduru en yakın hastaneye götürerek kurtarmaya çalıştıkları ve dolayısıyla, kanuna uygun olarak, her türlü cezadan muaf tutulmaları ve beraat etmeleri gerektiği kanaatine varmıştır.
16. Başvuranlar, kendi yakınlarının ölümüne yol açan aşırı ve orantısız bir güce maruz kaldığını iddia etmekte ve bu olaya ilişkin soruşturmanın yürütülme şeklinden şikâyet etmektedirler.
17. Hükümet, başvuranların iddialarını kabul etmemektedir. Hükümet, ceza soruşturmasının, davanın koşullarında, jandarmalar tarafından güç kullanımının, özellikle bir saldırı tüfeğine sahip olan İslam Terkoğlu’nun askerlerin üzerine ateş etmesi hususu dikkate alındığında, kesinlikle gerekli ve orantılı olduğu sonucuna varılmasını sağladığını ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
18. Mahkeme, olay ve olguların Sözleşme’nin 2. maddesi açısından bir incelemenin yapılmasını gerektirdiği kanısına varmaktadır. Mahkeme, dosyada yer alan unsurlar bakımından, öncelikle, İslam Terkoğlu’nun güvenlik güçleri tarafından kasten öldürüldüğünün her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edilmediği kanısına varmaktadır. Ayrıca jandarma tarafından atılan merminin isabet etmesinin ardından, ilgilinin ivedilikle ve uygun bir şekilde tedavi altına alınmadığı da tespit edilmemektedir. Bu bağlamda, dosyada yer alan belgelerden, İslam Terkoğlu’nun uygun tedaviden yararlanabilmek için en yakın hastaneye sevk edildiği, ancak ilgilinin sevk edilmesi sırasında yaralarından dolayı hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır.
19. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların yakınının ölümünün jandarmanın ateş etmesi nedeniyle meydana geldiği hususuna kimsenin itiraz etmediğini kaydetmektedir. Sonuç olarak, ispat yükü, ölümcül güç kullanımının söz konusu durum nedeniyle kesinlikle gerekli hale geldiğini ve Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında aşırı veya haksız olmadığını kanıtlaması gereken makamlara aittir (Kalkan/Türkiye, no.37158/09, § 62, 10 Mayıs 2016, ve Bektaş ve Özalp/Türkiye, no. 10036/03, § 57, 20 Nisan 2010).
20. Bu bağlamda, Mahkeme yalnızca, başvuranların yakınına karşı muhtemelen ölümcül güç kullanımının meşru olup olmadığını değil, aynı zamanda operasyonun kurallarla sınırlandırılıp sınırlandırılmadığını ve ölümcül güç kullanımına ilişkin tehlikeleri mümkün olduğunca azaltacak bir şekilde düzenlenip düzenlenmediğini araştırmaktadır (Makaratzis/Yunanistan [BD], no. 50385/99, § 60, AİHM 2004-XI). Mahkeme aynı zamanda, yetkili makamların alınan tedbirlerin seçiminde ihmalkâr davranıp davranmadıklarını da incelemektedir (Natchova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, § 95, AİHM 2005-VII).
21. Mahkeme, söz konusu operasyonun terör saldırısı tehlikesinin çok yüksek olduğu bir bölgede gece yarısı gerçekleştiğini kaydetmektedir. Mahkeme, ölümcül atıştan önce, İslam Terkoğlu’nun bir saldırı tüfeğine sahip olduğunun ve kim için olursa olsun, gerçek bir tehdit olarak yorumlanabilecek bir davranışta bulunduğunun ulusal mahkemeler tarafından tespit edildiğini belirtmektedir. Nitekim verilen ifadeler, birbiriyle uyumludur. İlgiliyi gören son kişi, ilgilinin silahlı olduğunu belirtmiştir. Bir diğer tanık, bu tanığın ifadelerini açıkça doğrulamıştır. Dahası, ifadelerin dinlenmesi sırasında birçok defa ifadesini değiştiren doğrudan tanık R.S., sonunda, İslam Terkoğlu’nun bir saldırı tüfeğine sahip olduğunu da kabul etmiştir (yukarıdaki 4. paragraf). Ayrıca, verilen ifadeler ve yerde bulunan iki kovanın İslam Terkoğlu’nun silahından geldiği yönündeki balistik raporu, ilgilinin askerler tarafından kendisine yapılan ihtarın ardından askerlerin üzerine ateş ettiğinin tespit edilmesini sağlamıştır. Buna karşın, bu türden bir incelemenin olağan bir prosedürün kapsamına girmesinin gerekmesine rağmen, söz konusu silah üzerinde herhangi bir parmak izi aramasının yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, mevcut davada, belirleyici bir eksikliğin söz konusu olmadığı kanısındadır. Gerçekte, bu incelemenin sonunda, kullanılabilir parmak izlerinin, özellikle İslam Terkoğlu’nun parmak izinin tespit edilmesinin mümkün olduğu varsayıldığında, bu durumun soruşturmanın yürütülmesinde önemli sonuçlar doğurabileceği kesin değildir, zira jandarma F.B., ateş etmesinin ardından, daha sonra kendilerine doğru ateş eden ilgiliyi etkisiz hale getirmek ve ilgilinin güvenliğini sağlamak için İslam Terkoğlu’nun silahına dokunduğunu kabul etmiştir (yukarıdaki 4. paragraf). Öte yandan, dosyadan, başvuranların ulusal mahkemeler önündeki başvuruları kapsamında bu türden bir incelemeyi talep etmedikleri anlaşılmaktadır (bk., aynı anlamda, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 195, 14 Nisan 2015).
22. Ayrıca Mahkeme, İslam Terkoğlu’nun silahını kullandığının ve bu şekilde davranarak, jandarmaların hayatı veya fiziksel bütünlüğü açısından bir tehdit oluşturduğunun tespit edildiği kanısına varmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, maddi koşulların tamamının sıkı bir denetime tabi tutulmasını, mevcut davada yürütülen soruşturmanın yeterince ayrıntılı ve bağımsız olmasını ve başvuranların menfaatlerini korumak ve haklarını kullanmak için yeterli bir derecede bu soruşturmaya dâhil olmalarını göz önünde bulundurarak, mevcut davada, söz konusu durumun güç kullanımını kesinlikle gerekli hale getirdiği ve bu türden bir kullanımın davanın koşullarında aşırı veya haksız olmadığı kanaatine varan ulusal mahkemelerin vardıkları sonuçları sorgulamamaktadır.
23. Dolayısıyla başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğu belirtilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Mayıs 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru no. 72875/12
No.
Adı SOYADI
Doğum/Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Kamile TERKOĞLU
(İslam Terkoğlu’nun eşi)
1983
Türk
Hakkari
2.
Meryem TERKOĞLU
(İslam Terkoğlu’nun annesi)
1944
Türk
Hakkari
3.
Ömer TERKOĞLU
(İslam Terkoğlu’nun oğlu)
2006
Türk
Hakkari