AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 1412/07
Tahir TOKAY / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 11 Eylül 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Aralık 2006 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranın cevaben sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Tahir Tokay, Türk vatandaşı olup, 1950 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İzmir Barosuna kayıtlı Avukat S. Çetinkaya tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, İzmir’de tarihi Kemeraltı Mahallesi’nde bulunan bir taşınmazın sahibidir.
5. Söz konusu taşınmazın kentsel durumuna ilişkin olarak Belediyenin Şehir Planlama Bölümü tarafından 17 Haziran 1994 tarihinde başvurana sunulan belgeye göre, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (“Koruma Kurulu”) tarafından izin verilmesi koşuluyla - bu koşul, tarihi bir binaya bitişik olan taşınmazın durumuyla açıklanabilmektedir -, bu taşınmaz üzerinde beş katlı bir bina yapılabilmekteydi.
6. Başvuran, 19 Aralık 1994 tarihinde, beş katlı bir bina yapımı projesi için izin talebini Koruma Kuruluna sunmuştur.
7. Koruma Kurulu, 28 Nisan 1995 tarihinde, bu projeyi onaylamayı reddetmiştir. Koruma Kurulu, kararına dayanak olarak, ihtilaf konusu taşınmazın korunan Kemeraltı Kentsel Sit Alanı üzerinde bulunduğunu belirtmiş ve dolayısıyla, başvuranı mahallenin mimarisine uygun ve üç katlı olmak üzere, bitişik tarihi binayla aynı yüksekliğe sahip bir binayla ilgili proje sunmaya davet etmiştir.
8. Dosyadan anlaşıldığı üzere, başvuran 25 Temmuz 1995 tarihinde bu karara karşı iptal davası açmış ve İzmir İdare Mahkemesi, 14 Eylül 1998 tarihli kararla bu davayı reddetmiştir. Danıştay, 27 Ocak 2000 tarihli kararla, 14 Eylül 1998 tarihli kararı onamıştır.
9. İptal davasının başlatılmasına paralel olarak, başvuran bu defa, bitişik tarihi binayla aynı boyutta olan üç katlı bir binaya ilişkin yeni projeyi Koruma Kuruluna sunmuştur. Koruma Kurulu, 25 Nisan 1996 tarihinde, iptal davası sonuçlanmadan önce bu yeni proje hakkında karar veremeyeceğini başvurana bildirmiştir.
İhtilaf konusu taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılması ve arkeolojik kazıların yapılması
10. Bölgede gerçekleştirilen bilimsel araştırmaların ve Smyrna Antik Kenti’nin Helenistik ve Roma dönemlerine dayanan arkeolojik keşiflerin ardından, Koruma Kurulu, 30 Ocak 2002 tarihinde, daha önce korunan kentsel sit alanı olarak kaydedilmiş olan başvuranın taşınmazını 3. derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırmaya karar vermiştir.
11. Başvuran, 13 Şubat 2002 tarihinde, üç katlı bir bina yapımı projesinin geçerli sayılmasını talep ederek, Koruma Kurulu nezdinde son talebini yinelemiştir.
12. Koruma Kurulu, 30 Eylül 2002 tarihinde başvuranın talebini incelemiştir. Koruma Kurulu, kazıların ihtilaf konusu taşınmaz üzerinde Müzeler Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini tespit ettikten sonra, yeni bir bina yapılması hususunun yalnızca bu kazıların sonuçları ışığında ve Kemeraltı’nın korunmasıyla ilgili gözden geçirilen şehir planlamasının kabul edilmesinin ardından incelenebileceği kanaatine varmıştır.
13. Başvuran, 3 Aralık 2002 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesine başvurarak, 30 Eylül 2002 tarihli karara karşı iptal davası açmıştır.
14. İdare Mahkemesi, Danıştayın 2 Mayıs 2006 tarihli kararıyla onanan 7 Ocak 2004 tarihli kararla, kesin ve uygulanabilir bir işlemin söz konusu olmaması nedeniyle, itiraz edilen kararın iptal davasına elverişli bir idari işlem olmadığı gerekçesiyle, başvuranın davasını reddetmiştir.
15. Kazıların sonuçlarına ilişkin rapor 28 Temmuz 2005 tarihinde yayımlanmıştır. Bu rapora göre, kazılar sırasında tarihi bir duvarın kalıntıları bulunmuştur.
16. Koruma Kurulu, 6 Ekim 2005 tarihinde, başvuranın bina yapımı projesine izin vermiştir. Bununla birlikte, Koruma Kurulu başvurana tarihi duvarı koruma ve öngörülen binayı duvarın kalıntıları üzerine inşa etme şartını getirmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
17. Somut olaya ilişkin iç hukuk kuralları, Sinan Yıldız ve diğerleri/Türkiye (No. 37959/04, 12 Ocak 2010) kararında belirtilmektedir.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, taşınmazından özgürce yararlanmasının mümkün olmaması nedeniyle mülkiyetine saygı hakkına müdahale edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
19. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanarak, taşınmazından yararlanmasının mümkün olmadığını ileri sürmek için iç hukukta etkin bir başvuru yoluna sahip olmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi bağlamındaki şikâyet
20. Başvuran, uzun yıllar boyunca taşınmazını kullanmasının imkânsızlığı nedeniyle mülkiyetine saygı hakkına müdahale edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
21. Başvuran öncelikle, Koruma Kurulunun beş katlı bir binanın yapımına izin vermeyi reddetmesini ve yeni projesi hakkında karar vermeden önce idare mahkemeleri önünde görülen iptal davasının sonucunu bekleme yönündeki kararını eleştirmektedir. Ardından, başvuran taşınmazının üzerinde yapılan arkeolojik kazılar nedeniyle bina inşa edemediğini iddia etmektedir.
22. Hükümet, başvuran tarafından şikâyet edilen sınırlamaların kamu yararı amacı taşıdığını ileri sürmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu taşınmaz üzerinde bina yapımı projesinin gerçekleştirilmesinin yalnızca, arkeolojik değer taşıyan bir sit alanını korumak amacıyla Koruma Kurulundan uygun görüş alınmasına tabi olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, Sinan Yıldız ve diğerleri/Türkiye (No. 37959/04, 12 Ocak 2010) kararına atıfta bulunarak, somut olayda, kamu yararı gerekleri ile başvuranın temel haklarının korunması gerekliliği arasında adil bir dengenin kurulduğu kanısına varmaktadır. Hükümet, Mahkemenin Perinelli ve diğerleri/İtalya (No. 7718/03, 26 Haziran 2007) ve Longobardi ve diğerleri/İtalya (No. 7670/03, 26 Haziran 2007) kararlarında, mutlak bir bina yapma yasağını içeren söz konusu müdahalenin orantılı olduğu sonucuna vardığını eklemektedir. Hükümet, başvuranın bina yapımı projesine Koruma Kurulu tarafından 6 Ekim 2005 tarihinde onay verilmesi nedeniyle somut olayda bu türden bir durumun söz konusu olmadığını belirtmektedir.
23. Başvuranın Koruma Kurulu tarafından beş katlı bir binanın yapımına onay verilmemesinden şikâyet etmesi nedeniyle, Mahkeme, ilgilinin bu şikâyeti dile getirdiği birinci başvurusunu (No. 11464/02) kendisine 30 Ocak 2002 tarihinde sunduğunu ve bu başvuruyu 16 Mart 2004 tarihinde, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca altı aylık süre kuralına uyulmaması sebebiyle reddettiğini kaydetmektedir. Oysa mevcut başvuru bu konuda herhangi bir yeni unsur içermemektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca yapılan bir bireysel başvurunun kendisi tarafından daha önce incelenmiş olan bir başvuruyla esasen aynı olması ve yeni bir olay ya da olgu içermemesi halinde, bu bireysel başvuruyu kabul etmediğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın beş katlı bir bina yapımının mümkün olmadığı yönünde ileri sürdüğü şikâyetinin, yukarıda belirtilen başvuru çerçevesinde sunulan şikâyetle esasen aynı olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
24. Taşınmazdan özgürce yararlanamama yönündeki şikâyetle ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın üç katlı bir binayla ilgili yeni bina yapımı projesini gerçekleştirmesinin imkânsız olmasından şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, farklı nedenlerden kaynaklanan ayrı ve aralıklı sınırlamalara ilişkin iki dönemin söz konusu olduğunu tespit etmektedir.
25. Bir yandan, ilk sınırlama dönemi, başvuran tarafından 28 Nisan 1995 tarihli Koruma Kurulunun kararına karşı iptal davasının açılmasıyla ilgili dönemdir. Bu dönem boyunca, Koruma Kurulu, iptal davası sonuçlanmadan önce yeni proje hakkında karar vermeyi reddetmiştir. Bu dönem, iptal davasını reddeden Danıştayın nihai kararıyla 27 Ocak 2000 tarihinde sona ermiş ve bu davanın incelenmesine ilişkin sınırlama böylelikle sona ermiştir. Diğer yandan, ikinci sınırlama dönemi taşınmazın arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılması ve kazıların yapılmasıyla ilgili dönemdir. Bu dönem, 30 Ocak 2002 tarihinde başlamış ve 6 Ekim 2005 tarihinde sona ermiştir.
26. İlk sınırlama dönemine ilişkin olarak, Mahkeme, bu döneme yukarıda değinmesinin gerekmediği kanısındadır. Bu dönemin 27 Ocak 2000 tarihinde sona ermesi nedeniyle Mahkeme, taşınmazın kullanılamazlığı bağlamındaki şikâyetin bu ilk dönemle ilgili olması sebebiyle geç sunulduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
27. İkinci sınırlama dönemine ilişkin olarak, Mahkeme, taşınmazın arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılması ve kazıların yapıldığı süre boyunca bina yapımının imkânsızlığıyla ilgili sınırlamaların başvuranın mülkiyetine saygı hakkına bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır. Bu müdahale, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası anlamında mülklerin kullanımına ilişkin düzenleme kapsamına girmektedir (Sporrong ve Lönnroth /İsveç, 23 Eylül 1982, § 64, A serisi No. 52, ve Hiltunen/Finlandiya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30337/96, 28 Eylül 1999).
28. Bu bağlamda Mahkeme, taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılmasının ve buna ilişkin arkeolojik kazıların yapılmasının yasal dayanağını 2863 sayılı 21 Temmuz 1983 tarihli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun oluşturduğunu tespit etmektedir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası anlamında kamu yararı kavramı kapsamına giren, bir ülkenin arkeolojik mirasının korunması çerçevesinde meşru bir amaç söz konusudur. Bu konuda, Mahkeme, ulusal arkeolojik mirasın korunması gerekliliğinin temel bir gereksinim teşkil ettiğini vurgulamalıdır (yukarıda anılan Sinan Yıldız ve diğerleri kararı).
29. Kamu yararı gerekleri ile başvuranın temel haklarının korunması gerekliliği arasında bulunması gereken adil dengeye ilişkin olarak, Mahkeme, ihtilaf konusu sınırlamanın, özellikle hedeflenen meşru amaç ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrasının verdiği takdir yetkisi dikkate alındığında, tek başına eleştirilebilir olmadığı kanısına varmaktadır. Taşınmazın arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılmasına ilişkin olarak, Mahkeme, taşınmazların 1. derece arkeolojik sit alanları olarak sınıflandırılmasıyla ilgili bakması gereken davalarda, ihtilaf konusu müdahalenin, , izlenen meşru amaca nazaran başvuranlara orantısız nitelikte aşırı bir yük yüklemediği kanısına varmıştır (bk., örnek olarak, yukarıda anılan Sinan Yıldız ve diğerleri kararı). Mahkeme, 1. derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırmaya ilişkin sınırlamaların 3. derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırmaya ilişkin sınırlamalardan daha önemli olması sebebiyle, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme böylelikle, taşınmazının sınıflandırılmasına ilişkin başvurana getirilen sınırlamaların söz konusu taşınmazın kullanılabilirliğine yönelik önemli bir sınırlama oluşturacak nitelikte olmadığını gözlemlemektedir (bk.,Galtieri/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 72864/01, 24 Ocak 2006, yukarıda anılan Perinelli ve diğerleri kararı, yukarıda anılan Longobardi ve diğerleri kararı ve, mutatis mutandis, Emine Tiryakioğlu/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24404/02, 13 Mayıs 2008, ve Hale İneciklioğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30314/02, 18 Kasım 2008). Ayrıca Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın başından beri korunan kentsel sit alanı olarak sınıflandırıldığını ve bu bağlamda tarihi binaların korunması amacıyla bina inşa etme hakkına yönelik sınırlamalara tabi olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bina inşa etme imkânına ilişkin sınırlama, taşınmazın arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılmasından daha önce getirilmiştir.
30. Arkeolojik kazıların yapılmasına ilişkin bina inşa etme yasağıyla ilgili olarak Mahkeme, yaklaşık üç yıl süreyle geçici bir yasağın söz konusu olduğunu gözlemlemektedir. Mevcut davanın, sürekli olarak yinelenen bina yapma yasaklarına tabi tutulan başvuran tarafın, mülkiyetinin durumu hakkında uzun bir süre boyunca tamamen belirsizlik içinde kaldığı davalardan ayırt edilmesi gerekmektedir (bk., örnek olarak, Elia s.r.l./İtalya, No. 37710/97, AİHM 2001-IX, ve Terazzi s.r.l./İtalya, No. 27265/95, 17 Ekim 2002). Somut olayda, Mahkeme, kazıların süresinin olması gereken normal süreyi aştığını veya mercilerin bu kazıları yapmak için gereken özeni göstermediklerinin ortaya konulmadığını ya da iddia edilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvurana kazı çalışmalarının sona erdiği tarihten itibaren bina inşa etme izni verildiğini de kaydetmektedir.
31. Ayrıca, Mahkeme, Koruma Kurulunun kazılar yapma gerekliliğine ilişkin kararından daha önceki dönem boyunca, başvuranın, Koruma Kurulunun söz konusu taşınmazını korunan bir sit alanı olarak sınıflandırma kararından önce bina inşa etme izni talep edebileceğini tespit etmektedir (yukarıda 10. paragraf). Oysa bu dönem boyunca, ilgilinin taşınmaz üzerinde bina inşa etme niyetinde olduğunu göstermediği ve bina yapımı projesi için Koruma Kurulunun onayını almak amacıyla girişimlerde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkeme, başvuranın hareketsiz kalmasının bu konuda kurulması gereken adil dengeye uyulmasını sağlamak amacıyla dikkate alınması gereken bir unsur olduğu kanısındadır. Mahkeme, ilgilinin taşınmazı üzerinde bina inşa etme imkânına ilişkin olarak kendisi tarafından şikâyet edilen gecikmeye bizzat kendisinin neden olduğu kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Galtieri kararı).
32. Son olarak, Mahkeme, başvuranın bina inşa etmesinin geçici süreyle mümkün olmaması nedeniyle maruz kaldığı zararın tazmin edilmesini talep etmek için tazminat yoluna sahip olmadığı yönünde bir şikâyette bulunmadığını kaydetmektedir.
33. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, izlenen meşru amaca nazaran başvurana orantısız nitelikte aşırı bir yük yüklemediği kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri bağlamındaki şikâyetler
34. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanarak, taşınmazından yararlanmasının mümkün olmadığını ileri sürmek için iç hukukta etkin bir başvuru yoluna sahip olmamasından şikâyet etmektedir.
35. Mahkeme, bu şikâyetin, yalnızca Sözleşme’nin 13. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
36. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından vardığı sonucu dikkate alarak, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında savunulabilir bir şikâyet ileri süremeyeceği değerlendirmesinde bulunmaktadır. Sonuç olarak, işbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 4 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy