AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Mesut TOMAŞ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 57507/14)
Başkan
Helen Keller
Yargıçlar
Egidijus Kūris,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla, 17 Şubat 2015 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Ağustos 2014 tarihinde yapılmış olan yukarıdaki başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran, Mesut TOMAŞ, 1940 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Denizli’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul’da görev yapan avukat İ. KAHRAMAN tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran 5 Aralık 1972 tarihinde Aydın ilinde bulunan bir mülkün tapu senedini almış ve aynı mülk Tapu Sicili’ne kaydedilmiştir.
4. Tapu senedi, arsanın kayıt için uygun olmadığına karar verilmesi sebebiyle Söke Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 17 Haziran 1976 tarihinde iptal edilmiştir. Bahse konu arazi parçası, söz konusu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan mevzuata göre Devletin kontrolü altında kalması gereken çalılık ve taşlık bir arsa olarak tasvir edilmiştir. Mahkeme, bu arsanın özel mülk olarak kullanılmasına hiçbir şekilde onay verilmemiş olması gerektiğini ve dolayısıyla, başvuranın adına kaydedilmemiş olması gerektiğini belirtmiştir. Söz konusu mahkeme kararı 31 Mayıs 1977 tarihinde kesinleşmiştir.
5. 2000 yılının Temmuz ayında, Didim Emniyet Müdürlüğüne polis memurlarına yönelik dinlenme tesisleri ve sosyal tesisler olarak kullanılmak üzere bazı arsa parçaları tahsis edilmiştir.
6. 18 Haziran 2010 tarihinde yeni bir Kanun olan 5999 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile birlikte, bireylerin daha önce kamu mercileri tarafından fiilen kamulaştırılmış olan bazı mülkler için tazminat almak amacıyla bir uzlaşma planına başvurmalarına olanak tanınmıştır. Bahse konu Kanun, bireylerin 9 Ekim 1956 ile 4 Kasım 1983 tarihleri arasında Devlet mercileri tarafından resmi kamulaştırma usulü izlenmeksizin el konulan ya da işgal edilen mülklere ilişkin uzlaşma yoluna gidilebilmesi için idareye başvurabileceklerini öngörmektedir.
7. Aydın Valiliği, bahse konu arsanın 5999 sayılı Kanun uyarınca fiilen kamulaştırılmış arsa sayılamayacağı gerekçesiyle, başvuran tarafından yapılmış olan uzlaşma talebini 14 Aralık 2010 tarihinde reddetmiştir. Aydın Valiliği ayrıca, başvuranın mülküne ilişkin tapu senedinin kamulaştırma için iptal edilmiş olduğunu; arsanın 2000 yılında kamu hizmetine sunulduğunu ve bu unsurlar dikkate alındığında, başvuranın davasının 5999 sayılı Kanun kapsamına girmediğini kaydetmiştir.
8. Başvuran, medeni hukuk kapsamında bir tazminat davası açmak suretiyle, söz konusu iddialarını yetkili mahkemenin dikkatine sunmuştur. Didim Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın tapu senedinin söz konusu arsanın özel mülk olarak kullanılmasına onay verilmemiş olması gerektiği ve herhangi bir kamulaştırmanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle 1977 yılında bir mahkeme kararıyla iptal edilmiş olduğunu kaydederek, başvuranın talebini reddetmiştir.
9. Didim Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilgili kararı 2 Ekim 2012 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır. Yargıtay, başvuranın kararın düzeltilmesi başvurusunu ise 19 Mart 2013 reddetmiştir.
10. Türkiye Anayasa Mahkemesi (AYM), Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılmış olan şikâyeti, ulusal hukukta öngörülmüş olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin sona ermesi nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bularak reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılmış olan şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, 5999 sayılı Kanun’un lehe olan hükümlerinden yararlanma talebinin reddedilmesi sebebiyle, mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, yerel mahkemelerin dava konusu olayların ve delillerin değerlendirilmesinde hata yapmış olduklarını belirterek, hakkındaki yargılamaların sonucundan şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, kendisine ait tapu senedinin 1976 yılında iptal edilmesinin ve bunun sonrasında 5999 sayılı Kanun’la öngörülen tazminat planından yararlanma talebinin reddedilmesinin, kendisini hukuka aykırı bir şekilde mülkiyetinden yoksun bıraktığını iddia etmektedir.
13. Mahkeme, uluslararası hukukun genel kuralları uyarınca, Sözleşme hükümlerinin, Sözleşme’nin Sözleşmeci bir Taraf bakımından yürürlüğe girdiği tarih öncesinde meydana gelmiş herhangi bir eylem ya da olayla veya sona ermiş bir durumla ilgili olarak, söz konusu Sözleşmeci Taraf açısından bağlayıcı olmadığını hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Kadiķis/Letonya (k.k.), no. 47634/99, 29 Haziran 2000).
14. Mahkeme, dava dosyasının derinlemesine bir incelenmesi üzerine, tapu senedinin iptal edilmesinin iddia edilen müdahalenin esasını teşkil eden bir olay olduğunu değerlendirmektedir. Başvuranın 5999 sayılı Kanun’un hükümlerinden faydalanmak amacıyla idareye yapmış olduğu başvurunun reddedilmesi ve bunun sonrasında gerçekleştirilen medeni hukuk kapsamındaki yargılamalar başvuranın iddia ettiği mülkiyet haklarına ilişkin bir müdahale teşkil etmemektedir. Dahası, yerel mahkemeler tarafından kaydedildiği üzere, başvuranın davası 5999 sayılı Kanun hükümleri kapsamına girmemektedir.
15. Devlet makamlarının başvuranın mülkiyetin korunması hakkına ilişkin müdahale teşkil eden eylemlerinin 1976 yılında meydana gelmiş olduğu ve başvuranın arsasından yoksun bırakılmasına dair medeni hukuk kapsamındaki davanın 1977 yılında kesinleştiği dikkate alınmalıdır.
16. Mahkeme, bu nedenle, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına ilişkin meydana geldiği iddia edilen ihlalin, Türkiye’nin Sözleşme organlarının bireysel başvuruları inceleme yetkisini tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden çok önce gerçekleşmiş olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanılarak yapılmış olan şikâyetin, 35 § 3 maddenin anlamı dâhilinde Sözleşme hükümleriyle zaman bakımından bağdaşmaz olduğuna karar vermiştir.
17. Başvuranın medeni hukuk kapsamındaki yargılamalara ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ileri sürmüş olduğu iddialarla ilgili olarak ise, bu şikâyetlerin temel olarak yargılamaların sonucu ile alakalı olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Hukuk mahkemeleri, başvuranın arsasının fiilen kamulaştırılmadığı ancak, tapu senedinin 1976 yılında başka bir sebepten iptal edilmiş olduğundan ötürü, başvuranın davasının 5999 sayılı Kanun kapsamına giren konulardan biri olmadığına karar vermişlerdir. Ulusal mahkemeler tarafından hükmedilen kararlar herhangi bir keyfiyet taşımamaktadır. Bu nedenle, başvuranın şikâyeti dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olup, açıkça dayanaktan yoksundur ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi gereğince reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposHelen Keller
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy