Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2009-1-100 (Muafiyet)
Karar Sayısı : 10-24/338-122
Karar Tarihi : 18.03.2010
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
10
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ Mehmet Akif ERSİN,
İsmail Hakkı KARAKELLE, Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY,
Murat ÇETİNKAYA, Reşit GÜRPINAR
B. RAPORTÖRLER: İsmail Atalay YOLCU, Şamil PİŞMAF, Tuğçe KOYUNCU
C. BİLDİRİMDE
BULUNAN : Total Oil Türkiye A.Ş.
Onur Ofis Park İş Merkezi İnkılap Mah. Üntel Sok. 20
B1 Blok No:10 34768 Ümraniye/İstanbul
Temsilcisi: Dr. Metin KANMAZ
Barbaros Mah. Dereboyu Cad. Fesleğen Sok. Uphill Court Sitesi
A1-B Blok K:6 D:36, 34746 Ataşehir/İstanbul
D. TARAFLAR : - Total Oil Türkiye A.Ş. ile 516 adet Bayi
E. DOSYA KONUSU: Total Oil Türkiye A.Ş. ile 12 Mart 2009 tarihi öncesinde
bayilik anlaşması imzalayan 516 adet bayi arasındaki dikey anlaşmalara muafiyet
tanınması talebi. 30
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 14.08.2009 tarih ve 5731 sayı ile giren ve
eksiklikleri en son 07.01.2010 tarih ve 220 sayı sayı ile tamamlanan bildirim üzerine,
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4 ve 5. maddeleri hükümleri
uyarınca yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 12.03.2010 tarih ve 2009-1-
100/MM-10-İAY sayılı Muafiyet Ön İnceleme Raporu, 12.03.2010 tarih ve
REK.0.05.00.00-130/60 sayılı Başkanlık önergesi ile 10-24 sayılı Kurul toplantısında
görüşülerek karara bağlanmıştır. Ayrıca inceleme sürecinde Total tarafından
09.03.2010 tarih ve 2101 sayılı yazı ile 2005 yılı sonrasında daha önce üzerinde hiçbir
gerçek veya tüzel kişi tarafından akaryakıt bayilik faaliyeti yapılmamış arsalar/araziler 40
üzerinde yapılan ve istasyonlara özgü yatırımların maliyetleri Total tarafından
karşılanan akaryakıt istasyonları ve bu istasyonları işleten bayilerle yapılan
anlaşmalarla ilgili bilgi verilmiştir.
G. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda;
Total ile bayileri arasında 12.03.2009 tarihinden önce yapılan dikey anlaşmalardan;
1) - 18.09.2005 tarihi öncesi yapılmış olup da anılan tarih itibarıyla bakiye süreleri beş
yılı aşanların, 18.09.2010 tarihine kadar,
- 18.09.2005 tarihinden sonra yapılanların ise aşağıda belirtilenler hariç olmak
üzere, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle, 50
10-24/338-122
2
2002/2 sayılı Tebliğ ile tanınan grup muafiyetinden yararlanma ve uygulanma
olanakları bulunduğu,
2) 18.09.2005 tarihinden sonra daha önce üzerinde istasyonlu akaryakıt bayilik
faaliyeti yapılmamış arsalar/araziler üzerinde maliyeti Total tarafından karşılanmak
suretiyle kurulan istasyonlara ilişkin anlaşmalara;
- “Bayilerin, anlaşmaların ilk olarak imzalandıkları tarihten itibaren beşinci yılın
sonunda, Total tarafından üstlenilen ilişkiye özgü yatırımın varsa kalan süreye
tekabül eden bedelini ödeyerek anlaşmaları sona erdirebilmeleri” konusunda
tarafların anlaşmaları koşuluyla, imza tarihinden itibaren on yıla kadar muafiyet
tanınabileceği, 60
- Tarafların yukarıda belirtilen hususlarda anlaşamamaları halinde ise bahse konu
dikey anlaşmaların, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle 2002/2 sayılı Tebliğ
ile tanınan grup muafiyetinden yararlanabilecekleri,
görüşü ifade edilmiştir.
H. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
H.1. Taraflar
Total Oil Türkiye A.Ş. (Total), petrol ürünlerinin depolaması ile toptan ve perakende
satış konularında faaliyet göstermektedir. Şirket EPDK’dan alınan Dağıtıcı Lisansına
sahip olup, mevcut durumda şirkete ait Total markası altında faaliyet gösteren toplam
istasyonlu bayi sayısı 509’dur. Bunun yanı sıra, bildirim formuna göre, 12.03.2009 70
tarihi öncesinde Total ile bayilik, intifa, kira ve sair sözleşmeler yoluyla bayilik ilişkisi
kurmuş toplam 516 adet istasyonlu akaryakıt bayii bulunmaktadır.
H.2. İlgili Pazar
H.2.1. İlgili Ürün Pazarı
Taraflar arasındaki “Bayilik Sözleşmesi”nin kapsamı göz önüne alındığında, bildirime
konu işlem çerçevesinde ilgili ürün pazarı, “oto lpg dışında kalan otomotiv yakıtları”
“oto-LPG” ve “madeni yağ” pazarları olarak belirlenmiştir.
H.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
Gerek beyaz akaryakıt ürünleri, gerekse oto-LPG ve madeni yağ dağıtım faaliyetlerinin
yurt çapında gerçekleştirilmesi ve ilgili hizmetler bakımından rekabet şartlarının 80
farklılaşmasına neden olacak bir unsur bulunmaması nedeniyle coğrafi pazar,
“Türkiye” olarak kabul edilmiştir.
H.3. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme
H.3.1. Bildirim Kapsamındaki Anlaşmaların Konusu ve Niteliği
2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin 2. maddesinde
üretim ve dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla
teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla
yapılan anlaşmalar dikey anlaşma olarak tanımlanmaktadır.
Rekabet Kurulunun akaryakıt sektöründe uygulanan dikey anlaşmalara ilişkin olarak
almış olduğu geçmiş ve yakın tarihli çok sayıda kararlar ve Kuruma yapılan başvurular 90
çerçevesinde, akaryakıt sektöründe dikey anlaşmaların çeşitli şekillerde kuruldukları
görülmektedir. Bunlardan en yaygın olarak görülen anlaşma türünde, akaryakıt
istasyonu ya da istasyon inşasına elverişli arsa/arazi maliki bayii adayı ile dağıtıcı
arasında bayilik ilişkisinin kurulmasına esas teşkil eden bir protokol yapılmakta, söz
konusu protokolde yüklenilen taahhüde istinaden, malik tarafından dağıtıcı lehine ilgili
10-24/338-122
3
taşınmaz üzerinde uzun süreli intifa hakkı tanınmasını müteakiben taraflar arasında
ayrıca bayilik sözleşmesi yapılmaktadır.
Bir başka anlaşma türünde ise bayilik faaliyeti yürütmek isteyen ancak akaryakıt
istasyonu sahibi olmayan kişiler, malik ile anlaşarak taşınmaz üzerinde kira hakkı elde
etmekte, söz konusu kira hakkına istinaden herhangi bir dağıtıcı ile bayilik ilişkisi 100
kurulmaktadır. Bu süreçte, dağıtıcı ile prensipte anlaşılmasının ardından; dağıtıcı, bayi
adayı ve malik arasında üçlü bir protokol yapılmakta; söz konusu protokol gereğince
malik tarafından ilgili taşınmaz üzerinde dağıtıcı lehine intifa hakkı tanınmakta;
nihayetinde dağıtıcı ile taşınmaz üzerinde kira hakkını elinde bulunduran bayi arasında
da bayilik sözleşmesi imzalanmaktadır.
Yine sektörde yaygın olarak görülen bir başka anlaşma türünde ise daha önce dağıtıcı
lehine ilgili taşınmaz üzerinde intifa hakkı tanıyan malik ile dağıtıcı arasında bayilik
sözleşmesi yapılmakta ve istasyon bir müddet malik tarafından bayi sıfatıyla
işletilmektedir. Daha sonra malik ile dağıtıcı arasındaki sözleşme herhangi bir sebeple
sona erdiğinde, malik tarafından bulunan ve dağıtıcı tarafından onaylanan üçüncü bir 110
kişi bayilik faaliyetini devralmakta ya da işletme hakkı doğrudan dağıtıcı tarafından
üçüncü bir kişiye kullandırılmaktadır.
Kuşkusuz sektörde yukarıda sayılanlar dışında da çeşitli şekillerde kurulan dikey
ilişkiler bulunmaktadır. Bildirim formunda ise, bildirime konu anlaşmalardan hangisinin
ne şekilde kurulduğuyla ilgili detaylı açıklamalara yer verilmemekle birlikte anılan
anlaşmalara ilişkin örnek mahiyetinde bir adet bayi ile yapılan dikey anlaşma
kapsamındaki sözleşmeler sunulmuştur. Bununla birlikte muafiyet talep edilen
anlaşmaların tamamında, genel koşullar itibarıyla birbirinin aynı veya benzer nitelikte
bayilik sözleşmeleri yapıldığı, söz konusu anlaşmalarda intifa (veya kira) süreleri,
verilecek ekipmanlar, Total ya da bayi tarafından yapılacak inşaat, intifa bedelleri ve 120
ödeme şekli ve sair hususlarda farklılıklar bulunabildiği belirtilmiştir.
Bildirim formu ekinde yer alan Total ve Mıhcılar Otomotiv Petrol Ür. Lastik San. Ve Tic.
Ltd. Şti. (Mıhcılar) ile yapılan anlaşma: taraflar arasında 19.06.2007 tarihinde
imzalanan “Sözleşme”, 02.07.2007 tarihinde imzalanan “Bayilik Protokolü”, 02.07.2007
tarihli “Akaryakıt İstasyonları İçin Ariyet ve Emanet Sözleşmesi”, 02.10.2007 tarihli
“Akaryakıt İstasyon İşletme Sözleşmesi” ve 02.08.2007 tarihinden itibaren anlaşma
konusu akaryakıt istasyonu üzerinde Total lehine 12 yıl süreli olarak tesis edilen intifa
hakkından oluşmaktadır.
Söz konusu “Akaryakıt İstasyon İşletme Sözleşmesi”nin 1.1 maddesinde “İŞLETİCİ, …
adresli arsadaki akaryakıt istasyonunda ŞİRKET’ten satın alacağı petrol ürünlerini ve 130
ŞİRKET’in öngöreceği diğer malları kendi nam ve hesabına iştigal etmek suretiyle
satacağı bir servis satış istasyonu işletmeyi taahhüt eder. …” hükmü yer almaktadır.
Aynı sözleşmenin 2. maddesinde ise: “İŞLETİCİ satışa arz edeceği bütün petrol
ürünlerini ve diğer mallarını yalnız ŞİRKET’den ve/veya ŞİRKET’in tayin edeceği bir
ikmal kaynağından satın almayı ve hangi sebeple olursa olsun ŞİRKET’in yazılı
olurunu almadan başkalarından satın almamayı kabul ve taahhüt eder.” ifadelerine yer
verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan “Bayilik Protokolü”nde de benzer hükümler
bulunmaktadır.
Bu açıdan, Total ile Bayiler arasında imzalanan protokoller, bayilik sözleşmeleri,
emanet sözleşmeleri ve bunlarla bağlantılı intifa hakkı ya da uzun süreli kira hakkı 140
kurulmasına ilişkin resmi senetler ve sözleşmeler, bayi üzerine rekabet yasağı getiren
dikey anlaşmalar niteliğinde olup 2002/2 sayılı Tebliğ’de yer alan düzenlemelere
tabidir.
10-24/338-122
4
Diğer taraftan bildirim formu eki listede, Total bünyesinde yer alan ve hisselerinin
%99’u Total’a ait olan Doco Petrol ve Danışmanlık A.Ş. tarafından işletilen
istasyonların da bahse konu muafiyet başvurusu çerçevesinde bildirildiği
görülmektedir. Aynı teşebbüs çatısı altında faaliyet gösteren şirketler arasındaki
anlaşmaların, ekonomik bütünlük yaklaşımı çerçevesinde 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesi anlamında “teşebbüsler arasında” rekabeti kısıtlayıcı birer anlaşma olarak
değerlendirilememesi nedeniyle, bu ve izleyen bölümlerdeki açıklamalar ve ulaşılan 150
sonuçlar söz konusu istasyonlara ilişkin anlaşmalar bakımından geçerli değildir.
H.3.2. Bildirime Konu Dikey Anlaşmaların 2002/2 sayılı Tebliğ Bakımından
Değerlendirilmesi
2002/2 sayılı Tebliğ’in 3. maddesinde rekabet etmeme yükümlülüğü “alıcının anlaşma
konusu mal veya hizmetlerle rekabet eden mal veya hizmetleri üretmesini, satın
almasını, satmasını ya da yeniden satmasını engelleyen doğrudan veya dolaylı her
türlü yükümlülük” olarak ifade edilmiştir. Tebliğ’in 5/a maddesinde ise Tebliğ ile tanınan
muafiyetin anlaşmalarda alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan
rekabet etmeme yükümlülüğüne uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda yer verilen sözleşme hükümlerinden görüldüğü üzere, bahse konu dikey 160
anlaşmalar ile Bayilerin faaliyetleri üzerine 2002/2 sayılı Tebliğ anlamında rekabet
yasağı getirilmekte olup söz konusu yasağın süresinin belirlenmesinde ise gerek
bayilik sözleşmeleri, gerekse Total lehine tesis edilen intifa hakkı ve benzeri etkiye
sahip sözleşmelerin sürelerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Danıştay’ın 13.05.2008 tarihli ve E.2006/1604, K.2008/4196 sayılı kararı ve bu karar
üzerine Rekabet Kurulunun konuyla ilgili olarak daha önce almış olduğu kararlar ile
sabit olduğu üzere; intifa, tapuya şerh edilmiş kira veya benzer etkiye sahip
sözleşmeler, bayi üzerindeki rekabet etmeme yükümlülüğünün süresinin 2002/2 sayılı
Tebliğ ile düzenlenen 5 yıllık üst sınırı fiili olarak aşmasına neden olmaktadır.
Diğer taraftan, 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 170
Açıklanmasına Dair Kılavuz’un 32. paragrafında yer alan açıklamalar doğrultusunda,
gerek bahse konu anlaşmaların niteliği, gerekse mevzuattan kaynaklanan
yükümlülükler dikkate alındığında, bildirimlere konu anlaşmalar bakımından rekabet
yasağına ilişkin hükümlerin, anlaşmanın geri kalanından ayrılabilmesi mümkün
olmadığından, anlaşmaların bir bütün olarak 2002/2 sayılı Tebliğ’in sağladığı grup
muafiyetinden yararlanamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bu doğrultuda, Rekabet Kurulunun konuyla ilgili olarak daha önce almış olduğu ve
taraflar arasındaki rekabet yasağına dayalı dikey ilişkinin kapsamının ve süresinin ne
şekilde tespit edileceğinin açık bir şekilde ortaya konduğu kararlar1 ile de belirtildiği
üzere, Total tarafından yapılan başvuru ekinde unvanları sayılan bayilerle Total 180
arasında yapılan dikey anlaşmalardan:
- 18.09.2005 tarihi öncesi yapılmış olup da anılan tarih itibarıyla bakiye süreleri beş yılı
aşanların, 18.09.2010 tarihine kadar,
- 18.09.2005 tarihinden sonra yapılanların ise aşağıda H.3.4. no’lu bölümde yer verilen
açıklamalar saklı kalmak kaydıyla, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle,
2002/2 sayılı Tebliğ ile tanınan grup muafiyetinden yararlanma ve uygulanma
olanakları bulunduğu görülmektedir. Beş yılı aşan süreler bakımından ise bireysel
muafiyet incelemesine tabi tutulmaları gerekmektedir.
1 Rekabet Kurulunun 05.03.2009 tarih, 09-09-187-57 ve 09.12.2009 tarih, 09-58/1394-363 sayılı kararları.
10-24/338-122
5
H.3.3. Bireysel Muafiyet Değerlendirmesi 190
4054 sayılı Kanunun “Muafiyet” başlıklı 5. maddesine göre, Rekabet Kurulu, bu
maddede belirtilen koşulların tamamının varlığı halinde teşebbüsler arası anlaşma,
uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4. madde hükümlerinin
uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebilir: Bu koşullar 5. maddenin birinci
fıkrasında;
a. Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,
b. Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c. İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
d. Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan 200
fazla sınırlanmaması
şeklinde sayılmıştır. Başvuruya konu dikey anlaşmaların yukarıda yer alan muafiyet
koşullarını taşıyıp taşımadığına ilişkin değerlendirmelere aşağıda yer verilmiştir.
H.3.3.1. Malların Üretim ve Dağıtımı ile Hizmetlerin Sunulmasında Yeni Gelişme
ve İyileştirmelerin Ya Da Ekonomik veya Teknik Gelişmenin Sağlanması Şartı,
Total’in Etkinlik Savunması ve Değerlendirme
Bu koşulun sağlandığının kabulü için üretimin ve dağıtımın iyileştirilmesi, teknik ve
ekonomik gelişmenin artması ve bunun net pozitif etkilerle sonuçlanması, etkinlik
artışının nesnel olarak gösterilebilmesi gerekmektedir.
Bu noktada, mehaz mevzuatın uygulanması konusundaki ATAD içtihadı, taraflara özgü 210
olan, yani öznel sayılabilecek ekonomik faydaların kabul edilemeyeceğini
gösterdiğinden, Komisyon’un Uygulama Rehberi; ileri sürülen etkinlik artışının niteliği,
anlaşma ile etkinlik artışı arasındaki bağlantı, iddia edilen etkinlik artışının büyüklüğü
ve gerçekleşme olasılığı, bunun nasıl ve ne zaman ortaya çıkacağı ve etkinlik artışına
ulaşmanın maliyeti konularında ikna edici açıklamaların bulunması gerektiğini
belirtmektedir.
Total tarafından yapılan başvuruda, Rekabet Kurumu 1. Daire Başkanlığınca
hazırlanan Akaryakıt Sektörü Raporu’nun, Rekabet Kurulunun 09-09/187-57 sayılı
Barbaros/Altınbaş ve 09-09/186-56 sayılı Bölünmez/Pol-Pet kararının ve sektörde bu
dosyalarla benzer nitelikte olup Rekabet Kurulunun önüne gelebilecek diğer 220
uyuşmazlıklar için geçerli olacak yaklaşımı ortaya koyan 12.03.2009 tarihinde Kurum
web sitesinde yayımlanan duyurusunun belirleyici olduğu belirtilmiştir. Söz konusu tarih
esas alınmak suretiyle, 12.03.2009 tarihinden önce bayilik sözleşmesi ile birlikte
imzalanmış olan tüm intifa sözleşmeleri için süreleri sonuna kadar muafiyet talep
edilmiştir.
Bununla birlikte 12.03.2009 tarihinden önce akdedilen intifa sözleşmelerinin toplam
sayısının 516 olduğu, bu sözleşmelerin (….) adedinin, 12.3.2009 tarihi itibarıyla kalan
süresinin 5 yılın üzerinde olduğu ifade edilmiştir. 5 yılı geçen sözleşmelerin geriye
kalan süresi ve bunların toplam Total satış miktarı içindeki payı itibarıyla dağılımı bir
tablo halinde şu şekilde sunulmuştur: 230
Tablo 1: Total bayilerine ilişkin sözleşme ve satış payı bilgileri
Geriye kalan süre (Yıl) Sözleşme Sayısı Total satış miktarı içindeki payı(%)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
10-24/338-122
6
Bu çerçevede, süresi 5 yılı geçen toplam (….) adet intifa sözleşmesinin (….) adedinin
15 yıldan daha az süreli sözleşmeler olduğu belirtilmiş, bu sözleşmelerin Total toplam
satışları içindeki payının %(….) olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu (….) adet
sözleşmenin yaklaşık yarısının ise 8 yıldan daha kısa süreli olduğu belirtilerek Total
için önem taşıyan bu sözleşmelere muafiyet verilmesinin akaryakıt pazarına etkisinin
ihmal edilir seviyede olacağı iddia edilmiştir.
Diğer taraftan, Total’in beyaz akaryakıt ürünlerindeki pazar payının 2002 yılında %(….)
düzeylerinde iken, 2008 yılında %(….) gerilediği, oto-LPG pazarında ise 2002 yılında
%(….) olan pazar payının 2008 yılında %(….) olarak gerçekleştiği, madeni yağ 240
pazarında ise istasyonları vasıtasıyla satılan madeni yağ oranının %(….) gibi çok
düşük seviyelerde olduğu ifade edilmiş, rakiplerinin pazar paylarıyla karşılaştırıldığında
en büyük 4 rakibi ile aralarında ciddi farklar bulunduğu, bu nedenle Total’in pazarda
küçük bir teşebbüs olduğu vurgulanmıştır. Yine Total’in yeni istasyon kurmakta,
mevcut istasyonları transfer etmekte ve dağıtım ağındaki istasyonları büyükler
karşısında korumakta zorlanması nedeniyle satışlarını arttıramamakta ve pazar
payının düşmesini engelleyememekte olduğu belirtilmiştir.
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinde sayılan bireysel muafiyetin ilk koşulu olan
“ekonomik fayda” şartının sağlandığına ilişkin başvuru formunda belirtilen gerekçeler
ise şu şekilde özetlenebilir; 250
1) Rekabet Kurumunun özellikle Akaryakıt Sektör Raporu’ndaki uzun süreli intifa
sözleşmelerinin büyüklerin yararına olduğu ve küçüklerin satış artışını ve pazara
girişini engellediği ve böylece uzun süredir yoğunlaşmış pazar yapısının devam ettiği
şeklindeki tespitlerinden hareketle, talep edilen muafiyetin esas itibarıyla amacı ve
etkisinin Total’in diğer rakiplerine karşı korunması değil akaryakıt sektöründeki
yoğunlaşmanın önlenmesi ve azaltılması, böylece rekabetin korunması ve
geliştirilmesi olduğu belirtilmiştir. 12.03.2009 tarihinden önceki intifa sözleşmelerine
muafiyet verilmediği takdirde Total’in ciddi şekilde pazar dışına çıkma tehdidi altında
kalacağı, kaybettiği pazar payının büyükler tarafından alınacağı ve böylece Rekabet
Kurumu’nun ana amacının aksine en büyük 4 dağıtıcının oluşturduğu yoğunlaşmanın 260
artmasının kaçınılmaz olacağı belirtilerek alt gerekçeleri şu şekilde ifade edilmiştir;
“
a. Total’in istasyonlarının hemen hemen tamamının Eylül 2010’da rekabete
açılması, bu istasyonların büyük dağıtıcılara transferine ve pazardaki mevcut
yoğunlaşmanın artmasına neden olacaktır.
b. Total’in beklenen ciddi kaybını büyük şehirlerde ve mevcut durumda istasyon
olmayan illerde (bölgelerde) istasyon kurarak/transfer ederek telafi etmesi söz
konusu değildir. Dolayısıyla mevcut istasyonlarının önemli bir kısmını koruması
zaruridir.
c. Total tarafından istasyonlara yapılan toplam yatırımların sadece düşük bir 270
kısmının kendisini geri ödediği ve beklenen kar beklentisinin gerçekleşmediği
dikkate alındığında mevcut sözleşmelerin karardan muaf tutulması Total’in zaten
yetersiz olan finans gücünü koruyarak ekonomik fayda sağlayacaktır.”
2) Total’in sözleşmelerinin yaklaşık %(….) rekabete açılması ve bu rekabette
istasyonlarının büyük bir kısmını kaybedeceği riski dikkate alındığında, muafiyet
verildiği takdirde Total’in tapuda intifaların 5 yıla çekilmesinin yaratacağı yatırımların
geri kalan kısmının geri alınması gibi ciddi sorunlarla karşılaşmayacağı ve bu
durumun ekonomik fayda sağlayacağı öne sürülmüştür.
Bu noktada, öncelikle inceleme konusu ürünün özelliği ile dağıtım ve perakende satış
noktalarındaki standardizasyon dikkate alındığında, akaryakıt dağıtım anlaşmalarının, 280
10-24/338-122
7
bireysel muafiyetin ilk koşulu olan yeni ürün veya üretim tekniklerinin bulunması ve
geliştirilmesi bakımından uygun bir zemin teşkil etmediği görülmektedir.
Total tarafından, bireysel muafiyet tanınması halinde muafiyetin ilk koşulunun
gerçekleşmiş olacağı yönelik olarak yapılan etkinlik savunmasının ise bu konuyla
doğrudan bir bağlantısının bulunmadığı, ancak genel olarak rekabet hukuku
kapsamında değerlendirilebileceği görülmektedir.
Rekabet hukukunun asıl amacı rakibi değil rekabeti korumak olup küçük ve orta ölçekli
işletmelerin korunmasına yönelik olarak kanunda doğrudan bir hüküm de
bulunmamaktadır. Bu noktada, Rekabet Kurulunun 19.11.2008 tarihli ve 08-65/1055-
411 sayılı kararında rekabet hukukunun amacına ilişkin olarak şu ifadelere yer verildiği 290
vurgulanmalıdır:
“4054 sayılı Kanun’un temel amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici,
bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan
teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarının önlemek, bunun için gerekli
düzenlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır. Son cümleden görüldüğü
gibi, Rekabet Hukuku’nun en önemli evrenselleşen ilkesi “rekabet hukukunun rakibi
değil, rekabeti koruduğudur”…”
Bu çerçevede rekabet hukuku açısından önemli olan husus, sadece belirli bir seviyenin
altındaki rakiplerin değil piyasadaki etkin rekabetin olumsuz etkilenmemesidir. Bu
nedenle, muafiyet tanınmaması halinde Total’in piyasa dışına çıkma tehdidi altında 300
olacağı iddiası dikkate alınarak, akaryakıt sektöründeki rekabetin olumsuz
etkileneceğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan, Total yapmış olduğu etkinlik savunmasında muafiyet tanınması halinde
pazardaki yoğunlaşmanın azalacağını belirtmiş, ancak bu savını destekleyecek veriler
de ortaya koyamamıştır. Dolayısıyla muafiyet tanınmadığı takdirde Total’in pazar
dışına çıkabileceği iddiası kadar, muafiyet tanınması halinde pazardaki yoğunlaşmanın
azalacağı iddiası da nesnellikten yoksundur.
Nitekim, her ne kadar pazarda yoğunlaşma oranları görece yüksek de olsa pazar
yapısına bakıldığında yıllar itibarıyla pazara yeni giren ve pazardan çıkan teşebbüsler
olduğu gibi pazar paylarını arttıran ve düşüren teşebbüsler olduğu da görülmektedir. 310
Örneğin beyaz ürünler bakımından POAŞ’ın pazar payı 1994 yılında %34,9 iken 2010
yılında %25,06’ya gerilemiş, Shell ve Turcas’ın pazar payı 1994 yılında %27,4 iken
2010 yılında benzin türlerinde %29,67’ye yükselmiştir. Yine Total’in 1994 yılında pazar
payı %5,9 iken 2010 yılında bu oran %5,68 olarak gerçekleşmiş, BP’nin 1994 yılında
pazar payı %8,9 iken 2010 yılında % 14,66 olmuştur2. Bu çerçevede pazarda faaliyet
gösteren firmaların zamanla diğerlerinden pay alabildiği ve zaman içinde
büyüyebildikleri görülmektedir. Bu nedenle, Total’e 15 yılı bulan sürelerle muafiyet
tanınması halinde, pazardaki yoğunlaşmanın azalacağı ve daha rekabetçi bir pazar
yapısı sağlanacağına dair iddia bilimsellikten uzaktır. Ayrıca Total’in piyasa dışına
çıkma tehdidi altında olması, ilgili pazarın yapısı itibarıyla pazarda arz miktarının 320
düşmesi ve bunun da mevcut fiyat seviyesi ve kalite düzeyini olumsuz yönde
etkilemesi gibi bir endişe de yaratmamaktadır.
Bu nedenlerle, Total tarafından iddia edilenin aksine, özellikle intifa, kira vb. uzun süreli
sözleşmelerle birlikte akdedilen bayilik sözleşmelerinin bir bütün halinde, 2002/2 sayılı
Tebliğ ile düzenlenen beş yıllık rekabet etmeme yükümlülüğü sınırı kapsamında
değerlendirilmeye başlanmasıyla birlikte pazardaki yoğunlaşmanın azalacağı,
2 Kaynak: Soysal, Cengiz: Rekabet Perspektifinden Türkiye Akaryakıt Sektörü , Ankara 2003 ve EPDK 2008 yılı
Petrol Piyasası Sektör Raporu.
10-24/338-122
8
potansiyel girişlerin artacağı ve pazarın daha dinamik bir yapıya kavuşacağı; bunun
dışında pazar payı %5’in altında yer alan teşebbüslere ayrıca muafiyet tanınması gibi
farklı bir uygulamaya gidilmesinin gerekli olmadığı değerlendirilmektedir.
H.3.3.2. Tüketicinin Ortaya Çıkan Ekonomik veya Teknik Gelişmeden Yarar 330
Sağlaması Şartı, Total’in Etkinlik Savunması ve Değerlendirme
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında rekabeti sınırlayıcı etkileri olan bir
anlaşmanın muafiyet alabilmesi için, tüketicinin ekonomik gelişmeden yarar sağlaması,
ortaya çıkacak faydadan tüketicinin adil bir pay alması bir diğer koşuldur. Tüketiciye
yansıyacak yararlar kapsamında; fiyatlarda sağlanacak düşüş, kalitenin ve ürün
çeşitliliğinin arttırılması, mal veya hizmet arzında devamlılığın sağlanması gibi hususlar
sayılabilir.
Total tarafından, bu madde bakımından yapılan savunmada da öncekine benzer
şekilde, muafiyet verilmesi halinde ortaya çıkacak en önemli ekonomik faydanın en
büyük 4 teşebbüsün oluşturduğu yoğunlaşmanın azalması ve rekabetin artması 340
olduğu, bu çerçevede; rekabetin artması nedeniyle fiyatların düşmesi, istasyonların
yaygınlaşması nedeniyle tüketicilerin ürüne daha kolay ulaşacağı, hizmet kalitesinin ve
seçme imkânının yükseleceği ve neticede tüketicilerin fayda sağlayacağı belirtilmiştir.
Bildirim konusu anlaşma bakımından tüketici yararı öncelikle fiyat açısından
değerlendirilecektir. Fiyat konusu Rekabet Kurulu’nun 24.07.2008 tarih ve 08-47/653-
250 sayılı kararında ayrıntılı olarak ele alınmış olup; kararda akaryakıt dağıtım
şirketlerinin uyguladıkları fiyatlar arasında litre bazında genellikle 1-3 kuruşluk farkların
bulunduğu, genel olarak ise rafineri çıkış fiyatlarını takip ettikleri belirtilmiştir.
Petrol piyasasında satışa sunulan ürünlerin -özellikle ulusal marker uygulamasından
sonra- büyük ölçüde homojen nitelikte olmaları, rafinaj ve dağıtım kademelerinde 350
yeterince rekabetçi bir yapının bulunmaması, pompa satış fiyatları içerisinde dolaylı
vergilerin payının çok yüksek olması gibi nedenlerle, farklı dağıtıcılarca ülke genelinde
uygulanan akaryakıt fiyatlarının birbirine çok yakın düzeylerde seyrettiği dikkate
alındığında, dikey anlaşmalar bakımından getirilecek kolaylıklar sonucunda fiyatlarda
tüketiciye doğrudan yansıyacak anlamlı bir düşüş beklentisinin gerçekçi olmayacağı
açıktır.
Diğer yandan, somut olarak bakıldığında da akaryakıt ürünlerinde rekabetçi bir
fiyatlandırmanın olmadığına işaret eden olgular mevcuttur: Bilindiği üzere 2009 yılının
ortalarında, uzun süreli intifa sürelerine dayalı anlaşmaların yürürlükte olduğu
dönemde ortaya çıkan fiyatlandırma yapısına EPDK tarafından müdahale edilmiştir. 360
EPDK tarafından yapılan tavan fiyat müdahalesinin en önemli gerekçeleri; ilgili pazarda
fiyatların dünya fiyatlarına kıyasla ve yalnızca dolaylı vergi oranlarıyla
açıklanamayacak derecede yüksek olması ve pazardaki dağıtıcılar tarafından
uygulanan fiyatların neredeyse aynı sayılabilecek kadar birbirine yakın seyretmesidir.
Yalnızca dikey anlaşmalara dayalı katı yapıyla açıklanması mümkün olmamakla
birlikte, ortaya çıkan bu sorunlar, uzun süreli sözleşmelere dayalı yapının fiyatlandırma
bakımından olumlu sonuçlar doğurmadığını göstermektedir.
Total tarafından öne sürülen: tüketicinin seçme imkânının yükselmesi, hizmet
kalitesinin artması, istasyon sayısının yaygınlaşması nedeniyle tüketicinin ürüne daha
kolay ulaşması gibi hususlar ise dikey anlaşmaların bilinen ve genel olarak varlığı 370
kabul edilen faydaları olmakla birlikte, bu tür faydaların ortaya çıkması için bildirime
konu türden anlaşmaların gerçekten de muafiyet talep edilen süreler kadar
uygulanmasına ihtiyaç bulunup bulunmadığı, dolayısıyla rekabetin gereğinden fazla
kısıtlanıp kısıtlanmadığı Kararın izleyen bölümlerinde ele alınmıştır.
10-24/338-122
9
H.3.3.3. İlgili Pazarın Önemli Bir Bölümünde Rekabetin Ortadan Kalkmaması
Şartı, Total’in Savunması ve Değerlendirme
Muafiyet kararı verilebilmesinde aranan bu olumsuz koşul gereğince, muafiyete konu
anlaşma ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmasına neden
olmamalı, başka bir deyişle sağlanan ekonomik gelişme veya fayda ile tüketicinin
bundan yarar sağlaması, rekabetin ortadan kaldırılması ile ulaşılan sonuçlar 380
olmamalıdır. Bu değerlendirme yapılırken dikkate alınması gereken başlıca hususlar;
pazarda hâlihazırda giriş engellerinin olup olmadığı, hâkim durumda olan bir
teşebbüsün bulunup bulunmadığı, dikey anlaşmalar aracılığıyla giriş engeli yaratılıp
yaratılmadığı, tüketici tercihlerinin ne ölçüde kısıtlandığı ve pazarın yapısı olarak
sıralanabilir.
Esasen akaryakıt dağıtım lisansı alabilmek için pazarda önemli bir hukuki giriş engeli
bulunmamaktadır. Bu nedenle hâlihazırda çok sayıda dağıtım firmasının sektörde
faaliyet gösterdiği söylenebilir. Akaryakıt dağıtım piyasasında 1994 yılında 10 adet
şirket faaliyet gösterirken 2009 yılı itibarıyla 53 lisanslı dağıtım şirketi bulunmaktadır.
Akaryakıt ürünlerinin tüketiciyle buluştuğu bayiler bakımından ise 5015 sayılı Kanun’da 390
belirtilen kilometre tahdidi ve istasyon ruhsatı alabilecek arsa bulma zorluğu, kısmi giriş
engelleri olarak değerlendirilebilir.
Dosyada yer alan EPDK verilerine göre, pazar paylarına göre en büyük 5 dağıtıcı
şirketin, pazarın yaklaşık %84’üne; en büyük 10 dağıtıcı şirketin ise, pazarın yaklaşık
%92’sine sahip olduğu görülmektedir. Teşebbüslerin pazar paylarına bakıldığında,
herhangi bir teşebbüsün hakim durumda olduğunu söylemenin mümkün olmadığı ilgili
ürün pazarında, yaklaşık %26’lık oranla en yüksek pazar payına sahip teşebbüsün
Petrol Ofisi A.Ş. olduğu, onu sırasıyla yine yaklaşık %21 ile Shell&Turcas A.Ş., %16
oranla Opet Petrolcülük A.Ş. ve %12 ile BP Petrolleri A.Ş.’nin takip ettiği görülmektedir.
Pazara ilişkin bu genel istatistiksel verilerin ötesinde, ilgili pazarın önemli bir 400
bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığına ilişkin değerlendirmelerde; dikey
anlaşmalardaki rekabet kısıtlamalarının, teşebbüslerin bu kısıtlamaları stratejik bir
şekilde piyasaya girişleri kapatmak için kullanma olasılığı çerçevesinde ele alınması ve
benzer anlaşmaların pazarda yaratacağı kümülatif (birikmimli) etkiye bakılması
gerekmektedir.
En geniş tanımı ile piyasa kapama etkisi, alıcının sağlayıcıya ve/veya sağlayıcının
alıcıya erişimini kısıtlayan ticari stratejileri ifade etmektedir. Bir diğer tanımda ise
piyasa kapama etkisi, mevcut ya da piyasaya yeni giren rakip teşebbüslerin rekabet
etme şansı bulamadığı piyasa yapısı şeklinde ifade edilmiştir3. Dağıtım seviyesinde
ortaya çıkan kapama etkisi, ilgili piyasada bağlı satış noktası sayısının toplam dağıtım 410
ağına oranı şeklinde ifade edilmektedir. Bu oranın yükselmesi, bir sağlayıcının, girdi
temininde veya üretimde herhangi bir güçlük yaşamadığı halde dahi, en basit ifadeyle
ürettiği mal ya da hizmetleri son kullanıcılara ulaştıracak alıcı bulamaması nedeniyle
piyasa dışına çıkmasına neden olabilmektedir4. Bir başka deyişle, eğer bir teşebbüs
yeterli sayıda müşterisini rakiplerinden mal almamaya ikna ederse, rakipler etkin bir
şekilde üretim yapmalarını ya da piyasada var olmalarını sağlayacak miktardaki ürünü
satın alacak sayıda (hacimde) müşteri bulamayabilirler5. Bu durumun doğal sonucu,
potansiyel rakiplerin piyasaya girişinin engellenmesi ve/veya mevcut rakiplerin görece
3Karakurt, A., “Ekonomik ve Hukuki Açıdan Piyasa Kapama Etkisi”, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, s. 3-4, Ankara,
2005
4 Karamustafaoğlu M. ve Pişmaf, Ş. 15. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı Bildiriler Kitabı,
pp.164,167, İstanbul,2009
5 Ekdi, B., “Dikey Anlaşmalar Yoluyla Piyasanın Kapatılması”, Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler
Sempozyumu - II, pp.97-133, Nisan, 2004
10-24/338-122
10
yüksek maliyetlere katlanarak varlığını sürdürme ya da piyasadan çekilme kararı ile
karşı karşıya kalmasıdır6. Kuşkusuz bu sonucun ortaya çıkmasında ve yaratacağı 420
olumsuz etkilerin derecesinde, piyasa kapama etkisine neden olan dikey
anlaşma(lar)nın süresi de son derece önem arz etmektedir.
Bu bakımdan dikey anlaşmaların ekonomiye ve tüketiciye sağlayacağı yararlar ile ilgili
pazardaki rekabetçi yapı üzerinde yaratması muhtemel zararlar arasında makul bir
denge kurmayı hedefleyen 2002/2 sayılı Tebliğ, bu tür anlaşmaların rekabet yasağına
ilişkin hükümlerinin beş yılı aşmamak kaydıyla muafiyetten yararlanabileceğini
düzenlemektedir.
Bu noktada anılan bildirim formunda, Total’in ilgili ürün pazarlarındaki payının %5-6
seviyesinde olduğu, en büyük 4 rakibinin Total’e göre 2 ile 5 misli arasında daha büyük
ölçekte olduğu ve bu rakiplerine göre marka imajı, satış tonajı ve yüksek intifa 430
bedellerini karşılamaktaki finans gücü bakımından ciddi şekilde zayıf konumda olduğu
hususlarına dikkat çekildiği görülmektedir.
Yine söz konusu bildirim formunda, Rekabet Kurulunun birçok muafiyet kararında, %5
civarındaki pazar payına sahip teşebbüslerin rekabeti sınırlayıcı uygulamalarının
pazardaki rekabeti azaltmadığını tespit ettiği belirtilmiş ve Kurulun 6.6.2002 tarihli ve
02-36/399-167 sayılı Pilsa kararı örnek olarak gösterilmiştir. Bahse konu kararın ilgili
bölümü şu şekildedir:
“Dosya mevcudu bilgi ve belgeler çerçevesinde; pazarda 50-60 civarında teşebbüsün
olduğu, bu teşebbüslerden 8-10’unun pazarın yaklaşık %80’ine sahip bulunduğu,
PİLSA’nın pazar payının ise yaklaşık %5 olması nedeniyle pazarın önemli bir 440
bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması şartının yerine getirildiği anlaşılmaktadır.”
Bildirim formunda ayrıca, pazar yapısı itibarıyla muafiyet incelemesine konu olan
pazarlarla büyük benzerlik gösteren (çok sayıda teşebbüs, yoğunlaşmanın yüksekliği)
bir pazarda Total’in sahip olduğu %5 seviyesinde pazar payı nedeniyle, verilecek
muafiyet sonucunda pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan
kalkmadığı/kalkmayacağı iddia edilmektedir. Bu konuda ayrıca “Dikey Anlaşmalara
İlişkin Kılavuz”un 119. paragrafında yer verilen “… Bir sağlayıcının bağlı pazar payı
%5’ten az ise, anılan sağlayıcının birikimli kapama etkisine önemli bir katkıda
bulunmadığı kabul edilebilir.” açıklamasının da bu görüşü destekler nitelikte olduğu
öne sürülmektedir. Yine AB mevzuatı içinde %5 pazar payına sahip teşebbüslerim “De 450
Minimis” (göz ardı edilebilirlik) kuralı gereğince rekabet mevzuatı kapsamı dışında
kaldığı hususu da ileri sürülen gerekçeler arasındadır.
Yukarıda sayılan nedenlerle, Total’in %5 civarındaki pazar payı ile ve sadece
12.03.2009 öncesinde imzaladığı intifa sözleşmelerine süreleri sonuna kadar muafiyet
verilmesinin hiçbir şekilde rekabete negatif etkisinin söz konusu olmayacağı, muafiyeti
istenen sözleşmelerden [kalan] süresi 5 yılı geçen toplam (….) adet intifa
sözleşmesinin (….) tanesinin 15 yıldan daha az süreli sözleşmeler olduğu, Total için
önem taşıyan bu sözleşmelere muafiyet verilmesinin akaryakıt pazarına etkisinin hem
Total’in pazar payı bakımından hem de bu sözleşmelerin süresi bakımından ihmal
edilir seviyede olduğu ve son olarak, verilen muafiyet ile Total’in bundan ek yarar 460
sağlayarak pazar payını anlamlı bir şekilde artırmasının söz konusu olmayacağı
savunulmuştur.
6 Karamustafaoğlu M. ve Pişmaf, Ş. age. s 165
10-24/338-122
11
Buna ilave olarak, Total’e mevcut sözleşmeleri için verilecek muafiyetin pazarda aynı
veya daha zayıf konumda olan küçük teşebbüslere de verilmesi halinde dahi, paralel
ağ şartı olan %50 seviyesinin söz konusu olmayacağı, bu seviyenin bahse konu küçük
teşebbüsler için sadece %20 olması nedeniyle rekabeti azaltıcı etkisinin
bulunmayacağı iddia edilmiştir. 470
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 116. paragrafında “Tebliğ’de tek marka
sınırlamaları (rekabet etmeme yükümlülüğü, miktar zorlaması gibi) sağlayıcının pazar
payının %40’ın altında olduğu ve anılan sınırlamanın beş yılı aşmadığı durumda muaf
tutulmaktadır. Pazar payının %40’ın veya zaman sınırının beş yılın üzerinde olduğu
hallerde bireysel değerlendirmeler için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır” ifadesi
yer aldıktan sonra, Kılavuzun devamında sağlayıcının bağlı pazar payı ve rekabet
etmeme yükümlülüğünün süresi arttıkça pazarın kapanmasının o oranda artacağı ve
ilgili pazarda sağlayıcılar önemli sayıda alıcıyla bu yönde anlaşmalar yapmış ise,
pazarın potansiyel rakiplere kapatılabileceği açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu bağlamda dosyada yer alan ve Türkiye akaryakıt sektöründe faaliyette bulunan 480
dağıtıcı teşebbüsler, bu teşebbüslere bağlı akaryakıt istasyonu sayıları ve pazar
paylarına aşağıda yer verilmektedir:
Tablo 2: Dağıtım şirketlerinin anlaşmalı olduğu istasyonlu bayi sayıları ve 2008 yılı satış miktarı verileri7
DAĞITIM ŞİRKETİ İstasyonlu
Bayi Sayısı
Toplam
İstasyon
Sayısına
Oranı
Benzin Satış
m3(İstayonlu
Bayiler
Aracılığıyla)
Benzin Satış Pazar
Payı (İstayonlu
Bayiler Aracılığıyla)
Motorin Satış
m3(İstayonlu
Bayiler
Aracılığıyla)
Motorin Satış
Pazar Payı
(İstayonlu Bayiler
Aracılığıyla)
PETROL OFİSİ + ERK 3071 24,19% 557.125 25,06% 3.517.596 28,68%
OPET 1393 10,97% 371.150 16,69% 1.918.705 15,64%
SHELL 1225 9,65% 659.689 29,67% 2.242.251 18,28%
LUKOIL + AKPET 763 6,01% 43.658 1,96% 402.463 3,28%
BP 626 4,93% 325.820 14,66% 1.585.754 12,93%
TOTAL 514 4,05% 126.318 5,68% 690.178 5,63%
ALPET 426 3,36% 31.453 1,41% 344.712 2,81%
BALPET (BPET) 441 3,47% 5.891 0,26% 98.584 0,80%
BÖLÜNMEZ (MOIL) 391 3,08% 25.210 1,13% 198.549 1,62%
TERMOPET 390 3,07% 4.801 0,22% 90.512 0,74%
STARPET 378 2,98% 4.009 0,18% 76.693 0,63%
ENERJİ 372 2,93% 7.505 0,34% 111.169 0,91%
TURKUAZ 288 2,27% 10.467 0,47% 152.676 1,24%
YALÇINKAYA + TECO 266 2,10% 4.344 0,20% 103.741 0,85%
KADOIL 227 1,79% 4.971 0,22% 94.073 0,77%
PETLINE 216 1,70% 9.435 0,42% 95.146 0,78%
ERDELTA (USPET) 206 1,62% 2.036 0,09% 72.425 0,59%
BEST OIL 189 1,49% 2.917 0,13% 67.126 0,55%
SOIL 178 1,40% 3.189 0,14% 61.435 0,50%
N-PET (PETROTURK) 166 1,31% 3.760 0,17% 60.619 0,49%
BİRLEŞİK 107 0,84% 1.353 0,06% 31.783 0,26%
DELTA 97 0,76% 2.498 0,11% 32.223 0,26%
TPPD 82 0,65% 3.217 0,14% 33.283 0,27%
TURKOIL 61 0,48% 149 0,01% 2.159 0,02%
DİĞER 620 4,88% 12.223 0,55% 181.517 1,48%
TOPLAM 12693 100,00% 2.223.188 100,00% 12.265.372 100,00%
7 Kaynak:
10-24/338-122
12
Tablo’dan görüleceği üzere sektörde herhangi bir teşebbüsün hakim durumda
olduğuna işaret edebilecek bir pazar payının mevcut olmadığı; muafiyet talep eden
Total’in ise ortalama %5 civarında pazar payına sahip olduğu görülmektedir.
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuzun 119. paragrafı şu şekildedir:
“Sağlayıcının pazar gücü değerlendirilirken “rakiplerin pazardaki konumu” da önemlidir.
Rakipler yeterince çok ve güçlü ise sağlayıcının uyguladığı tek marka anlaşmasından
hissedilir derecede rekabeti bozucu etkiler beklenmez. Pazar kapama etkisi, rakip 490
teşebbüslerin tek marka anlaşmasını uygulayan sağlayıcıdan önemli ölçüde küçük
olduğu hallerde ortaya çıkabilecektir. Rakipler birbirine benzer büyüklükte ve benzer
çekicilikte ürünler sunuyorlarsa pazarın rakiplere kapatılması söz konusu
olmayabilecektir. Ancak ilgili pazarda sağlayıcılar önemli sayıda alıcıyla bu yönde
anlaşmalar yapmış ise, pazar potansiyel rakiplere kapatılabilir. Birikimli etki olarak
da adlandırılan bu durum aynı zamanda sağlayıcılar arasında rekabeti sınırlayıcı
işbirliğine (collusion) de yol açabilir. Şayet sağlayıcılar Tebliğ kapsamında iseler bu
yöndeki birikimli etkiyi ortadan kaldırmak için muafiyetin geri alınması gerekebilir. Bir
sağlayıcının bağlı pazar payı % 5’ten az ise, anılan sağlayıcının birikimli kapama
etkisine önemli bir katkıda bulunmadığı kabul edilebilir.” 500
Söz konusu Kılavuz’un 49. paragrafında ise şu açıklamalar bulunmaktadır:
“…Pazarda faaliyet gösteren pek çok sağlayıcının dağıtım organizasyonlarını benzer
kısıtlamaları kullanarak birbirlerine paralel biçimde düzenlemeleri, dikey kısıtlamaların
olumsuz etkilerini arttırıcı etkiye sahiptir. Bu durum birikimli etki olarak da
tanımlanmakta olup, muafiyetin geri alınması, birikimli etkiden kaynaklanabilecek
rekabet sorunları nedeniyle de gündeme gelebilecektir. İlgili pazara girişler ve ilgili
pazardaki rekabet, birbiriyle rekabet halindeki sağlayıcılar veya alıcılar tarafından
uygulanan benzer nitelikteki dikey anlaşmaların oluşturduğu paralel ağlar tarafından
önemli ölçüde engellenmekte ise Kanun’un 5. maddesindeki muafiyet şartlarının
gerçekleşmesi mümkün değildir.” 510
2002/2 sayılı Tebliğ’in 6. maddesinde de şu düzenleme yer almaktadır:
“Benzer nitelikteki dikey sınırlamaların oluşturduğu paralel ağlar ilgili pazarın
%50’sinden fazlasını kapsıyorsa, Rekabet Kurulu, ayrıca çıkaracağı bir tebliğ ile ilgili
pazarda belirli sınırlamaları içeren dikey anlaşmaları bu Tebliğ’in sağladığı muafiyetin
dışına çıkarabilir.”
Yukarıda yer verilen açıklamaların çoğu, pazar payının muafiyete ilişkin
değerlendirmelerde dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu göstermektedir.
Ancak, bireysel muafiyet tanınmasına ilişkin Rekabet Kurulu kararları, benzer nitelikteki
diğer işlemler bakımından da emsal teşkil edebileceği dikkate alındığında, rekabet
mevzuatında küçük teşebbüsler lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını gerektiren genel 520
bir düzenleme de bulunmadığından, salt ilgili teşebbüsün pazar payının düşük
olmasına bağlı olarak verilecek bir muafiyet kararının, büyüklerin de muafiyet talep
etmelerini engellemeyeceği açıktır. Bu nedenle, muhtemel kümülatif etkinin
belirlenmesinde yalnızca ilgili tarafların pazar payına dayalı bir yaklaşım yeterli
olmayıp, muafiyet tanınan anlaşmanın niteliği ve diğer anlaşmalar içerisindeki yerinin
iyi tespit edilmesi ve benzer anlaşmalarla birlikte ele alınması gerekmektedir.
Bu noktada, pazar payı ölçütü dışarıda bırakıldığında, akaryakıt ürünlerinin istasyonlar
marifetiyle satışında, gerek yerleşik teamüller gerekse ilgili mevzuat nedeniyle, benzer
nitelikteki dikey sınırlamalar içeren anlaşmaların oluşturduğu paralel ağların, Total’in
iddiasının aksine, ilgili pazarın %100’ünü kapsadığını vurgulamak gerekmektedir. 530
Yani ilgili pazarda yer alan dağıtıcı teşebbüslerin tamamının istasyonlu bayileri ile
10-24/338-122
13
yapmış oldukları bütün dikey anlaşmalar tek marka sınırlaması içermekte ve bu
bakımdan, bayiler üzerine dağıtıcılar tarafından arz edilen mallar ile rekabet etmeme
yükümlülüğü getirmektedir. Bu nedenle, mevcut hukuksal durum da dikkate
alındığında, muafiyet talebine konu olan anlaşmalarla benzer nitelikteki anlaşmalardan
kaynaklanan kümülatif etkinin %100’e kadar çıkabileceği görülmektedir.
Diğer taraftan EPDK’nın 2008 yılı Petrol Piyasası Sektör Raporu’ndaki verilere ve
EPDK internet sitesinde yer alan istasyonlu bayilik lisansı verilerinden ortaya konulan
sonuca göre; ülkemiz akaryakıt sektöründe, Total da dahil olmak üzere, pazar payı %5
gibi görece düşük sayılabilecek bir oranın altında olan dağıtıcı şirketlerin anlaşmalı 540
istasyonlu bayi sayılarının 04.01.2010 tarihi itibarıyla 6378 olduğu görülmektedir. Bu
sayı; toplam istasyonlu bayi sayısının yarısından fazladır. Bu bakımdan: münferit
olarak değerlendirildiğinde, pazarda hissedilir bir etki yaratmayabileceği düşünülen bir
anlaşmanın, sektörde eşdeğer ya da büyük ölçüde benzer durumda olan teşebbüslerin
tamamınca uygulanması nedeniyle ortaya çıkan birikimli etkinin, pazarın önemli bir
bölümünün diğer dağıtıcıların rekabetine kapatılması, pazarda işbirliği ve koordinasyon
riskinin önemli ölçüde artması sonucunu doğurması kaçınılmaz olacaktır.
Dolayısıyla Total tarafından talep edilen husus, esas itibarıyla, Türkiye akaryakıt
sektöründeki mevcut bayilik ağının yarısının, 2002/2 sayılı Tebliğ ile öngörülen (beş
yıllık) sınırın çok ötesinde bir süre için diğer dağıtıcıların rekabetine kapatılmasına izin 550
verilmesi anlamına gelmektedir. Salt bu husus dahi, bahse konu dikey anlaşmaların,
ilgili pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmasına neden olacağı
konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır. Kaldı ki, söz konusu anlaşmaların son
derece önemli bir bölümünün halihazırda uzun süredir kesintisiz olarak uygulanmakta
olduğu da unutulmamalıdır.
Bu noktada ülkemiz rekabet mevzuatında “De Minimis” (göz ardı edilebilirlik) kuralının
geçerli olmadığı, dolayısıyla rekabeti hissedilir derecede etkilemeyen anlaşmaların
Kanunun 4. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğine yönelik bir yaklaşımın da
mümkün olmadığı belirtilmelidir. Zira 4054 sayılı Kanun’da “De Minimis” kuralına
dayanak oluşturacak herhangi bir kriter veya ifadeye yer verilmemiştir. Diğer yandan, 560
bu kural ülkemiz mevzuatı bakımından geçerli olsaydı dahi, somut olayda yine de
uygulanamayacağını ifade etmek gerekir. “De Minimis” kuralının uygulanmasına ilişkin
olarak Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yayımlanan duyuruda8; ilgili pazarda,
rekabetin, bir çok teşebbüsün kümülatif olarak değerlendirilen paralel anlaşmalarının
etkisi sonucu bozulması söz konusu ise “De Minimis” kuralının uygulanmayabileceğinin
belirtilmesi, bu durumun açık bir göstergesidir.
Başvuru konusu dikey anlaşmaların sürelerinin, ilgili pazardaki rekabetçi yapı üzerine
mevcut ve/veya muhtemel etkilerine de ayrıca değinmekte fayda görülmektedir. Dikey
Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 118. paragrafında konuyla ilgili olarak şu açıklamalar
bulunmaktadır: 570
“Sağlayıcının pazardaki konumu yanında uygulanan rekabet etmeme yükümlülüğünün
kapsamı ve süresi de anılan değerlendirmede çok önem kazanmaktadır. Sağlayıcının
satışlarının tek marka anlaşmasından kaynaklanan kısmı arttıkça, eş deyişle bağlı
pazar payı arttıkça, pazarda kapama riski de artacaktır. Benzer şekilde rekabet
etmeme yükümlüğünün süresi arttıkça pazarın kapanması o oranda artacaktır. Hakim
durumda olmayan teşebbüsler tarafından yapılan ve rekabet etmeme yükümlülüğünün
süresi bir yıldan az olan anlaşmaların, genel olarak hissedilir derecede rekabeti bozma
etkisi olmadığı kabul edilir. Hakim durumda olmayan teşebbüslerin bir ila beş yıl
8 Commission Notice on agreements of minor importance which do not appreciably restrict competition under
Article 81(1) of the Treaty establishing the European Community (de minimis)
10-24/338-122
14
arasındaki rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmalarının muafiyet alabilmeleri
bu anlaşmaların rekabeti azaltıcı ve artırıcı etkilerinin dengelenmesine bağlıdır. Öte 580
yandan beş yılı aşan bu yöndeki anlaşmalar birçok yatırım türü için ileri sürülen
etkinliklere ulaşmak için gerekli görülmez veya bu etkinlikler pazar kapama
etkisini dengelemeye yeterli değildir.”
Yukarıda da aktarıldığı üzere, Total tarafından muafiyeti istenen sözleşmelerden
(kalan) süresi 5 yılı geçen toplam (….) adet intifa sözleşmesinin (….) tanesinin 15
yıldan daha az süreli sözleşmeler olduğu, Total için önem taşıyan bu sözleşmelere
muafiyet verilmesinin akaryakıt pazarına etkisinin hem Total’in pazar payı bakımından
hem de bu sözleşmelerin süresi bakımından ihmal edilir seviyede olduğu öne
sürülmektedir.
Bununla birlikte, Total tarafından sunulan 07.01.2010 tarihli yazı ekinde sunulan 590
belgelerde yer alan verilere göre: söz konusu anlaşmalardan (….) adedi 15 yıldan
uzun, (….) adedi 10 – 15 yıl, (….) adedi 5-10 yıl süredir kesintisiz uygulanmakta olup,
yalnızca geriye kalan (….) adedinin uygulama süresi 5 yıl veya daha kısadır.
Uygulama süresi 5 yıl veya daha kısa olan (….) anlaşmanın her biri kapsamında ise;
12 yıldan az olmamak üzere ve büyük kısmı 15 yıldan uzun süreli olarak Total lehine
tesis edilmiş intifa hakkı bulunduğu da belirtilmelidir.
Oysa Kılavuz’un ilgili bölümünde de açıkça belirtildiği üzere, dikey anlaşmalardaki
rekabet etmeme yükümlülüklerine ya da bu yükümlülüklerin anlaşmanın esaslı bir
unsuru olduğu hallerde bir bütün olarak ilgili anlaşmaya, 2002/2 sayılı Tebliğ ile
getirilen beş yıllık sürenin üzerinde bir süre için muafiyet tanınması çoğu kez haklı 600
görülememekte, anlaşma sonucu ortaya çıkan etkinlikler, süresi beş yılı aşan
anlaşmaların yaratacağı pazar kapama etkisini dengelemeye yeterli olarak
değerlendirilememektedir.
Bu açıklamaların sonunda özetle ifade etmek gerekirse, bildirime konu anlaşmaların
ilgili pazarın önemli bir bölümünde rekabeti ortadan kaldıracak nitelikte anlaşmalar
oldukları, bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer
verilen koşulları taşımadıkları kanaatine varılmıştır.
H.3.3.4. Rekabetin (a) ve (b) Bentlerindeki Amaçların Elde Edilmesi İçin Zorunlu
Olandan Fazla Sınırlanmaması Şartı, Total’in Savunması ve Değerlendirme
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca, ilgili piyasanın önemli bir kısmında 610
rekabetin önemli ölçüde ortadan kaldırılmasına yol açmayacak olan bir anlaşmanın,
tüketicilerin de faydasına olacak şekilde doğuracağı gelişme veya iyileşmelerin
rekabeti daha az sınırlayıcı bir yol izlenerek elde edilmesi mümkünse, söz konusu
anlaşmaya muafiyet tanınması mümkün değildir. Buna göre, sınırlama, anlaşmanın
ardında yatan temel amaca uygun ve bunun gerçekleştirilmesi için gerekli olmalıdır.
Buna karşın, yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, mevcut anlaşmalar 4054 sayılı
Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi anlamında tüketici yararı sağlamadıkları
gibi; ilgili pazarın önemli bir bölümünde de rekabetin ortadan kaldırılmasına neden
olacak niteliktedirler. Söz konusu anlaşmaların bakımından, iddia edilen olumlu
sonuçların alınabilmesi için Tebliğ ile getirilen 5 yıllık genel muafiyet süresi yeterli olup; 620
bunu aşan sürelerin rekabetin gereğinden fazla sınırlanması sonucunu ortaya çıkardığı
görülmektedir.
10-24/338-122
15
Tüm bu tespit ve değerlendirmeler neticesinde: bildirime konu anlaşmaların tümünün
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan
koşulları taşımadıkları ve bu nedenle hepsine birden 2002/2 sayılı Tebliğ ile öngörülen
sınırı aşan süreler için bireysel muafiyet tanınmasının mümkün olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır. Ancak bu noktada, Kurulun daha önce almış olduğu kararlarla ortaya 630
koymuş olduğu ölçütler çerçevesinde, başvuru konusu anlaşmalar içinde yer alan ve
tümüyle yeni yatırım mahiyetinde olan istasyonlara özgü durumun ayrıca ele alınması
gerekmektedir.
H.3.4. Daha Önce Üzerinde İstasyonlu Akaryakıt Bayilik Faaliyeti Yapılmamış
Arsalar/Araziler Üzerinde Maliyeti Total Tarafından Karşılanmak Suretiyle
Kurulan İstasyonlara İlişkin Değerlendirme
Total tarafından yapılan bireysel muafiyet başvurusu incelendiğinde, daha önce
üzerinde istasyonlu akaryakıt bayilik faaliyeti yapılmamış arsalar/araziler üzerinde
maliyeti Total tarafından karşılanmak suretiyle kurulan istasyonlara ilişkin, Total ile
bayileri arasında henüz 5 yıllını doldurmamış olan bayilik ve onunla birlikte akdedilen 640
intifa, kira vb. sözleşmelerin oluşturduğu 31 adet anlaşmanın olduğu görülmektedir.
Rekabet Kurulunun daha önce almış olduğu benzer konulu anlaşmalara ilişkin
Kararlarında9 da belirtildiği üzere, söz konusu anlaşmaların her birinin, daha önce
üzerinde hiçbir gerçek ve/veya tüzel kişi tarafından akaryakıt bayilik faaliyeti
yapılmamış arsalar/araziler üzerinde kurulacak yeni akaryakıt istasyonlarına ilişkin
olmaları ve akaryakıt istasyonlarına özgü yatırımların dağıtıcı tarafından üstleniliyor
olması dikkate alınarak, “bayilerin 5. yılın sonunda, Total tarafından üstlenilen ilişkiye
özgü yatırımın varsa kalan süreye tekabül eden bedelini ödeyerek anlaşmaları sona
erdirebilmeleri” konusunda tarafların anlaşmaları koşuluyla, bildirime konu dikey
anlaşmalara 10 yıla kadar muafiyet tanınabileceği kanaatine varılmıştır. 650
I. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre,
Total Oil Türkiye A.Ş. ile bayileri arasında 12.3.2009 tarihinden önce yapılan dikey
anlaşmalardan;
1- a) 18.9.2005 tarihi öncesi yapılmış olup da anılan tarih itibarıyla bakiye süreleri beş
yılı aşanların, 18.9.2010 tarihine kadar,
b) 18.9.2005 tarihinden sonra yapılanların ise aşağıda belirtilenler hariç olmak
üzere, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle,
2002/2 sayılı Tebliğ ile tanınan grup muafiyetinden yararlanma ve uygulanma
olanakları bulunduğuna, 660
2- Daha önce üzerinde istasyonlu akaryakıt bayilik faaliyeti yapılmamış arsalar/araziler
üzerinde maliyeti Total Oil Türkiye A.Ş. tarafından karşılanmak suretiyle kurulan
istasyonlara ilişkin anlaşmalara;
a) “Bayilerin, anlaşmaların ilk olarak imzalandıkları tarihten itibaren beşinci yılın
sonunda, Total Oil Türkiye A.Ş. tarafından üstlenilen ilişkiye özgü yatırımın varsa
kalan süreye tekabül eden bedelini ödeyerek anlaşmaları sona erdirebilmeleri”
konusunda tarafların anlaşmaları koşuluyla, imza tarihinden itibaren on yıla kadar
muafiyet tanınmasına,
9 Rekabet Kurulunun 25.02.2010 tarihli ve 10-19/229-87 ile 10-19/ 228-86 sayılı Kararları.
10-24/338-122
16
b) Tarafların yukarıda belirtilen hususlarda anlaşamamaları halinde ise bahse konu
dikey anlaşmaların, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle 2002/2 sayılı Tebliğ 670
ile tanınan grup muafiyetinden yararlanabileceklerine
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy