Dosyanın incelenmesinde; sanık H..U... hakkında verilen mahkumiyet kararının 10/10/2019 tarihinde yüzüne karşı açıklandığı anlaşılmıştır.
Sanık H..U... 11/10/2019 tarihli dilekçesi ile; açıklanan hükmü istinaf ettiğini belirtmiştir. Sanığa ilgili mahkeme tarafından gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair dosya içerisinde bir belgeye rastlanmamıştır.
5271 CMK'nın 275/2 maddesinde; "...Hüküm istinaf yoluna başvuran Cumhuriyet savcısına veya ilgililere gerekçesi ile birlikte açıklanmamışsa; hükme karşı istinaf yoluna başvurulduğunun mahkemece öğrenilmesinden itibaren gerekçe yedi gün içerisinde tebliğ edilir..." şeklinde emredici düzenleme mevcuttur.
Anayasa'nın 36. Maddesinde"... Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir..." şeklinde düzenleme mevcuttur.
Anayasanın 90/son. maddesi incelendiğinde"... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır..." şeklinde düzenlemesi ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan Milletlerarası Anlaşma hükümlerinin iç hukuk uygulamasında da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkını düzenleyen 6. Maddesinde ise, "... 1. Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan, kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından dâvasının mâkul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir.
Hüküm aleni olarak verilir, şu kadar ki demokratik bir toplulukta âmme intizamının veya millî güvenliğin veya ahlâkın yararına veya küçüğün menfaati veya dâvaya taraf olanların korunması veya adaletin selâmetine zarar verebileceği bazı hususi hallerde, mahkemece zaruri görülecek ölçüde, aleniyet dâvanın devamınca tamamen veya kısmen Basın mensupları ve halk hakkında tahdidedilebilir.
2.Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.
3. Her sanık ezcümle:
a) Şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek,
b) Müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak,
c) Kendi kendini müdafaa etmek veya kendi seçeceği bir müdafii veya eğer bir müdafi tâyin için mali imkânlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selâmeti gerektiriyorsa, mahkeme tarafından tayin edilecek bir avukatın meccani yardımından istifade etmek,
d) İddia şahitlerini sorguya çekmek, veya çektirmek, müdafaa şahitlerinin de iddia şahitleriyle aynı şartlar altında davet edilmesini ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek,
e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak, haklarına sahiptir..." şeklinde sahip olunan haklar sıralanmıştır.
Mahkemelerin kararlarını gerekçeli verme yükümlülüğü yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere taraf olduğumuz AHİS 6.maddesi içerisinde dolaylı olarak belirtilmiş ve uygulamada da adil yargılanma hakkının bir sonucu olarak kabul edilmiştir. Kararın gerekçeli olması kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek bakımından davanın taraflarının menfaatini ilgilendirdiği gibi mahkemelere güveni sağlayarak kamu menfaatini de ilgilendirmektedir.
Prof. Dr. Sibel İNCEOĞLU'nun İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa kitabında açıklandığı üzere"...İlk Derece Mahkemesinin gerekçesini öğrenmeden temyiz için başvuru yapmak zorunda kalınması sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrası açısından ihlal nedenidir. Eğer kararının gerekçesi yok ise kanun yolu hayali bir imkan haline gelir. Milli mahkemeler kararlarının dayanaklarını yeteri kadar açık bir biçimde göstermek zorundadırlar. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi öğrenilmeden temyiz için başvuru yapmak zorunda kalınmamalıdır..." şeklindeki açıklamalar ve Anayasa Mahkemesi'nin Caner Kandırmaz başvurusu (B.No: 2013/3672, 30/12/2014), Billur Güzide Balyemez ve Recai Alper Tunga başvurusu (B.No: 2014/5909, 25/03/2015), Tuğba Doğruyol başvurusu (B. No: 2014/1292, 10/06/2015), Sinan Cihan Aksoy başvurusu (B.No: 2014/13062, 30/03/2016) sayılı kararları içeriği incelendiğinde de başvuran kişilerin gerekçeli karar haklarının Anayasa 36. Maddesi kapsamında ihlal edildiğinde karar verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında dosya incelendiğinde; mahkumiyet kararının 10/10/2019 tarihinde sanığın hazır olduğu duruşmada açıklandığı; 11/10/2019 tarihli dilekçesi ile sanığın istinaf kanun yoluna başvurma talebini içeren dilekçesi verdiği, ancak gerekçeli kararın sanığa CMK 275/2, Anayasa 36-90. Maddeler ve AHİS 6. maddesi kapsamında tebliğ edilmediği, bu şekli ile adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi açısından istinaf eden ilgiliye gerekçeli kararın tebliğ edilmesinin gerekli olduğu, söz konusu eksikliğin giderilmesi amacı ile buna ilişkin tebligat evrakının eklenmesinden sonra iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine TEVDİİNE, kesin olmak üzere 08/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)