Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile hüküm tarihine göre dosya ve inceleme raporu incelendi.
İstinaf başvurusunun usulden reddi nedenleri bulunmadığı anlaşılmakla gereği görüşülüp düşünüldü.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında her ne kadarda sair tehdit suçundan dolayı düşme kararı verilmişse de Mağdurun hazırlık aşamasında sunmuş olduğu ve iddianameye yansıtılmayan bazı mesaj içeriklerinin olduğu, bu mesaj içerikleri incelendiğinde "o telefonu götüne sokacağım,, yarın o ifadeyi geri alacaksın yoksa ananı sikerim" şiklinde mesajları sanığın attığını kabul etmesi karşısında bu mesajların TCK nın 106/1 maddesi kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmeden karar verildiği görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27/11/2018 tarihli ve 2017/17-328 esas, 2018/575 sayılı kararında belirtildiği üzere; ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun'un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nın 225. maddesi uyarınca ise; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.Sanık, iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir.
Bu anlamda dosya incelendiğinde , iddianamede anlatılmayan ve fakat mağdurun hazırlık aşamasında kolluk güçlerine sunduğu ve dosyada tutanak altına alınan ve sanıkçada kendisince gönderildiği kabul edilen "o telefonu götüne sokacağım, yarın o ifadeyi geri alacaksın yoksa ananı sikerim" şeklindeki mesajlar yönünden , iddianamede yer almayan bu eylemler ile ilgili olarak Cumhuriyet savcılığına TCK nın 106/1 maddesi açısından suç duyurusunda bulunulması, kamu davası açılması halinde ise gerekli görülmesi halinde davaların birleştirilmesi yoluna gidilmesi ve sanığın hukuksal durumunun mevcut kanıtlara göre değerlendirilmesi gerektiğinden eksik incelemeyle karar verilmesi doğru olmadığından o yer savcılığının istinaf başvurusu bu nedenle yerinde olduğundan 5271 sayılı CMK'nın 280/f ve 289 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesi HÜKMÜNÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere Pazar(Rize) 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine,
CMK'nun 284/1 ve 286/1 maddeleri gereğince KESİN olmak üzere 22/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)