Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;
Dosyadaki duruşma tutanakları, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçeleri içeriklerine göre yapılan incelemede;
Sanık tarafından mağdurun yaşının bilinmediği, cinsel eylemler sırasında yaşının 17 olarak söylendiği ve bunun üzerine sanığın aracını döndürüp şehir merkezine doğru gittiği hususunda savunmada bulunulmuş, ilk derece mahkemesince de kararın gerekçesinde mağdurun alınan beyanında hastane doğumlu olduğu anlaşılması karşısında mağdurun doğum tutanağına esas teşkil edecek belgeler dosyaya getirtilmeden sanığın mağdurun yaşında hataya düştüğü yönündeki savunmasına itibar edilmeyerek, sanık hakkında hata hükümleri uygulanmamış, Dairemizce istinaf incelemesi sırasında mağdurun doğumuna ilişkin belgeler dosya arasına alınmış, mağdurun beyanla nüfusa yazıldığı ve hastane doğumlu olmadığı anlaşılmış ise de; mağdurun mahkemece ifadesinin alındığı 14/01/2020 tarihli celsede, mahkemece yapılan gözleminde, 165-170 boylarında, 45-50 kg. Ağırlığında, yüz tipi olarak 17 yaş civarında olduğunun gözlemlenmesi, bu gözleme sanık ve müdafii tarafından bir itirazda bulunulmaması, ayrıca mağdurun sanığa 17 yaşında olduğunu beyan ettiğini belirtmesi, ilk derece mahkemesi ve Dairemizce sanığın mağdura yönelik rıza dışı cinsel istismar teşkil edecek eylemlerde bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, 22 yaşındaki sanığın 17 yaş 5 ay içerisinde olan mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğüne ilişkin savunmasının suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiş, sanık hakkında hata hükümlerinin uygulanmamasının usul ve esasa uygun olduğu kabul edilmiştir.
Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davasına esas teşkil eden iddianame ile TCK 103/1-b.1.cümle, 103/1-1.cümle, 109/1, 109/3.f, 109/5, 134/1, 53, 63 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin TCK'nın 109/2 maddeleri kapsamında kaldığının kabul edildiği, kovuşturma aşamasında sanık ve müdafiine TCK'nın 109/2. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı ve süresi verilmemiş ise de, T.C. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 17/12/2019 tarihli 2015/24811 esas 2019/19829 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Cumhuriyet Savcısı tarafından sanık ile ilgili 14/01/2020 tarihli duruşmada esas hakkında mütalaa verilirken sanık ve müdafiinin de hazır bulunduğu, ayrıca 04/02/2020 tarihli celsede de Cumhuriyet Savcısı tarafından 14/01/2020 tarihli esas hakkındaki mütalaanın tekrar edildiği sırada sanık ve müdafiinin hazır bulunduğu, sanık ve müdafiine esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarının sorulduğu dikkate alındığında, TCK'nın 109/2. maddesinin uygulanması talebine binaen esas hakkındaki mütalaada da bu sevk maddeleri yönüyle cezalandırılma talebinde bulunulduğundan sanığa ve müdafiine ayrıca ek savunma verilmemesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olmadığı anlaşılmış, bu husus eleştiri ile yetinilmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 236/3 maddesine göre, yaşı küçük olan mağdurun beyanının alındığı 14/01/2020 tarihli celsede, psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman kişi görevlendirilmesi zorunlu olmasına rağmen, buna muhalefet edilmiş ise de, inceleme tarihi itibariyle mağdurun 18 yaşını doldurması nedeniyle bu hususun telafisi mümkün olmadığından bozma nedeni yapılmamış eleştiri ile yetinilmiştir.
Sanık hakkında açılan kamu davası sırasında duruşmaların kanuna uygun biçimde yürütüldüğü ve 5271 sayılı CMK'nın 280/1-d maddesi gereğince hükmün bozulmasını gerektirecek ve aynı Yasanın 289. maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık hallerinin mevcut olmadığı,
Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde ileri sürülen iddia ve savunmalar ile ikame edilen delillerin denetimi sağlayacak biçimde ve eksiksiz olarak sergilenerek tespit edildiği, yargılama sonucunda dosyaya yansıyan tüm bilgi ve kanıtların gerekçeli kararda yöntemince tartışılarak ulaşılan vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve takdirine göre, sanık hakkkında yapılan yargılama neticesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan düşme, çocuğun cinsel istismarı ve cinsel amaçla çocuk yaştaki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyet kararı verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu,
Sanığın sabit bulunan müsnet çocuğun cinsel istismarı ve cinsel amaçla çocuk yaştaki kişiyi cebir unsuru ile hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyetine ilişkin verilen kararda, cezaların kanunda düzenlenen kurallara uygun şekilde belirlenerek bireyselleştirildiği, yasal ve takdiri artırıcı ve indirici nedenlerin gözetildiği,
İlk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilen eleştiriler dışında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı saptanmış olmakla, ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanık hakkında, hüküm fıkrasının C-4) Maddesinde cezasından TCK'unn 62. Maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken 5 Yıl 15 Ay hapis cezası yerine, 6 Yıl 3 Ay hapis cezasına hükmedilerek fazla ceza tayini,
Bu husus kanuna aykırı görüldüğünden, duruşma açılarak davanın yeniden görülmesini gerektirmeyen bu hususun, CMK'nun 280/1-a ve 303/1 maddeleri gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasındakiC-5) Maddesinde belirtilen "6 YIL 3 AY HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA" ibaresinin çıkartılarak, yerine, "5 YIL 15 AY HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA" ibaresinin eklenmek suretiyle DÜZELTİLMESİNE ve düzeltilmiş bu şekli ile İSTİNAF BAŞVURULARIININ CMK'nun 280/1-a maddesi gereğince AYRI AYRI DÜZELTİLEREK ESASTAN REDDİNE,
Sanığın Tutukluluk Durumunun Değerlendirilmesi;
Sanığa çocuğun cinsel istismarı suçundan hükmedilen sonuç ceza miktarı, sanığın serbest bırakılması halindeki kaçma ihtimalinin bulunması, tutuklulukta geçen süre, verilen ceza miktarı da dikkate alındığında orantılılık (ölçülülük) ilkesine aykırı bir durumun bulunmaması, adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı görülmekle CMK'nun 102/2 maddeleri uyarınca sanığın TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA, CMK'nın 107. maddesi uyarınca yakınlarına durumun bildirilmesine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 268/3-e maddesi uyarınca Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın kendisine verildiği tarihten, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafii yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren yedi (7) gün içerisinde hükmü veren Dairemize verilecek dilekçe veya zabıt katibine beyanda bulunup tutanak tutturulup hakime onaylatmak veya bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde zabit katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere İTİRAZ yolu açık olmak üzere,
Sanık hakkında mağdura yönelik olarak işlediği iddia olunan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen düşme hükmüne yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararına karşı CMK'nun 286/2.h maddesi uyarınca verilen kararın niteliği itibariyle KESİN olmak üzere;
Sanık hakkında mağdura yönelik olarak işlediği sabit olan çocuğun cinsel istismarı ve cinsel amaçla çocuk yaştaki kişiyi cebir unsuru ile hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen ayrı ayrı mahkumiyet hükümlerine yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının ayrı ayrı düzeltilerek esastan reddi kararına karşı ise;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 286/2.a maddesi uyarınca ceza miktarı açısından Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın kendisine verildiği tarihten itibaren, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren on beş (15) gün içerisinde hükmü veren Dairemize verilecek gerekçeli temyiz dilekçesi veya zabıt katibine beyanda bulunup tutanak tutturulup hakime onaylatmak veya bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde zabit katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle Yargıtay ilgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere,
Heyet olarak 02/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)