Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından CMK'nın 280. maddesi gereği başvurunun esası hakkında incelemeye geçildi;
Dosyadaki duruşma tutanakları, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi içeriğine göre yapılan incelemede;
Yargıtay 19 Ceza Dairesinin 01/07/2019 tarih ve 2019/1501 Esas ve 2019/10303 Karar sayılı ilamında "...sanığın Ankara Sahil Güvenlik Komutanlığı Hizmet Bölük Komutanlığı emrinde askerlik hizmeti ifa etmekte iken, 25/05/2014 tarihinde firar ettiği ve 02/06/2014 tarihinde yakalandığı, 05/06/2014 tarihinde tekrar firar eden sanığın bu defa 18/07/2014 tarihinde yakalanması üzerine, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının 04/08/2014 tarihli ve 2014/144 Esas, 2014/135 Karar sayılı iddianamesi ile açılan kamu davası sonucunda 2 ayrı firar suçu işlediğinden bahisle 2 kez cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; atılı suça konu eylemlerin bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda henüz iddianame de düzenlenmeden gerçekleştiği ve dolayısıyla 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle sanığın bir kez cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde iki kez cezalandırılmasında isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Askerî Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile de ortaya konulduğu üzere, firar ve izin tecavüzü gibi süreklilik gösteren (mütemadi) suçlarda, failin yakalanması, birliğine dönmesi veya bu amaçla resmî mercilere müracaat etmesi hâllerinde suç tamamlanmakta, bundan sonraki kaçma eylemleri ayrı bir suçu oluşturmaktadır. Ancak, katılma veya resmî mercilere müracaat hâllerinde suçun tamamlandığının kabulü için, failin eylemini sonlandırmak iradesiyle hareket etmiş olması gerekmekte, bir başka vesileyle bu eylemlerin yapılmış olmasının, devam etmekte olan suçu sonlandırmayacağı kabul edilmektedir (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 28.4.2016 tarihli ve 2016/14-31 E.K.; 7.11.2013 tarihli ve 2013/109-107 E.K.; 22.3.2012 tarihli ve 2012/43-42 E.K.; 16.3.2006 tarihli ve 2006/63-64 E.K.; 19.11.2004 tarihli ve 2004/171-152 E.K.; 20.2.2003 tarihli ve 2003/11-9 E.K.; sayılı ilamları da aynı doğrultudadır).
Somut olayda ise katılma veya resmî mercilere müracaat hâlinin bulunmadığı, sanığın dehalet kastı taşımaksızın her bir eyleminin yakalanmakla son bulduğu anlaşılmakla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin REDDİNE..." belirtildiği üzere Askerî Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile de ortaya konulduğu üzere, firar ve izin tecavüzü gibi süreklilik gösteren (mütemadi) suçlarda, failin yakalanması, birliğine dönmesi veya bu amaçla resmî mercilere müracaat etmesi hâllerinde suç tamamlanmakta, bundan sonraki kaçma eylemleri ayrı bir suçu oluşturmaktadır. Ancak, katılma veya resmî mercilere müracaat hâllerinde suçun tamamlandığının kabulü için, failin eylemini sonlandırmak iradesiyle hareket etmiş olması gerekmekte, bir başka vesileyle bu eylemlerin yapılmış olmasının, devam etmekte olan suçu sonlandırmayacağı kabul edilmektedir (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 28.4.2016 tarihli ve 2016/14-31 E.K.; 7.11.2013 tarihli ve 2013/109-107 E.K.; 22.3.2012 tarihli ve 2012/43-42 E.K.; 16.3.2006 tarihli ve 2006/63-64 E.K.; 19.11.2004 tarihli ve 2004/171-152 E.K.; 20.2.2003 tarihli ve 2003/11-9 E.K.; sayılı ilamları da aynı doğrultudadır).
Somut olayda Askeri Firar suçu sebebi ile aranmakta iken sanığın 13.03.2017 tarihinde yakalandığı,Giresun Askerlik Şubesi tarafından aynı gün serbest olarak, 15.03.2017 tarihinde birliğine katılması koşuluyla sevkinin yapıldığı, ancak; sanığın birliğine katılmadığı, 1632 sayılı yasanın 66/1-a maddesinde ise ; kıtasından veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak altı günden fazla uzaklaşanların bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaklarının hüküm altına alındığı,tüm dosya kapsamı ,sanık savunması dikkkate alındığında sanığın eyleminin firar firar kapsamında kaldığına ve üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine karar verilerek kurulan mahkumiyet hükmünde usul ve yasaya aykırı bir yön saptanamadığından ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Sanık hakkında açılan kamu davası sırasında duruşmaların kanuna uygun biçimde yürütüldüğü ve 5271 sayılı CMK'nın 280/1-d maddesi gereğince hükmün bozulmasını gerektirecek ve aynı Yasanın 289.maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık hallerinin mevcut olmadığı,
Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde ileri sürülen iddia ve savunmalar ile ikame edilen delillerin denetimi sağlayacak biçimde ve eksiksiz olarak sergilenerek tespit edildiği, yargılama sonucunda dosyaya yansıyan tüm bilgi ve kanıtların gerekçeli kararda yöntemince tartışılarak ulaşılan vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanunda düzenlenen kurallara uygun şekilde belirlenerek bireyselleştirildiği, yasal ve takdiri artırıcı ve indirici nedenlerin gözetildiği,
Bu bağlamda ilk derece mahkemesinin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanmış olmakla, istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
CMK'nun 286/2. maddesi uyarınca ve kesin olmak üzere 11/02/2020 tarihinde, oy birliği ile karar verildi. (¤¤)