AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 30687/05 ve 45630/05
Aysel TUĞLUK ve diğerleri / TÜRKİYE
ve Türkan ASLAN / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 4 Eylül 2018 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 23 Ağustos 2005 ve 18 Kasım 2005 tarihli başvuruları göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran tarafların listesi belge ekinde yer almaktadır.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Davanın Başlangıcı
3. Başvuranlar, olayların meydana geldiği dönemde, Türkiye topraklarının bir kısmının bölünmesini amaçlayan faaliyetler yürütme ve bu amaç doğrultusunda yasadışı silahlı örgüt PKK’yı kurma ve yönetme nedeniyle 29 Haziran 1999 tarihinde idam cezasına mahkûm edilen Abdullah Öcalan’ın (“A.Ö.”) avukatlarıdır. Mahkemeler, A.Ö. tarafından verilen kararlar sonrasında ve onun emir ve talimatları üzerine, PKK’nın çok sayıda silahlı saldırı, bombalı saldırı, sabotaj, silahlı soygun gerçekleştirdiğini ve bu şiddet eylemleri sırasında, binlerce sivil, asker, polis, köy korucusu ve devlet memurunun hayatını kaybettiğini tespit etmiştir. 2001 ve 2002 yıllarında mevzuatta ve Anayasa’da yapılan değişiklikler sonrasında, A.Ö.nün cezası, 3 Ekim 2002 tarihinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür. A.Ö. halen İmralı Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
4. Olayların meydana geldiği dönemde, Türkiye’de tutuklu bulunan kişiler, genel kural olarak, hafta içi, mesai saatleri içerisinde ve belirli bir süre boyunca sıklık kısıtlaması olmadan avukatlarıyla görüşebilmekteydiler. Başvuranın avukatları, İmralı Adasına ulaşımın sadece İmralı Cezaevi idaresi tarafından deniz yoluyla sağlanabilmesi sebebiyle, ziyaretlerini Çarşamba günleri ulaşım sağlandığında gerçekleştirmişlerdir.
5. A.Ö.nün avukatlarının ziyaret tutanaklarından, görüşmelerin sıklıkla, avukatların, PKK ile ilgili son gelişmeler hakkında bir özet yapmalarıyla başladığı anlaşılmaktadır. A.Ö., örgüt yapısının farklı seviyelerinde bulunan kişilerin değiştirilmesi, PKK’nın (bölgesel veya ulusal düzeyde ya da yurt dışında bulunan) organları tarafından düzenlenen çeşitli faaliyet ve toplantılar, parti yöneticileri tarafından izlenen siyasi çizgi, parti yöneticileri arasındaki rekabet ve militanların güvenlik güçleriyle yaşadığı çatışmalar sırasında maruz kaldıkları zararlar hakkında avukatlarıyla istişarede bulunmuştur. Kendisini “Kürt halkının lideri” olarak tanıtan A.Ö., avukatların verdikleri tüm cevaplar hakkında değerlendirmelerde bulunmuş ve onları, Türkiye’de (A.Ö. genel olarak, tamamen demokratik bir Türkiye’de Kürt azınlığının haklarının tanınmasını savunmuştur) veya diğer ülkelerde PKK tarafından yürütülen siyasete yeniden yön verilmesi amacıyla düşüncelerini ve talimatlarını iletmekle görevlendirmiştir. Diğer taraftan A.Ö., PKK’nın farklı derecelerdeki kadrolarına yapılan atamaları onaylamış veya reddetmiş ve örgütün iç düzeni hakkında tavsiyelerde bulunmuştur. A.Ö. ayrıca, Hükümetin düşmanlığa son vermesi ve PKK’nın isteklerini yerine getirmesi durumunda, PKK’nın silahları bırakmasını öğütlemiştir.
6. Bu ziyaretlerin tutanakları, müteakip günlerde bazı günlük gazetelerde A.Ö.nün mevcut duruma ya da PKK’ya verdiği talimatlara ilişkin görüşleri olarak yayımlanmıştır.
2. Başvuranlar hakkında açılan ceza yargılaması
7. Yalova Cumhuriyet savcısı 22 Mart 2002 tarihinde, başvuranlar hakkında bir iddianame sunmuştur. Başvuranları, A.Ö.nün sözcülüğünü yaparak, eski örgütüne yönelik talimatlarını ileterek ve basın yoluyla bunları yayarak avukatlık mesleğini kötüye kullanmakla suçlamıştır. Cumhuriyet savcısı iddianamesine dayanak olarak, 8 Ocak ve 3 Haziran 2000 tarihleri arasında çok sayıda gazetede yayımlanan makalelerin yanı sıra, 14 Ocak 2000 tarihinde bir televizyon kanalında yayımlanan ve A.Ö.nün, PKK tarafından izlenecek politika ile ilgili sözlerinin açıklandığı bir haber bültenini göstermiştir. Basın makalelerinde ise, avukatların ziyaretlerinin ardından açıkladığı şekliyle, A.Ö.nün, Hükümetin PKK ile ilişkilerinde bir ilerleme kaydedilmemesi durumunda, kısa bir süre sonra yeni halk protestolarının ve silahlı mücadelenin yeniden başlayabileceğini belirttiğine dair sözleri aktarılmıştır. Söz konusu makalelerin editörleri, bu sözleri genel olarak, Devlet organlarına yönelik tehdit olarak nitelendirmişlerdir.
8. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi 6 Kasım 2002 tarihinde, başvuranlara isnat edilen suçların, bir suç örgütüne yardım etme suçunu teşkil edebileceği ve bu eylemleri değerlendirmenin Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev alanına girdiği kanaatine vararak görevsizlik kararı vermiştir.
9. Ardından, başvuranlar hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (“3713 sayılı Kanun”) 7. maddesinin 2. fıkrası gereğince açılan ceza davası, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülmeye başlanmıştır.
10. Genel Kurmay Başkanı, 3 Ağustos 2004 tarihinde, Adalet Bakanlığı’na, A.Ö.nün avukatlarının müvekkilleri ile yapmış oldukları görüşmeleri kamuoyuyla tamamen paylaşarak, ilgilinin talimatlarını yasa dışı örgüte iletmeye kadar birçok yasa dışı fiil işlediklerini açıkladığı bir bilgi notu göndermiştir. Bilgi notu, yetkili adli makamların takdirine sunulan ve avukatlara isnat edilen fiillere ilişkin belgelerle birlikte gönderilmiştir.
11. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 30 Haziran 2004 tarihinde kaldırılması sonrasında, dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam edilmiştir.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9 Ekim 2012 tarihli kararıyla, yasal olarak öngörülen zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar vermiştir.
3. Başvuranların, A.Ö.nün vekilliği görevini üstlenmelerinin yasaklanması
13. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 151/3-4 maddesinde, terör suçları nedeniyle hakkında ceza kovuşturması açılan avukatların, terör faaliyetleri nedeniyle mahkûm edilen kişilerin vekilliğini üstlenmelerinin belli bir süreliğine yasaklanması öngörülmüştür. Bu hükümle, bir defa cezaya mahkûm edilmiş olan terör örgütü liderlerinin, tutukluluk yerlerinden avukatları aracılığıyla örgütlerini yönetmelerine devam etmelerinin engellenmesi amaçlanmıştır.
14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Haziran 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinden, başvuranlar hakkında bu geçici yasaklama tedbirinin uygulanmasını talep etmiştir..
15. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Haziran 2005 tarihli kararıyla, başvuranların da aralarında bulunduğu on iki avukatın, A.Ö.nün vekilliğini üstlenmelerinin bir yıl süreyle yasaklanmasına karar vermiştir. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, başvuranların 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla cezalandırılan suçtan kovuşturulduklarını ve müvekkilleri A.Ö.nün terörle ilgili bir suçtan Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olduğunu yinelemiştir.
16. Başvuranlar 16 ve 17 Haziran 2005 tarihlerinde, 7 Haziran 2005 tarihli karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, İstanbul 9 ve 10. Ağır Ceza Mahkemeleri önünde itiraz edilen kararın sadece yeterli gerekçeden yoksun olduğunu ve muğlak yasal hükümlere dayandırıldığını değil, aynı zamanda (söz konusu tedbirin sadece siyasi suçlardan mahkûm edilen temsilciler için öngörüldüğü gerekçesiyle) kanun önünde eşitlik, (söz konusu tedbirin ceza davasının dışında ek bir cezaya benzediği gerekçesiyle) masumiyet karinesi ve ceza hukuku kurallarının geriye yürümezliği ilkelerine de aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar aynı zamanda, somut olayda uygulanabilir CMK hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle, Ağır Ceza Mahkemesinden davayı Anayasa Mahkemesine göndermesi isteminde bulunmuşlardır.
17. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Haziran 2005 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan başvuruyu reddetmiştir. İki suçun da (başvuranlara atılı olan suç ve A.Ö.nün mahkûm edildiği suç) açıkça terörle ilişkili olduğunu kaydettikten sonra, uygulanmasına karar verilen tedbirin kanuna uygun olduğu kanaatine varmıştır. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın Anayasa Mahkemesi önüne gönderilmesi talebinin başarı şansı bulunmadığı kanaatine vararak, aynı gerekçelerle, başvuranların bu yöndeki talebini de reddetmiştir.
18. İstanbul 9 ve 11. Ağır Ceza Mahkemeleri 20 Haziran 2006 ve 27 Aralık 2007 tarihlerinde verilen kararlarla, yukarıda belirtilen aynı gerekçelerle, başvuranlar hakkında uygulanan, A.Ö.nün vekilliğini üstlenmelerini yasaklama tedbirinin altı ay süreyle uzatılmasına karar vermiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
1. 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu
19. 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün; (...) propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) “
2. Ceza Muhakemesi Kanunu
20. CMK’nın 151. maddesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...)
(3) (...) Türk Ceza Kanununun 220 ve 314 üncü maddesinde sayılan suçlar ile terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat, hakkında bu fıkrada sayılan suçlar nedeniyle kovuşturma açılması halinde tutuklu veya hükümlünün müdafilik veya vekilliğini üstlenmekten yasaklanabilir.
(4) Cumhuriyet savcısının yasaklamaya ilişkin talebi hakkında, müdafi veya vekil hakkında açılan kovuşturmanın yapıldığı mahkeme tarafından gecikmeksizin karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. İtiraz sonucunda yasaklama kararının kaldırılması halinde avukat görevini devam ettirir. Müdafilik görevinden yasaklama kararı, kovuşturma konusu suçla sınırlı olmak üzere, bir yıl süre ile verilebilir. Ancak, kovuşturmanın niteliği itibariyle bu süreler altı aydan fazla olmamak üzere en fazla iki defa uzatılabilir. Kovuşturma sonunda mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi halinde, kesinleşmesi beklenmeksizin yasaklama kararı kendiliğinden kalkar.
(5) Görevden yasaklama kararı, tutuklu veya hükümlü ile yeni bir müdafi görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığına bildirilir.
(6) Müdafi veya vekil görevden yasaklanmış bulunduğu sürece başka davalarla ilgili olsa bile müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişiyi ceza infaz kurumunda veya tutukevinde ziyaret edemez. ”
ŞİKÂYETLER
21. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, bir suç örgütüne yardım ettikleri gerekçesiyle haklarında yapılan ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayandırılan suçlamaların, bilhassa doğruluğu ispat edilmemiş olan gazete makalelerine dayandırılmış olması sebebiyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından yararlanmadıklarından yakınmaktadırlar. Ayrıca, Genel Kurmay Başkanı’nın, Adalet Bakanlığına müdahale etmesinin, davalarının görüldüğü ceza mahkemelerini etkilemesinin muhtemel olduğunu ileri sürmektedirler.
22. Başvuranlar, Sözleşme’nin yine 6. maddesi açısından, geçici süreliğine yasaklama tedbiriyle sonuçlanan yargılamada adil yargılanmadan yararlanmadıklarını ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, mahkeme kararlarının yeterince gerekçelendirilmediğini ve Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendilerine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedirler.
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, haklarında kötüye kullanma sonucuna varan ve bu tedbire dayanak oluşturan herhangi bir cezai mahkûmiyet kararı bulunmadığı gerekçesiyle, A.Ö. nün temsilcileri olarak müvekkillerinin vekilliğini üstlenmelerinin geçici süreliğine yasaklanmasına ilişkin tedbirin, kendilerine göre, masumiyet karinesi ilkesine ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
24. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesine dayanarak, CMK’nın geriye dönük uygulanmasından yakınmaktadırlar. Bu bağlamda, üzerlerine atılı fiilleri 2000 yılında işlemiş olmalarına rağmen, CMK’nın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiğini belirtmektedirler.
25. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, herhangi bir suç unsuru içermediğini ifade ettikleri sözler esas alınarak haklarında açılan ceza kovuşturmasına dayanan geçici kısıtlayıcı tedbir nedeniyle belli bir süre boyunca müvekkillerinin müdafilik ve vekilliğini üstlenmelerinin yasaklandığı gerekçesiyle ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.
26. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla birlikte 13. maddesini ileri sürerek, haklarında uygulanan kısıtlayıcı tedbire itiraz edebilecekleri ve söz konusu tedbirin alınmasına dayanak oluşturan yasal hükümlerin anayasallığını inceletebilecekleri etkin başvuru yolu bulunmadığından şikâyet etmektedirler.
27. Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak, söz konusu tedbirin, A.Ö.nün avukatları olmaları nedeniyle uygulandığını düşünerek, ayrımcılığa maruz kaldıklarından yakınmaktadırlar.
28. Başvuranlar, Sözleşme’nin 17. maddesine dayanarak, davalı Devletin somut olayda, Sözleşme’de öngörülenlerden daha geniş sınırlamalar getirdiğini iddia etmektedirler.
29. Başvuranlar, Sözleşme’nin 18. maddesini ileri sürerek, haklarına getirilen kısıtlamanın meşru bir amacı bulunmadığından ve Sözleşme hükümlerine uygun olmayan şekilde iyi niyet ilkesini ihlal ettiğinden şikâyet etmektedirler.
30. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, müvekkillerinin vekilliğini üstlenmelerinin geçici süreliğine yasaklanmasının, kendilerini avukatlık mesleğini icra etme haklarından yoksun bıraktığını iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
31. İki başvurunun da benzer olaylar ve şikâyetler içermesi ve Sözleşme alanında aynı sorunları doğurması sebebiyle, Mahkeme, İç Tüzüğün 42. maddesinin 1. fıkrasının kendisine izin verdiği şekilde, başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİ BAĞLAMINDAKİ ŞİKÂYET HAKKINDA
32. Başvuranlar, müvekkillerinin beyanlarını basına bildirmelerini engellemek amacıyla adli merciler tarafından verilen A.Ö.nün vekilliğini üstlenmelerinin geçici süreliğine yasaklanması tedbirinin, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. ”
33. İhtilaf konusu tedbirin başvuranların ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiği varsayılsa da, Mahkeme, bu tedbirin kanunla açıkça öngörüldüğünü (CMK’nın 151. maddesi) ve düzenin korunması ve suçun önlenmesi amaçlarını taşıdığını tespit etmektedir.
34. Dolayısıyla, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının, bilhassa zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığının ve izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
35. Mahkeme, ilk olarak, somut olayda uygulanabilir içtihatlarından ilkeler hatırlatmaktadır; bu ilkelere göre, yargılanabilir kişiler ile mahkemeler arasında aracı olan avukatların özel statüleri, kendilerine adaletin idamesinde merkezi bir konum sağlamaktadır. Bu bağlamda, avukatlar, demokraside ve hukukun üstünlüğünde temel bir göreve sahip olan mahkemelerin eylemleriyle ilgili olarak halkın güvenini sağlamada kilit bir rol oynamaktadırlar (diğerleri arasında bk. Schöpfer/İsviçre, 20 Mayıs 1998, §§ 29‑30, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III, Nikula/Finlandiya, No. 31611/96, § 45, AİHM 2002-II ve André ve diğerleri/Fransa, No.18603/03, § 42, 24 Temmuz 2008). Avukatların adalet idamesinde sahip oldukları bu özel rol dolayısıyla, özellikle davranışlarıyla ilgili bazı yükümlülükler doğmaktadır (Van der Mussele/Belçika, 23 Kasım 1983, A Serisi No. 70, Casado Coca/İspanya, 24 Şubat 1994, § 46, A Serisi No. 285-A, Veraart/Hollanda, No. 10807/04, § 51, 30 Kasım 2006 ve Coutant/Fransa (k.k.), No. 17155/03, 24 Ocak 2008). Nitekim, avukatlar bir yargı yetkisi alanından diğerine değişiklik gösterebilen, özel hak ve ayrıcalıklardan faydalansalar da, gizlilik, dürüstlük içerisinde ve haysiyetle yürütülmesi gereken mesleki davranışlarıyla ilgili sınırlamalara da tabi tutulurlar (aynı anlamda bk. Morice/Fransa [BD], No. 29369/10, § 133, AİHM 2015).
36. Mahkeme, ikinci olarak, daha önce vermiş olduğu iki kararında, yani Öcalan/Türkiye [BD] (No. 46221/99, AİHM 2005‑IV) ve Öcalan/Türkiye (No. 2) (No. 24069/03 ve diğer 3 başvuru, 18 Mart 2014) davalarında, mevcut davada meydana gelenlere benzer olayları, A.Ö.nün tutukluluk koşulları (Sözleşme’nin 3. maddesi) ve dış dünya ile teması (Sözleşme’nin 8. maddesi) açısından incelemiş olduğunu hatırlatmaktadır. Olayların meydana geldiği tarihte A.Ö. diğer avukatların yanı sıra başvuranların da müvekkilidir. Mahkeme daha önce, yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutulan müebbet hapis cezasına çarptırılan mahkûmlar için öngörülen dış dünya ile temasa ilişkin infaz rejiminin, suç örgütlerinin yapılarıyla kişisel olarak iletişim kurulması riskini en aza indirmek için, ilgili kişiler ile suç işledikleri ortam arasında bulunan bağları sınırlamayı amaçladığını tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, A.Ö.nün, lideri olduğu silahlı bölücü hareketin üyeleriyle temasa geçmek amacıyla dış dünya ile iletişimini kullanabileceğinden kaygı duyan Hükümetin, endişelerinin dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır (yukarıda anılan Öcalan [BD], §§ 192 ve 195 ve yukarıda anılan Öcalan (No. 2), §§ 132 ve 160).
37. Bu değerlendirmeler, mevcut davada da geçerlidir. Mahkeme, A.Ö. ile ceza mahkemeleri arasında avukat ve aracı olarak başvuranların oynadığı rolün, kendilerine davranışlarıyla ilgili bazı yükümlülükler getirdiği kanaatindedir. Hâlbuki Mahkeme, başvuranlar tarafından müvekkilleri A.Ö.’ye gerçekleştirdikleri ziyaretlerin ardından yapılan basın açıklamalarının, A.Ö.’nün savunmasıyla ve adaletin işleyişi hakkında halkı bilgilendirme hakkının kullanımıyla ilgili olmadığını, bu açıklamaların diğer hususların yanı sıra daha çok A.Ö.’nün, eski silahlı örgütü PKK tarafından izlenecek strateji hakkındaki değerlendirmelerinin aktarımı olarak incelendiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 5 ve 6. paragraflar; aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. yukarıda anılan Morice/Fransa [BD], § 153). Mahkeme, ulusal makamlar tarafından alınan tedbirlerin, başvuranların A.Ö.’ye gerçekleştirdikleri ziyaretleri, A.Ö. ile eski silahlı örgütü arasında bir iletişim kurmak için kullanmalarını engellemeyi amaçladığı ve şiddet eylemlerine başvurulmasını ve terör eylemleri işlenmesini önlemek gibi zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladıkları kanaatindedir.
38. Mahkeme ardından, başvuranların usul yönünden geçici bir tedbire tabi tutulmalarının izlenen amaçla orantılı olduğu, zira müvekkillerinden birinin temsil edilmesinin askıya alındığı bir buçuk yıllık süre, göz ardı edilebilir bir süre olarak görülemese de, yine de söz konusu sürenin aşırı olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadır. Mahkeme’ye göre, başvuranların A.Ö. dışında, başka müvekkilleriyle ilgili mesleki faaliyetleri üzerinde hiçbir etkisi olmayan bu ölçülü yaptırım, ilgililerin davranışlarının görevlerini düzenleyen kurallara aykırı olması sebebiyle, bu davranışlara karşı orantısız olmayan bir cevaptır.
39. Dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine dair herhangi bir görünüm tespit edilmeyen başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
III. BAŞVURANLAR TARAFINDAN SUNULAN DİĞER ŞİKÂYETLER HAKKINDA
40. Başvuranların, avukatlık mesleğini kötüye kullandıkları ve bir suç örgütüne yardımda bulundukları gerekçesiyle haklarında açılan ceza davasının, hakkaniyetten yoksun olduğuna dair şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme, kamu davasının zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle düştüğünü kaydetmektedir. Yukarıda belirtilen şikâyetlerde ileri sürülen başvuranların savunma haklarıyla ilgili bir mahkûmiyet kararı ve dolayısıyla bu haklara yönelik herhangi bir müdahale bulunmaması sebebiyle, Mahkeme, başvurunun bu kısmını, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir (Eğinlioğlu/Türkiye, No. 31312/96, 21 Ekim 1998 tarihli Komisyon kararı, Stamoulakatos/Yunanistan (k.k.), No. 42155/98, 9 Kasım 1999 ve Osmanov ve Husseinov/Bulgaristan (k.k.), No. 54178/00 ve 59901/00, 4 Eylül 2003).
41. Başvuranların A.Ö.’nün vekilliğini üstlenmelerinin bir yıl boyunca (Hatice Korkut için bir buçuk yıl) geçici olarak yasaklanmasını içeren tedbire ilişkin yargılamayla ilgili olarak, başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesi açısından sunulan şikayetler dışında, genel olarak Sözleşme’nin 1, 6, 7, 13, 14, 17 ve 18. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedirler.
42. Mahkeme söz konusu şikâyetleri başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle incelemiştir. Mahkeme, kendisine sunulan unsurların bütünü bakımından ve ileri sürülen iddiaları tanıma yetkisine sahip olması sebebiyle, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair hiçbir görünüm bulunmadığı kanaatindedir.
43. Mahkeme, özellikle Sözleşme’nin 6. maddesinin bu davaya uygulanıp uygulanamayacağı sorusu üzerinde durmaksızın, çekişmeli yargılama hakkının ilke olarak, tarafların hâkimin kararını etkilemek amacıyla hakime sunulan bütün belge veya görüşlerle ilgili bildirim yapabilme ve bunlarla ilgili olarak tartışabilme hakkını içerdiğini hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Meftah ve diğerleri/Fransa [BD], No. 32911/96, 35237/97 ve 34595/97, § 51, AİHM 2002-VII). Bununla birlikte, söz konusu hak, mutlak bir niteliğe sahip değildir ve kapsamı özellikle söz konusu yargılamaların özelliklerine göre değişebilir (örneğin bk. Baccichetti/Fransa, No. 22584/06, § 30, 18 Şubat 2010). Mahkeme diğer taraftan, silahların eşitliği ilkesinin, aynı hüküm anlamında, tarafların her birine, davasını, karşı tarafa göre kendisini açıkça dezavantajlı bir duruma düşürmeyen koşullarda makul olarak sunma imkânı verilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. Regner/Çek cumhuriyeti [BD], No. 35289/11, §§ 146-149, 19 Eylül 2017).
Mahkeme, somut olayda söz konusu yargılamanın birbirinden ayrılamaz iki aşamadan oluştuğunu kaydetmektedir: İvedilikle yürütülen ilk aşama; ilgili mahkemenin, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine,“gecikmeksizin” söz konusu geçici yasaklama tedbirinin alınmasına karar verdiği aşama, çekişmeli olarak görülen ikinci aşama; ilgili mahkemenin, ihtilaf konusu tedbire itiraz eden başvuranların iddialarını incelediği aşama. Bu son aşamada, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararı vermeden önce, başvuranlar tarafından ileri sürülen iddiaları, kendilerini ilgilendiren tedbirin kanuna uygunluğu bakımından incelemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların, savunma iddialarını özellikle çekişmeli bir yargılama kapsamında ileri sürebilmiş olmaları sebebiyle, ulusal düzeyde görülen yargılamaların, bütün olarak ele alındıklarında, hakkaniyete uygun oldukları kanaatindedir.
44. Diğer taraftan Mahkeme, özellikle ihtilaf konusu geçici tedbirlerle ilgili yargı kararlarının, atıfta bulundukları 22 Mart 2002 tarihli iddianamede oldukça ayrıntılı bir şekilde sunulan iddialar ışığında değerlendirilmiş olmaları dolayısıyla fazlasıyla gerekçelendirilmiş oldukları gerekçesiyle, başvuranların bu kararların gerekçeden yoksun olduğuna ilişkin şikâyetlerinin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
45. Sonuç olarak, bu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 27 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
StanleyNaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK
Başvuru No. 30687/05
Aysel TUĞLUK, 1965 doğumlu Türk vatandaşıdır; İstanbul’da ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir. İrfan DÜNDAR, 1972 doğumlu Türk vatandaşıdır; İstanbul’da ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir. Doğan ERBAŞ 1964 doğumlu Türk vatandaşıdır; İstanbul’da ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir. Hatice KORKUT, 1966 doğumlu Türk vatandaşıdır; İstanbul’da ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir. Aydın ORUÇ, 1974 doğumlu Türk vatandaşıdır; Denizli’de ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir. Mahmut ŞAKAR, Türk vatandaşıdır; Diyarbakır’da ikamet etmektedir; Ö. KILIÇ tarafından temsil edilmektedir.
Başvuru No. 45630/05
Türkan ASLAN, 1972 doğumlu Türk vatandaşıdır; İzmir’de ikamet etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy