AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 46083/14
Salih TUĞRUL / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco
Hakimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Ocak 2021 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
28 Mayıs 2014 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi gereğince, davalı Hükümete bildirilen ihtiyati tedbiri dikkate alarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Salih Tuğrul, Türk vatandaşı olup, 1956 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar F.A. Tamer ve G.Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran 2001 yılında, yasadışı bir örgüt adına işlediği çeşitli terör eylemleri nedeniyle müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
5. 2007 yılında, Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu sırada, iki defa kalp krizi geçirmiş ve ardından kısmi felç durumu ortaya çıkmıştır. Yine tutuklu bulunduğu sırada, 2013 yılının Ocak ayında düşmüş ve bu durum, refleks kaybı ve ciddi motor sorunları yaşamasına neden olmuştur. Dosyada, başvuran ile ilgili çok sayıda tıbbi rapor ve tutanak bulunmaktadır. Bu belgelerden konuyla ilgili olanlar aşağıda özetlenmiştir.
6. Başvuran 14 Haziran 2013 tarihinde, Adli Tıp Kurumunda muayene edilmiştir. Adli Tıp Kurumu, başvurana üç ay boyunca hastane ortamında rehabilitasyon tedavisi önermiştir. Başvuranın yeniden muayene edilmek üzere Kuruma gönderilmesini ve sağlık durumunun yeniden değerlendirilmesi için yeni tetkikler yapılmasını istemiştir. Başvuran, anılan rapor doğrultusunda, Metris Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiş ve üç ay boyunca hastanede tedavi görmüştür.
7. İstanbul Savcılığı 9 Eylül 2013 tarihinde, Adli Tıp Kurumundan, başvuranın, sağlık durumu nedeniyle, Anayasa’nın 104. maddesi gereğince genel af, cezasının infazının ertelenmesi ya da açık Ceza İnfaz Kurumuna alınmadan yararlanıp yararlanamayacağını belirlemesini istemiştir.
8. Başvuran 11 Eylül 2013 tarihinde, nörolojik muayeneden geçmiş; yapılan muayene sonucunda, uzmanlar, ilgilinin, bazı zorluklara rağmen, Ceza İnfaz Kurumu ortamında ihtiyaçlarını tek başına karşılayabileceği değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra, Adli Tıp Kurumu, yapılan bu muayenelere dayanan 20 Eylül 2013 tarihli raporunda, başvuranın cezasının infazının altı ay süreyle ertelenmesi tavsiyesinde bulunmuş ve bu süre bitiminde, yeniden değerlendirme yapılması gerektiği şeklinde karar vermiştir.
9. Savcı 25 Kasım 2013 tarihinde, kanunla öngörülen koşulların karşılanmadığı gerekçesiyle, başvuranın cezasının infazının ertelenmesi talebinin reddine karar vermiştir. Savcı, bu bağlamda, istihbarat servislerinden talep ettiği bir rapora atıf yaparak, başvuranın toplum güvenliği açısından halen risk teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2014 tarihinde, başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
10. Başvuran 12 Şubat 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Yüksek Mahkeme 25 Nisan 2014 tarihinde, tedbire ilişkin ara karar vermiştir. Başvuranın sağlık durumu nedeniyle, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un hükümlerinden yararlanıp yararlanamayacağının tespit edilmesi amacıyla yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Öte yandan, yetkililerden, başvuranın tutuklu bulunduğu süre içindeki sağlık durumuyla ilgili tüm belgelerin kendisine sunulmasını talep etmiştir.
11. Adli Tıp Kurumu 4 Haziran 2014 tarihli raporla, düzenli takip ve fizik rehabilitasyonunun gerekli olacağını ve durumun ileride yeniden değerlendirilebileceğini belirterek başvuranın, ihtiyaçlarını Ceza İnfaz Kurumu ortamında tek başına karşılayabilecek durumda olduğu sonucuna varmıştır.
12. Anayasa Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte, bu rapora dayanarak, başvuranın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermiştir.
13. Mahkeme 25 Haziran 2014 tarihinde, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, tarafların yararı ve yargılamanın uygun şekilde yürütülmesi için, gerekli günlük bakım ve tedavinin sağlanması amacıyla, başvuranın uygun bir hastanenin kanser birimine sevk edilmesinin arzu edilir olduğunu Hükümete bildirmeye karar vermiştir.
14. Başvuran, 2014 yılının Haziran ve Temmuz aylarında, Diyarbakır Hastanesinin kanser biriminde bir süre kalmış; burada farklı tedaviler ve fizik rehabilitasyon seansları uygulanmıştır.
15. Adli Tıp Kurumu, Savcılığın bir kez daha talepte bulunması üzerine düzenlediği 8 Eylül 2014 tarihli raporunda, başvuranın patolojilerinin, ilgilinin tedavisi ve poliklinikte düzenli kontrollerinin sağlanması halinde hayati tehlike arz etmediğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra, başvuranın günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayabilecek durumda olmadığı gerekçesiyle, cezasının infazının ertelenmesi tavsiyesinde bulunmuştur.
16. Savcılık 24 Eylül 2014 tarihinde, başvuranın sağlık durumunun tutukluluk ile uygun oluncaya kadar, cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir. Karara, yıllık yeniden değerlendirme belgesi eklenmiştir. Savcı bu kez, istihbarat servislerince hazırlanan raporda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da belirtildiği anlamda “ağır ve somut tehlike” bulunduğuna dair yeterli veri bulunmadığını ifade etmiştir. Cezanın infazının ertelenmesi ihtiyacını değerlendirmek için kanunla koyulan koşulların bir araya geldiği sonucuna varmıştır.
17. Başvuran aynı gün serbest bırakılmıştır.
18. Anayasa Mahkemesi 17 Mayıs 2016 tarihinde, başvuranın başvurusunun incelenmesinin sürdürülmesi için geçerli neden bulunmadığı gerekçesiyle, başvurunun düşmesine karar vermiştir. Başvuranın şikâyetinin, sağlık gerekçesiyle salıverilme talebiyle sınırlı olduğunu ve ilgilinin, 24 Eylül 2014 tarihinde serbest bırakıldığını kaydetmiştir.
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine dayanarak, günlük ihtiyaçlarını güçlükle karşılayabildiği için, tahliye edilmesini tavsiye eden bir rapora rağmen Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaya devam edilmesi nedeniyle bu maddelerde belirtilen hakların ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5, 6, 13 ve 14. maddelerine dayanarak, salıverilme talebinin reddedilmesinden ve iç hukuk yollarının etkin olmamasından yakınmakta; ayrıca ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Başvuran, yetkililerin, cezasının infazının ertelenmesinden yararlandırma konusunda gecikmelerinden yakınmaktadır.
21. Hükümet, başvuranın gerekli tüm tıbbi bakımlarının Ceza İnfaz Kurumu ya da hastane ortamında yapıldığını belirtmekte ve Mahkemeyi, başvuruyu kabul edilemez olarak açıklamaya davet etmektedir.
22. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
23. Mahkeme, tutuklu bir kimsenin sağlık durumunun, tutukluluk koşulları açısından uygunluğu konusundaki ilkeler için Price/Birleşik Krallık (no. 33394/96, §§ 25‑30, AİHM 2001‑VII) ve Tekin Yıldız/Türkiye (no. 22913/04, §§ 70‑84, 10 Kasım 2005) kararlarına atıf yapmaktadır.
24. Mahkeme, kendi içtihadına göre, kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulama alanına girmesi için, asgari ağırlık eşiğini aşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirmesi kendiliğinden göreceli olup, söz konusu değerlendirme, davanın tamamıyla ilgili unsurlara, özellikle uygulanan muamelenin süresi, fiziki ve ruhsal etkileri ile bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi unsurlara bağlıdır (Gäfgen /Almanya [BD], no. 22978/05, § 88, AİHM 2010 ve Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 86, AİHM 2015).
25. Bu açıdan, muamelenin olumsuz yönler içermesi yeterli değildir (Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 107, A Serisi no 39 ve Messina/İtalya (no 2) (k.k.), no. 25498/94, AİHM 1999).
26. Mahkeme ayrıca, sağlık durumu, yaş ve ağır fiziksel engelin, tutulmaya katlanabilme gücünün, Sözleşme’nin 3. maddesi bakımından değerlendirilmesinde dikkate alınan durumları oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 3. maddesinin, tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması yönünde genel zorunluluk getirdiği sonucuna varılamasa bile, söz konusu madde, her durumda, Devletin, özellikle gereken tıbbi tedavilerin uygulanması yoluyla, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin fiziksel bütünlüğünü korumasını gerektirmektedir (Mouisel/Fransa, no. 67263/01, §§ 38‑40, AİHM 2002‑IX).
27. Mahkeme somut olayda, başvuranın spesifik olarak, farklı Ceza İnfaz Kurumu ya da hastanelerde tutulduğu sırada içinde bulunduğu fiziki koşullardan şikayet etmediğini; ancak 2013 yılının Ocak ayında ağırlaşan sağlık durumu ve bunu izleyen engellilik hali dikkate alınarak derhal serbest bırakılması gerektiğini ileri sürdüğünü tespit etmektedir.
28. Bu bağlamda, Mahkeme, ulusal adli makamların, bu türden bir rapora uymamaya karar verdikleri durumlarla ilgili olarak, gerekli bakım veya tedavilerin uygulanması amacıyla tedbirler alarak tutuklunun serbest bırakılmasını amaçlayan tıbbi tavsiyeye uyulup uyulmamasına karar vermenin anılan makamlara ait olduğunu hatırlatmaktadır (Sakkopoulos/Yunanistan, no. 61828/00, § 44, 15 Ocak 2004, Erdem Onur Yıldız/Türkiye, no. 49655/07, §§ 30-31, 27 Ekim 2009)
29. Mahkeme, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını tavsiye eden ve adli makamların uymama kararı verdikleri ilk tıbbi raporun 20 Eylül 2013 tarihli olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, söz konusu raporun, altı ay sonra yeniden değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ettiğini ve bu raporun temelini oluşturan muayeneleri yapan doktorların, daha öncesinde, başvuranın günlük ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabileceği sonucunda vardıklarını kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf). Adli Tıp Kurumu daha sonrasında, 4 Haziran 2014 tarihinde, düzenli takip ve fizik rehabilitasyonunun gerekli olacağını ve durumun ileride yeniden değerlendirilebileceğini belirterek başvuranın, ihtiyaçlarını tek başına karşılayabilecek durumda olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu olay ve olgulardan, başvuranın sağlık durumunun değişken olduğu ve tıbbi görüşlerin farklılık gösterdiği sonucuna varmaktadır.
30. Geriye, başvuranın tıbbi bakımının veya yetkililerin durum karşısındaki eylemlerinin 20 Eylül 2013 ila 4 Haziran 2014 tarihleri arasında, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil etmemek için yeterince uygun olup olmadığını belirlemek kalmaktadır.
31. Bu hususla ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, başvuranın 2013 yılının Ocak ayından, 24 Eylül 2014 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına kadar, fizik rehabilitasyon için bazen hastanede uzun süreli kalma da dahil olmak üzere, düzenli ve ilk bakışta (a priori) uygun tedavi gördüğünü kaydetmektedir.
32. Mahkeme, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine ilişkin bir karar alınması için geçen süre ile ilgili olarak -yani 20 Eylül 2013 tarihli rapor ile konuyla ilgili talebi reddeden 25 Kasım 2013 tarihli Savcılık kararının arasındaki dönem- şikâyetin niteliği, başvuranın uygun tedavi görmesi ve doktorların farklı görüşlerini göz önünde bulundurarak, bu sürenin, Sözleşme’nin 3. maddesinden kaynaklanan yükümlülüklere riayet edilmediğine dair çıkarımlarda bulunmak için yeterince belirleyici olmadığı kanaatindedir (Z.H./Macaristan, no. 28973/11, §§ 30-33, 8 Kasım 2012). Mahkeme aynı bağlamda, başvuranın oluşturduğu tehlikeyi değerlendirmek için -ulusal hukukta, ilgili şahıslar lehinde tıbbi tavsiyeye uyulup uyulmamasına karar vermek için gerekli unsurlardan biri-, savcının, istihbarat servislerinden rapor talep ettiğini, sonrasında, başvuranın o tarihte kamu güvenliği açısından tehlike oluşturduğu sonucuna vardığının altını çizmektedir.
33. Mahkeme, başvuranın sağlık durumunun düzenli olarak yeniden değerlendirildiğini ve 4 Haziran 2014 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu koşullarına uygun olduğunun belirtildiğini, sonrasında 8 Eylül 2014 tarihinde ise uygun olmadığı değerlendirmesinde bulunulduğunu tekrar vurgulamaktadır. Bunun yanı sıra, başvuranın cezasının infazı 24 Eylül 2014 tarihinde ertelenmiştir.
34. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, hem Ceza İnfaz Kurumu ve sağlık yetkililerinin hem de adli makamların, başvuranla ilgili olarak uygun tedbirler aldıkları kanaatine varmaktadır. Mahkeme, kendisine sunulan delillere dayanarak ilgili olay ve olguların genel bir değerlendirmesini yaparak, ceza adaletinin iyi idaresi adına, kabul edilenler dışında başkaca tedbirler alınmasını gerektiren bir durum olmadığı sonucuna varmaktadır (bk. gerekli değişikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Gengoux/Belçika, no. 76512/11, § 60, 17 Ocak 2017 ve aksi yönde bir karar için, (a contrario), Hüseyin Yıldırım/Türkiye, no. 2778/02, § 83, 3 Mayıs 2007). Mahkeme bu nedenle, başvuranın tutukluluk halinin devamının, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında insanlık dışı veya aşağılayıcı bir muamele teşkil etmediği kanaatine varmaktadır.
35. Mahkeme, bu sonucu göz önünde bulundurarak, cezanın infazının ertelenmesi talebinin reddedilmesiyle bağlantılı iç hukuk yollarının etkin olmaması etrafında yapılmış ve yeterince desteklenmemiş olan şikâyetlerin geri kalanının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın tıbbi tedavisini veya 24 Eylül 2014 tarihine kadar tutuklu kalmasının gerekçelerini eleştirmeye imkân verecek hiçbir unsur bulunmadığının tekrar altını çizmektedir (aynı atıflar).
36. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy