AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40903/06
TÜM EMEKLİLER SENDİKASI / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 19 Aralık 2017 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 27 Eylül 2006 tarihinde yapılan başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Tüm Emekliler Sendikası, genel merkezi Ankara’da bulunan bir kuruluştur. Başvuran Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı avukatlar S. Beysülen, C. Toptaş ve D. Demirci tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, üyelerinin sosyal sigortaya ilişkin bazı haklarının korunması amacıyla, 22 Haziran 2004 tarihinde Ankara İş Mahkemesi önünde Sosyal Sigortalar Kurumu’na karşı bir tespit davası açmıştır. Başvuran, iş mahkemesinden, Sosyal Sigortalar Kurumunun emekli maaşlarını (her ayın 19’u ile 21’i arasında ödenen), ödendikleri tarihten itibaren değil de, Devlet İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan endeksleme göstergelerini dikkate alarak her ayın 1’inden itibaren artırması gerektiğinin tespit edilmesini talep etmiştir.
5. İş mahkemesi, 23 Mart 2005 tarihinde, 1 Ocak 2000 - 31 Mayıs 2002 tarihleri arasındaki dönem için başvuranın talebini haklı bulmuştur. İş mahkemesi ayrıca, bu arada yapılan bir mevzuat değişikliğinin 1 Haziran 2002 tarihinden itibaren söz konusu sorunu çözmüş olduğunu belirtmiştir.
6. Yargıtay, 30 Haziran 2005 tarihinde, başvuranın, sendika olarak adlandırılmasına rağmen, sosyal sigortaya ilişkin haklar konusunda üyeleri adına dava açmaya hukuki olarak yetkisi olan bir sendika değil, Dernekler Kanunu uyarınca kurulmuş bir dernek olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Yargıtay, sosyal sigorta hakkının sigortalı kişi ile yakından bağlantılı olduğunu ve kanunla öngörülen durumlar dışında kimsenin bu hakkı sigortalı adına kullanamayacağı, devredilemez bir hakkın ve kaçınılması mümkün olamayan bir zorunluluğun söz konusu olduğunu, ayrıca, yasa gereği bir sendika olduğunu iddia edemeyecek olan davacıya, sosyal sigortaya ilişkin haklar konusunda üyeleri adına dava açma yetkisi veren herhangi bir kanun bulunmadığını belirtmiştir.
7. İş mahkemesi, dosyanın Yargıtay tarafından geri gönderilmesi üzerine, 21 Eylül 2005 tarihli bir kararla, Yargıtay kararına uygun olarak konu hakkında yetkili olmadığı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
8. Yargıtay, 11 Nisan 2006 tarihinde, bu kararı tüm hükümleriyle onamıştır.
B. İlgili İç Hukuk
9. Olayların meydana geldiği tarihte sendikaların statüsüne ilişkin olarak, somut olayla ilgili iç hukuk, Tür Köy Sen ve Şevki Konur/Türkiye ((k.k.), No. 45504/04, 13 Ekim 2009) ve Hayvan Yetiştiricileri Sendikası/Türkiye ((k.k.), No. 27798/08, 11 Ekim 2011) kararlarında büyük oranda açıklanmıştır.
10. 2821 sayılı ve 5 Mayıs 1983 tarihli Sendikalar Kanunu’nun 32. maddesi, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, sendikalara, mesleki yaşamları kapsamında üyeleri adına dava açma yetkisini hukuki olarak vermektedir.
11. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 6. maddesi, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:
‘‘ Çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden "sigortalı" olurlar.
Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar.
Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.
Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.’’
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, iç hukukta görülen davanın sonucundan ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, kendisine dava açma hakkının tanınmamasının dernek kurma hakkını ve daha da özel olarak sendika kurma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, ulusal mahkemeler tarafından kendisinin, adli makamlar önünde üyeleri adına hukuki olarak dava açma yetkisi olan bir sendika olmadığı kanaatine varılan kararın, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 11. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Sözleşme’nin ilgili hükümleri gereğince:
Madde 6 § 1
‘‘ Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...) ’’
Madde 11
‘‘ Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. (...) ’’
13. Başvuran, anayasal ve yasal hükümler kendisine açıkça sendika olarak hareket etme hakkı tanımasa da, bunu yasaklamadığını da ileri sürmektedir. Başvuran, sendika statüsünün, kendisine göre makamlar karşısında tek başına hareket etmek için yeterli finansal imkânlardan yoksun olan üyelerinin haklarını savunmasına izin verdiğini belirtmektedir.
14. Hükümet, Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak, mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmadığını, sosyal sigorta konusunda dava açma hakkının sadece sosyal sigortalı kişilerin kendisine verildiğini ve her hâlükârda bu hakkın devredilemeyeceğini ileri sürmektedir. Diğer taraftan Hükümet, diğerleri arasında Mahkeme’nin (yukarıda anılan) Tür Köy Sen ve Şevki Konur/Türkiye ve Hayvan Yetiştiricileri Sendikası/Türkiye davalarına ilişkin kararlarını hatırlatmakta ve Mahkeme’den, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmektedir.
15. Mahkeme, somut olayda şikâyetlerin sunuluş şekli bakımından, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyetin, 11. maddeye ilişkin şikâyetle oldukça bağlantılı olduğunu ve 11. maddeye ilişkin şikâyetin bir sonucu olarak değerlendirilebileceğini gözlemlemektedir. Ayrıca davaya konu olayların hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili mercii olan Mahkeme, davanın olaylarına başvuranlar veya hükümetler tarafından isnat edilen değerlendirmenin kendisini bağlamaması sebebiyle, başvuran tarafından sunulan şikâyetlerin 11. madde açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
16. Mahkeme, yukarıda belirtilen davalarda sunduğu görüşler gibi, başvurana sendika statüsünün verilmemesinin, ilgilinin dernek kurma özgürlüğüne yapılmış bir müdahale olarak incelenebileceği fakat söz konusu müdahalenin "kanunla öngörüldüğü" ve "demokratik bir toplumda gerekli olduğu" kanaatindedir.
17. Bu konuda Mahkeme, sendikalara ilişkin ulusal kanunun, sendikayı, tüzel kişiliğe sahip olan ve çalışanlar ya da işverenler tarafından kurulmuş bir kuruluş olarak tanımladığını tespit etmektedir. Ulusal mahkemeler de, sadece sendikalara ilişkin kanunun gereklerine riayet ederek kurulmuş grupların sendika olarak adlandırılabileceği ve başvuran kuruluşun kurucularının, çalışan, bağımsız işçi veya işveren olmamaları nedeniyle, bu adlandırmayı kullanmaya yetkili olmadıkları kanaatindedir.
18. Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi bir derneğin veya sendikanın kuruluşu için makamlar tarafından bazı formalitelerin ve koşulların istenebileceğini kabul etmektedir. Başka bir deyişle, bu gereklerin, Sözleşme’nin 11. maddesine uygun olması için hedeflenen amaçla orantılı olması gerekse de, Mahkeme, ulusal hukuk tarafından herhangi bir gruplaşmanın kuruluşuna ve faaliyetlerinin takibine saygı gösterilmesi gerektiğine dair belirli sayıda şekli ve maddi gerekliliğin öngörülmesinin, tek başına bir sorun teşkil etmediği kanaatindedir.
19. Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarında, başvurana ulusal makamlar tarafından dayatılan kısıtlamaların esasen, emekliler için kurulmuş bir derneğin, üyelerinin kamu menfaati alanında toplu olarak hareket etme yetkisiyle değil de, sendika adını kullanarak hareket etme yetkisiyle ilgili olduğunu kaydetmektedir.
Bu bağlamda Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın Dernekler Kanunu uyarınca kurulmuş bir dernek olduğunu belirtmeye özen gösterdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme’ye göre, sendika adlandırması, bu haliyle, dernek kurma özgürlüğünün etkin olarak kullanılması için gerekli değildir. Bir derneğin toplu menfaati veya üyelerinin menfaatini savunmak için neye göre hukuki yollara başvurabileceğinin ulusal kanun tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, başvuran kuruluşun kurucularının başka bir adlandırma kullanılmasına karar vererek faaliyetlerine devam edebileceği dikkate alındığında, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında hedeflenen amaçla orantılı olmadığı kanaatine varılamayacağı kanısındadır.
20. Mahkeme, davanın koşullarının bütünü bakımından, somut olayda, yukarıda anılan davalarda varılan sonuçtan farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir olay ve olgu ile gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (bk. Tür Köy Sen ve Şevki Konur ve Hayvan Yetiştiricileri Sendikası ve bu kararlarda atıfta bulunulan diğer davalar).
21. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy