AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 31846/08
TÜM EMEKLİLER SENDİKASI / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Nisan 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Haziran 2008 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran, merkezi Ankara’da bulunan Tüm Emekliler Sendikası isimli bir kuruluştur. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukatlar S. Beysülen, C. Toptaş ve D. Demirci tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. İçişleri Bakanlığı 22 Ağustos 1997 tarihinde, başvuranın, Anayasa’nın ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun (“Sendikalar Kanunu”) gerektirdiği üzere işçi ya da işverenler tarafından kurulmadığı gerekçesiyle, Anadolu Yakası 1 no.lu Şubesinin kapatılması istemiyle Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Bu talep, 19 Aralık 1998 tarihinde reddedilmiştir (E. 1997/672 – K. 1998/950).
5. Ankara Cumhuriyet savcısı 15 Kasım 2002 tarihinde, sendikanın kapatılması talebinde bulunarak başvuranın dokuz üyesi hakkında dava açmıştır. Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi (“Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi”) 16 Ekim 2003 tarihinde bu talebi reddetmiştir (E. 2002/907 – K. 2003/984).
6. Bu arada, 16 Eylül 2002 tarihinde, İçişleri Bakanlığı, üyelerinin, DİSK’in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) şubesi olarak Gaziantep’te bir araya geldikleri; işçi ve işveren olmadıkları halde yönetim kurulu oluşturdukları ve dosyada yer alan belgelere göre, başvuranın, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’na dayanarak kurulan bir sendika olmadığı gerekçesiyle, başvuranın Gaziantep şubesinin kapatılmasıyla istemiyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur.
7. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunun tespit edildiği çok sayıda yargılama sırasında, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Temmuz 2006 tarihinde, davanın esası hakkında karar vermiştir. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere dayanarak, başvuranın kapatılmasının, üyelerinin, ortak menfaat doğrultusunda birlikte hareket etme haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığının açtığı davayı reddetmiştir.
Bu yargılamalardan birinde, 24 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay, başvuranın ana merkezinin Ankara’da bulunduğunu ve dava dilekçesinde Gaziantep şubesinden bahsedilse bile, bunun, davanın, anılan şube aleyhine açıldığı anlamına gelmediğini ve her hâlükârda, bu şubenin tüzel kişilik taşımadığını belirterek, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
8. Yargıtay 18 Aralık 2006 tarihinde, 11 Temmuz 2006 tarihli kararı bozmuştur. Anayasa’nın, Sendikalar Kanunu’nun ve Sözleşme’nin 11. maddesinin hükümlerini hatırlatarak, sendika kurma hakkının emeklileri değil, çalışanları ilgilendirdiği değerlendirmesinde bulunmuştur. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 3. maddesine atıfta bulunarak, halen aktif hayatta bulunmayan kişilerin, ortak hedefleri doğrultusunda çalışmak amacıyla, vakıf ya da dernek gibi yardımlaşma kuruluşları kurma hakkına sahip olduklarını ve Medeni Kanun’un 47. maddesi uyarınca, özel hukuk tüzel kişilerinin, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanabildiklerini belirtmiştir. Öte yandan, başvuran sendikanın tüzüğünde bilhassa “üyeler adına toplu sözleşme yapmak” ifadelerinin yer aldığını ve düzenlemelerin, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’ndaki –Yargıtay açısından, bu Kanun, yalnızca kamu görevlilerine uygulandığı halde- düzenlemeye paralel şekilde yapıldığını kaydetmektedir. Yargıtay, başvuranın, vakıf ya da dernek veyahut başka bir dayanışma kuruluşu statüsüne sahip olmadığı ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu kapsamında tüzel kişiliğini sürdürmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Yargıtay, başvuranın üyeleri önünde, dernek ya da vakıf kurma konusunda hiçbir engel bulunmadığını da eklemiştir.
9. Yargıtay 10 Mayıs 2007 tarihinde, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
10. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 9 Ekim 2007 tarihinde, dosya üzerinden karar vererek, Yargıtay’ın kararına uymuştur. Mahkeme, üyelerinin çalışan olmaması nedeniyle, başvuranın sendika adını taşıyamayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur. Mahkeme ayrıca, ilgililerin başka bir isim alarak, bir dernek ya da vakıf kurabileceklerini ve faaliyetlerini sürdürebileceklerini eklemiştir. Bu değerlendirmeler ışığında, başvuran sendikanın faaliyetlerinin durdurulmasına ve kapatılmasına karar vermiştir.
11. Yargıtay 28 Ocak 2008 tarihinde bu kararı onamış ve 5 Mayıs 2008 tarihinde karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
12. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki dava dosyasına konulan iç hukukta verilen kararlardan, yargılamanın hiçbir aşamasında, başvuranın ve İçişleri Bakanlığının, ne Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 19 Aralık 1998 tarihli kararına ne de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Ekim 2003 tarihli kararına atıfta bulunmamış göründüğü anlaşılmaktadır.
B. İlgili iç hukuk kuralları
13. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun hükümleri Demir ve Baykara/Türkiye [BD], No. 34503/97, § 36, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
14. Sendikaların statülerine ilişkin somut olayla ilgili iç hukuk kurallarının büyük kısmı Tür Köy Sen ve Şevki Konur/Türkiye ((kk.), No. 45504/04, 13 Ekim 2009) ve Hayvan Yetiştiricileri Sendikası/Türkiye ((kk.), No. 27798/08, 11 Ocak 2011) kararlarında yer almaktadır.
15. 3 Ekim 2011 tarihli 4709 sayılı Kanun’la değiştirilen Anayasa’nın 51. maddesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. (...)”
16. 5 Mayıs 1983 tarihli 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 1. maddesi, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan halinde, çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerin korunması ve geliştirilmesi için işçiler ve işverenler tarafından meydana getirilen sendikalar ile konfederasyonların kuruluşu, teşkilatı, faaliyeti ve denetlenmesi esaslarını düzenlemeyi amaçlamaktaydı.
17. Bu Kanun’un 2. maddesinde, “işçi” hizmet akdine dayanarak çalışan kişi, “işveren” ise, işçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmaktadır.
Aynı maddede “sendika” ifadesi, işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatleri korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip kuruluş olarak tanımlanmaktadır.
18. 23 Kasım 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişiler, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.
19. 22 Kasım 2001 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun’un 37. maddesi uyarınca, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.
20. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 445/10 maddesinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan hali uyarınca, aynı konuya ve nedene sahip iki çekişmeli karar aynı taraflar arasında verildiğinde kararın düzeltilmesi talebinde bulunmak mümkündür.
ŞİKAYETLER
21. Başvuran, Sözleşme’nin 6, 7, 11 ve 14. maddelerine dayanarak, ulusal mahkemeler tarafından hakkında verilen faaliyetten men ve kapatma kararının, dernek kurma özgürlüğü hakkı ile sendika kurma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, ulusal mahkemeleri, daha önce kesinleşmiş iki kararda başka türlü karar vermiş olmalarına rağmen böyle bir karar almakla suçlamakta ve bu durumun, kesin hüküm gücü ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Hukuki Güvenlik İle İlgili Şikâyet Hakkında
22. Başvuran, Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 19 Aralık 1998 tarihinde, İçişleri Bakanlığının, faaliyetlerinin yasaklanmasına yönelik talebini reddettiğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Ekim 2003 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından 15 Kasım 2002 tarihinde yapılan talebi de reddettiğini eklemektedir. Başvuran, İçişleri Bakanlığının, lehinde verilen bir karardan yararlandığını bilerek yeni bir kapatma talebinde bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 9 Ekim 2007 tarihli kararının hukuki güvenlik ilkesini ihlal ettiği kanaatine varmaktadır.
23. Hükümet, Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 19 Aralık 1998 tarihli kararının, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 9 Ekim 2007 tarihli kararıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını ve her halükarda, Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının arşivlerde yer almadığını ileri sürmektedir.
Hükümet, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Ekim 2003 tarihli kararıyla ilgili olarak, bu kararın konusunun ve nedeninin, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 9 Ekim 2007 tarihli kararınınkinden farklı olduğunu belirtmektedir. Hükümet -24 Haziran 2003 tarihli Yargıtay kararından sonra- 9 Ekim 2007 tarihli kararın verildiği yargılamada, İçişleri Bakanlığının ilk olarak, başvuran sendikanın Gaziantep şubesinin kapatılması talebinde bulunduğunu, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin, başvuran hakkındaki davayı bizzat yönettiğini ve İçişleri Bakanlığının talebini reddettiğini açıklamaktadır. Ayrıca, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin, dosya üzerinden karar vererek, 9 Ekim 2007 tarihli kararla, Anayasa’nın, Sendikalar Kanunu’nun ve uluslararası sözleşmelerin hükümlerine dayanarak, bir sendikanın, işçiler ve işverenler arasındaki ilişkiler çerçevesinde kurulması gerektiğini belirterek başvuran sendikanın kapatılmasına karar verdiğini eklemektedir.
24. Mahkeme, Brumărescu/Romanya ([BD], No. 28342/95, § 61, AİHM 1999‑VII) ve Driza/Arnavutluk (No. 33771/02, §§ 63 ve 64, AİHM 2007‑V (özetler)) kararlarında dayandığı hukuki ilişkilerin güvenliği konusunda uygulanabilir genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
25. Somut olayda, Mahkeme, söz konusu kararların aynı konu ve nedenle ilgili olduğunu ve aynı tarafları ilgilendirdiğini kabul ettiği varsayılsa bile, başvuranın bu şikâyeti kendi önünde ilk defa gündeme getirdiğini tespit etmektedir. Dosyaya konulan belgelerin incelenmesi neticesinde, başvuran sendikanın, ulusal mahkemeler önündeki yargılama sırasında daha önceki iki karara (4 ve 5. paragraflar) atıfta bulunmamış göründüğü anlaşılmaktadır. Mahkeme öte yandan, başvuranın, söz konusu kararların çelişkili olduğu düşüncesine sahip olduğunda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 445/10 maddesi kapsamında kararın düzeltilmesi talebinde bulunma imkânına sahip olduğunu (yukarıda 20. paragraf) kaydetmektedir. Ancak, başvuran, bu konuyla ilgili olarak herhangi bir başvuruda bulunmamıştır.
26. Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
B. Sendika Özgürlüğü İle İlgili Şikâyet Hakkında
27. Başvuran, Sözleşme’nin 7, 11 ve 14. maddelerine dayanarak, anayasal hükümlerin ve ulusal mevzuatın, sendika şeklinde örgütlenme hakkını açıkça tanımıyor olsalar da, bu yönde bir yasaklama getirmediklerini ileri sürmektedir. Başvuran, sendika statüsünün kendisine, yetkili makamlar karşısında teşebbüslerini tek başlarına yürütme konusunda yeterli maddi imkândan yoksun olan üyelerinin menfaatlerini koruma imkânı verdiğini iddia etmektedir.
28. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, Mahkeme’nin yukarıda anılan Hayvan Yetiştiricileri Sendikası ile Tür Köy Sen ve Şevki Konur davalarında verdiği kararlara atıfta bulunarak, Mahkeme’den, başvuruyu kabul edilemez bulmasını talep etmektedir.
29. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisini takdir ettiğini hatırlatarak, Mahkeme, söz konusu şikâyeti, Sözleşme’nin yalnızca 11. maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
30. Yukarıda anılan kararlarda ifade ettiği görüşlerde olduğu gibi, Mahkeme, başvuran sendikanın kapatılmasının, ilgilinin dernek kurma özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olarak incelendiği ve söz konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğü, kamu güvenliğinin korunmasında meşru amaç izlediği ve ’demokratik bir toplumda gerekli’ olduğu kanaatine varmaktadır.
31. Bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme, Sendikalar Kanunu’nda sendikanın, işçiler veya işverenler tarafından meydana getirilen tüzel kişiliğe sahip kuruluş olarak tanımlandığını tespit etmektedir. Bu nedenle yerel mahkemeler, yalnızca Sendikalar Kanunu’nun gerekliliklerine riayet edilerek kurulmuş olan toplulukların böyle bir unvanı kullanabilecekleri ve ne çalışan ne serbest meslek sahibi ne de işverenl olmalaro nedeniyle, başvuran kuruluşun kurucularının bu unvanı kullanmalarına izin verilmediği değerlendirmesinde bulunmuşlardır.
32. Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi, bir dernek ya da sendika kurulması konusunda, yetkili makamlarca bazı formalite ve koşulların gerekli tutulabileceğini kabul etmektedir. Başka bir ifadeyle ve bu gerekliliklerin, Sözleşme’nin 11. maddesiyle uyumlu olması için izlenen amaçla orantılı kalması gerekse bile, Mahkeme, iç hukukun, herhangi bir grubun kendi kuruluşu ve faaliyetlerinin devamı için riayet etmesi gereken biçim ve esasa ilişkin bir dizi gereklilikler öngörmesinin, kendiliğinden bir sorun teşkil etmediği kanaatine varmaktadır.
Mahkeme, davanın koşullarında, yetkili makamlarca başvurana dayatılan sınırlamanın, esasen, üyelerinin ortak menfaat doğrultusunda birlikte hareket etme ehliyetleriyle değil sendika unvanıyla ilgili olduğunu kaydetmektedir.
33. Bu bağlamda, ulusal mahkemelerin, Dernekler Kanunu uyarınca, başvuran sendikanın üyeleri önünde, dernek ya da vakıf kurma konusunda hiçbir engel bulunmadığını belirtmeye özen gösterdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme için, sendika unvanı, dernek kurma özgürlüğünün etkin bir şekilde uygulanması için olmazsa olmaz değildir. Netice itibarıyla, başvuran kuruluşun kurucuları, başka bir ad alarak ve başka bir kanuna dayanarak faaliyetlerine devam edebildikleri için, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında izlenen amaçla orantısız olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
34. Mahkeme, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy