AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 62392/11
Seher TÜMER / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2 Nisan 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 29 Temmuz 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Seher Tümer, 1973 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran Ankara’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukatlar Ö. Türkdoğan ve S. Hocaoğulları tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, 20 Nisan 2009 tarihinde, yasa dışı bir örgüte üye olduğu hakkında şüphe duyulması nedeniyle tutuklanmıştır.
5. Ankara Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”), 8 Haziran 2009 tarihli bir iddianameyle, başvuranı yasa dışı bir örgüte üye olmakla ve bir terör örgüt lehine propaganda yapmakla suçlamaktadır.
6. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) başvuranı üzerine atılı suçlardan suçlu bulup, toplam yedi yıl bir ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
7. Yargıtay, 10 Kasım 2010 tarihinde, ağır ceza mahkemesinin kararını onamıştır.
8. Yargıtay’ın kararı, 14 Ocak 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin yazı işleri müdürüne sunulmuştur.
9. Cumhuriyet Savcısı, 9 Mart 2011 tarihinde, başvuranın cezasının infaz edilmesi amacıyla bir hapis emri vermiştir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, davasının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeteri kadar incelenmemesinden şikâyetçi olup, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir.
11. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, düşüncelerini ifade etmesinden ve bazı gösterilere katılmasından dolayı mahkûm edildiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, tabi tutulduğu ceza yargılamasının adil olmamasından ve Ağır Ceza Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğü ve gösteri yapma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedir.
13. Hükümet, altı aylık süreye riayet edilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda, Yargıtay’ın, kendisine göre somut olayda nihai iç kararı oluşturan, 10 Kasım 2010 tarihli kararının, yine kendisine göre altı aylık sürenin başladığı tarihte, yani 14 Ocak 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin yazı işleri müdürüne sunulduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, bu nedenle, başvurunun bu son tarihten altı aydan fazla bir süre sonra yapıldığını ve altı ay kuralına riayet etmediği için kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
14. Başvuran, Yargıtay kararının ne kendisine ne de avukatlarına tebliğ edilmediğini ve Cumhuriyet Savcısının 9 Mart 2011 tarihinde verdiği bir hapis emriyle bu karardan haberdar olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte cezaevinde olması nedeniyle, Yargıtay kararının yazı işleri müdürlüğüne sunulmasını takip etme imkânına sahip olmadığını ve aynı sebepten dolayı, avukatlarının özellikle bu konuda hiçbir girişimde bulunmadıklarını eklemektedir.
15. Mahkeme, Türkiye’de yürürlükte olan hukuki mevzuat ve uygulamasıyla ilgili olarak, somut olayda Yüksek Mahkeme tarafından verilen karar gibi, Yargıtay’ın ceza alanında verdiği kararların, taraflara tebliğ edilmediğini daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkemenin, Yargıtay’ın ceza alanında verdiği kararının ilk derece mahkemesinin önünde yürütülen dava dosyasına eklendiği tarihi her zaman altı ay kuralının başlangıç tarihi olarak kabul ettiği Mahkemenin yerleşik içtihadından anlaşılmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, İpek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39706/98, 7 Kasım 2000, Yavuz ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48064/99, 1 Şubat 2005, Benli/Türkiye, No. 65715/01, § 24, 20 Şubat 2007, ve Alada/Türkiye, No. 67449/12, § 31, 7 Temmuz 2015).
16. Mahkeme, somut olayda, nihai iç kararı oluşturan Yargıtay’ın 10 Kasım 2010 tarihinde verdiği kararın, başvurana veya temsilcilerine bildirilmediğini belirtmektedir. Söz konusu kararın metni, 14 Ocak 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin yazı işleri müdürlüğündeki dava dosyasına eklenmiştir ve böylece taraflara sunulmuştur. Dolayısıyla, ulusal mahkemeler nezdindeki yargılamayı takip etmek ve nihai iç kararın bir nüshasını almak için gereken özeni göstermek başvurana veya temsilcilerine aittir.
17. Yukarıdaki belirtilenleri dikkate alarak, altı aylık sürenin 14 Ocak 2011 tarihinde başladığı ve başvuranın başvurusunu 29 Temmuz 2011 tarihinde yaptığı kanaatine vararak, Mahkeme, başvurunun süresinden sonra sunulduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 9 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy