AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 11915/12
Yusuf TÜMKAYA ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 5 Mart 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 23 Ocak 2012 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran tarafların listesi ekte yer almaktadır. Başvuranlar, Ali Tümkaya’nın babası, annesi, erkek kardeşleri ve kız kardeşleridir. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Hatay Barosuna bağlı Avukat B. Akbay tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların yakını Ali Tümkaya, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmek için 11 Aralık 2010 tarihinde orduya katılmıştır. Birliğine katılmadan önce düzenlenen tıbbi rapora göre, bu bağlamda herhangi bir engel bulunduğu gözlemlenmemiştir. Diğer taraftan ilgilide, herhangi bir psikolojik veya özel bir sorun da teşhis edilmemiştir.
4. Ali Tümkaya, Tokat’ta acemi eğitiminin tamamlanmasının ardından, 14 Mayıs 2010 tarihinde usta birliği olan Erzurum Topçu Alayı’na katılmıştır.
5. İlgili, 17 Temmuz 2010 tarihinde makamlara verilmek üzere düzenlenen bir formda psikolojik sorunlarının olduğunu, uyuşturucu madde kullandığını ve intihar etmeyi düşündüğünü belirtmiştir. Bu sebeple Ali Tümkaya, birliğinin danışmanlık merkezine yönlendirilmiş ve burada askeri hayatın kendisine uygun olmadığını belirtmiştir.
6. İlgili, 20 Eylül 2010 tarihinde saat 11.00 sularında ateşli silahla başından vurularak yaralanmıştır. Tümkaya, kendisini hastaneye götüren ambülansta yaşamını yitirmiştir.
7. Erzurum Askeri Savcılığı, Ali Tümkaya’nın ölümüyle ilgili bilgilendirildikten sonra hemen ceza soruşturması başlatmıştır.
8. Askeri savcı, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı’nın bilirkişi ekibiyle birlikte derhâl olay yerine intikal etmiştir.
9. Askeri savcı, olayların meydana geldiği yerin Çavuş A. E.’nin bürosu olduğunu tespit etmiştir. Olay yeri krokisi düzenlenmiş ve olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Olay yerinde Çavuş A.E.ye ait bir tabanca ve bir mermi kovanı bulunmuştur. Delil unsurlarının korunması için gerekli bazı tedbirler de alınmıştır.
10. Askeri savcı Erzurum Aziziye Devlet Hastanesine geldikten sonra, savcı denetiminde cesedin dış muayenesi ve otopsisi yapılmıştır.
11. Adli tabipler, müteveffanın sağ kolunda ve sağ göğsünde birçok eski yara izi bulunduğunu, merminin giriş deliğinin sol şakağında yer aldığını ve 1 x 2,5 cm çapındaki çıkış deliğinin sağ şakağında yer aldığını tespit etmişlerdir. Müteveffanın bedeninde herhangi bir darp veya şiddet izi tespit edilmemiştir. Adli tabipler ölümün mermi ile yaralanmaya bağlı bir kanama sonucunda meydana geldiğini ve bu merminin ilgilinin beynine isabet ettiğini belirtmişlerdir. Bitişik mesafeli atışın söz konusu olduğu tespit edilmiştir.
12. Müteveffanın kanında toksikoloji incelemeler de yapılmıştır. Bu incelemeler sonucunda kanda uyuşturucu madde veya alkol bulunmadığı tespit edilmiştir.
13. Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından balistik inceleme yapılmıştır. Uzmanlar, Ali Tümkaya’nın yaralanmasına sebep olan tabancayı inceleyerek, tabanca mekanizmasının iyi işlediği sonucuna varmışlardır. Uzmanlar, silah üzerinden alınması muhtemel dijital parmak izi bulunmadığını kaydetmişlerdir. Ali Tümkaya’nın bedeni üzerinde yapılan muayene ve incelemeler sonucunda, yüzünde atış artığı bulunduğu tespit edilmiştir. Çavuş A.E. ve er C.İ.nin yüzleri ve ellerinden alınan numunelerde hiç bir atış artığı bulunmamıştır. Diğer taraftan, Çavuş A.E.nin tabancasında, atış izleri teşkil eden bir mermi bulunmuştur. Bu merminin incelenmesi sonucunda, söz konusu izin, incelenen silah tarafından oluşturulmadığı ve bu mermi ile olaylar arasında herhangi bir ilgi bulunmadığı tespit edilmiştir.
14. Tanık olarak birçok askerin ifadesine başvurulmuştur. Askerler, Ali Tümkaya’nın gergin, saldırgan ve hakaret etmeye eğilimli biri olduğunu, orduya katılmadan önce boksör olduğunu ve diskoteklerde fedai olarak çalıştığını, ekonomik sorunları olduğunu, arkadaşlarının aralarında para toplayarak ilgiliye yardım ettiklerini ve komutanlarıyla sorunu olmadığını beyan etmişlerdir. Arkadaşlarından bazıları, Tümkaya’nın fırsat bulduğu anda alkol tükettiğini ve uyuşturucu madde kullandığını belirtmişlerdir. Bu ifadelerin bazılarına göre, olayın meydana geldiği gün, başvuranların yakını Çavuş A. E.yi görmeye gitmeden önce bali çekmiştir.
15. Çavuş A. E. ve er C. İ.nin de ifadeleri alınmıştır. İlgililer, özellikle aşağıdaki beyanlarda bulunmuşlardır:
A.E. : “Bir haftadan beri birlikteyim. Bir astsubay ile yer değiştirdim. 20 Eylül 2010 tarihinde büromda olduğum sırada, birisi kapıya vurdu. Bu beni görmeye gelen Ali Tümkaya idi. Sorunları olduğunu ve bunlarla ilgili olarak benimle konuşmak istediğini belirtti. Daha önce de sorunlarından bahsetmek için beni görmeye gelmişti. İlgilinin büroma girmesinden önce, tabancamı kılıfından çıkarmıştım ve hemen sağ yanıma, masanın üzerine bırakmıştım. Tabancamı unuturum korkusuyla çekmeceye koymamıştım. Otururken sistematik olarak silahımı kemerimden çıkarırım, yoksa koltuğa denk geliyor ve beni rahatsız ediyor. Ali Tümkaya, bana tek bir kelime bile söylemeden, bir anda silahı ele geçirdi, sol şakağına dayadı ve kafasına bir el ateş etti. Onu engellemek için müdahale edebilecek vaktim olmadı. Tabancayı sol elinde tutuyordu. Er C. İ. de hemen yandaydı. Ne olduğunu bana sormak için koşup geldi. Ambülans çağırmak için hemen birliğin revirini aradık. Ali Tümkaya hiçbir şey söylemedi. Hastanenin acil birimine sevk edildi. Bildiğime göre psikolojik sorunu yoktu. ”
C.İ. : “Birlikte yazıcı olarak görevliyim. 20 Eylül 2010 tarihinde, saat 11.00’a doğru Çavuş A. E. ile birlikte bürodaydım. Onun bürosu ile benim bürom arasında sadece bir duvar var. Ali Tümkaya’nın geldiğini gördüm. Yaklaşık olarak otuz kırk saniye sonra, silah sesini duydum. Çavuşun odasına doğru koştum ve Ali Tümkaya’nın başından vurulmuş şekilde yerde yattığını gördüm. Çavuş A.E. bağırdı: “Neredesin!” Silah sesinden önce hiçbir şey duymadım. İkisi arasında herhangi bir tartışma yaşanmamıştı. Hemen ambülansı çağırdık. Ali Tümkaya, otuz dakika önce er İ.E. ile birlikte Çavuş A.E.’yi görmeye gelmişti, ancak Çavuş A.E. bürosunda değildi. Nöbet tutma kurallarını ihlal ettiği bir olayla ilgili olarak savunmasını vermeye gelmişti. Savunmasını yazılı olarak sunmak istedi. Bildiğime göre, sivil hayatta psikolojik sorunları vardı. Uyuşturucu kullandığı da belli oluyordu. Çavuş A.E. bir haftadan beri birlikte görevliydi. Hiç kimseyle bir sorunu yoktu. ”
16. Askeri savcı tarafından er İ.E.nin de ifadesi alındı, ilgili ifadesinde özellikle aşağıdaki beyanlarda bulunmuştur:
“ Ali Tümkaya’yı iyi tanırdım. Komutanımız Çavuş A.E., ikimizin de sivil hayatta sabıkası bulunduğu için ne bana ne de ona, hafta sonu birlikten çıkmamıza izin vermezdi. Ali Tümkaya’nın hafta sonu birliğe sarhoş döndüğünü daha önce gördüm. Öldüğü gün dışında hiçbir zaman onu bali çekerken görmedim. Neden uyuşturucu madde kullandığını bilmiyorum. Ailesinin maddi sorunları vardı. Ali Tümkaya’ya yardım etmek için aramızda para topladık. Ali, sinirli birisiydi. Genellikle benimle kötü konuşur ve küfürler ederdi, ardından beş dakika sonra özür dilemeye gelirdi. Bildiğim kadarıyla, hiç kimseyle bir sorunu yoktu. Ali Tümkaya’nın Çavuş A.E. hakkında kötü konuştuğunu hiçbir zaman duymadım. Öldüğü gün, Çavuş A.E.nin yanına gitmeden hemen önce bali çekiyordu. Anormal bir davranışı yoktu. Davranışlarında şüpheli bir şey görmedim. Ambülans çağıran çığlıkları duydum. Çavuş A.E.nin odasına doğru koştum ve Ali Tümkaya’nın başından vurulmuş şekilde sol kolunun üzerinde yerde yattığını gördüm. Çavuşun masası ile büronun duvarı arasındaydı. Hemen kendisini ambülansa taşıdık ve ardından hastaneye götürdük. ”
17. Çavuş A.E., 5 Kasım 2010 tarihinde Erzurum Askeri Disiplin Mahkemesi tarafından, erin öldüğü gün silahını denetimsiz olarak masasına bıraktığı gerekçesiyle, ihmal sebebiyle on günlük görevden uzaklaştırma cezasına mahkûm edilmiştir.
18. Ceza soruşturması sonucunda, Erzurum Askeri Savcısı 11 Kasım 2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askeri savcı, intihar iddiasını kabul ederek, Ali Tümkaya’nın bali çektiğini ve bu uyuşturucu maddenin etkisi altında bulunduğu sırada, bilinçsiz olarak, komutanının silahıyla başına bir el ateş ettiğini ve yaralanarak yaşamını yitirdiğini belirtmiştir.
19. Askeri savcı, olay yeri inceleme tutanağına, olay yeri krokisine, olay raporuna, tanık beyanlarına, otopsi raporuna ve balistik inceleme raporuna dayanarak, şu tespitlerde bulunmuştur: Başvuranların yakını, olay günü tek başına komutanı Çavuş A.E. ile konuşmak için ilgilinin bürosuna gitmiştir; er, aniden komutanının masada duran silahını almış ve kendisini öldürmek için kafasına bir el ateş etmiştir. Çavuş A.E.’nin ilgiliyi engelleme fırsatı olmamıştır; o sırada olay yerinin yakınında bulunan er C.İ. silah sesini duyarak olay yerine gelmiş ve başvuranların yakınını olabildiğince hızlı şekilde ambülansla hastaneye götürmek için yardım etmiştir, ancak ağır yaralanan er yaşamını yitirmiştir. Askeri savcı, meydana gelen olayla ilgili olarak hiç kimsenin cezai sorumluluğu bulunmadığı kanaatine varmıştır.
20. Askeri savcı, balistik incelemeye göre, bitişik mesafeden ateş edildiğini tespit etmiştir. Ayrıca askeri savcı, tanık ifadelerine dayanarak, Ali Tümkaya’nın Çavuş A.E.yi görmeye gitmeden önce bali çektiğini kaydetmiştir. Askeri savcı, balinin uçucu bir madde olması sebebiyle, otopsi sırasında müteveffanın bedeninde bu maddenin tespit edilememiş olduğu kanaatine varmıştır. Askeri savcı, Çavuş A.E.nin silahında atış kalıntısı bulunan bir mermi bulunduğunu ve bu silah üzerinde yapılan incelemeye göre, bu merminin mevcut olayla ilgisi olmadığını eklemiştir. Son olarak, askeri savcı, Çavuş A.E.nin, ölüm olayının meydana geldiği gün tabancasını denetimsiz olarak masasına bıraktığı gerekçesiyle, ihmal sebebiyle disiplin cezasına çarptırıldığını belirtmiş ve genç adamın intiharı ile bu ihmal arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
21. Başvuranlar, 27 Aralık 2010 tarihinde avukatları aracılığıyla, yakınlarının ölümüne ilişkin olarak birçok aydınlatılmamış nokta olduğunu iddia ederek, yukarıda belirtilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar özellikle, yakınlarının psikolojik sorunları olmadığını, intihar etmesi için kesinlikle hiçbir sebebin bulunmadığını ve ceza soruşturması sırasında cinayet iddiasının hiçbir şekilde dikkate alınmadığını ileri sürmüşlerdir.
22. Sarıkamış 9. Komando Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 1 Şubat 2011 tarihinde, başvuranların itirazını kabul etmiş ve savcılığın ek bir soruşturma başlatmasına karar vermiştir.
23. İskenderun Cumhuriyet Savcısı tarafından 1 Nisan 2011 tarihinde Ali Tümkaya’nın babası ve annesinin ifadeleri alınmıştır. İlgililer özellikle aşağıdaki beyanlarda bulunmuşlardır:
Baba Yusuf Tümkaya: “ Oğlumla çok yakındım. Bana her şeyini anlatırdı. Çok dürüst biriydi. Neşeli biriydi ve herkesle iyi anlaşırdı. Hiçbir psikolojik sorunu veya sağlık sorunu yoktu. Uyuşturucu madde kullanmıyordu. Zaman zaman en fazla bir bira içerdi. Sigara kullanıyordu. Sağlaktı. Askerlik hizmetine ilişkin koşullardan asla şikâyetçi olmadı. Askerlik hizmetini yerine getirmekten memnundu. Hatta o kadar memnundu ki orduda kalmak istiyordu. Her hafta dört veya beş defa telefonla görüşüyorduk. Ölümünden iki gün önce telefonda konuşmuştuk. Annesinden kendisine birkaç giysi göndermesini istedi. İntihar ettiğine inanmıyorum. Birkaç gün önce, en yakın arkadaşıyla bir saat boyunca telefonda konuştu. Arkadaşı Murat, herhangi anormal bir durum tespit etmediğini belirtti. Erlerden biri, bana bu olayın intihar olmadığını söylemek için beni aradı. Oğlum bali çekmiyordu. Diğer taraftan, dosyada bu iddianın doğruluğunu kanıtlayan hiçbir unsur bulunmamaktadır. Bali içeren herhangi bir poşet veya parmak izi bulunmamıştır. Ali amcasıyla birlikte Antalya Limanında çalışıyordu. Gemilerle ilgileniyordu. Çok neşeli birisiydi. İntihar ettiğine kimse inanmıyor. ”
Anne Mari Tümkaya: “ Ali ile telefonda çok sık konuşurduk. Askerlik hizmetinden şikâyet ediyordu. Babasıyla çok yakındı. Babasına bütün sorunlarından bahsederdi. Herhangi bir psikolojik sorunu veya sağlık sorunu yoktu. Sağlaktı. Sigara kullanıyordu. Zaman zaman babasıyla birlikte bir bira içerdi. Tatilde bizi ziyaret etmeyi dört gözle beklerdi. İntihar iddiasına inanmıyorum. Hayatı seven neşeli birisiydi. ”
24. Askeri savcı, 24 Haziran 2011 tarihinde, soruşturmayı durdurmuş ve talep edilen ek soruşturmaya ilişkin olarak, alınan tedbirleri belirttiği ve mahkemenin tespit ettiği eksikliklere cevap verdiği bir rapor ile birlikte, dosyayı mahkemeye göndermiştir.
25. Askeri Mahkeme, 27 Haziran 2011 tarihinde, başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
Mahkeme kararının gerekçelerinde özellikle aşağıdaki hususlar belirtilmiştir:
- Ali Tümkaya dışında hiç kimse üzerinde atış artığı bulunmamıştır;
- Sol şakağa bitişik mesafeden ateş edilmiştir, dolayısıyla kaza ihtimali göz önünde bulundurulamamıştır;
- Çavuş A.E. ile er Ali Tümkaya arasında herhangi bir husumet bulunmamaktaydı;
- Ali Tümkaya bilgi formunda solak olduğunu belirtmiştir. Bir çocukluk arkadaşı ve Ali Tümkaya’nın arada sırada bilek güreşi yaptığı bir asker arkadaşı solak olduğunu doğrulamışlardır;
- Savcı tarafından tekrar ifadesi alınan er İ.E., müteveffanın babasını aramadığını belirtmiştir. Bu kişinin beyanına göre, kendisini intihar iddiasına inanmadığını söylemek için arayan müteveffanın babasıdır;
- Ek soruşturma kapsamında ifadesi alınan bir askeri psikiyatrist, intiharın anlık bir eylem olabileceğini ve bazen öngörülemeyeceğini beyan etmiştir;
- davanın koşullarında, telefon görüşmelerinin dökümünün incelenmemiş olması, bu türden bir incelemenin soruşturmaya hiçbir katkıda bulunmayacağı gerekçesiyle bir eksiklik olarak değerlendirilemez.
Askeri mahkeme ayrıca, otopsi sırasında müteveffanın bedeninde neden bali maddesi tespit edilemediği sorusuyla ilgili olarak, ek soruşturmaya ilişkin rapordan anlaşıldığı üzere, bir adli tıp uzmanının savcıya bu konuya ilişkin görüş sunduğunu, bu uzmanın, ya başvuranların yakınının bu türden bir madde solumadığını ya da çok az miktarda veya ölümünden çok uzun bir süre önce soluduğunu ve balide bulunan toluen içeriğinin uçtuğu, Ali Tümkaya’nın yaşamına son vermeden önce bali çektiğinin kesin olarak tespit edilmediği ve her hâlükârda bu konu ile erin intiharı arasında doğrudan bir bağ bulunmadığı kanaatine vardığını belirtmiştir.
Bu karar, ilgililere 21 Temmuz 2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
26. Diğer taraftan, olağan uygulama uyarınca, makamlar, olayın aydınlatılması ve bu türden bir olayın tekrar yaşanmaması için gerekli sonuçları çıkarmak amacıyla, idari soruşturma başlatmışlardır.
27. Başvuranlar, 8 Eylül 2011 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde, yakınlarının ölümü sebebiyle tazminat elde edebilmek için tam yargı davası başvurusunda bulunmuşlardır.
28. Usuli gerekçelerle, dava dilekçesinin reddedilmesinin ardından, başvuranlar, maruz kaldıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi zararlar için tazminat talep ederek, 16 Temmuz 2012 tarihinde yeni bir başvuruda bulunmuşlardır.
29. Yüksek Mahkeme, 22 Mayıs 2013 tarihinde başvuranların taleplerini kısmen haklı bulmuştur. Yüksek Mahkeme, Ali Tümkaya’nın zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırda yaşamını yitirdiğini, askeri makamların erin intiharını engelleyemediklerini, Çavuş A.E.nin silahını masasında denetimsiz şekilde bırakması sebebiyle olayda ihmali bulunduğu, dolayısıyla idareden bir görevlinin hizmet kusurunun bulunduğu ve bu koşullarda Savunma Bakanlığının sorumlu olduğunu tespit etmiştir.
30. Yüksek Mahkeme, olayda müteveffaya atfedilebilir bir kusur bulunduğunu da dikkate alarak, başvuranlara aşağıdaki miktarların ödenmesine karar vermiştir:
- müteveffanın ebeveynlerinin her birine, manevi tazminat olarak 3.000 Türk lirası (TRY- yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 1.260 avro (EUR));
- müteveffanın kardeşlerinin her birine, manevi tazminat olarak 1.000 Türk lirası (TRY- yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 420 avro (EUR));
4.200 avro tutarındaki bu miktara, olayın meydana geldiği tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar olan süre boyunca işleyen gecikme faizi uygulanmıştır.
31. İdare, 19 Eylül 2013 tarihinde başvuranlara 12.397 TRY (yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 5.200 EUR) ödemiştir.
32. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 13 Kasım 2013 tarihinde, Savunma Bakanlığı tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
33. Diğer taraftan Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan ve öncelikli amaçlarından biri, askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybeden erlerin ailelerine yardım etmek olan Mehmetçik Vakfı, 23 Kasım 2010 tarihinde, müteveffanın ailesine, maddi yardım olarak 27.755 TRY (yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 13.880 EUR) ödemiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
34. Mahkeme, somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması için Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan/Türkiye (No. 40862/08, § 19, 21 Temmuz 2015) kararını ve bu kararda yer alan atıfları hatırlatmaktadır.
ŞİKÂYETLER
35. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, makamlar tarafından ileri sürülen intihar iddiasının ikna edici olmadığı ve dosyada yer alan unsurlar bakımından cinayet iddiasının daha inandırıcı olduğu kanaatine vararak, yakınlarının ölümüne ilişkin koşulların belirlenmesi için yürütülen soruşturmanın, Sözleşme gereklerine riayet etmediğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar son olarak, her hâlükârda askeri makamların yakınlarının ölümünden sorumlu olduğu sonucuna varmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
36. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedirler.
37. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, esas olarak, ölüme kasıtlı olarak neden olunmadığı durumlarda ki kendisine göre somut olayda durum bu şekildedir, hukuk davası veya idari dava açma yoluyla tazminat elde edilmesinin, uygun bir telafi teşkil ettiğini açıklamaktadır. Bu bağlamda Hükümet, başvuranlar tarafından yapılan idari başvuruya atıfta bulunmakta ve bu başvurunun sonucunda, ilgililer, herhangi bir Sözleşme ihlali bulunmadığı gerekçesiyle, mağdur sıfatından mahrum bırakılmıştır.
38. Mahkeme, bu davayı sadece Sözleşme’nin 2. maddesi açısından inceleyecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
39. Mahkeme, ulusal makamların ihlal tespit ettiğini ve bu kararın, uygun ve yeterli bir telafi teşkil ettiğini, dolayısıyla ilgili tarafın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olduğunu artık ileri süremeyeceğini hatırlatmaktadır (Turgut /Türkiye (k.k.), No. 64625/11, § 41, 30 Ağustos 2016).
40. Bu bağlamda Mahkeme, kendisi önünde görülen dava sırasında ortaya çıkabilecek her türlü fiili veya hukuki olguyu incelemeye yetkili olması sebebiyle (Müslim/Türkiye, No. 53566/99, § 57, 26 Nisan 2005), kendisinin davayı incelediği sırada, Hükümetin gerekçelerine, yani bu durumda Hükümetin somut olayda açılan idari dava hakkında ibraz ettiği ve esas başvuruda bulunmayan yeni bilgiler ışığında (yukarıdaki 30-32. paragraflar) karar vermesi gerektiğinin (Tănase/Moldova [BD], No. 7/08, §§ 105 ve 106, AİHM 2010) altını çizmektedir.
41. Mahkeme ardından, zorunlu askerlik hizmeti alanında, ihtilaf konusu olan olayların, sıklıkla Devlet makamları veya çalışanları tarafından özel kontrol altında tutulan bir bölgede veya kamusal erişimin daha kısıtlı olduğu ya da olaya karışan görevlilerin olayların tam olarak nasıl meydana geldiğini bilen muhtemel tek kişiler olduğu ve bu görevlilerin, mağdurlar tarafından kendileri hakkında ileri sürülen iddiaları teyit edebilecekleri veya reddedebilecekleri bilgilere ulaşımı olan binalarda meydana geldiğini hatırlatmaktadır; ayrıca, Mahkemenin konuyla ilgili içtihadı, belirli durumlarda, azami etkinlik kriterlerine cevap veren cezai nitelikli bir resmi soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün titizlikle uygulanmasını gerektirmektedir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015).
42. Özellikle bir erin ölümünün, tarafsız olarak, “şüpheli” göründüğü durumlarda, böyle bir yükümlülük doğmaktadır. Cinayet varsayımının, en azından olay ve olgular bakımından tartışılabilir olduğu veya ölümün bir kazadan veya kasıtlı olmayan başka bir olaydan meydana geldiğinin, açıkça ve ivedilikle tespit edilmediği durumlarda da aynı yükümlülük geçerlidir (yukarıda anılan, Hasan Çalışkan ve diğerleri/Türkiye, No. 13094/02, §§ 49-52, 27 Mayıs 2008 ve yukarıda anılan Turgut, §§ 46 ve 54).
43. Ayrıca Mahkeme, mevcut davada Devletin, başvuranın ölümünü çevreleyen koşulların ve olası sorumluların tespit edilmesini sağlayan bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğu kanaatindedir (Çiçek /Türkiye (k.k.), No. 67124/01, 18 Ocak 2005).
44. Mahkeme, somut olayda açılan cinayet ihtimalini bertaraf eden ceza soruşturmasının, uygun şekilde, ivedilikle, yeterince derinlemesine yürütüldüğü ve bağımsız olduğu ve başvuranların bu soruşturmaya menfaatlerinin korunması ve haklarının kullanımı için yeterli derecede katıldıkları kanaatindedir.
45. Nitekim Mahkeme, söz konusu soruşturmanın olayın meydana gelmesinden hemen sonra açıldığını, askeri savcının olay yerine derhal intikal ettiğini, askeri mahkemenin denetimi altında ilgili bütün delil unsurlarını topladığını tespit etmektedir: parmak izleri alınmış, bir otopsi ve balistik inceleme gerçekleştirilmiş ve tanık ifadeleri alınmıştır. Dolayısıyla soruşturmadan sorumlu makamların olayları aydınlatma isteğinden şüphe duyulması için hiçbir sebep bulunmamaktadır.
46. Bu sebeple, Mahkeme, kendisine sunulan unsurlar ışığında ve somut delillerin bulunmaması sebebiyle, başvuranların yakınının bir cinayete kurban gittiğine dair bir sonucun, varsayım ve kurgu sayılacağı kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlar tarafından olay ve olgularla ilgili olarak varılan tespitleri ve kabul gören intihar iddiasını sorgulamak için hiçbir gerekçe görmemektedir.
47. Dolayısıyla Ali Tümkaya’nın ölümünün ardından açılan soruşturmanın, koşulların kesin olarak belirlenmesine imkân vermiş olması sebebiyle, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetinin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
48. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak, askeri makamların her hâlükârda yakınlarının ölümünden sorumlu olduklarını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla Mahkemenin, Devletin, başvuranların yakınının yaşamını kendisine karşı koruyup korumadığını belirlemesi gerekmektedir.
49. Mahkeme, bu konuyla ilgili olarak, öncelikle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, Ali Tümkaya’nın intiharında idarenin kusurlu olması sebebiyle sorumluluğunu açıkça kabul ettiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 29. paragraf). Dolaysıyla, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği açıkça kabul edilmiştir. Özellikle tazminatların belirlenmesi kapsamında intiharın sorumluluğunun tamamen idareye atfedilmemesi, söz konusu kabulün önemini azaltacak nitelikte değildir (Gençarslan /Türkiye (k.k.), No. 62609/12, § 25, 14 Mart 2017).
50. Mahkeme, ikinci olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin idarenin kusurlu olduğunu tespit ettikten sonra, başvuranlara, toplam 4.200 avro tutarında tazminat ödenmesine ve bu miktara, olayın meydana geldiği tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar olan süre için gecikme faizi uygulanmasına karar verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 30. paragraf). Mahkeme, ayrıca idare tarafından başvuranlara ödenen miktarın, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık olarak 5.200 avroya tekabül ettiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 31. paragraf). Diğer taraftan Mahkeme, orduya bağlı bir vakıf tarafından başvuranlara, maddi destek bağlamında 13.880 avro tutarında yardım parası ödendiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 33. paragraf).
51. Mahkeme, başvuranlara ödenen miktarların tamamının, toplamda yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, bu miktarların, kendisinin Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği, yaşam hakkının korunmadığına ilişkin benzer davalarda hükmettiği miktarlardan çok farklı olmadığını tespit etmektedir.
52. Diğer taraftan Mahkeme, tazminatları ödeme süresiyle ilgili olarak, başvuranlara ödenmesine karar verilen miktarların idare tarafından ödendiği sürenin, somut olayda, sunulan telafi yolunun uygunluğuna zarar verecek nitelikte olmadığı kanaatindedir.
53. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvuranlar tarafından ileri sürülen yaşam hakkı ihlalinin uygun şekilde telafi edildiği ve başvuranların artık Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünün ihlali sebebiyle, “mağdur” olduklarını iddia edemeyecekleri kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 28 Mart 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Yusuf TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 1963 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.Anıl TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 1992 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.Eda TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 1997 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.Mahmut TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 1995 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.Mari TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 1966 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.Nisa TÜMKAYA, Türk vatandaşı olup, 2005 doğumludur ve Hatay’da ikamet etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy