AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 2423/15
Osman TUNA / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2 Temmuz 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 31 Aralık 2014 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Osman Tuna, Türk vatandaşı olup, 1951 doğumludur ve Konya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Mersin Barosuna bağlı avukatlar, A. Aktay ve U. Ç. Aktay tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmiştir.
4. Başvurana ödenen kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğramasına ilişkin şikâyet, 19 Ekim 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
A. Davanın Koşulları
5. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
6. Başvuran, Ermenek’te (Karaman) bulunan, 8.900 m2’lik bir alana sahip olan (115 no.lu ada, 21 no.lu parsel) taşınmazın sahibidir.
7. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2002 yılında, Ermenek’te bir baraj ve hidroelektrik santrali yapımı projesini onaylamıştır. Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü (“İdare”), 2006 yılında, bu projenin kamu yararı projesi olduğunu açıklamıştır. Başvuran, bu projeden etkilenen mülk sahipleri arasında yer almaktaydı.
8. Resmi Gazete’de 31 Ocak 2009 tarihinde yayımlanan kararla, Bakanlar Kurulu, normal kamulaştırma prosedürüne göre henüz kamulaştırılmamış olan, bu projenin kapsadığı taşınmazların, Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesiyle öngörülen acele kamulaştırma prosedürüne göre kamulaştırılmasına karar vermiştir.
9. İdare, 14 Nisan 2009 tarihinde, söz konusu hükme dayanarak, Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesine (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) başvurmuştur.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 21 Temmuz 2009 tarihinde, geçici tazminatı 181.239,80 Türk lirası (TRY - yaklaşık 84.440 avro (EUR)) olarak belirlemiş ve ihtilaf konusu taşınmazın acele kamulaştırılmasına karar vermiştir. Başvurana bu meblağ ödenmiş ve İdare’nin taşınmaza el koymasına izin verilmiştir.
11. İdare, 5 Mayıs 2010 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin öngördüğü şekliyle, kamulaştırma bedelinin miktarının belirlenmesine yönelik bir dava açmıştır.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Aralık 2011 tarihinde, kamulaştırma tazminatını 264.446,20 TRY (yaklaşık 106.450 avro) olarak belirlemiştir. Bu meblağ söz konusu mahkemeye başvurulduğu tarihte taşınmazın değeridir. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurana daha önce acele kamulaştırma prosedürü kapsamında 181.239,80 TRY tutarında bir meblağın ödendiğini tespit etmiş ve geriye kalan 83.206,40 TRY tutarının (yaklaşık 33.494 avro) İdare tarafından ödenmesine karar vermiştir. Başvurana bu meblağ ödenmiş ve taşınmaz tapu siciline İdare adına tescil edilmiştir.
13. Yargıtay, 25 Eylül 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 28 Şubat 2013 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
14. Başvuran, 8 Mayıs 2013 tarihinde, özellikle kamulaştırma bedeline gecikme faizinin uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmesinden şikâyet ederek, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 2014 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin ikinci kısmının ilgili mahkemeye başvurma tarihi (5 Mayıs 2010) ile bedelin ikinci kısmının ödenme tarihi (29 Aralık 2011) arasında % 23,8 oranında bir değer kaybına uğradığını gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin tamamına kıyasla söz konusu bedelin bu kısmının uğradığı değer kaybının % 7,4 olduğunu tespit etmiş ve bu türden bir oranın başvurana orantısız ve aşırı bir yük yüklemediği kanısına varmıştır.
16. Anayasa Mahkemesinin kararı, 2 Temmuz 2014 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
17. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Dökmeci/Türkiye (No. 74155/14, §§ 30-34, 6 Aralık 2016) kararında anlatılmaktadır.
18. Devlet İstatistik Enstitüsü (http://www.tuik.gov.tr/) tarafından yayımlanan ayrıntılı fiyat endeksinden hareketle oluşturulan, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının (http://www.tcmb.gov.tr/), enflasyon hesaplayıcısına göre, enflasyon oranı, 5 Mayıs 2010 (Asliye Hukuk Mahkemesine başvurma tarihi) ile 29 Aralık 2011 (kamulaştırma bedelinin ikinci kısmının ödendiği tarih) tarihleri arasında % 12,81 olmuştur.
ŞİKÂYET
19. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, kamulaştırma bedeline faiz uygulanmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Başvuran, kendisine ödenen kamulaştırma bedelinin taşınmazının gerçek değerini yansıtmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, prosedürün süresini ve acele kamulaştırma prosedürünün sona ermesinden itibaren İdare tarafından taşınmaza el konulmasını dikkate alarak, söz konusu bedele faizin eklenmesi gerektiğini belirtmektedir.
21. Hükümet, enflasyon oranının Asliye Hukuk Mahkemesine başvurma tarihi ile karar tarihi arasında % 12,8 olduğunu kaydetmekte ve yukarıda anılan Dökmeci davasında kabul edilen hesaplama yöntemine göre, kamulaştırma bedelinin tamamına kıyasla somut olayda maruz kalınan değer kaybının % 5’in altında olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, Arabacı/Türkiye ((k.k.), No. 65714/01, 7 Mart 2002), ve Kurtuluş/Türkiye ((k.k.), No. 24689/06, 28 Eylül 2010) davalarına atıfta bulunarak, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.
22. Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş bildirmemektedir.
23. Mahkeme daha önce, başvuran tarafından sunulan şikâyete benzer bir şikâyet hakkında karar verdiğini ve kamulaştırma bedelinin tamamına kıyasla % 7,7 oranında bir değer kaybı nedeniyle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Dökmeci kararı, §§ 50-60). Bu nedenle, Mahkeme, Arabacı ve Kurtuluş davalarında (yukarıda anılan kararlar), ödenen miktar ile söz konusu bedelin tamamı arasında küçük bir farklılığın (% 5’ten daha az) hesaplama yönteminin neden olduğu bir belirsizlik payı olarak yorumlanabileceği ve bu farklılığın genel menfaatin korunması ile ilgililerin haklarının korunması arasındaki adil dengeyi bozmadığı kanısına varmıştır.
24. Mahkeme somut olayda, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından başvurana ödenmesine karar verilen ek meblağa (83.206,40 TRY) gecikme faizinin eklenmediğini gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin ikinci kısmının ilgili mahkemeye başvurma tarihi (5 Mayıs 2010) ile bedelin ikinci kısmının ödenme tarihi (29 Aralık 2011) arasında % 23,8 oranında bir değer kaybına uğradığını gözlemlemiştir. Bununla birlikte, Hükümetin belirttiği üzere, enflasyon oranı bu tarihler arasında % 12,8 olmuştur ve başvuran bu duruma itiraz etmemiştir. Hükümet tarafından ileri sürülen enflasyon oranının somut olaya ilişkin ekonomik verilere uygun olması nedeniyle (18. paragraf), Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararında yalnızca maddi bir hatanın söz konusu olduğu kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, dikkate alınan dönem boyunca, enflasyonun etkisini göz önünde bulundurarak, başvurana ödenen ek meblağın yaklaşık % 12,81 oranında değer kaybettiği kanaatine varmaktadır. Böylelikle, Mahkeme, kamulaştırma bedelinin tamamına (264.446,20 TRY) kıyasla bedelin bu kısmının uğradığı değer kaybının % 4 olduğunu ifade etmektedir.
25. Mahkeme (yukarıda belirtilen) Arabacı ve Kurtuluş davaları ışığında, tazminatın enflasyon dikkate alınarak ödenmesi durumunda oluşacak çok küçük farkın, genel menfaatin korunması ile ilgilinin haklarının korunması arasındaki adil dengeyi bozmayacağını değerlendirmektedir.
26. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Eylül 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy