AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 57202/11
Gülizar TUNCER GÜNEŞ / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Eylül 2011 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Gülizar Tuncer Güneş, Türk vatandaşı olup, 1966 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Kadirhan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Bir gösteri sırasında polis tarafından kötü muamelelere maruz kaldığını belirten bir grup öğrenciye ilişkin bir dava hakkında Yeni Akit gazetesinde 8 Aralık 2010 tarihinde bir makale yayımlanmıştır. Bu makalede, söz konusu bir grup öğrencinin arasında yer alan bir genç kızı temsil eden ve İstanbul Barosunda avukat olan başvuranın adı belirtilmiştir. Söz konusu makalede, diğerlerinin yanı sıra, “avukatın iyi tanındığını” belirten bir bölüm bulunmaktaydı ve kendilerine atfedilen suçların niteliği belirtilerek ve terörist olarak nitelendirilen farklı gruplara mensup oldukları ifade edilerek, avukatın müvekkillerinin adı yer almaktaydı.
5. Başvuran, 1 Şubat 2011 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’na (“Cumhuriyet Savcısı”), yayınevinin sahibi ve Yeni Akit gazetesinin Yazı İşleri Müdürü hakkında karalama, iftira, hakaret ve suç işlemeye teşvik nedeniyle şikâyette bulunmuştur. Başvuran, ihtilaf konusu basın makalesinde, müvekkillerinin adının uygunsuz bir şekilde yayımlandığını ve bu makalenin, toplum nazarında, kendisinin yasa dışı örgütlerle bağlantılı olduğunu göstererek, hayatını tehlikeye attığını ileri sürmüştür.
6. Cumhuriyet Savcısı, 15 Şubat 2011 tarihinde, söz konusu makalenin yalnızca, hem ulusal hukuk hem de Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından tanınan basın özgürlüğünün kullanılması çerçevesinde başvuran hakkında hakaret edici olmaksızın ilgili hakkında bilgiler verdiği gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), Cumhuriyet Savcılığı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazı, 24 Mart 2011 tarihinde reddetmiştir.
ŞİKÂYET
8. Başvuran, Sözleşme’nin 2, 3 ve 8. maddelerini ileri sürerek, ulusal makamları, kendisi tarafından açılan ceza davası kapsamında, kamuoyu tarafından cezalandırılması için kendisini potansiyel hedef olarak gösteren imalarda bulunarak kabul edilebilir eleştirinin sınırlarını aştığı kanısına vardığı bir basın makalesine ilişkin olarak, özel hayata saygı ve itibarının korunması haklarını korumamakla suçlamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
9. Başvuran, kendisi tarafından yapılan şikâyetin incelenmesi çerçevesinde, ulusal makamların, kendi ifadesine göre, ihtilaf konusu basın makalesinin verdiği zararlara karşı özel hayatını koruma yükümlülüklerini yerine getirmemelerinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, iddialarını desteklemek için Sözleşme’nin 2, 3 ve 8. maddelerini ileri sürmektedir.
10. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı kalmamaktadır ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
11. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamında bir itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın tekzip hakkına ilişkin yolu kullanması ve ihtilaf konusu makaleyle ilgili olarak hukuk mahkemeleri önünde kendisi tarafından yürütülen tazminat davasının sonunda Anayasa Mahkemesine başvurması gerektiğini ileri sürmektedir.
12. Esasa ilişkin olarak, Hükümet, ihtilaf konusu basın makalesinin başvuran hakkında hakaret teşkil eden ve gerçeğe uygun olmayan herhangi bir söz içermediğini belirtmektedir. Hükümet, ilgilinin müvekillerine ilişkin bilgileri içeren bölümlerin, basının genel menfaati ilgilendiren bir tartışmaya ilişkin bilgileri iletme görevi ve toplumun bu bilgileri alma hakkı kapsamına girdiğini ifade etmektedir. Hükümet son olarak, ulusal mahkemelerin basın özgürlüğü ile başvuranın kişilik haklarına saygı arasında adli bir denge kurduklarını ileri sürmektedir.
13. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedir. Başvuran, ihtilaf konusu basın makalesinin içeriğinin, kendi ifadesine göre, okuyucuyu yönlendirmesi ve kendisini yasa dışı silahlı örgütlerle ilişkilendirmesi nedeniyle, toplum nazarında hedef göstererek hayatını tehlikeye attığını ifade etmektedir. Başvuran aynı zamanda, ihtilaf konusu basın makalesiyle yayımlanan meslek yaşamına ilişkin bilgilerin toplum için herhangi bir yarar sunmadığını ileri sürmektedir.
14. Mahkeme, her şeyden önce, başvurunun her halükârda aşağıda belirtilen nedenlerle kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki ilk itirazı hakkında karar vermesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
15. Mahkeme ardından, özel hayatın ve ifade özgürlüğünün korunması konusunda oluşturduğu içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Bu ilkeler, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmektedir.
16. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, özel hayatının ve itibarının korunması hakkını zedelediği kanaatine vardığı basın makalesinin yayımlandığı gazetenin sorumluları hakkında şikâyette bulunduğunu ve Cumhuriyet Savcısı’nın kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, ardından bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylandığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 6 ve 7. paragraflar).
17. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda yararlandığı takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu makalenin yer aldığı olgusal bağlamı değerlendirmek için en iyi konumda bulundukları kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, ulusal makamların, özellikle Cumhuriyet Savcısı’nın, başvuranın özel hayatına ve itibarına saygı hakları ile karşı tarafın ifade özgürlüğü hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi, Mahkemenin içtihadıyla (yukarıda anılan Tarman kararı, § 38) oluşturulan kriterlere dayanarak incelediğini tespit etmektedir. Bu durumda, Cumhuriyet Savcısı, dosyayı incelemesinin ardından, ihtilaf konusu basın makalesinde kullanılan ifadelerin hakaret suçu ya da iftira suçu oluşturmadığı, ilgili hakkında sunulan bilgilerin yalnızca okuyucuların dikkatine yayımlanan gazetecilikle ilgili bilgiler olduğu ve bu bilgilerin iç hukukta belirtilen basın özgürlüğünün sınırlarına ve Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında ifade özgürlüğünün sınırlarına riayet ettiği kanısına varmıştır.
18. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, ulusal makamların, basın özgürlüğü ile başvuranın özel hayatının ve itibarının korunması hakkı arasında gözetilmesi gereken dengeyi ayrıntılı bir şekilde değerlendirdikleri kanaatindedir. Ulusal makamların, bu farklı menfaatlerin değerlendirilmesi çerçevesinde, kendilerine bu konuda tanınan takdir yetkisini aştıkları ve ilgiliye ilişkin olarak Sözleşme’nin 8. maddesinin kendilerine yüklediği pozitif yükümlülükleri yerine getirmedikleri sonucuna varılmasını sağlayan herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
19. Özellikle ihtilaf konusu makalenin hayatını tehlikeye attığı yönünde başvuranın iddialarına ilişkin olarak Mahkeme, ilgilinin, hangi nitelikte olursa olsun yakın bir tehlikeyi veya ilgilinin somut bir şekilde karşılaşabileceği bir tehdidi belirtmeye imkân veren inandırıcı bir unsur sunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme öte yandan, başvuranın, ulusal makamları kendisi hakkında yakın koruma gibi güvenlik tedbirleri almaya davet etmediğini de kaydetmektedir.
20. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 23 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy